Özgün Metin

Vezin: Mefʿūlü mefāʿilün feʿūlün

Ḳahrıñdan amān içün ilāhī
Kuhsāra çıḳup biḥāra itdim
Gördüm ki diyor cibāl ü deryā
Ḳahrıñdan amān amān efendim
Bir ḫayli düşündüm ey birāder
Ṭāliʿ ne dimek ḳader ne maʿnā
İdrākı degil bize müyesser
Bunlar iki ḥalli güç muʿammā
Taḳdīr ü ḳaderle baḫt u ṭāliʿ
Bunlar baña ḳalsa ʿayn-ı şeydir
Bir neşve içün hezār-ı māyiʿ
Mahiyyeti hepsiniñ de meydir
Olsaydı felekde bir nişāne
Dostumdaki tīr-i iʿtirāża
Gitmezdi bu āhlar yabāna
Düşmezdi göñül bu inḳıbāża
Ṭāliʿ eŝer-i meşiyyetulllāh
Andan kime itmeli şikāyet
Lākin sıḳılınca nefs-i gümrāh
Eyler bu taẓalluma cesāret
Taḳdīre nüfūsdur meṭāliʿ
Āfāḳ daḫı aña meşārıḳ
Meşrıḳler ider mi daḫl-ı ṭāliʿ
Enfüsde bu ḥāl-i nā-muvāfıḳ
Teslīmde ṣanma yoḳ mükāfāt
Merdāne ŝebāt-ı fażlı vardır
Feryād ile defʿ olur mı āfāt
Taʿrīżiñ aña ne daḫli vardır
Āl dīde-i ʿibrete Ḥüseyni
Baḳ melek-i Murtażā ne ḫoşdur
Ḫalḳıñ ki rıżā ḳażāya dīnī
Bu dīnden imtināʿ boşdur
İnsān ki taṣavvurunda ḥürdür
Zevḳince ḫayāl ider cihānı
Ḫāricde görür ki ṭuʿmı mürdür
Ṣıbyān gibi ḳaldırır fiġānı
Baḳ ben de seniñ gibi ḳarışdım
Yoḳ çāre bu yolda izdiḥāma
Küsdüm ḳadere yine barışdım
Ben geldim o gelmedi merāma
Farż it ki şu ʿilm-i ḥavādiŝ
Āzāde-i pençe-i ḳaderdir
Bir ḥāl-i diger olur ki ḥādiŝ
Ẓannım o daḫı ḳader ḳadardır
İdrākımı mest ider şu deryā
Mestāne temevvüciyle her dem
Hep anda nihān hep anda peydā
Bārān u tegerg ü berf ü şebnem

Günümüz Türkçesiyle

1. Allah'ım, kahrından aman bulmak için dağlara çıktım, denizlere gittim; gördüm ki dağlar ve deniz: "Kahrından aman, aman efendim!" diyor.

2. Ey birader, epeyce düşündüm: talih ne demek, kader ne anlama gelir? Onları kavramak bize nasip değil; bunlar çözülmesi güç iki muammadır.

3. Takdir ve kader, baht ve talih, bana kalırsa bunlar aynı şeydir; bir neşe için bin türlü içki (vardır); hepsinin mahiyeti şaraptır.

4. Dostumdaki itiraz okuna felekte bir hedef olsaydı, bu âhlar boşa gitmez, gönül bu sıkıntıya düşmezdi.

5. Talih, Allah'ın dilemesinin eseridir; o hâlde kime şikâyet etmeli? Ama yolunu şaşırmış nefis sıkılınca bu sızlanmaya cüret eder.

6. Talihin doğuş yerleri nefislerdir; ufuklar da onun doğularıdır. Doğular talihe karışır mı? Bu uygunsuz hâl nefislerin içindedir.

7. Teslimiyette mükâfat yok sanma; mertçe sebatın fazileti vardır. Feryatla afetler def olur mu? İtirazın onunla ne ilgisi var?

8. Hüseyin'i ibret gözüne al; bak Murtazâ'nın yolu ne güzeldir. Dini kazaya rıza olan halk için bu dinden kaçınmak boştur.

9. Düşüncesinde hür olan insan, dünyayı zevkince hayal eder; dışarıda tadının acı olduğunu görür, çocuklar gibi feryadı koparır.

10. Bak, ben de senin gibi karıştım; bu yoldaki izdihama çare yok. Kadere küstüm, yine barıştım; ben (dileğe) geldim, o dileğime gelmedi.

11. Farz et ki olayların bilgisi kaderin pençesinden azade olsun; yeni bir başka hâl olur ki, zannımca o da kader kadardır.

12. Şu deniz, her an sarhoşça dalgalanışıyla aklımı sarhoş eder; yağmur, dolu, kar ve çiy, hepsi onda gizli, hepsi ondan görünür.

Edebî ve Tarihî Yorum

Başlıkta "Hazret-i Murtazâ" diye anılan, Hz. Ali'dir; ona nispet edilen Arapça divan ve kıt'alar Osmanlı okurunun iyi tanıdığı metinlerdendi. Cûdî'nin tercüme ettiği kıt'anın Arapça aslı divanda verilmez ve tez de onu belirtmez. İlk dörtlük bir kaçış sahnesidir: kahırdan kurtulmak için dağlara ve denizlere gidilir, ama dağlar ve deniz de aynı kahırdan aman diler. Allah'ın kudretinden kaçılacak bir yer yoktur.

Ardından "Teslîm-i tâli' yâhud tesellî-i nâfi'", talihe teslimiyet ya da faydalı teselli ara başlığıyla on bir dörtlük gelir ve tercümenin düşüncesini bir kader tartışmasına genişletir. Şair talih ile kaderin iki çözülmez muamma olduğunu kabul eder, ama hepsini bir öze bağlar: bin türlü içkinin mahiyeti nasıl şarapsa, takdir, kader, baht ve talih de aynı şeydir. Altıncı dörtlük talihi yıldızlardan alıp insanın içine yerleştirir: talihin doğduğu yer nefislerdir, ufuklar değil. Sekizinci dörtlükte Hz. Hüseyin ve Hz. Ali'nin yolu teslimiyetin örneği olarak anılır.

Onuncu dörtlük, şairin kendi itirafını taşır: "Kadere küstüm, yine barıştım." "Ben geldim, o gelmedi merama" mısraı, insanın kadere razı olduğu hâlde dileğine kavuşamayışını yalın bir halk söyleyişiyle anlatır. Son dörtlükte deniz, yağmur, dolu, kar ve çiyin hepsini içinde gizleyip hepsini gösteren bir varlık olarak, bütün olayların tek bir kaynaktan çıkışının imgesi olur. Mefûlü mefâilün feûlün vezni ve çapraz kafiyeli dörtlükler, bu felsefi konuya sohbet havası verir.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 33-35 (şiir no. 190; yazma vr. 47b-48a-48b-49a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar