Özgün Metin
Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün
Şi’rden başka safâ peymânesi nûş etmedim
Bikr-i mazmûndan öte duhter der-âgûş itmedim
Mest-i fikrim neş’e-i idrâk ile dem-sâz olup
Vakti söyletdim zebân-ı hâli hâmûş itmedim
Bî-sadâ âheng-i ilhâmâta itdim vakf-ı gûş
Sâz-ı rûhânî-tarabdan başka ses gûş itmedim
Neş’e-i ûlâyı asla bulmadım hâlis ayâr
Neş’e-i uhrâyı bey’-i nakd-i mağşûs itmedim
Hiss-i hayvânîyi buldum bir kalender iştihâ
Sabra habs itdim gezer ber-hâne berdûş itmedim
Kılmadım deryûze-i mîr ü vezîr ü padişâh
Hırka-i haysiyyeti bir bâba mefrûş itmedim
Enderûn-ı sîneyi rüşdümle tevşîh eyledim
Sadrımı tıflâne zibâyişle menkûş itmedim
Tac ü destârın gurûrundan tehâşî’ eyledim
Nûr-ı irfân üstüne tercîh-i serpûş itmedim!
Çok şey öğrendim unutdum nakş-ı hâtır nâmına
Bir tesellî kaldı kim hakk-ı ferâmûş itmedim!
Yetmiş üç yıldır geçirdim nîg u bed çok rûzgâr
Ben tebahhur eyledim Cûdî fakat cûş itmedim
Günümüz Türkçesiyle
1. Şiirden başka bir neşe kadehi içmedim; el değmemiş, hiç kullanılmamış bir buluştan (bikr-i mazmûn) başka bir kızı kucaklamadım.
2. Düşüncem sarhoştu ama kavrayışın neşesiyle uyum içindeydi; zamanı konuşturdum, hâlin dilini (zebân-ı hâl, olayların sessizce anlattığını) susturmadım.
3. Kulağımı ilhamların sessiz ahengine adadım; ruha neşe veren o çalgıdan başka hiçbir sese kulak vermedim.
4. Dünya neşesinin (neş'e-i ûlâ) ayarını hiç saf bulmadım; ahiret neşesini de (neş'e-i uhrâ) kalp akçeyle satmadım.
5. Hayvanî duyguyu doymak bilmez bir kalender iştahı gibi buldum; onu sabırla hapsettim, evini sırtında taşıyan bir serseri gibi dolaştırmadım.
6. Ne emirden, ne vezirden, ne padişahtan bir şey dilendim; haysiyetimin hırkasını hiçbir kapının önüne sermedim.
7. Göğsümün içini olgunluğumla süsledim; göğsümü çocukça süslerle nakışlamadım.
8. Taç ve sarığın gururundan sakındım; irfan nurunun üstüne başlığı (rütbe ve makam alametini) tercih etmedim.
9. Çok şey öğrendim, hatıra nakşı olsun diye unuttum; bir tesellim kaldı ki Hakk'ı (doğruyu ve Allah'ı) unutmadım.
10. Yetmiş üç yıldır iyi kötü nice günler geçirdim; ben, Cûdî, deniz gibi derinleştim ama coşup taşmadım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir on beyitlik bir gazeldir. Remel bahrinin "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbıyla söylenmiştir; vezin bizim tespitimizdir. Redif "itmedim" (etmedim), kafiye "-ûş" sesidir: nûş, âgûş, hâmûş, gûş, mağşûş, berdûş, mefrûş, menkûş, serpûş, ferâmûş ve cûş kelimeleri bu sesle biter. Son beyitte şair mahlasını, "Cûdî" adını, gazel geleneğine uygun olarak kullanır. Bütün beyitlerin aynı olumsuz fiille bitmesi, şiiri bir hayat muhasebesine, "şunu yapmadım, bunu yapmadım" diye sıralanan bir beyannameye dönüştürür.
Metin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nden alınmıştır. Hüsameddin onu, İbnülemin Mahmud Kemal İnal'ın Son Asır Türk Şâirleri'nden aktardığı mektubun içinde verir. Havva Tok Yıldız'ın tezi aynı gazeli İnal'dan farklı bir imlâyla yayımlar: "itmedim" yerine "etmedim", beşinci beyitte "Sabra habs itdim" yerine "Sabra hasb ettim", "gezer ber-hâne berdûş" yerine "gezer bir hâne berdûş", son beyitte "tebahhur" yerine "tebehhur" okunmuştur. Anlamı değiştiren tek fark beşinci beyittedir; burada Hüsameddin'in "habs" (hapsetmek) okuması beyitteki düşünceyle daha iyi uyuşur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, divan şiirinin şarap ve sevgili mazmunlarını alıp onları şairin kendi hayatına uyarlar. İlk beyitteki "peymâne" (kadeh) ve "duhter" (kız) kelimeleri okura şarap meclisini hatırlatır; divan şiirinde şaraba "duhter-i rez", yani asma kızı denir. Ama Cûdî'nin içtiği kadeh şiirdir, kucakladığı kız da "bikr-i mazmûn"dur, yani hiçbir şairin daha önce kullanmadığı taze bir hayaldir. Böylece rind dilinin bütün kelimeleri, şairin şiirden başka bir zevki olmadığını söylemek için kullanılmıştır. İkinci ve üçüncü beyitler bu sarhoşluğun bir şuursuzluk olmadığını anlatır: düşünce sarhoştur ama "idrak neşesiyle" uyum içindedir, kulak sessiz bir müziğe, ilhamın ahengine açıktır.
Dördüncü beyit tasavvufun iki neşe ayrımına yaslanır. "Neş'e-i ûlâ" ilk hayat, yani dünya; "neş'e-i uhrâ" ise sonraki hayat, yani ahirettir. Şair dünya zevklerinin ayarını, sarraf diliyle söylersek altınının saflığını, hiç güvenilir bulmamış, ahireti de kalp parayla değiş tokuş etmemiştir. Beşinci beyitte nefis, evini sırtında taşıyarak dolaşan bir kalender dervişine benzetilir ve sabrın hapsine konur. Altıncı ve sekizinci beyitler şairin hayatıyla doğrudan konuşur. Kimseden bir şey dilenmemek, haysiyet hırkasını bir kapının önüne sermemek, taç ve sarığın gururundan sakınmak, kaynakların anlattığı Cûdî portresiyle örtüşür; Ali Canip Yöntem onun hayatında kimseye minnet etmediğini, Cûdî de kendisini "ikbal arkasında koşmaz" bir adam olarak tanıttığını yazar. Yedinci beyitteki "sadr" kelimesi hem göğüs hem de makam, baş köşe anlamına gelir; göğsü "çocukça süslerle" nakışlamamak, bu yüzden rütbe ve nişan peşine düşmemek diye de anlaşılabilir. Bu ikinci okuma bizimdir.
Son beyit, gazelin en ustalıklı beytidir. "Tebahhur" deniz gibi genişlemek, bilgide derinleşmek; "cûş" ise kaynamak, coşup taşmaktır. Şairin mahlası "Cûdî" de bu kelimelerle bir ses ve anlam ilişkisi kurar. Kur'an'da Nuh tufanı tandırın kaynamasıyla başlar ve gemi sonunda Cûdî adlı dağa oturur (Hûd 11/40, 11/44). Deniz gibi derinleşip taşmamak, yani tufana dönüşmeden durulmak, bu adı taşıyan bir şairin ağzında çifte anlam kazanır. Bu ilişkinin şair tarafından kastedildiği bizim yorumumuzdur. Beyit aynı zamanda bilginin gösterişe dönüşmemesi gerektiği düşüncesini taşır ve gazelin baştan sona anlattığı vakarlı yalnızlığı tamamlar.
Tarihî Bağlam
Gazelin hangi vesileyle anıldığı bellidir. Cûdî, İnal'ın kardeşi Ahmed Tevfik Bey'in ölümünden sonra Yeşilköy'den İnal'a yazdığı 6 Haziran 1339 [1923] tarihli mektupta, kendisi önce ölürse Merzifonlu olduğu için hemşehrisi saydığı Sünbül Efendi'nin yanına gömülmek istediğini, edipler kabrine bir taş dikmek inceliğini gösterirse üzerine kitabe olarak bu gazelin yazılmasını dilediğini söyler. Şiirin "yetmiş üç yıl" sözü de bu tarihle uyuşur: Kasım 1850'de doğan şair, mektubu yazdığı 1923 yazında yetmiş üçüncü yaşını sürüyordu. Dilek yerine gelmemiştir. Hüsameddin'e göre Cûdî 1931'de Karaca Ahmed Mezarlığı'na gömülmüş, başına dikilen taş da "Divriğili İbrâhîm Ağa" adına kazınmış bir taş olmuştur. Kendi hayatını özetleyen ve mezar taşı için seçilen bu gazel, böylece taşa değil tezkirelere yazılarak yaşamıştır. Şairin hayatı için Merzifonlu Muallim İbrâhim Cûdî yazısına bakılabilir.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 194-196 (e-kitap s. 536-537). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page536.html
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 4-5, 180-181. http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






