Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilün

Ṣubḥ-dem zāl-i felekden ṭoġdı bir ḫurşīd-nām
Şöyle altun başlı ṣırma ṣaçlu bir şīrīn-ġulām
Nūr-ı ḥüsni ḫāne-i çarḫı münevver eyledi
Ḳalb-i me’yūs içre gūyā ḳalmadı aṣlā ġumām
Ḫīr-baḫş-ı dīdegān olan degül ḫayṭ-ı şu‘ā‘
Tāb-ı tār-ı zülfüdür zeynidir anuñ şems-fām
Bir siyeh kemḫādan olmuş cāme-ḫᵛābdır aña leyl
Kim vücūd-ı nāzenīni üzre ḳorlar şām şām
Görinen kevkeb degildir fi’l-ḥaḳīḳa māh-ıla
Zer benek sīmīn göbek ol cāme-ḫᵛāb üzre tamām
Ba‘dezā cümle melekler ḳıldılar bir meşveret
Şimdi bu nev-zāde-i ḫurşīd-çehre ḫoş-ḫırām
Didiler kim ḳanḳı ṭıfl-ı pāk-ile olsun ṭufeyl
Kimiñ ile bir yata bir ḳalḳa bir ola müdām
Ḳanḳı ṭıfl-ı pāk-ile hem-mekteb-i ‘irfān ola
Ḳanḳı ṭıfla idelim cüzdān-ber çāker ḫıdām
Dāḫi emr-i meşveret bulmamış-idi intihā
İçlerinden birisi çün ḳıldı ‘izzetle ḳıyām
Didi bilürsiz ki bir mihr-i necābet vardır
İsmidir Seyyid Süleymān Rif‘at-i ‘ālī-maḳām
Hem Ḳapucıbaşı-yı dergāh-ı Sulṭān Ḫan Selīm
Hem silaḥşūr-ı şecā‘at-perver-i ẕī-şān u kām
Hem Amāsiyye livāsı kendiye teslīmdir
Hem odur ġāyet ile ṣāḥib-niẓām u intiẓām
‘İlm ü fażl u dāniş ü ‘irfān u iẕ‘ān cümlesi
Oldı ol mīr-i mükerremde tāmāmā iḫtitām
Ġālibā on gün muḳaddemce Muḥarremden anıñ
Ḳıldı bir maḫdūmı dünyāya şerāfetle ḳudām
Aña bu nev-zādeyi yoldaş u bekdaş idelim
Pek münāsibdir olunsa ḫiẕmetine inżimām
Didiler pek rāy-ı müstaḥsen budur ṣad āferīn
Bārekallāhu te‘ālā bu zihī aḥsen kelām
Ḳaldırup her birleri dest-i du‘āyı ol zamān
Didiler Ḫāliḳ u Ḥayy u [yā] Semī‘[u] Lā-yenām
Sen o ṭıfla ‘ömr-i ‘Īsā Meryemi eyle kerem
Ḳıl semā’-ı bedrde māder pederle müstedām
Ḳadr ü bahtın gün gibi eyle mu‘allā müncelī
Āstān u rāstānın merci‘-i cümle enām
İtdiler cümle melekler böyle tekmīlī du‘ā
Emr-i tārīhi de ḳaldı saña Vāżıḥ müstehām
İt şu mıṣra‘ı ḥisāb olmaḳ gerek tārīḫ aña
Geldi dünyāya selāmet ile Mīr ‘Abdü’s-selām (1209)

Günümüz Türkçesiyle

1. Seher vakti feleğin yaşlı kadınından (gökten) güneş adlı bir çocuk doğdu; şöyle altın başlı, sırma saçlı, tatlı bir oğlan.

2. Güzelliğinin nuru feleğin evini aydınlattı; ümitsiz gönülde sanki hiç bulut kalmadı.

3. Gözlere hayır bağışlayan (gözleri kamaştıran) şey ışık teli değildir; onun zülfünün telinin parıltısıdır, güneş renkli süsüdür.

4. Gece, ona siyah kemhadan (ağır ipekli kumaştan) yapılmış bir yatak örtüsüdür; onu akşam akşam nazlı vücudunun üzerine örterler.

5. Görünen şey gerçekte ay ile yıldızlar değildir; o örtünün üzerindeki baştan başa altın benekler ve gümüş göbeklerdir.

6. Bundan sonra bütün melekler bir danışma yaptılar: şimdi bu güneş yüzlü, güzel salınan yeni doğan (ne olacak),

7. Dediler ki: hangi temiz çocuğa eş ve yoldaş olsun; kiminle birlikte yatıp kalksın, daima beraber olsun?

8. Hangi temiz çocukla irfan mektebinde okul arkadaşı olsun; onu hangi çocuğa cüz kesesini taşıyan hizmetkâr edelim?

9. Danışma işi henüz sona ermemişti ki içlerinden biri izzetle ayağa kalktı.

10. Dedi: bilirsiniz ki bir asalet güneşi vardır; adı yüce makamlı Seyyid Süleyman Rif'at'tır.

11. Hem Sultan Selim Han'ın dergâhının kapıcıbaşısıdır, hem şecaat sahibi, şanlı ve muradına ermiş bir silahşordur.

12. Hem Amasya sancağı ona teslim edilmiştir, hem de o son derece düzen ve intizam sahibidir.

13. İlim, fazilet, bilgi, irfan ve anlayışın hepsi o kerem sahibi beyde tamamıyla kemale ermiştir.

14. Galiba Muharrem'den on gün kadar önce onun bir oğlu şerefle dünyaya ayak bastı.

15. Bu yeni doğanı ona yoldaş ve arkadaş edelim; onun hizmetine katılırsa pek yerinde olur.

16. Dediler: "Pek beğenilecek görüş budur, yüz aferin; Yüce Allah mübarek etsin, bu ne güzel söz."

17. O zaman her biri dua elini kaldırıp dediler: "Ey Yaratan, ey Diri, ey İşiten, ey Uyumayan,

18. Sen o çocuğa Meryem oğlu İsa'nın ömrünü kerem eyle; onu dolunay göğünde annesi ve babasıyla birlikte kalıcı kıl.

19. Kadrini ve bahtını güneş gibi yüce ve parlak eyle; kapısı bütün insanların başvurduğu yer olsun."

20. Bütün melekler böylece duayı tamamladılar; ey Vâzıh, tarih söyleme işi de istenen bir iş olarak sana kaldı.

21. Şu mısraı hesap et, ona tarih olması gerek: "Mîr Abdüsselâm selametle dünyaya geldi."

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yirmi bir beyitlik bu manzume Dîvânçe'nin en uzun tarihidir. Remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve bütün beyitler "-ām" sesiyle kafiyelenir; Özçakmak onu bu yüzden "21 beyitlik kaside" diye anar. Babaarslan'a göre şiir, Sultan Selim'in kapıcıbaşısı Seyyid Süleyman Rif'at Efendi'nin oğlu Mîr Abdüsselâm'ın doğumuna yazılmıştır ve 1209 (1794-95) yılını verir. Tarih düşürmek, bir olayın yılını harflerin sayı değerleri toplamı (ebced hesabı) o yılı veren bir söz ya da mısrayla bildirmektir. Son beyitte şair tarihin son mısraın bütünü olduğunu açıkça söyler.

"گلدی دنیایه سلامت ایله میر عبد السلام" yazılışıyla "geldi" 64, "dünyāya" 80, "selāmet" 531, "ile" 46, "Mīr" 250, "‘Abdü's-selām" 238 eder; toplam tam olarak 1209'dur. Hesap bizimdir ve yazmadaki imlanın bu biçimde olduğu varsayımına dayanır.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir küçük bir hikâye gibi kurulmuştur. İlk beş beyitte sabah güneşi, feleğin yaşlı kadınından doğan altın saçlı bir bebek olarak anlatılır; güneş ışınları onun saç telleri, gece onun siyah ipek yatak örtüsü, ay ve yıldızlar da bu örtünün altın benekleri ve gümüş düğmeleridir. Bu bölüm teşhis ve istiarelerle örülü bir tasvirdir. Altıncı beyitten sonra melekler toplanıp bu "güneş çocuğun" kime arkadaş olacağını tartışır; içlerinden biri Seyyid Süleyman Rif'at'ın yeni doğan oğlunu önerir, ötekiler de dua ederek kabul eder. Böylece güneş, Mîr Abdüsselâm'ın beşik arkadaşı ve hizmetkârı olur. Yeni doğan bir çocuğu güneşin yoldaşı yapan bu kurgu, babayı ve oğlu övmenin dolaylı bir yoludur.

Dua beyitlerinde Allah'ın Hâlık, Hayy, Semî‘ adlarıyla birlikte "Lā-yenām" (uyumayan) sıfatı anılır. Çocuğa İsa'nın ömrünün dilenmesi, göğe yükseltildiğine inanılan İsa'nın uzun ömrüne bir telmihtir. Bu çözümleme bizimdir. Son iki beyitte melekler tarih söyleme işini şaire bırakır ve şair kendi mahlasını anar.

Tarihî Bağlam

On dördüncü beyte göre çocuk Muharrem'den "galiba on gün kadar önce", yani 1208 yılının son günlerinde doğmuştur; tarih mısraı ise 1209'u verir. Şiirin yeni yılın başında yazılmış olması mümkündür. Hüsameddin, 1209 Muharrem ayının başında Amasya sancağının Canikli Hacı Ali Paşa'nın yeğeni Hazînedârzâde Süleyman Bey'e verildiğini ve onun Amasya muhassılı olduğunu yazar. Şiirdeki "Amasya sancağı ona teslim edilmiştir" sözü bu kayıtla örtüşür; bu yüzden Seyyid Süleyman Rif'at'ın Hazînedârzâde Süleyman Bey olması muhtemeldir. Ancak Hüsameddin onu "Rif'at" adıyla ya da kapıcıbaşı olarak anmaz; eşleştirme bizim çıkarımımızdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1976-1977; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 73b-74a). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
  • Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı; tarihler: s. 1929-1930). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
  • Fatma Özçakmak, "Mustafa Vâzıh Efendi ve Dîvânçe'si", Kesit Akademi Dergisi, 7(26), 2021, s. 255-278, s. 275.

Çevrimiçi kaynaklar