Amasya'nın güneybatısında, Çorum yolunun güneyine düşen Geldingen Ovası'nın kenarındaki Oluz, adını Orta Karadeniz'in kara kesimindeki en büyük höyüklerden birine vermiş bir köydür. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar köyü "Amasya'nın cenûb-ı garbî tarafında" diye tarif eder; 2012 tarihli köy listesi ise il merkezine uzaklığını 33 kilometre olarak verir. Köyün adı beş yüz yıllık kayıtlarda Olus ve Oluz biçimleriyle geçer, yirminci yüzyılda bir süre Toklucak'a çevrilmiş, bugün yeniden Oluz olmuştur. Ovada yükselen Oluz Höyük'te 2007'den beri süren kazılar, Hitit çağından Pers egemenliğine ve Helenistik döneme uzanan bir yerleşme dizisini gün ışığına çıkarmış, köyün adını arkeoloji literatürüne taşımıştır. 2025'te köyde 571 kişi yaşıyordu.

Olus, Toklucak ve Oluz

Adın geçtiği bilinen en eski belge 1530 tarihli muhasebe defterindedir. Defterin dizininde Geldiklan-âbâd nahiyesine bağlı bir "Olus" köyü yer alır ve kayıt defterde 357. sayfadadır; Amasya livasının hiçbir nahiyesinde bu adı taşıyan ikinci bir köy yoktur. Hüsâmeddîn de köyü hep Olus diye yazar. Sonraki bir tarihte köyün adı Toklucak yapılmıştır. David French 1986'da köyde gördüğü Roma mil taşını "Toklucak, eskiden Oluz" başlığıyla yayımlar; Şevket ve E. Emine Naza Dönmez de 2009'daki kazı raporunda aynı biçimi, "Toklucak (eski Oluz)" ifadesini kullanırlar. 2012'de yerel yönetimlere ait köy veri tabanında köy hâlâ "Toklucak Köyü" adıyla kayıtlıdır ve oradaki 2011 nüfusu (606) bugün Oluz adıyla yayımlanan serideki 2011 rakamıyla birebir aynıdır.

Bekir Başalan'ın Amasya'da adı değiştirilen yerleşimleri derleyen tablosu da Toklucak'ı yeni ad, Olus/Oluz'u eski ad olarak gösterir. Ne var ki aynı makalede İçişleri Bakanlığı'nın 2024 verilerinden aktarılan Merkez köyleri listesinde Toklucak değil, Oluz adı vardır. Buna göre tarihî ad 2012'den sonra yeniden resmîleşmiştir; dönüşün hangi kararla yapıldığına dair bir belgeye rastlanmamıştır. Toklucak adının ne zaman ve neden verildiği de belgelenemedi. Olus adının anlamı konusunda tek açıklama Hüsâmeddîn'e aittir: yazar Geldiklan'daki Afşar, Olus, Doğan, Alikadı ve Yağmur gibi köy adlarını, Afşar ve Bayındır uluslarından ayrılmış obaların büyüklerinden kalma kişi adları sayar. Bu bir yorumdur ve başka bir kaynakla desteklenmemektedir.

Geldiklan'da Bir Köy, Bir Nahiye

1530 defterinin gösterdiği gibi Olus, Osmanlı'nın ilk yüzyıllarında Amasya'nın batısını kaplayan Geldiklan nahiyesinin köylerindendi. Hüsâmeddîn, Amasya'nın bir vilayet merkezi olduğu dönemi anlatırken şehre bağlı nahiyeler arasında Akdağ, Yenice, Hakala, Arguma, İnepazar ve Öz ile birlikte Olus'u da sayar; yani köy bir dönem kendi adıyla anılan küçük bir idarî birimin merkezi olmuştur. Aynı durum on dokuzuncu yüzyılın sonunda bir kez daha görülür. Sabit Genç'in sâlnâmelerden ve Cuinet'nin 1892 tarihli eserinden çıkardığı listeye göre o yıl Amasya kazasının on iki nahiyesinden biri Oluz'du. 1903 listesinde ise kazanın nahiye sayısı dörde inmiş, Oluz bu listeden çıkmıştır. Nahiyenin hangi köyleri kapsadığı ve ne kadar süre işlediği bu kaynaklarda yer almaz.

Hüsâmeddîn köyün nüfusuna dair iki farklı katmandan söz eder. Bir yerde Amasya'nın en kalabalık ailelerinden saydığı Baba Sülâlesi'ni, yani Baba İlyâs-ı Horasânî'nin soyundan geldiği kabul edilen aileyi anlatırken, Efte, Moramul ve İnepazar ile birlikte Olus'ta oturan Türklerin çoğunun bu sülaleye mensup olduğunu yazar. Başka bir yerde ise Olus'u Pehlivanlı aşiretinin yurdu olarak gösterir. Bu iki bilgi birbirini dışlamaz, ama köyün geçmişte nasıl bir bileşime sahip olduğunu ayrıntılı biçimde gösteren bir belgeye ulaşılamamıştır. On dokuzuncu yüzyıldan küçük bir iz de 1845 temettuat defterlerinden gelir: komşu Ezinepazar nahiyesindeki Kızılca-i Kebir köyünde mülkü olan dışarılılar arasında "Olus karyesi"nden bir Hasan yazılıdır.

Pehlivanlı Aşireti ve Kürd Bekiroğulları

Olus'un Amasya tarihindeki en görünür izi, on yedinci yüzyılın sonunda köyden çıkıp şehirde büyük mevkilere yükselen bir ailedir. Hüsâmeddîn'in biyografilerine göre Olus'ta oturan Pehlivanlı aşiretinin reisi Ahmed Bey bin Ebûbekir Bey'in oğlu Ebûbekir Ağa, gençliğinde zeâmet sahibiydi; babasının ölümünden sonra aşiret reisi olan İbrâhim Bey'in yanında kalmış, ona damat olmuştur. İbrâhim Bey'in ölümü üzerine Amasya'ya yerleşmiş, Mumcuzâde Seyyid Ahmed Paşa'ya intisap ederek onun kethüdası olmuş ve paşanın Amasya mutasarrıflığı sırasında, 1098 (1687) yılında Amasya mütesellimi olarak şehrin idaresini fiilen yürütmüştür. Seyyid Paşa'nın 1101'de idamı üzerine bir süre sürgünde kalmış, 1110'dan itibaren âyan meclisine üye olmuş ve 1117 (1705) dolaylarında ölmüştür. Oğulları es-Seyyid İbrâhim Paşa ile Sarı Mustafa Bey'in soyuna şehirde "Kürd Bekiroğulları" denmiştir.

Ailenin en parlak adı, Hüsâmeddîn'in "Olus köylü" diye andığı İbrâhim Paşa'dır. Amasya'daki zâimler arasında yetişen İbrâhim, eşraftan Murâd Beyzâde el-Hâc Mustafa Ağa'nın kızı Hanife Hanım'la evlenerek şehirde nüfuz kazanmış, 1119 (1707) yılında Amasya alaybeyi olmuş, 1126'da bu göreve ikinci kez getirilmiştir. Mora seferinde Türkmen ağası olarak bulunmuş, gösterdiği başarı üzerine bir Mora kalesinin muhafızlığına, 1129'da da Rumeli beylerbeyiliği payesiyle Sivas valiliğine getirilmiştir. Sonraki yirmi yıl içinde Cidde ve Habeş, Trablusşam, Maraş, Halep, Şehrizor, Diyarbekir, Konya, Adana, Sayda, Van ve Trabzon gibi birbirinden uzak eyaletlerde valilik etmiş, vezirliğe yükselmiştir. Hüsâmeddîn, 1151 (1738) yılının başında Kefe'de öldüğünü muhallefat defterinden aktarır ve onu "şecî', gayûr, muktedir bir vezîr" diye niteler. İbrâhim Paşa'nın torunu İbrâhim Bey de Merzifonlu Sâdık Mehmed Paşa'nın vezirliği sırasında kethüdalık etmiş, paşanın azli ve idamından sonra Amasya'ya sürülmüş ve 1198 (1784) yılında orada ölmüştür. Geldiklan'dan söz eden bölümde Hüsâmeddîn, İbrâhim Paşa'yı Olus köyünün yetiştirdiği zatlar arasında ayrıca anar.

Köydeki Roma Mil Taşı

David French 6 Temmuz 1986'da Toklucak adını taşıyan köyde, caminin önünde duran bir Roma mil taşını kaydetmiştir. Taş, yeniden kullanılmış, alt ve üst ucu kırık, gri ve sert kireçtaşından bir sütundur; korunan yüksekliği 0,95 metre, çapı 0,49 metredir. Yüzeyinde, kısmen birbirinin üzerine binen iki ayrı yazıt okunur. Birincisi MS 282'nin sonu ile 283'ün başına tarihlenir ve imparator Carus ile Sezar unvanı taşıyan oğulları Carinus ve Numerianus adına, Pontus eyaleti valisi Claudius Longinus döneminde dikilmiştir. İkinci yazıt yaklaşık elli yıl sonraya, 333-335 yıllarına aittir; Büyük Konstantin'i ve üç Sezar oğlunu anar ve taşı Helenopontus eyaletinin valisi Flavius Iulius Leontius'un zamanına bağlar. French taşı, Satala ile Neokaisareia üzerinden Amaseia'ya, oradan da Ankyra yönüne uzanan yol hattının kayıtları arasında yayımlar ve başlangıç noktası olarak Amaseia'yı, yani Amasya'yı gösterir. Taş yerinde bulunmuş değildir, ama Amasya'dan batıya giden Roma yolunun bu ovadan geçtiğini gösteren tanıklardan biridir.

Oluz Höyük

Köyün adını taşıyan höyük, Amasya-Çorum karayolunun 27. kilometresinde, Gökhöyük Tarım İşletmesi'nin arazisi içinde, karayolunun üç kilometre kadar güneyinde yükselir. Kazı raporları onu Yeşilırmak'ın önemli kollarından Çekerek Irmağı'nın güneyinden geçtiği Geldingen Ovası'nın içinde gösterir; Çekerek'in Hitit metinlerindeki adı Zuliya, antik çağdaki adı Skylaks'tır. Höyükten köye uzaklık kaynaklarda farklı verilir. Şevket Dönmez'in 1997-1999 yüzey araştırmalarını anlatan yazıları höyüğü "Oluz köyünün 1,5 km batısında" gösterir; 2009'daki kazı raporu ise onu "Toklucak (eski Oluz) köyünün yaklaşık 5 km doğusunda" konumlandırır. İki tarif yön bakımından da birbirini tutmaz ve hangisinin doğru olduğu bu yayınlardan çıkarılamaz. Höyüğün kendi adı da tek değildir: rapor onu Yassı Höyük ve Tepetarla Höyüğü adlarıyla da anar. Yöre halkı çevredeki arazinin büyük bölümüne Alman Çiftliği der; H. H. von der Osten 1926-1927'deki gezisinde bu ovada otuz üç yıldır yaşayan bir Alman ailesinin çiftliğinden söz etmiş ve ovanın kenarında büyükçe bir höyüğü ziyaret ettiğini yazmıştır. Dönmez'e göre bu höyük büyük olasılıkla Oluz Höyük'tür.

Höyük, yüzey araştırması sırasında yaklaşık 15 metre yüksekliği ve 300'e 250 metrelik boyutuyla Orta Karadeniz Bölgesi'nin en büyük höyüklerinden biri olarak tanıtılmıştır. Dönmez, yüzeyden topladığı çanak çömlekte İlk Tunç Çağı'ndan Helenistik Çağ'a kadar uzanan bir dizi görmüş, Orta ve Son Tunç Çağları ile Orta ve Geç Demir Çağları'nın izlerini ayrıca saptamıştır. Aynı araştırmacı, Hititlerin Kaşkalara karşı Orta Karadeniz'in kara kesimini bir tampon bölge olarak kullandığı görüşünü savunurken Oluz Höyük'ü Doğantepe ile birlikte bu kuşağın önemli yerleşmeleri arasında sayar.

Kazıların Başlangıcı

Sistematik kazı, Bakanlar Kurulu kararı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izniyle 6 Ağustos-5 Eylül 2007 arasında İstanbul Üniversitesi adına başladı. İlk sezonda höyüğün DSİ'nin teknik desteğiyle topografik haritası çıkarıldı, orta kesimde iki bin metrekarelik bir alanda jeoelektrik, jeomanyetik ve yere nüfuz eden radar yöntemleriyle toprak altı tarandı, ardından biri en yüksek noktada, öteki doğu yamacında basamaklı olmak üzere iki açmada çalışıldı. Kazıcılar amaçlarını dört başlıkta toplamıştı: bölge için sağlam bir kronoloji kurmak, Amasya'nın MÖ 2. binyıl kültürlerini, Frig kültürünün kuzeydoğuya yayılışını ve Pontus Krallığı'nın merkezi olan Amasya çevresinde o güne kadar hiç kazılmamış Helenistik Çağ yerleşimini incelemek. İlk sezonda altı mimari tabaka saptandı.

En üstteki "0" tabakası, 10-14. yüzyıllara tarihlenen sırlı çanak çömlek parçalarından tanındı; kazıcılar burada bir iki konuttan ibaret, çiftlik türünden küçük bir Ortaçağ yerleşmesi bulunduğunu düşündüler. Hemen altındaki tabaka bir Apameia sikkesine dayanılarak MÖ 2. yüzyılın sonu ile 1. yüzyılın başına tarihlendi. Yüzey toprağında Geç Demir Çağı'na ait bir boğa ritonu, ikinci tabakanın karışık dolgusunda kadın göğsü biçiminde boya bezekli bir kap ve karşılıklı geyik başlarıyla süslü büyük bir krater parçası ele geçti. Raporun en çok üzerinde durduğu buluntu ise altıncı tabakanın dolgusundan çıkan, Hitit kültürünün özelliklerini taşıyan düğme biçimli bir taş mühürdü; yazarlara göre bu mühür, yüzeyde bulunan Hitit çanak çömleğiyle birlikte höyükte önemli bir Hitit yerleşmesi bulunduğuna işaret ediyordu. Aynı mevsimde açmalarda on iki iskelet bulundu; yetişkinlerden bazıları başı batıda, yüzü güneye dönük yatırılmıştı ve yazarlar bu yatış biçimine bakarak mezarları İslami döneme bağladılar.

Pers Yolu, Kubaba ve Ateş Çukuru

Sonraki mevsimler höyüğün asıl kimliğini belirginleştirdi. Dönmez ile Aslıhan Yurtsever-Beyazıt'ın yedinci kazı yılını anlatan raporuna göre 2009'da güneyden kuzeye uzanan, taş döşemeli ve açık su kanallı bir yol ortaya çıkarıldı; kazıcılar bunu "Pers Yolu" diye adlandırdı. 2011 ve 2012'de yolun bittiği yerde taş kaideli, taş döşemeli bir giriş, onun doğusunda çok odalı bir yapı ve daha kuzeyde ikinci bir giriş açığa çıktı. Yaklaşık MÖ 600-550 yıllarına tarihlenen dördüncü tabakada ise 4,50'ye 3,75 metre boyutlarında, kalın taş duvarlı dikdörtgen bir yapının içinde, ayakta durur biçimde betimlenmiş bir Kubaba (Matar Kubileya) heykelciğinin alt yarısı bulundu. Konut işlevine uymayan planı ve içindeki bu heykelcik nedeniyle yapı bir tapınak olarak yorumlandı; tapınağın yakınında, ağzı yassı bir taşla kapatılmış bir küpün içinden de tunç bir fibula çıktı.

15 Temmuz-5 Eylül 2013 arasında elli üç gün süren yedinci mevsimin en dikkat çeken bulgusu, Pers Yolu'nun güney uzantısı üzerinde açığa çıkan, moloz taş ve tuğladan örülmüş, 1,15 metre çapında ve 0,70 metre derinliğinde yuvarlak bir ateş çukurudur. Çukurun derinliği ve yolun tam üzerindeki konumu, bunun bir ocak olmadığını düşündürmüş; kazıcılar onu MÖ 5. yüzyılın son çeyreğine tarihleyip ateş kültüyle ilişkili bir ayin yeri olarak yorumlamışlardır. Aynı yazıda, kullanılmaz hâle gelmiş kutsal eşyaların gömüldüğü çukurlardan birinde 2011'de bulunan ördek başı saplı tunç bir kepçe ile kurban çukurlarında ele geçen eşek ve yavru domuz kafatasları da Zerdüşt inancının erken dönemine ait ayinlerin izleri olarak değerlendirilir. Yazarlara göre Oluz Höyük, Anadolu'da ilk kez bir Akhaimenid yerleşmesinin kent dokusunu ve mimarisini bütün olarak tanıma imkânı vermiştir. Bu yorum kazı ekibine aittir; raporun kendisi de Med ve Akhaimenid dönemlerinde bu inancın kurumsal yapısı hakkında yeterli bilgi bulunmadığını kabul eder.

Yedi yıllık çalışmanın sonunda kazıcılar dokuz mimari tabakadan oluşan bir dizi önerdiler. En üstte 12-15. yüzyıllara ait Ortaçağ izleri vardır. Birinci tabaka Helenistik Çağ'a (MÖ 200-47) aittir ve VI. Mithradates dönemi sikkeleri, Roma Cumhuriyeti'ne ait gümüş sikkeler ve demir bir miğfer vermiştir. 2A ve 2B tabakaları MÖ 425-200 arasına, Geç Demir Çağı'nın Akhaimenid evresine tarihlenir; burada Akhaimenid kâseleri, Fenike tipi cam boncuk, Büyük İskender dönemine ait altın bir stater ve III. Philippos dönemine ait gümüş bir sikke bulunmuştur. Üçüncü ve dördüncü tabakalar MÖ 600-425 arasının Frig ve Pers katmanlarıdır, beşinci ve altıncı tabakalar Orta Demir Çağı'na iner. Yedinci ve sekizinci tabakalar MÖ 15-13. yüzyıllara, Hitit döneminin büyük krallık çağına aittir ve bir Hitit mührü ile bir orak vermiştir. En altta, taş bir maden döküm kalıbıyla tanınan dokuzuncu tabaka MÖ 3. binyıla, Erken Tunç Çağı'na uzanır.

Köy ile Kazı

Höyük köyün adını taşısa da kazı ekibinin gündelik bağı daha çok komşu Gözlek'le kurulmuştur; raporlarda yardımları için teşekkür edilen muhtarlık da Gözlek'inkidir. Oluz köyünün kendisi raporlarda yalnızca höyüğün yerini tarif ederken anılır. Kazıcılar, Ortaçağ katmanındaki küçük yerleşmeyi bugünkü köyle değil, kuzeydeki Doğantepe'ye bağlı bir çiftlik olarak yorumlarlar. Bugünkü Oluz'un ne zaman kurulduğu, höyükteki son yerleşimle arasında bir süreklilik olup olmadığı belgelerden izlenemez; elde olan, köyün en geç 1530'da aynı adla kayıtlı olduğudur.

Köyün Bugünü ve Nüfusu

2012 tarihli köy kaydı Oluz'un, o zamanki adıyla Toklucak'ın, nüfusunun son üç genel sayımda 1.105 (1985), 1.124 (1990) ve 891 (2000) olduğunu gösterir. Aynı kayda göre köyde bir sağlık ocağı ve bir sağlık evi binası vardı ama ikisi de çalışmıyordu; ilköğretim okulu açıktı, taşımalı eğitim de yapılıyordu. Köyün şebeke suyu ve kanalizasyonu vardı, posta işleri bir acentayla görülüyordu; kayda eklenmiş tek fotoğraf köyün camisini gösterir. 1986'da mil taşının caminin önünde durduğunu French'in notundan biliyoruz. Adrese dayalı kayıtlar 2007'de 616 kişiyle başlar; sayı 2015'te 534'e kadar inmiş, sonra yeniden yükselmiş ve 2023'te 603'e ulaşmıştır. 2025'te köyde 305'i erkek, 266'sı kadın 571 kişi kayıtlıdır. Bu rakamlar, 1990'daki yaklaşık 1.100 kişilik nüfusun yarısına yakınının otuz beş yılda köyden ayrıldığını, ama son yirmi yılda düşüşün büyük ölçüde durduğunu gösterir.

Kronoloji

937 (1530): Olus köyü, muhasebe defterinde Geldiklan-âbâd nahiyesi altında kayıtlıdır.

1098 (1687): Olus'lu Pehlivanlı aşiretinden Ebûbekir Ağa Amasya mütesellimi olur.

1119 (1707): Ebûbekir Ağa'nın oğlu İbrâhim Paşa Amasya alaybeyi olur; 1129'da Sivas valiliğine getirilir.

1892: Oluz, Amasya kazasının nahiyeleri arasında sayılır.

1926-1927: H. H. von der Osten ovadaki büyük höyüğü ziyaret eder.

1986: David French köydeki mil taşını Toklucak adıyla kaydeder.

1997-1999: Şevket Dönmez yüzey araştırmalarında Oluz Höyük'ü saptar.

2007: Oluz Höyük'te sistematik kazılar başlar.

2009: Pers Yolu olarak adlandırılan taş döşemeli yol ortaya çıkarılır.

2012: Köy kayıtlarda hâlâ Toklucak adıyla geçer.

2013: Yedinci kazı mevsiminde ateş kültüyle ilişkilendirilen çukur bulunur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar