Özgün Metin

Yola ʿazm itse her biri sebük-ḫîz
Dürerlerdi yoluñ menşûrını tîz
Şinâver yemde hemçû murġ-ı âbî
Devende yerde âhû-veş şitâbı
Ururlar yâra ṣadr-ı senge sümden
Şikeste-bâl iderler murġı dümden

Günümüz Türkçesiyle

1. Her biri çevik adımlı bu atlar yola koyulunca, yolun açılmış fermanını bir tomar gibi çarçabuk dürüverirlerdi.

2. Denizde su kuşu gibi yüzer, karada ceylan gibi hızla koşarlardı.

3. Toynaklarıyla kayanın göğsünü yaralar, kuyruklarıyla kuşun kanadını kırarlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Latîfî bu üç beyti Kâmî'nin kayıp Yûsuf u Züleyhâ'sından, "ṣıfât-ı esb-i ṣabâ-şitâb", yani sabah rüzgârı gibi hızlı atların vasfına dair bir bölümden aktarır. Mesnevi beyitleridir ve her beytin iki mısraı kendi içinde kafiyelenir: "sebük-ḫîz / tîz", "âbî / şitâbı", "sümden / dümden". Parça yalnız Latîfî'de bulunur. Hemen ardından aynı eserden bir deve tasviri gelir ve o parça bu kategoride ayrı sayfada verilmiştir. Atların kıssanın hangi sahnesinde anlatıldığı bilinmiyor. Tezkire neşri vezni göstermez.

Anlam ve Söz Sanatları

Mesnevilerde at tasviri, şairin hızı ve kudreti abartılı benzetmelerle anlatma hünerini gösterdiği bilinen bir bölümdür. İlk beyitte yol, açılmış bir ferman ya da tomar olarak düşünülür. "Menşûr" kelimesi hem padişah fermanını hem de "yayılmış, açılmış" olanı anlatır. Atlar yola çıkınca bu açık tomarı bir anda dürerler; yani yolu katlayıp kısaltırlar. Mesafeyi kâğıt gibi dürmek, hız için kullanılan zarif bir istiaredir. İkinci beyit atları hem denizde hem karada üstün gösterir. Suyu su kuşu gibi aşmaları, karada ceylan gibi koşmaları, iki ayrı âlemin en çevik canlılarıyla yapılan bir teşbihtir.

Üçüncü beyitte iki mısra birbirine paralel kurulmuştur: "sümden" (toynaktan) ve "dümden" (kuyruktan) kelimeleri yalnız ilk harfleriyle ayrılır ve kafiyeyi taşır. Toynaklar kayanın göğsünü yaralayacak kadar sert, kuyruklar ise kuşun kanadını kıracak kadar hızlıdır. Kuşun kanadının kuyruk darbesiyle kırılması, atların kuşları geride bırakacak kadar hızlı koştuğunu söylemenin mübalağalı bir yoludur. Bu yorum bizimdir. Taş, kuş, deniz ve kara arasında kurulan bu tablo, atların bütün tabiatı fethettiği bir sahne çizer.

Tarihî Bağlam

Latîfî, Kâmî'nin mesnevisinde tasannu ve hayalin insan aklının ulaşabileceği sınıra vardığını söyler ve bu parçayı da bu hükmünün örnekleri arasında verir. Aynı yerde şairin şiirlerinin tabii ve bol olduğunu, fakat şöhretten uzak kaldığını ekler. Âşık Çelebi ve Kınalızâde'ye göre eser şairin ölümünden sonra kaybolmuştur. Âşık Çelebi bu Kâmî'yi Şeyh Cemâl'in yeğeni Mehmed Çelebi olarak tanıtır. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinde andığı Kâmî ile aynı kişi olup olmadığı kesin değildir. Ayrıntılar Kâmî (Şehzade Ahmed Meclisi) yazısındadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar