Özgün Metin

Daḫî bin ḫâṣ üştür kûh-ı kûhân
Bülendân püşte püştân pür-şükûhân
Bedenler kûh ammâ yoḳ sütûnı
Sütûn ile çekerler Bî-sütûnı
Hem aṣḥâb-ı ḳanâʿat gibi kem-ḫˇâr
Hem erbâb-ı kerem gibi kem-âzâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir de hörgüçleri dağ gibi bin seçkin deve vardı; sırtları yüksek, sırtları heybetliydi.

2. Bedenleri dağdı ama direkleri yoktu; yine de direkleriyle (bacaklarıyla) Bîsütun dağını çekerlerdi.

3. Hem kanaat ehli gibi az yer, hem de cömertler gibi kimseyi pek incitmezlerdi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Latîfî, Kâmî'nin kayıp Yûsuf u Züleyhâ'sından aktardığı at tasvirinin hemen ardından bu üç beyti "ṣıfat-ı üştür", yani devenin vasfı başlığıyla verir. Mesnevi beyitleridir ve her beytin iki mısraı kendi içinde kafiyelenir: "kûhân / pür-şükûhân", "sütûnı / Bî-sütûnı", "kem-ḫˇâr / kem-âzâr". Parça yalnız Latîfî'de bulunur. Develerin kıssanın hangi sahnesinde anlatıldığı bilinmiyor; at tasviriyle birlikte büyük bir kervan ya da alay sahnesine ait olabilir, bu bir tahmindir. Tezkire neşri vezni göstermez.

Anlam ve Söz Sanatları

Parçanın her beyti ses tekrarına dayanır. İlk beyitte "kûh" (dağ) ve "kûhân" (hörgüç), ikinci mısrada "püşte" (tepe, yüksek sırt) ve "püştân" (sırtlar) yan yana getirilir. Bu ses benzerlikleri devenin iri, dağ gibi gövdesini kelimelerin ağırlığıyla da hissettirir. İkinci beyit parçanın en hünerli yeridir. Develerin bedeni dağ gibidir ama dağların aksine "sütun"ları, yani altlarında bir direkleri yoktur. Buna rağmen "sütun" ile, yani dört ince bacaklarıyla, "Bî-sütûn"u çekerler. Bîsütun, İran'da Ferhad ile Şirin hikâyesine konu olan ünlü dağın adıdır ve kelime anlamı "direksiz"dir. Böylece beyit hem bir tezat hem de bir cinas kurar: direksiz dağlar gibi olan develer, direkleriyle direksiz dağı taşıyacak kadar güçlüdür. Bîsütun dağını çekmek, develerin taşıdığı yükün büyüklüğünü anlatan bir mübalağadır.

Son beyit develere ahlakî vasıflar verir. Devenin az su ve az yemle uzun yol gitmesi, kanaat sahiplerinin az yemesine benzetilir. Uysal ve zararsız oluşu da cömert insanların kimseyi incitmemesiyle bir tutulur. "Kem-ḫˇâr" (az yiyen) ile "kem-âzâr" (az inciten) arasındaki ses benzerliği beytin ahengini taşır. Hayvan tasvirinin bir ahlak dersine dönüşmesi, mesnevi geleneğinde tasvirin çoğu zaman öğütle birleştiğini gösterir.

Tarihî Bağlam

Latîfî bu parçadan hemen sonra Kâmî'nin şiirlerinin tabii ve bol olduğunu, fakat şöhretten uzak kaldığını söyler. Yûsuf u Züleyhâ'nın Câmî'den tercüme olduğunu ve Kâmî'nin başka mesnevilerden de yararlandığını belirten Latîfî, eserin dikkat ve sanat bakımından üstün olduğu kanaatindedir. Âşık Çelebi ve Kınalızâde'ye göre eser şairin ölümünden sonra kaybolmuştur. Âşık Çelebi bu Kâmî'yi Şeyh Cemâl'in yeğeni Mehmed Çelebi olarak tanıtır. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinde andığı Kâmî ile aynı kişi olup olmadığı kesin değildir. Ayrıntılar Kâmî (Şehzade Ahmed Meclisi) yazısındadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar