Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün
Vaktâki ufuklar güneşe cilveler itdi
Her çehreyi bir renk ile ağlargüler itdi
Yüz virdi nebâtâta seher güller açıldı
İmdi kanını akşama pejmürde ter itdi
Bir lutf ile ağûşa alub okşadı öpdü
Nevzâdını ağzında erir bir şeker itdi
Bir lahza göz açdırdı mevâlîd-i hayâta
Söndürdü ebed hasret-i nûr-ı nazar itdi
Bî-tâb düşen dîdelere hâb-ı siyâhı
A’yâna sevâd-ı şebi kuhlü’l-basar itdi
Ferdâdaki bin fitne temâşâsına ya’nî
Tâ dün geceden tehyi’e-i mâ-hazar itdi
Hilkat ana tevdî’ ideli nûr ile nârı
Dünyâ yüzüni ma’reke-i hayr u şer itdi
Terkîb-i mizâc itmeye kimyâger-i hestî
Dâ’im o büyük potadan ahz-ı cemr itdi
Bir mâyi’-i nârı ile pürtâs-ı cehennem
Döndükçe hümeyyâsını gû-jâj itdi
Âteş suya menba’ su dahi akl u hayâta
Yâ Rabb bu havârık beni âsîme ser itdi
Hâk oldu hevâ oldu, su oldu yine sönmez
Âteş ki Hüdâ hilkate asl-ı güher itdi
Âteş ne dimek!Hırkat-i kûyuna ki her dem
Pervâne-i zerrât ana tahrîk-i per itdi
Çakmakda sükûn buldu cümûdiyyede dondu
Bir sadmeye ta’lîk ile izmâr-ı fer itdi
Kânûn-ı kadîm oldu tesâdümle şerârât
Dest-i kader akvâmı hadîd ü hacer itdi
Hodkâm ü harîs âteş-i hassâs-ı hayâtın
Tâb-ı lehebin şem’-i dimâg-ı beşer itdi
Üstündekini bâd-ı hevâ beslemiyor hâk
Bir nâna bedel cümlemizi rençber itdi
Hâkin mi, hevânın mı, suyun mu bu kesâfet
Ebri gözüne perde-i şems ü kamer itdi
Göklerdeki encüm gibi yerlerdeki akvâm
Nevbetle tulû’ eyledi neşr-i şerer itdi
İskender ü Dârâları dârât ile geçdi
Devrân izini sildi, adîmü’l-eser itdi
Her hey’et-i kavmiyye birer fitne ocağı
Yandıkca içinden dışı neşr-i şerer itdi.
Ey vâhid-i Mutlak bu nasıl çifteli âlem
Ya zevc ile ya zıd ile arz-ı sûr itdi
Âdem ile iblîs ve Mûsa ile Fir’avn
Ahmed ile Ebû Cehl mukâbil güzer itdi.
Her zindeye bir düşmen-i cân oldu musallat
Her neşveyi bir vak’a humâr-ı keder itdi.
Başdan başa târîh-i beşer kanlı hikâyât
Dünyâya gelen hûn ile nakş-sîr itdi.
Canlandı hayâlimde yine mâzî-i mürde
Vahşet ki dirildi medeniyyet sefer itdi
Hep aynı adüvv aynı sebeb aynı vukû’ât
Meydân-ı tekerrürde yine kerr ü fer itdi
Söylenmeyi ister ki gönül hâle münâsib
Mâzî-i karîbe biraz atf-ı nazar itdi
Moskof iki yüz on senede ref‘-i ser itdi
Osmanlı aleyhinde hemân fitneler itdi
Dünyâyı kokutmakdı tabî’atleri zâten
Petro, Katerin dûd-ı kazzdan beter itdi
Ey baltasını taşa vuran Baltacı Paşa!
Sen kesmediğin şâhı felek bir şecer itdi
Zakkûm-ı zemîn oldu zılâlinde kalanlar
Dünyâda iken zevk-i azâb-ı sekar itdi
Hürriyyet-i ebnâ-yı beşer keyfine kurbân
Akvâmı sitibdâdına fermân-ber itdi
El atdı cenûba kocaman dübb-i şimâlî
Şarka baş urub garbı dahi yâ güzer itdi
Bahr-ı Azağı yutdu Kerec kal’asın aldı
Ordusunı müstevlî-i mülk-i Teter itdi
İndi kara günler gibi tâ Bahr-i siyâha
Emvâc-ı fesâdâtını ilkâ-yı berr itdi
Kazdığı çehe düşdi Çehistân ü Lehistân
Hokand u Buhârâyı çeküb der-kemer itdi
Kafkası aşub Tiflîse müflis gibi kondı
Tebrîzi de âzürde-i tiğ ü teber etdi
Dikdi çıkası gözlerini millet ü mülke
Gasb itmek içün fırsata nasb-ı nazar itdi
Kuvvetlenecek olsa biraz bünye-i devlet
Kan dökmek için fitnesini nîşter itdi
Ma’lûl iken emrâz-ı fesâdât ile mülkü
Islâh-ı re’âyâyı bize derd-i ser itdi
Islâha kıyâm eyledik iptâline kalkdı
İptâlini men’ eyledik ikâ’-ı şerr itdi
Ebnâsın esâretde ezerken o riyâkâr
Kendin üvegi evlâdımız’öz peder itdi
Efkâr-ı umûmîyeyi tezvîr ile tağlît
Da’vâsını mesmû’a-i herr mü’temer itdi
Fir’avn ile Nemrûda dokuz taş çıkaran çâr
Bir lu’b ile lâhîlere arz-ı hüner itdi
Bir kavmi ki bizden ayırub dâme düşürdü
Varlıklarını lokma-i şâm ü seher itdi
Ağreb ki bu ahvâlî görüp yâhud okurken
Görmem ki selefden halef ahz-ı ‘iber itdi
Gâfil medeniyyet seni kaç kerre bu Moskof
İğfâl ile takrîb-i kenârı hatar itdi
Evvelce Napolyonlar akın eyledi Rusa
Şimdiyse Fransızlar ana sevk-i zer itdi
Beyhûde değilmiş Bonapartın hücumâtı
Dünyâyı Kazak kaplamasından hazer itdi
Moskof ezelî düşmânımızdır, biliriz hep
İngiltere bilmem ki nemizden zarar itdi
Hindi, Adeni, Basrayı, Kıbrıs ile Mısrı
Gasb eyledi Balkanları zîr ü zeber itdi.
İslâma adâvetde Kazakdan geri kalmaz
Sudanda Müselmânlara Gîliz neler itdi
Tilki kafadâr oldu bugün dübb-i kebîre
Milyonla benî âdemi hetk ü heder itdi
Hem kuvveti var hem de cühûdâne nifâkı
“el-Hâ’inu hâ’if” revişinde siper itdi
Moskofları ezdirdi Japon kavmine evvel
Sonra ikisin müttefik-i yek-diger itdi
Her kavmin alır kânını ırk-ı tama’ından
Fussâd-ı zebân ü kalemin nîşter itdi
Hep İngilizin nef’ine bâdî-i nemâdır
Bir kavm ki kan dökdü veya sarf ü zer itdi
Yek-digere ezdirdi kadîmi rükebâsın
A’dâsını âmâline hâdim nefer itdi
Çay taşı ile çay kuşu vurmak ana mahsûs
İblîsi bu vâdîde meğer râhber itdi
Tezvîrinin esrârını keşf itmedi kimse
Allâh meger selb-i ukûl-i beşer itdi
Tezvîri Mûsânna’ ki siyâsetle riyâyı
Mezc eyledi kör gözlere kühl-i basar itdi
Mevcûd-ı muhayyeldür ecânib nazarında
Her İngilizin zihnine bu nükte yer itdi
Hod-kâm ü harîs İngilizin nef-‘i hasîsi
Âsâyiş-i dünyâyı hebâ vü heder itdi
Bir zelzele-i hırs ü tahakküm ki cihânı
Oynatdı yerinden haşr-ender-haşretdi
Bir fitne-i uzmâ-yı cihân-sûz ki yek-ser
Ma‘mûreleri gark-ı lehîb ü şerer itdi
On milyonu geçdi, ölen eşhâs tüvânâ
On misli avâ’il de sefâletde yer itdi
Ey adl-i ilâhî yetiş imdâdına halkın
Öldür şu büyük kâtili artık yeter itdi
Ey hırs u hased menba’ı bârid Biritanya
Hilkât ne zamân tesviye-i bahr ü berr itdi
Şeytân gibi habs itdi seni bahr-i muhîte
Bir zümre-i sengîn-dile bi’se’l-makarr itdi
Sisler içine gömdü dumanlar ile boğdu
Tütsü virilen tilki ininden beter itdi
Bin fitneye mâl itdiğin ol mevki-i mağrûr
Zilletle sukût eylediğinden haber itdi
Mısrın koçanı kaldı harîsin boğazında
Hindin kara sevdâsı ta’âmın büber itdi
Yâ Râbb ne tenezzül-! o gurûr u azametle
Kâtiller ile şirkete tenzîl-i ser itdi
Yelkenleri indirdi suya, düşdü telâşa
Balkanlara dek sayha-i eyne’l-meferr itdi
İmdâd diye her kapınun çâkini çaldı
Allâh onu sâ’il gibi bir der-beder itdi
Hakk bâtıla çaldı galebe! Hazret-i Allâh
Her yerde birin mazhar-ı feyz-i zafer itdi!
Ey sarsar-ı pür-gayz-ı ta’assub ne esersin
Envârına karşı seni Hakk bî-eser itdi
Bir püfle sönen İngiliz ikbâli mi İslâm?
İslâmı Hüdâ haşre kadar şûle-ver itdi.
Günümüz Türkçesiyle
1. Ufuklar güneşe cilveler gösterdiği vakit, (güneş) her yüzü bir renkle hem ağlar hem güler hâle getirdi.
2. Seher vakti bitkilere yüz verdi, güller açıldı; şimdi ise kanını akşamın üstüne perişan bir ter gibi döktü (gün batımının kızıllığı).
3. Bir lütufla kucağına alıp okşadı, öptü; yeni doğanını ağızda eriyen bir şeker hâline getirdi.
4. Hayatın yeni doğanlarına bir an göz açtırdı; sonra ışığı söndürdü, onları sonsuza dek göz nurunun hasretine düşürdü.
5. Takati kalmamış gözlere kara uykuyu, gözlere (a'yân) gecenin karalığını sürme yaptı.
6. Yani yarın görülecek bin fitneyi seyretmek için ta dün geceden hazırda olanı (sofrayı) hazırladı.
7. Yaratılış ona nuru ve ateşi emanet edeli beri, (güneş) dünyanın yüzünü iyilikle kötülüğün savaş meydanı yaptı.
8. Varlığın kimyageri, mizaçları terkip etmek için o büyük potadan (güneşten) daima kor aldı.
9. Ateşten bir sıvıyla dolu cehennem tası döndükçe ateşini ... kıldı. (İkinci mısraın son kelimesi "gû-jâj" neşirde anlaşılır değildir; beyit tam olarak çözülemedi.)
10. Ateş suya kaynaktır, su da akla ve hayata kaynaktır; Ya Rab, bu olağanüstülükler başımı döndürdü.
11. Toprak oldu, hava oldu, su oldu, yine de sönmez; o ateş ki Allah onu yaratılışın asıl cevheri yaptı.
12. Ateş de ne demek! Zerreler, pervane gibi, her an onun yakıcı mahallesine doğru kanat çırptı.
13. (Ateş) çakmaktaşında durgunluk buldu, katılıkta dondu; parıltısını bir çarpmaya bağlayıp gizledi.
14. Çarpışmayla kıvılcım çıkması eski bir kanun oldu; kader eli kavimleri demir ile çakmaktaşı yaptı.
15. Hayatın bencil, hırslı ve hassas ateşi, alevinin parıltısını insan beyninin mumu yaptı.
16. Toprak, üstündekini boşuna, havadan beslemiyor; bir ekmek karşılığında hepimizi rençber yaptı.
17. Bu yoğunluk toprağın mı, havanın mı, suyun mu, (bilinmez); bulutu, gözüne güneşle ayın perdesi yaptı.
18. Göklerdeki yıldızlar gibi yeryüzündeki kavimler de sırayla doğdu, kıvılcım saçtı.
19. İskender'ler ve Dârâ'lar (Daryuslar) debdebeyle geçip gittiler; zaman izlerini sildi, onları izsiz bıraktı.
20. Her kavim topluluğu birer fitne ocağıdır; içinden yandıkça dışarıya kıvılcım saçtı.
21. Ey mutlak bir olan (Allah), bu nasıl çift çift bir âlem; (her şey) ya eşiyle ya zıddıyla suret gösterdi.
22. Âdem ile İblis, Musa ile Firavun, Ahmed (Hz. Muhammed) ile Ebû Cehil karşı karşıya geçip gitti.
23. Her canlıya bir can düşmanı musallat oldu; her neşeyi bir olay kederin mahmurluğuna çevirdi.
24. İnsanlık tarihi baştan başa kanlı hikâyelerdir; dünyaya gelen, onu kanla nakışladı.
25. Ölmüş geçmiş hayalimde yeniden canlandı; vahşet dirildi, medeniyet ise sefere çıktı. ("Sefer etmek" hem göçüp gitmek hem savaşa çıkmak demektir; mısra iki türlü okunabilir.)
26. Hep aynı düşman, aynı sebep, aynı olaylar; tekrar meydanında yine saldırıp çekildi.
27. Gönül hâle uygun sözler söylemek istediği için yakın geçmişe biraz göz attı.
28. Moskof (Rusya) iki yüz on yıl önce baş kaldırdı; Osmanlı aleyhine hemen fitneler çıkardı.
29. Dünyayı kokutmak zaten onların tabiatıydı; Petro ile Katerina bunu "dûd-ı kazz"dan (anlamı tam çözülemedi; ham ipek dumanı olabilir) beter etti.
30. Ey baltasını taşa vuran Baltacı Paşa! Senin kesmediğin dalı (şâh: hem dal hem şah, yani Çar) felek bir ağaç yaptı.
31. Gölgesinde kalanlar için (o ağaç) yeryüzünün zakkumu oldu; dünyadayken cehennem azabını tattılar.
32. İnsanoğlunun hürriyeti onun keyfine kurban edildi; kavimleri istibdadına boyun eğen kullar yaptı.
33. Kocaman kuzey ayısı güneye el attı; doğuya baş vurdu, batıyı da çiğnedi ("yâ güzer" okuması tahminîdir).
34. Azak Denizi'ni yuttu, Kerç kalesini aldı; ordusunu Tatar ülkesini istila eden bir ordu yaptı.
35. Kara günler gibi ta Karadeniz'e indi; fesat dalgalarını karaya vurdurdu.
36. Kazdığı kuyuya (çah) Çehistan ile Lehistan düştü; Hokand'ı ve Buhara'yı çekip kuşağına soktu (kendine bağladı).
37. Kafkasları aşıp Tiflis'e bir müflis gibi kondu; Tebriz'i de kılıç ve baltayla incitti.
38. Çıkası gözlerini milletimize ve ülkemize dikti; gasp etmek için fırsat kolladı.
39. Devletin bünyesi biraz kuvvetlenecek olsa, kan dökmek için fitnesini neşter yaptı.
40. Ülke fesat hastalıklarıyla hastayken, tebaanın ıslahını başımıza dert etti.
41. Islaha kalkıştık, onu boşa çıkarmaya kalktı; boşa çıkarmasını engelledik, şer çıkardı.
42. O riyakâr kendi evlatlarını esarette ezerken, kendini bizim üvey evlatlarımızın öz babası yaptı. (Beyit böyle anlaşılabilir; kastedilen, Rusya'nın Osmanlı tebaası Hristiyanların hamisi rolüne soyunmasıdır.)
43. Kamuoyunu yalanla yanıltıp davasını her kongrede dinletti.
44. Firavun'a ve Nemrud'a dokuz taş çıkaran (onları geride bırakan) Çar, bir oyunla oyunbazlara hüner gösterdi.
45. Bizden ayırıp tuzağa düşürdüğü bir kavmin varlığını akşam sabah lokması yaptı.
46. En tuhafı şu ki bu hâlleri görürken ya da okurken, sonra gelenlerin öncekilerden ibret aldığını görmüyorum.
47. Ey gafil medeniyet, bu Moskof seni kaç kere kandırıp tehlikenin kıyısına yaklaştırdı.
48. Önceleri Napolyonlar Rusya'ya akın etti; şimdiyse Fransızlar ona altın gönderdi.
49. Bonapart'ın saldırıları boşuna değilmiş; dünyayı Kazak'ın istilasından sakındı.
50. Moskof ezelî düşmanımızdır, hepimiz biliriz; İngiltere'nin bizim neyimizden zarar gördüğünü ise bilmem.
51. Hindistan'ı, Aden'i, Basra'yı, Kıbrıs ile Mısır'ı gasp etti; Balkanları alt üst etti.
52. İslam'a düşmanlıkta Kazak'tan geri kalmaz; İngiliz Sudan'da Müslümanlara neler etti.
53. Tilki bugün büyük ayıya kafadar oldu; milyonlarca insanı yırtıp heba etti.
54. Hem kuvveti var hem de "cühûdâne" (Yahudice; şiirde dönemin önyargılı bir deyişi olarak hilekârlık anlamında) nifakı; "hain korkaktır" sözüne uygun bir tavırla (başkalarını) siper etti.
55. Önce Moskofları Japon kavmine ezdirdi; sonra ikisini birbirine müttefik yaptı.
56. Her kavmin kanını tamah damarından alır; dil ve kalem hacamatçılarını neşter yaptı.
57. Bir kavim kan döktüyse ya da altın harcadıysa, bu hep İngiliz'in yararına bir büyüme sebebidir.
58. Eski rakiplerini birbirine ezdirdi; düşmanlarını emellerine hizmet eden neferler yaptı.
59. Çay taşıyla çay kuşu vurmak (bir yerin kendi imkânıyla o yeri avlamak) ona mahsustur; meğer bu yolda Şeytan'ı kendine rehber edinmiş.
60. Kimse onun düzeninin sırlarını keşfedemedi; meğer Allah insanların aklını almış.
61. Onun düzeni öyle ustacadır ki siyasetle riyayı karıştırdı, kör gözlere göz sürmesi yaptı.
62. Onun gözünde yabancılar hayalî varlıklardır; bu nükte her İngiliz'in zihnine yerleşti.
63. Bencil ve hırslı İngiliz'in alçak çıkarı dünyanın huzurunu heba etti.
64. Öyle bir hırs ve tahakküm depremi ki cihanı yerinden oynattı, kıyamet üstüne kıyamet kopardı.
65. Öyle cihanı yakan büyük bir fitne ki bütün bayındır yerleri baştan başa alev ve kıvılcıma boğdu.
66. Ölen güçlü kuvvetli insanlar on milyonu geçti; bunun on katı aile de sefalete düştü.
67. Ey ilahî adalet, halkın imdadına yetiş; şu büyük katili öldür, yaptıkları artık yeter.
68. Ey hırs ve hasedin kaynağı, soğuk Britanya; yaratılış karayla denizi düzene koyduğunda (bak seni ne hâle koydu):
69. Seni Şeytan gibi okyanusa hapsetti; taş yürekli bir topluluğa kötü bir yurt yaptı (bi'se'l-karâr: ne kötü durak).
70. Sisler içine gömdü, dumanlarla boğdu; tütsülenen tilki ininden beter etti.
71. Bin fitneye mal ettiğin o mağrur mevki, zilletle düştüğünü haber verdi.
72. Mısır'ın koçanı (Mısır ülkesi ve mısır bitkisi) hırslının boğazında kaldı; Hindistan'ın kara sevdası yemeğini biber yaptı.
73. Ya Rab, ne alçalış! O gurur ve azametle katillerle ortaklığa baş eğdi.
74. Yelkenleri suya indirdi, telaşa düştü; Balkanlara kadar "kaçacak yer nerede" diye çığlık attı.
75. İmdat diye her kapıyı çaldı; Allah onu dilenci gibi kapı kapı dolaşan biri yaptı.
76. Hak bâtıla galip geldi! Hazret-i Allah her yerde birini zafer feyzine mazhar etti.
77. Ey taassubun öfke dolu kasırgası, ne esiyorsun; Hak seni (İslam'ın) nurlarına karşı etkisiz bıraktı.
78. İslam, bir üfürükle sönen İngiliz ikbali mi? Allah İslam'ı kıyamete kadar alevli, parlak kıldı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
"Harb-i Umûmî" (Genel Savaş, yani Birinci Dünya Savaşı) başlıklı bu şiir 78 beyitlik bir kasidedir. Hezec bahrinin "mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fe'ûlün" kalıbıyla söylenmiştir; vezin bizim tespitimizdir. Redifi "itdi" (etti), kafiyesi "-er" sesidir: cilveler, güler, ter, şeker, nazar, basar, şer, şerer, eser, sefer, zarar, zafer gibi kelimeler bu sesle biter. Klasik kasidede mahlas çoğunlukla sona yakın bir beyitte geçer; bu kasidede ise mahlas yoktur, şiir Hüsameddin'in kaydında "Mu'allim Cûdî" imzasıyla kapanır. Kaside geleneğinde övgüden önce gelen tasvir bölümünün yerini burada evrene ve tarihe bakan uzun bir giriş alır; övgü bölümünün yerini ise bir savaş yergisi ve dua tutar.
Kaside üç bölümde okunabilir. İlk yirmi altı beyit evrenin ve tarihin yasasını anlatır: güneşin doğuşu ve batışı, ateşin dört unsurdaki yeri, çakmaktaşı ile demirin çarpışmasından çıkan kıvılcım, kavimlerin yıldızlar gibi doğup sönmesi, Âdem ile İblis'ten Musa ile Firavun'a kadar her şeyin zıddıyla var olması. Yirmi yedinci beyitte şair "yakın geçmişe biraz göz atmak" istediğini söyler ve ikinci bölüm başlar; bu bölüm önce Rusya'nın, sonra İngiltere'nin Osmanlı Devleti'ne ve İslam dünyasına karşı tutumunu anlatır. Son bölüm ise on milyonu aşan ölüyü anar, ilahî adalete seslenir ve İslam'ın sönmeyeceği inancıyla biter.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin en dikkat çekici yanı, savaşı bir tabiat yasası gibi anlatan giriştir. Ateş burada yaratılışın "asl-ı güher"i, yani asıl cevheridir; toprak, hava ve su olur ama sönmez. On dördüncü beyitte bu düşünce tarihe bağlanır: çarpışmadan kıvılcım çıkması eski bir kanundur ve kader eli kavimleri "hadîd ü hacer", demir ile çakmaktaşı yapmıştır. Savaş böylece insanlığın tabiatına işlemiş bir çarpışma olarak görülür. Yirmi beşinci beyitteki "Vahşet ki dirildi medeniyyet sefer itdi" mısraı da bu karamsar bakışı özetler; "sefer etmek" hem göçüp gitmek hem de savaşa çıkmak anlamına geldiği için medeniyetin ya ortadan kalktığı ya da kendisinin savaşa giriştiği söylenmiş olur.
Siyasî bölümde Cûdî hayvan imgelerine başvurur. Rusya "dübb-i şimâlî" ve "dübb-i kebîr" diye anılır; bu adlar hem Rusya'nın sembolü olan ayıyı hem de gökteki Büyük Ayı takımyıldızını hatırlatır. İngiltere ise tilkidir ve şair onu sislerin içinde, tütsülenen bir tilki ininden beter bir adaya kapatılmış olarak tasvir eder. Kelime oyunları da bol kullanılmıştır: "kara günler gibi" Karadeniz'e inmek, Tiflis'e "müflis gibi" konmak, "kazdığı çehe" Çehistan'ın düşmesi, Mısır'ın "koçanı"nın boğazda kalması bunlardandır. Otuzuncu beyitte, Baltacı Paşa'nın "kesmediği şâh" hem dal hem de hükümdar anlamına gelir. Burada Prut Savaşı'na işaret edilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Baltacı Mehmed Paşa, Temmuz 1711'de Prut nehri kıyısında kuşattığı Çar I. Petro ile antlaşma yapmış, ordusunu kurtaran Çar'ın vaatlerini yerine getirmemesi üzerine İstanbul'da eleştirilmiş ve azledilmişti. Şair, kesilmeyen dalın bir ağaca dönüştüğünü ve gölgesinde kalanlar için zakkum olduğunu söyler.
Kasidenin dili, savaş yıllarının ağır propaganda havasını da taşır. Düşmanlar "katil", "riyakâr" ve "şeytana uymuş" diye anılır; elli dördüncü beyitte İngiltere'nin hilekârlığını anlatmak için dönemin önyargılı bir deyişi olan "cühûdâne" kelimesi kullanılmıştır. Bu ifadeler şiirin yazıldığı günün tarihî belgesi olarak metinde aynen bırakılmış, günümüz Türkçesinde ise ne anlama geldiği açıkça belirtilmiştir. Birkaç beyitte neşirdeki okuma bozuktur: dokuzuncu beyitteki "gû-jâj", yirmi dokuzuncu beyitteki "dûd-ı kazz" ve otuz üçüncü beyitteki "yâ güzer" sözleri bunlardandır. Bu yerlerde anlam tahminî verilmiş ve işaretlenmiştir.
Tarihî Bağlam
Kaside, Hüsameddin'in Cûdî'den şiir istemesi üzerine yazılmıştır. Hüsameddin onu Amasya Tarihi'nin sekizinci cildinde, şairin biyografisinin sonunda tam olarak yayımlar ve başına Cûdî'nin kendi ithafını koyar: "Amasya Müverrihi muhterem hem-şehrim Asrî mahlas Hüseyin Hüsâmeddîn Efendi'ye hediyye-i kalemiyye-i Cûdî", yani "Amasya tarihçisi, muhterem hemşehrim, Asrî mahlaslı Hüseyin Hüsameddin Efendi'ye Cûdî'nin kaleminden bir armağan". Metnin altında "Fî 23 Şubat sene 1330 Ayastefanos Mu'allim Cûdî" kaydı vardır. Rumî 23 Şubat 1330, miladî 8 Mart 1915'e denk gelir; Ayastefanos, şairin emeklilik yıllarında oturduğu Yeşilköy'ün eski adıdır. Şiir, Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesinden birkaç ay sonra yazılmıştır. Ölülerin on milyonu geçtiğini söyleyen altmış altıncı beyit, o güne kadarki gerçek kayıplardan çok, savaşın büyüklüğü karşısında duyulan dehşeti dile getiren bir abartı olarak okunmalıdır; bu değerlendirme bizimdir.
Hüsameddin'in kaydı, şiirin Cûdî'nin kendi eliyle yazılmış bir nüshadan alındığını gösterir. Bu yüzden kaside, şairin bilinen tek nüsha divanından bağımsız bir tanıklıktır ve divanda bulunup bulunmadığı tezlerde belirtilmez. Şairin Amasya ile bağı ve Hüsameddin'le dostluğu için Merzifonlu Muallim İbrâhim Cûdî yazısına, kasidenin Amasyalı askerlerin kayıplarıyla birlikte anıldığı yazı için Çanakkale'de Amasyalı Şehitler yazısına bakılabilir.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 197-206 (e-kitap s. 537-542). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page537.html
- M. Münir Aktepe, "Baltacı Mehmed Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 35-36. https://islamansiklopedisi.org.tr/baltaci-mehmed-pasa
Çevrimiçi kaynaklar






