Amasyalıdır. Meşâhîr-i hükemâ ve etibbâdan “Amasyalı Sabuncuoğlu” demekle meşhûr Hacı İlyâs Çelebizâde Mevlânâ Alâeddîn Ali Çelebi mahdûmudur. Fünûn-ı tıbbiyeyi dedesi Hekim Hacı İlyas Çelebi’den ahz ve teallüm ve ulûm-ı Arabiyye ve şer’iyyeyi de asrı ulemâsından tahsîl ederek tedrîse başladı. [86]

Kendisinin eserlerinde yazdığı üzere pederi küçük yaşında vefât etdiğinden ceddi ve mâderinin yanında büyüdü. Dedesinin de vefâtıyla hayli müşkilâta uğradı. Darlık içinde tedrîse ve hekîmliğe girişti.

Bir müddet sonra Amasya vâlisi olarak gelen Şehzâde Sultân Alâeddîn Bey’e çatıp müşârün-ileyhe tabîb olmuşdu. Fakat 846’da müşârün-ileyhin şehâdetinde yine açıkda kaldı. Şehzâdeyi kıyâma teşvîk etdiği bahânesiyle kendisine bir vazîfe verilmedi. Ancak tabâbetle geçindi.

855 târihinde Fatih Sultân Mehmed’in cülûsunda Amasya Dârüşşifâ’sı tabîbi olup yirmi yıldan ziyâde bu vazîfesinde mukdimâne çalışdı. Amasya vâliliğinde Sultân Bâyezîd-i Sânî’ye çatıp etibbâ-yı hâssa meyânına idhâl edildi. Büyük bir refâh gördü.

İşte bu esnâda tedâvî etdiği hastalar üzerinde tatbikler, tecrübeler icrâ ederek tecrübelerinin hülâsasından bâhis “Kitâbü’l-Mücerrebât” adlı eserini yazdı. [87] Dişçiliğe, eczâcılığa dâir de eserler yazıp Türk tabâbetine hayli eserler yazıp 878 sâlinden sonra vefât etdi.

Mahdûmu reîsü’l-etibbâ hekîm-i meşhûr Sinâneddîn Yûsuf Efendi İstanbul’da sertabîb-i Sultânî oldu. Diğer mahdûmu Lütfullah Efendi de Amasya’da kalıp pederinin yerini tutdu. Bunun mahdûmları İlyâs, İsa Çelebiler de etibbâdandır.