Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün
Bu yerde ṣanma ki ben iʿtilā-yı cāh iderim
ʿUlüvv-i cāh uġurunda süḳūṭ-ı çāh iderim
Ṭarīḳ-i ʿilme gidersem çıḳar cehālete yol
Yaḳīnen anladıġım şeyde iştibāh iderim
Bu yerde bir melek olsam da ḥāṣılı maʿṣūm
Per-i nezāheti ālūde-i günāh iderim
Bir incizāb-ı digerdir beni ʿalāya çeken
O mıḳnaṭısa bu meczūb rūhı kāh iderim
Ben iʿtilā görürüm mevkib-i peyamberde
Peyinde kendimi bir aʿcez-i sipāh iderim
Zemīne sāḳıṭ olan necm-i ŝāḳıb-ı rūḥum
İdince yād-ı vaṭan terk-i ḫvāb-gāh iderim
Bün-i sütūn-ı taḥayyürde benim tekye-künān
Benān be-rīş-i semāvāta itticāh iderim
Alınca ḫvāb şu bir ḳabża ḫāk-ı maġrūrı
Nücūmı mükḥule-i çeşm-i intibāh iderim
Ġubār-ı kevn ü mekānı silüp dü çeşmimden
Şeb-i mükevkebe çeşmānı mihr ü māh iderim
Ben ol gice göremem ẓulmeti tenevvürden
Fürūġ-ı fikreti peyvend-i ṣubḥ-gāh iderim
Gülen güneş, açılan nūr-ı nevbahārı bıraḳ
Ben anları bu tezāvīre zūr-güvāh iderim
Cihāna perde-i ġaflet çeken żiyā-yı nehār
Saña sefīd ise ben ruʾyet-i siyāh iderim
Nehār-ı tīre ṣaḥāʾif idince ṭayy-ı sicil
Şebiñ bedāyiʿ-i āŝārına nigāh iderim
Ḳarīre-sāz-ı ʿuyūn-ı ulü'n-nühādır şeb
Niḳāṭ-ı beyżi ḫayālimde hep cibāh iderim
O cebheler ki ṭoġar āsumān-ı esrāra
Gözümle būs iderim nuṭḳ-ı bī-şifāh iderim
Nücūmı Leyle-i hicrānda eşke beñzedirim
Nigāhı giryeden ālūde-i miyāh iderim
Miṣāl-i güm-reh-i beydā ẓalām-ı ḥayretde
Şitāb-ı ḳāfile-i mevkib-i ilāh iderim
Sevābiḥ-i yem-i sübbūḥ olan kevākib-i leyl
Öñümde meşʿale çekdikçe ʿazm-i rāh iderim
Bu imtidād-ı siyeh-gūn-ı ẓıllı ḳaṭʿ idemem
Egerçi ḫaṭvede bir ṭayy-i lā-tenāh iderim
Per-i nigāha tüvān-sūz olunca berḳ-i celāl
Revān-ı pākımı refref-süvār-ı āh iderim
Ḳalınca deşt-i taḥayyürde bī-mecāl ü ġarīb
Ḥarīm-i ḳalbe "daḫīlek" diyüp penāh iderim
Ḥabāb olur pey-i ʿazmümde rīze rīze nücūm
Yem-i ʿamīḳ-i süveydāda kim şināh iderim
O rütbe ġarḳa-i deryā-yı fikr olur giderim
Ki kendi hestī-i hīçimden intizāh iderim
Feżā meżāyı geçüp bī-vücūd noḳṭa gibi
Muḥīṭ-i hīçe dili merkez-i tebāh iderim
Lehīb-i lemʿa-i bī-şemʿ-veş döner ṭururum
Serāb-ı nūşi-i feyfā-yı ittilāh iderim
Bir ihtizāz-ı ʿacībü't-ṭanīne tār olurum
Bir añlaşılmayacaḳ neşʾe iktināh iderim
Bütün ʿavālimiñ āhengi cemʿ olup bende
Semāʿ-i naġme-i lā-naʿbudu sivāh iderim
Günümüz Türkçesiyle
1. Sanma ki burada makam yüceliği peşindeyim; makamın yüceliği uğruna kuyuya düşmeyi seçerim.
2. İlim yoluna gitsem yol cehalete çıkar; kesin olarak anladığım şeyde şüpheye düşerim.
3. Burada bir melek olsam da, kısacası masum (olsam da), temizlik kanadımı günaha bulaştırırım.
4. Beni yücelere çeken başka bir çekiştir; bu cezbeye kapılmış ruhu o mıknatısa (kehribara) saman çöpü yaparım.
5. Ben yüceliği Peygamber'in alayında görürüm; ardında kendimi askerlerin en acizi yaparım.
6. Ruhum yere düşmüş, delip geçen bir yıldızdır; vatanını andığında yatağımı terk ederim.
7. Hayret direğinin dibine yaslanmış, parmağım sakalımda göklere yönelirim (beyit tam açık değildir).
8. Şu bir avuç mağrur toprağı uyku aldığında, yıldızları uyanık gözün sürmesi yaparım.
9. Varlığın ve mekânın tozunu iki gözümden silip, yıldızlı gecenin gözlerini güneş ve ay yaparım (mısra tam açık değildir).
10. O gece aydınlıktan karanlığı göremem; düşüncenin ışığını sabah vaktine eklerim.
11. Gülen güneşi, açılan yeni bahar nurunu bırak; ben onları bu aldatmacaların yalancı şahitleri sayarım.
12. Dünyaya gaflet perdesi çeken gündüz aydınlığı sana beyazsa, ben onu siyah görürüm.
13. Karanlık gündüz sayfalarını bir defter gibi dürdüğünde, gecenin harika eserlerine bakarım.
14. Gece, akıl sahiplerinin gözünü aydınlatır; beyaz noktaları (yıldızları) hayalimde hep alın sayarım.
15. Sırlar göğüne doğan o alınları gözümle öperim, dudaksız bir söz söylerim.
16. Yıldızları ayrılık gecesinde gözyaşına benzetirim; bakışımı ağlamaktan sulara bularım.
17. Hayret karanlığında çölde yolunu kaybetmiş biri gibi, Allah'ın kervanının alayına yetişmek için acele ederim.
18. Pek münezzeh olanın denizinde yüzen gece yıldızları önümde meşale tuttukça yola koyulurum.
19. Bu kapkara uzanan gölgeyi aşamam, gerçi bir adımda sonsuz bir yolu dürerim.
20. Celal şimşeği bakışın kanadını yaktığında, temiz ruhumu bir âhın Refref'ine bindiririm.
21. Hayret çölünde mecalsiz ve garip kalınca, "Sana sığındım" deyip kalbin haremine iltica ederim.
22. Kalbin karası olan derin denizde yüzerken, azmimin ardında yıldızlar parça parça kabarcık olur.
23. Düşünce denizine o derece batıp giderim ki kendi varlık-yokluğumdan arınırım.
24. Uzayı ve geçitlerini geçip varlıksız bir nokta gibi, gönlü hiçlik çemberinin yıkık merkezi yaparım (mısra tam açık değildir).
25. Mumsuz bir parıltının alevi gibi döner dururum; (ikinci mısra tam açık değildir) ...
26. Şaşırtıcı sesli bir titreşimin teli olurum; anlaşılmayacak bir neşenin künhüne ererim.
27. Bütün âlemlerin ahengi bende toplanıp, "O'ndan başkasına kulluk etmeyiz" nağmesinin semâını yaparım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Bir gece seyri bu kasidede manevi bir miraca dönüşür; başlık da bunu söyler: "Sırru'l-urûc ilâ surûci'l-burûc", burçların kandillerine yükselişin sırrı. "Âh iderim" redifiyle bağlanan beyitler, şairin kendi iç yolculuğunu birinci tekil şahısla anlatır. İlk beyitler bir tevazu bildirisidir: "câh", makam ile "çâh", kuyu kelimeleri arasındaki oyunla şair makam yüceliği aramadığını söyler; ilim yolu bile onu cehalete, kesinlik şüpheye çıkarır. Onu yukarı çeken, kendi çabasından gelmeyen, kehribarın samanı çekmesi gibi bir cezbedir.
Altıncı beyitten itibaren gece sahneleri başlar. Ruh yere düşmüş bir yıldızdır ve vatanını hatırlayınca uykuyu bırakır; yıldızlar uyanık gözün sürmesi olur. On birinci ve on ikinci beyitlerde gündüz ile gece arasında bir değer değişimi yapılır: dünyaya gaflet perdesi çeken gündüz aydınlığı aslında karanlıktır, asıl görmeyi sağlayan gecedir. On üçüncü beyit Enbiyâ suresindeki göklerin "kitap sayfalarının dürülmesi gibi" dürüleceği ayetine (21/104) bir göndermedir.
Yirminci beyitteki "Refref", Peygamber'in miraç gecesinde bindiği bineklerden biridir; şair temiz ruhunu bir âhın Refref'ine bindirerek kendi küçük miracını kurar. Son beyitlerde yolculuk bir hiçlik deneyimine ve bir müzik imgesine varır: şair şaşırtıcı sesli bir telin titreşimi olur ve bütün âlemlerin ahengini kendinde toplayıp "O'ndan başkasına kulluk etmeyiz" nağmesiyle semâ eder. Divandaki kuyrukluyıldız müseddesiyle aynı gök sevgisini taşıyan kaside, tasavvufun seyr ü sülûk dilini on dokuzuncu yüzyıl sonu bir okurun gök gözlemiyle birleştirir. Yedinci, dokuzuncu, yirmi dördüncü ve yirmi beşinci beyitlerde birkaç kelime karanlıkta kalıyor; çevirideki parantezler bu yerleri gösterir.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 47-49 (şiir no. 204; yazma vr. 54b-55a-55b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






