Çanakkale Savaşları'nın Amasya ile ilişkisi çoğunlukla anma törenlerinde ve genel anlatılarda kalır. Oysa bu ilişkinin belgeli bir yanı vardır: Osmanlı ordusunun kayıt defterlerine geçen, adı, baba adı, doğum yılı, memleketi ve şehadet yeri yazılı Amasyalı askerler. Sayıları büyük illerle kıyaslanamayacak kadar küçüktür, ama kaynaklar bu sayıyı aynı biçimde vermez. Kimi dökümler Amasya için 29, kimileri 32, kimileri 48 şehit gösterir. Bu rakamlar arasındaki fark, kayıtların nasıl tutulduğunu da gösterir. Sayının neden küçük kaldığı sorusu ise ister istemez Amasya'nın o yıllardaki askerî teşkilatına, şehirde asker toplayan kaleme ve Amasya gençlerinin hangi cephelere yöneltildiğine götürür.

Seferberlik ve Cepheye Giden Yol

Osmanlı Devleti, Balkan Harbi'nden ağır bir yenilgiyle çıkmıştı ve ordusunu Alman yardımıyla yeniden düzenlemeye çalışıyordu. Avrupa'da savaş patlayınca 2 Ağustos 1914'te Almanya ile ittifak antlaşması imzalandı ve seferberlik ilan edildi. Devlet bir süre silahlı tarafsızlık tutumunu korudu. Alman Akdeniz Filosu'na bağlı Goeben ile Breslau'nun Ağustos 1914'te Osmanlı karasularına girmesi ve 29 Ekim 1914'te Osmanlı donanmasının Karadeniz'de Rus limanlarını bombalaması devleti fiilen savaşa soktu. Rusya Kafkasya üzerinden taarruza geçti, Britanya Basra Körfezi'ne asker çıkardı. Çanakkale Boğazı'nın girişindeki tabyalar da 3 Kasım 1914'te İngiliz ve Fransız gemilerinin ateşine uğradı. Cephenin ilk şehitleri bu bombardımanda verildi.

Seferberlikle birlikte askerlik hizmetinin ölçütleri Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-ı Muvakkati ile yeniden belirlendi ve ülke on üç kolordu asker alma bölgesine ayrıldı. Silah altına alınan yükümlüler önce askerlik şubelerinden depo denilen eğitim merkezlerine gönderiliyor, eğitimlerini tamamladıktan sonra menzil müfettişlikleri aracılığıyla belirlenmiş güzergâhlardan Çanakkale Cephesi'ne ulaştırılıyordu. Yolun uzunluğu başlı başına bir yük taşıyordu. Kara ikmal hattı İstanbul'dan Uzunköprü'ye uzanan yaklaşık 250 kilometrelik bir demiryolundan, oradan cepheye giden yaklaşık 165 kilometrelik stabilize bir yoldan oluşuyordu. Motorlu taşıt yok denecek kadar azdı. Er bu mesafeyi yürüyerek alıyor, cephane ve iaşe öküz ya da at arabalarıyla taşınıyordu. Yolun Saros Körfezi'ne bakan bölümü gündüzleri donanma ateşi altında kaldığından ancak geceleyin geçilebiliyordu. Marmara Denizi üzerinden uzanan 150 deniz millik ikinci hat çok daha kısa sürede kat ediliyordu, ancak İngiliz denizaltılarının Marmara'ya girmesiyle bu hat da tehlikeye girdi. Bir Amasyalı gencin Gelibolu'ya varışı bu nedenle haftalar alabilecek bir yürüyüşün, bazen de sıkıntılı bir deniz yolculuğunun sonunda gerçekleşiyordu.

Amasya'da Askerlik Teşkilatı

Amasya, Birinci Dünya Savaşı'na askerî bakımdan boş bir şehir olarak girmedi. Balkan Harbi sırasında sancağın adını taşıyan bir yedek tümen, Amasya Redif Fırkası, Onuncu Kolordu'nun emrinde savaşmıştı. Edward J. Erickson'ın Balkan Harbi'ndeki Osmanlı ordusuna dair çalışmasına dayanan kuruluş tablolarına göre Onuncu Kolordu 25 Mart 1913'te Çatalca Ordusu'na bağlı olarak Trakya'da bulunuyor ve 4. ile 31. Tümen'in yanında Amasya Redif Tümeni'ni de içeriyordu. Aynı yılın Temmuz ayında kolordu Gelibolu Ordusu'nun emrine girmişti, ancak bu tarihteki tabloda Amasya redif tümeni artık görünmez. Amasyalı hattat ve hatırat yazarı Osman Fevzi Olcay da Balkan Harbi çıktığında on üç ay kadar muharip olarak cephede bulunduğunu kaydeder. Şehirde bu redif tümeninin komutanlığını yapmış Nevşehirli Mirliva Ahmet Hakkı Paşa'nın Mehmet Paşa Mahallesi'ndeki yüksek bir konakta oturduğunu yine Olcay'ın mahalle anlatısından öğreniyoruz.

Seferberlikten sonra Amasya'da asker toplama işinin merkezi Asker Alma Kalemi idi. Olcay, Birinci Dünya Savaşı'nın başından sonuna kadar 31. Fırka'ya bağlı bu kalemde memur olarak çalıştığını, Harbiye Nezareti'nin özel emirleriyle görevlendirildiğini anlatır. Kalemin başında ise, Olcay'ın deyişiyle dönemin ordu kumandanı Arnavut Vehip Paşa'nın yeğeni olan ve aynı zamanda fırka kumandan vekilliğini yürüten Pertev Bey bulunuyordu. Olcay bu adı acı bir hatırayla anar. Savaşın ilanından sonra fırka karargâhı, Saraydüzü'ndeki II. Bayezid Sarayı'nın harabesini onarıp kullanılır hâle getirmeye girişmiş, onarım için gereken kireci elde etmek üzere Yukarı Savadiye Mahallesi'ndeki Soğukpınar Bağları'nın bütün ağaçlarını kestirip kireç ocağında yaktırmıştı. Savaştan önce Amasya'nın en güzel mesirelerinden biri sayılan bu bağlar böylece ortadan kalktı. Olcay, kalemde çalıştığı için bu olaylara bizzat tanık olduğunu söyler. Anlatı, seferberliğin Amasya'da yalnızca insan toplamakla kalmadığını, şehrin kendi mekânlarını da askerî ihtiyaca göre yeniden düzenlediğini gösterir.

Olcay'ın hatıraları, seferberliğin şehirdeki öteki yüzüne de dokunur. Çöplüce Medresesi'ni anlatırken medresede gerçek talebenin pek kalmadığını, buna karşılık "askerlikten yakasını sıyırmak isteyen" birkaç Göndes köylü molla adayının ve onlara benzer kimselerin odalarda barındığını yazar. Medrese talebesinin belirli şartlarla askerlikten muaf tutulması, savaş yıllarında bazı gençler için bir sığınak olmuştu. Olcay aynı satırların sonunda bu kişilerin de Birinci Cihan Harbi ve sonraki yıllarda öldüklerini ekler. Kendi mahallesinden bir aileyi anlatırken de, Maliye Muhasebe Dairesi başkâtibi Tayip Efendi'nin torunları Cemal ve Kemal'in Birinci Dünya Savaşı'nda ölmesiyle ailenin geriye yalnızca iki kızının kaldığını not eder. Bu ölümlerin hangi cephede gerçekleştiğini söylemez.

31. Fırka ve Kafkas Cephesi

Olcay'ın bağlı olduğunu söylediği 31. Fırka, Onuncu Kolordu'nun tümenlerinden biriydi. Kolordu 1911'de Erzincan merkezliydi ve 31. Tümen'in alaylarından biri Sivas'taydı. Erickson'ın Birinci Dünya Savaşı'ndaki Osmanlı ordusunu ele alan çalışmasına dayanan tablolara göre Onuncu Kolordu Kasım 1914'ten Ağustos 1916'ya kadar 30., 31. ve 32. Tümenlerle Kafkas Cephesi'nde bulunmuş, Sarıkamış Harekâtı'na katılmıştır. Amasya'da asker toplayan kalemin 31. Fırka'ya bağlı olması, sancaktan silah altına alınanların önemli bir bölümünün doğuya, Kafkas Cephesi'ne yöneltildiğini düşündürür. Bu bir çıkarımdır. Amasyalı askerlerin hangi oranda hangi cepheye gittiğini gösteren bir döküm elimizde yoktur. Ancak Amasya'nın Çanakkale şehit sayısının Çorum ya da Yozgat gibi komşu illerinkinden çok küçük olması, bu çıkarımla uyumlu bir tablo çizer.

Doğuya giden yolun da kendi kayıpları vardı. Sivas'ın Hafik ilçesine bağlı Çınarlı köyünde bulunan bir şehitlik, 1915-1916 yıllarında Merzifon'dan yola çıkıp Erzurum ve Sarıkamış yönündeki Doğu Cephesi'ne intikal eden 915. Merzifon Taburu'nun anısını taşır. Ağır kış yüzünden yol alamayan tabur, köyde altı yedi ay kadar konaklamak zorunda kalmış, bu süre içinde askerlerinden bir kısmı hayatını kaybetmişti. Şehitlikteki kitabeye göre ölenlerin sayısı 40'tır, köyün yaşlılarından aktarılan sözlü anlatılar ise bu sayıyı 70'e kadar çıkarır. Ölümlerin nedenine dair yerel anlatılar belgeyle doğrulanmış değildir. Köylülerin defnettiği askerlerin mezarları uzun yıllar "Garipler Mezarlığı" diye anıldı, alan 7 Temmuz 2007'de şehitlik olarak düzenlenip ziyarete açıldı. Merzifon taburunun hikâyesi Çanakkale'ye ait değildir, fakat Amasya sancağından toplanan gençlerin savaş yıllarında hangi yöne aktığını göstermesi bakımından Amasya'nın Çanakkale kayıplarını anlamaya yardım eder.

Çanakkale Cephesi'nde Savaşın Seyri

İtilaf devletleri Boğazlar'ı geçerek İstanbul'u zorlamayı ve Rusya ile deniz yoluyla bağlantı kurmayı amaçlıyordu. Plan önce yalnızca donanmayla uygulandı. 19 Şubat 1915'te başlayan bombardıman 18 Mart'ta doruğa çıktı. Boğaz'ın en dar yerinde ilerleyen Birleşik Filo'nun gemilerinden Bouvet, Irresistible ve Ocean battı, Inflexible ile Gaulois ağır hasar gördü. Mayın gemisi Nusret'in Boğaz'ın Asya yakasına döşediği mayınlar bu sonucun belirleyici etkenlerinden biriydi. Deniz harekâtının başarısızlığı İtilaf komutanlığını Gelibolu Yarımadası'nda kara harekâtına yöneltti.

Osmanlı tarafında 24 Mart 1915'te Mareşal Liman von Sanders'in komutasında 5. Ordu kuruldu. Ordu, Esat Paşa'nın 3. Kolordusu'nda üç, Weber Paşa'nın 15. Kolordusu'nda iki tümenden ve ordu karargâhına bağlı 19. Fırka ile bazı ek birliklerden oluşuyor, toplam kuvveti yaklaşık 84 bin kişiyi buluyordu. 19. Fırka'nın komutanı Yarbay Mustafa Kemal'di. İngiliz, Fransız ve Anzak kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında yarımadanın güneyinde Seddülbahir çevresindeki beş kumsala, kuzeyde Arıburnu'na çıktılar. Sonraki aylar Kirte ve Kerevizdere muharebeleri, 18-19 Mayıs gecesi yapılan topçusuz süngü taarruzu ve Haziran sonu ile Temmuz başındaki Zığındere çarpışmalarıyla geçti. Siper savaşı Ağustos'ta Suvla ve Anafartalar'da yeni bir çıkarmayla yeniden alevlendi. Kasım sonunda gelen şiddetli yağış ve kar fırtınası iki tarafın siperlerini de sular ve buz altında bıraktı. İtilaf kuvvetleri Arıburnu ve Anafartalar'ı 19-20 Aralık 1915'te, Seddülbahir'i 9 Ocak 1916'da tahliye etti.

Muharebelerin ağırlığı, kayıp tablolarına da yansır. 18 Mart deniz muharebesinde Osmanlı ve Alman tarafının toplam kaybı 97 kişidir, bunların 79'u Türk, 18'i Almandır. İtilaf donanması ise yalnızca o gün yaklaşık 800 kişi yitirmiştir. Kara savaşlarında tablo tersine döner. 18-19 Mayıs gecesi 42 bin kişilik Osmanlı kuvveti topçu desteği olmadan süngü taarruzuna kalktı ve birkaç saat içinde yaklaşık 10 bin zayiat verdi, bunların 3.420'si şehit, 6.064'ü yaralıydı. Bir derlemeye göre 28 Haziran ile 5 Temmuz arasında Zığındere'de sekiz gün süren kesintisiz muharebede 16 bin şehit verilmiştir. Zığındere çarpışmaları güney cephesinde, Amasyalıların kayıtlarda sık anıldığı Seddülbahir ve Kirte çevresinde yaşandı. Hastalık da silah kadar öldürücüydü. İskorbüt, dizanteri ve benzeri hastalıklar yüzünden yaklaşık 64 bin asker muharebe dışı kaldı. Cephe gerisindeki sargı yerleri ve hastaneler bu yüzden savaşın ayrılmaz bir parçasıydı.

Kayıplar ve Rakamların Anlamı

Çanakkale'deki Osmanlı kayıpları konusunda yaygın bir yanlış anlama vardır. Sık anılan 250 bin rakamı şehit sayısı değil, toplam zayiattır. Askerî terim olarak zayiat; ölenleri, yaralıları, hastalananları, esirleri ve kayıpları birlikte kapsar. Genelkurmay'ın resmî çalışmasına göre Osmanlı ordusunun kara ve deniz muharebelerinde verdiği kesin şehit sayısı 57.370'tir. Hastanede ölenler bu sayıya girmez, onlar ayrı tasnif edilmiştir. Hastane kayıplarının yaklaşık 21 bin, yaralıların 97 ile 100 bin arasında, kayıp ve esirlerin 10 ile 11 bin arasında olduğu hesaplanır. Bütün kalemler toplandığında 252 bin dolayında bir zayiat ortaya çıkar. Bir kişinin cephede mi, hastanede mi can verdiği bu nedenle önem taşır ve Amasyalı şehitlerin kayıtlarında her iki durum da görülür.

Şehitlerin illere göre dağılımı, cepheye asker çıkaran bölgeleri de gösterir. Bursa 4.000'in üzerinde, Balıkesir 3.500 dolayında, Konya ve Kastamonu 2.500 ile 2.900 arasında şehitle ilk sıralarda yer alır. Çanakkale'nin çevresindeki ve batı Anadolu'daki illerin payı yüksektir. Doğu ve kuzeydoğu Anadolu'daki illerin rakamları ise çok daha küçüktür. Amasya bu dağılımda düşük sayılı iller arasındadır. Komşu illerle karşılaştırıldığında fark daha da belirginleşir: aynı tabloda Çorum'un 1.390, Yozgat'ın 718, Sivas'ın 268 şehidi bulunur. Tokat 61, Samsun 54 şehitle Amasya'ya yakın bir düzeydedir. Aynı bölgedeki illerin rakamları arasında bu kadar büyük bir açıklık bulunması, farkın yalnızca nüfusla açıklanamayacağını, askerlerin hangi birliklere ve hangi cephelere ayrıldığının da belirleyici olduğunu düşündürür. Şehit dökümleri bunun nedenini kendileri açıklamaz. Amasya'nın asker alma kaleminin Kafkas Cephesi'ndeki 31. Fırka'ya bağlı olması bu farka bir açıklama getirebilir, fakat Tokat ve Samsun gibi illerin de düşük rakamlarını hangi birlik bağlantılarının belirlediği bilinmediğinden, bu konudaki her yorum bir varsayım olarak kalır.

Amasya İçin Verilen Sayılar

Amasya'nın şehit sayısı hangi döküme bakıldığına göre değişir. Millî Savunma Bakanlığı verilerine dayanan ve vilayet bazında hazırlanan bir döküm Amasya için 29 kayıt gösterir. Çanakkale şehitlerinin illere göre dağılımını veren güncel bir tabloda sayı 48'dir. Daha eski bir derlemede, kimi yayınlara da yansıyan biçimiyle 32 görülür. Bu üç rakamdan hangisinin doğru olduğunu tek başına söylemek mümkün değildir, çünkü dökümler farklı ölçütlerle hazırlanmıştır. Kimisi yalnızca muharebe alanında ölenleri sayar, kimisi hastanede ölenleri de ekler. Kimisi memleket bilgisini doğum yerine, kimisi nüfus kaydına göre yazar. Osmanlı döneminde Amasya'nın idari sınırları da bugünkünden farklıydı. Bu nedenle bugünkü il sınırlarına göre yapılan bir sayım, dönemin sancak kayıtlarıyla her zaman örtüşmez.

Kayıtların eksikliği ayrı bir sorundur. Er olarak kaydedilenlerin çoğunun yalnızca baba adı, lakabı ya da köyü yazılıdır. Bazılarında memleket hanesi yalnızca "Amasya" olarak kalmıştır ve bunların hangi ilçeden olduğu anlaşılamaz. Bir başka karışıklık da yer adlarından doğar. Bakanlık listesinde adı "Amasya" geçen satırlardan biri, yakından bakıldığında Aydın'ın Bozdoğan kazasına bağlı Amasya adlı bir köyden bir askere aittir. Benzer bir köy adının otomatik taramalarda il adıyla karışabileceği düşünülürse, sayı farklarının bir bölümü bu tür belirsizliklerden kaynaklanıyor olabilir. Ancak hangi satırın hangi döküme alınıp alınmadığını belgelerle göstermek bugün için mümkün görünmemektedir. Amasya'nın şehit sayısını bu yüzden "en az 29, en çok 48" biçiminde söylemek en doğrusudur.

Konunun yerel tarih yazımında da boş kaldığı söylenebilir. Çanakkale Savaşları üzerine Türkçe yayımlanmış kitap, makale, hatırat ve belgeleri bir araya getiren kapsamlı bir bibliyografyada yaptığımız taramada, Amasya'nın Çanakkale şehitlerine ya da Amasyalı Çanakkale gazilerine ayrılmış bir çalışmaya rastlamadık. Aynı bibliyografyanın giriş yazısı, Türk askerlerinin bıraktığı mektup, günlük ve hatıraların İtilaf askerlerininkilere oranla çok az olduğunu, bunun okuma yazma oranının düşüklüğüyle ilgili bulunduğunu belirtir. Amasyalı şehitler için de elde kalan, büyük ölçüde resmî listelerdeki birkaç satırlık kayıtlardır.

Kayıtlardaki Amasyalılar

Millî Savunma Bakanlığı arşivinin Çanakkale Cephesi şehit listesinde memleketi Amasya olarak geçen yirmi dokuz kaydın incelenmesi, rakamların ardındaki insanlara dair bazı ayrıntılar verir. İlçe bilgisi yazılı kayıtların en kalabalık grubu Gümüşhacıköylülerdir, dokuz kişi bu ilçeden görünür. Onları dört kişiyle Merzifonlular izler. Bir kişi Hamamözü'ndendir, bir kişi Suluova'nın Eraslan bucağından, bir kişi de Amasya merkezin Ziyaret bucağından. Doğum yılları 1877 ile 1897 arasında değişir, fakat çoğunluk 1888 ile 1893 arasında doğmuş gençlerdir. Lakap hanesi dolu olan kayıtlarda Karahacıoğulları, Dedeoğulları, Kıymetoğulları, Burakoğulları, Karakadıoğulları, Velioğulları gibi sülale adları okunur. Bu adlar, köy ölçeğinde bugün de izi sürülebilecek ailelere işaret eder.

Subaylar

Kayıtlı Amasyalıların altısı subaydır. Mustafa oğlu Üsteğmen Ali Rıza Efendi, listeye göre Sığındere'de 11. Fırka mıntıkasında şehit düşmüştür. 1877 doğumlu Ahmet oğlu Teğmen Hüseyin Efendi Anafartalar mevkiinde, Cafer Sadık oğlu Teğmen Mehdi Efendi ise İstanbul'daki Gülhane Hastanesi'nde ölmüştür. 1878 doğumlu Osman oğlu Yüzbaşı Mehmet Hulusi Merzifonludur ve Kerevizdere'de can vermiştir. Mehmet Emin oğlu Kıdemli Yüzbaşı Nazif Efendi'nin şehadet yeri "Çanakkale darülharbinde", yani Çanakkale savaş alanında diye yazılmıştır. Listedeki en genç subay, 1897 doğumlu Hacı Hasan oğlu Teğmen Yusuf'tur. Subayların doğum yılları erlerinkinden belirgin biçimde daha eskidir. 1877 ve 1878 doğumlu iki subay, savaş sırasında otuz yaşlarının sonundaydı. Kayıtlarda bir onbaşı da bulunur, geri kalanlar erdir.

Şehadet Yerleri ve Tarihleri

Şehadet yerleri, Amasyalıların Gelibolu Yarımadası'nın hemen her cephesinde bulunduğunu gösterir. Kayıtlarda Seddülbahir, Kirte, Kerevizdere, Sığındere, Arıburnu, Kabatepe ve Anafartalar anılır. Seddülbahir, Kirte, Kerevizdere ve Sığındere güney cephesinin ağır muharebe bölgeleridir. Arıburnu ve Kabatepe Anzak çıkarmasının yapıldığı kuzey cephesine aittir. Anafartalar'da kaydedilen şehitler Ağustos 1915'teki Suvla çıkarmasına karşı yürütülen savunmayla ilişkilidir. Satırlardan birinin şehadet yeri hanesinde ise "İngiliz ve Fransız filosunun Seddülbahir'i bombardımanında" anlamına gelen bir ibare yer alır. Oruçoğullarından Mehmet oğlu Yunus adlı 1892 doğumlu bu er, kara harekâtından önceki deniz bombardımanı döneminde hayatını kaybetmiştir.

Şehadet tarihleri Rumî takvimle, 1330, 1331 ve 1332 yılları olarak ve gün/ay/yıl biçiminde rakamla yazılmıştır. Rumî yıl Mart ayında başladığından bu tarihlerin miladî karşılıkları hesaplanırken ay ve gün düzeltmesi gerekir. Listedeki ay rakamlarının, Rumî yılın ilk ayı olan Mart'tan başlanarak sayıldığı anlaşılmaktadır. Bu bizim kayıtları karşılaştırarak vardığımız bir okumadır, fakat güçlü dayanakları vardır. Bombardımanda ölen Yunus'un tarihi 21/08/1330 olarak yazılmıştır. Ay rakamı takvim sırasıyla okunursa bu tarih Eylül 1914 başına düşer ve o günlerde Seddülbahir'e bir bombardıman yoktur. Sekizinci ay Mart'tan sayılırsa Teşrinievvel olur, 21 Teşrinievvel 1330 da on üç günlük takvim farkı eklendiğinde 3 Kasım 1914'e, yani İngiliz ve Fransız gemilerinin Boğaz girişindeki tabyaları bombaladığı güne denk gelir. Kabatepe'de ölen bir askerin 18/02/1331 tarihi de ilk okumayla Mart 1916'ya, yani tahliyeden sonrasına düşerken, ikinci okumayla 1 Mayıs 1915'e, çıkarmadan bir hafta sonrasına karşılık gelir.

Bu okumayla kayıtlar, Amasyalıların ölümlerini savaşın bilinen evrelerine yerleştirmeye imkân verir. Merkez'in Ziyaret bucağından Mehmet oğlu Onbaşı Hüseyin'in 19/12/1330 tarihi 4 Mart 1915'e, yani deniz harekâtının sürdüğü haftalara düşer. Kabatepe ve Arıburnu'ndaki iki ölüm 1 ve 2 Mayıs 1915'e, Yüzbaşı Mehmet Hulusi'nin Kerevizdere'deki ölümü 9 Mayıs 1915'e, Kıdemli Yüzbaşı Nazif Efendi'ninki 11 Mayıs 1915'e karşılık gelir. Hüseyin oğlu Ali ile Nazif oğlu Mehmet adlı 1892 doğumlu iki Amasyalı er, aynı birlik numaralarıyla kaydedilmiş, ikisi de aynı gün, 22/03/1331'de Kirte'de şehit düşmüştür. Bu tarih 4 Haziran 1915'e denk gelir ve Kirte çevresindeki muharebelerin yoğun günlerine rastlar. Gümüşhacıköylü Mehmet oğlu Mustafa'nın Sığındere'deki ölümü 5 Temmuz 1915'e, yani Zığındere çarpışmalarının son gününe düşer. Seddülbahir muharebesinde ölen iki Gümüşhacıköylünün tarihleri 12 ve 13 Temmuz 1915'e, Anafartalar'da ölen erlerin tarihleri ise Ağustos 1915'in ikinci yarısına karşılık gelir. Teğmen Hüseyin Efendi'nin Anafartalar'daki ölümü 12 Ağustos 1915, Teğmen Mehdi Efendi'nin Gülhane'deki ölümü 1 Kasım 1915 tarihine denk düşer. Bütün bu miladî karşılıklar yukarıdaki okumaya dayanan hesaplardır ve tek tek belgelerle sınanmamıştır.

Her kayıt bu düzene uymaz. Seddülbahir muharebesinde öldüğü yazılan Çinlilioğullarından Mustafa oğlu Mustafa'nın tarihi 1332 yılını gösterir. Hangi okumayla bakılırsa bakılsın bu tarih Seddülbahir'in tahliyesinden sonraya düştüğünden, kayıtta bir yıl hatası bulunması muhtemeldir. Teğmen Yusuf'un şehadet yeri hanesi boştur, tarihi ise 1916 başına karşılık gelir. Suluova'dan Ali Kâzım oğlu Kurban'ın kaydında gün hanesi "00" olarak bırakılmış, yer olarak yalnızca "meydan-ı harpte" yazılmıştır. Bu eksikler, listelerin savaş şartlarında, çoğu zaman birlik defterlerinden aktarılarak hazırlandığını hatırlatır.

Hastanelerde Ölenler ve Birlikler

Dört Amasyalının ise hastanede öldüğü görülür. Hamamözülü Osman oğlu Hüseyin 11. Fırka seyyar hastanesinde, Hasan oğlu Kadir güney grubunun ağır yaralılar hastanesinde, Teğmen Mehdi Efendi Gülhane'de, Merzifonlu Bayram oğlu Mustafa ise İstanbul'daki Haydarpaşa Hastanesi'nde can vermiştir. Bu kişiler Genelkurmay'ın muharebede ölenler ile hastanede ölenleri ayrı tuttuğu sınıflandırmada farklı kalemlere düşebilir. Amasya için verilen rakamların birbirini tutmamasının bir nedeni de budur.

Kayıtların çoğunda ad, baba adı ve lakabın yanında kolordu, fırka, alay ve tabur numarası da bulunur. Amasyalıların tek bir birlikte toplanmadığı, çeşitli fırka ve alaylara dağıldığı bu bilgilerden anlaşılır. Yine de bazı kümeler göze çarpar. Kirte'de aynı gün ölen iki er gibi, Hamamözülü Hüseyin ile Tahkacızadeoğullarından bir başka Amasyalı da aynı birlik numaralarıyla kaydedilmiştir ve ikisi birkaç gün arayla ölmüştür. Abdulkerimoğullarından Mehmet ile Kurudillioğullarından İsmail de aynı birlik numaralarını taşır. Bu dağınıklık ve küçük kümeler, Amasyalıların bir il alayı hâlinde toplanmadan, depolardan ve menzil hatlarından geçerek farklı birliklere birkaçar kişilik takviyeler olarak ulaştığını düşündürür. Bu çıkarım kayıtlardaki birlik numaralarına dayanan bir yorumdur ve tek tek alay tarihçeleriyle doğrulanması gerekir.

Cephe Gerisinde Amasya

Amasya'nın savaştaki yükü yalnızca cepheye gönderilen insanlardan ibaret değildi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Orta Anadolu, asker kadar erzak da sağlayan bir havzaydı. Amasya, Çorum, Tokat ve Sivas'tan toplanan gıda maddeleri karayoluyla Samsun ve Sinop limanlarına getiriliyor, oradan deniz yoluyla Trabzon'a gönderiliyordu. Canik sancağının iaşesi de büyük ölçüde bu şehirlerden alınan zahireye bağlıydı. Canik yetkilileri Amasya, Çorum ve Tokat'tan yüz binlerce kilo zahire için söz alıyor, Amasya mutasarrıfı ise alımların hangi kazalardan yapılabileceğini belirliyordu. Zahire toplamak için Amasya'ya giden tüccarlar ve bölgedeki erzak darlığı, fiyatların yükselmesine ve karaborsaya yol açan bir ortam doğurmuştu. Savaşın ağırlığı böylece cepheden çok uzakta, Amasya'nın çarşısında ve harmanında da hissediliyordu.

Savaşın şehirde nasıl algılandığına dair bir iz de Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde korunmuştur. Selanik'te uzun yıllar hocalık yapmış Amasyalı şair Cûdî Efendi, Hüsameddin'in ricası üzerine "Harb-i Umûmî" başlıklı uzun bir manzumeyi kendi eliyle yazarak "Amasya Müverrihi muhterem hemşehrim" ithafıyla ona hediye etmişti. Hüsameddin manzumeyi Cûdî Efendi'nin biyografisi içinde tam olarak yayımlar. Şiir, savaşı insanlık tarihinin kanlı tekerrürlerinden biri olarak görür, Rusya'yı "ezelî düşman" sayar, asıl sorumluluğu İngiltere'nin hırsında bulur ve on milyonu aşan ölüye, ölenlerin on katı insanın da sefalete düştüğüne değinir. Manzumede Çanakkale adı geçmez, fakat aynı yılları Amasya'da yaşamış yaşlı bir şairin savaşa bakışını aktarması bakımından şehrin o dönemki ruh hâline bir pencere açar.

Anma ve Hafıza

Çanakkale'nin Amasya ile bağı şehit sayısıyla sınırlı kalmaz. 19. Fırka komutanı olarak Arıburnu'ndan Anafartalar'a kadar savaşın en kritik günlerinde cephede bulunan Mustafa Kemal, dört yıl sonra, 12 Haziran 1919'da Havza'dan Amasya'ya geldi ve 22 Haziran 1919'da Amasya Tamimi'ni yayımladı. Genelgenin özü, milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağı düşüncesiydi. Çanakkale'nin komutanıyla Anadolu'daki direniş hareketinin ilk belgelerinden biri bu şehirde buluştu.

Amasya'da 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi her yıl resmî törenlerle ve okul programlarıyla anılır. Törenlerin merkezi Tekirdede Şehitliği'dir. 2018'de zaferin 103. yıl dönümünde burada yapılan törende vali şehitlik anıtına çelenk bıraktı, saygı atışı ve duanın ardından şehit kabirlerine karanfil kondu. İki bin kırmızı karanfilden yapılmış bir Türk bayrağı törenin en çok konuşulan ayrıntısı oldu, tören şehitlik bahçesine çam fidanları dikilerek tamamlandı. 2026'da zaferin 111. yıl dönümünde ise Amasya Üniversitesi Kongre Salonu'nda düzenlenen programda saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından öğrencilerin hazırladığı Çanakkale türküleri, koro dinletisi ve tiyatro gösterisi yer aldı. Programa vali, milletvekili, garnizon komutanı ve belediye başkanı katıldı. Törenlerde Amasyalı Çanakkale şehitlerinin adları henüz ayrıca anılmaz. Bakanlık listesindeki yirmi dokuz kayıt, bu adların ilçe ve köy ölçeğinde yeniden hatırlanabilmesi için elde bulunan en somut başlangıç noktasıdır.

Kronoloji

25 Mart 1913: Amasya Redif Tümeni, Onuncu Kolordu bünyesinde Çatalca Ordusu emrinde Trakya'da bulunuyordu.

2 Ağustos 1914: Osmanlı-Alman ittifak antlaşması imzalandı, seferberlik ilan edildi.

29 Ekim 1914: Osmanlı donanması Karadeniz'de Rus limanlarını bombaladı, devlet fiilen savaşa girdi.

3 Kasım 1914: İngiliz ve Fransız gemileri Çanakkale Boğazı'nın girişindeki tabyaları bombaladı. Amasyalı er Yunus'un listedeki ölüm tarihi, okumamıza göre bu güne denk gelir.

Kasım 1914: Onuncu Kolordu 30., 31. ve 32. Tümenlerle Kafkas Cephesi'nde.

19 Şubat 1915: Müttefik donanmasının Boğaz'a yönelik bombardımanı başladı.

18 Mart 1915: Birleşik Filo'nun Boğaz'ı geçme girişimi başarısızlıkla sonuçlandı.

24 Mart 1915: Liman von Sanders'in komutasında 5. Ordu kuruldu.

25 Nisan 1915: Seddülbahir ve Arıburnu'na kara çıkarmaları yapıldı.

18-19 Mayıs 1915: Osmanlı ordusu topçusuz süngü taarruzu düzenledi.

Ağustos 1915: Suvla ve Anafartalar'da yeni çıkarma ve muharebeler yaşandı.

1915-1916: 915. Merzifon Taburu Doğu Cephesi'ne giderken Hafik'in Çınarlı köyünde aylarca konakladı, askerlerinden bir kısmı burada öldü.

19-20 Aralık 1915: İtilaf kuvvetleri Arıburnu ve Anafartalar'dan çekildi.

9 Ocak 1916: Seddülbahir'in tahliyesiyle Çanakkale Cephesi sona erdi.

12 Haziran 1919: Mustafa Kemal Amasya'ya geldi.

22 Haziran 1919: Amasya Tamimi yayımlandı.

7 Temmuz 2007: Hafik Çınarlı Merzifon Taburu Şehitliği ziyarete açıldı.

18 Mart 2018: Zaferin 103. yıl dönümü Amasya'da Tekirdede Şehitliği'nde törenle anıldı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Millî Savunma Bakanlığı Arşiv Müdürlüğü, Çanakkale Cephesi Şehit Listesi (Amasya kayıtları).
  • Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Amasya, sadeleştiren Turan Böcekçi ve Mehmet H. Seçkiner, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, Amasya 2009 (yazarın görevleri; "Yukarı Savadiye Mahallesi", s. 24; Mehmet Paşa Mahallesi; Çöplüce Medresesi).
  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 8, s. 537-541 (Cûdî Efendi biyografisi ve "Harb-i Umûmî" manzumesi).

Akademik çalışmalar

  • Arslan, Mehmet. "Birinci Dünya Harbinde Çanakkale Cephesine Asker Alım İşlemleri ve Askerlerin Cepheye İntikalleri". Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı.
  • "Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Canik'in İaşe Durumu (1914-1918)". Belleten.

Diğer kaynaklar

  • Çanakkale Savaşı zayiat sayıları ve birlik büyüklükleri derlemesi; Genelkurmay Başkanlığı, "Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi (Haziran 1914 - Ocak 1916)" çalışmasına atıflarla.
  • İllere göre Çanakkale Savaşı şehit sayıları tablosu (Çanakkale Şehitlik). canakkalesehitlik.net
  • Çanakkale Muharebeleri'nde Osmanlı İmparatorluğu'nun kuvvet kayıplarının vilayet ve ülkelere göre dağılımı (Vikipedi; Millî Savunma Bakanlığı şehit listesine atıflarla). tr.wikipedia.org
  • "Millî Mücadele Döneminde Amasya". TÜBA Tarih Serisi.
  • "X Corps (Ottoman Empire)", Wikipedia; Edward J. Erickson, Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913 (Praeger, 2003) ve Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War (Greenwood, 2001) atıflarıyla. en.wikipedia.org
  • Demirören Haber Ajansı, Amasya'da 18 Mart töreni haberi (Sinan Harmancı), "DHA Yurt Bülteni-4", sondakika.com, Mart 2018.
  • Atatürk Araştırma Merkezi, Çanakkale Savaşları Bibliyografyası.

Çevrimiçi kaynaklar