Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün (hezec-i mahzûf)
Letâfet bahrdür sen anda gevher
Anuñ gavvâsıdur tab‘-ı sühenver
Görindi şâm-ı zülfüñden ‘izâruñ
Yolından nitekim hurşîd-i enver
Müselmânlar kıyâmet kopdı beñzer
Ki togmış magribden şems-i hâver
Hevâ-yı âteşîn-ruhsâruñ itmiş
Meger dil murgı olmışdur semender
Ne meydür ey perî ‘ışkuñ şarâbı
Ki lâ-yu‘kıl olur anı görenler
‘Ubûdiyyetden alnından nişânı
Gulâmuñdur kamer mânend-i Kanber
Ayagın öpmege baş vir Refîkî
Dilerseñ ki‿olasın fihrist ü defter
Günümüz Türkçesiyle
1. Letafet bir denizdir, sen de onun incisisin; o denizin dalgıcı söz ustası tabiattır (şairin yeteneği).
2. Yanağın zülfünün akşamından göründü, tıpkı parlak güneşin yolundan (Pervâne’de: buluttan) doğması gibi.
3. Müslümanlar, kıyamet kopmuş olmalı; çünkü doğunun güneşi batıdan doğmuş.
4. Ateş gibi yanağının sevdası, meğer gönül kuşunu semender (ateşte yaşayan kuş) etmiş.
5. Ey peri, aşkının şarabı ne şaraptır ki onu görenler kendinden geçer.
6. Alnındaki kulluk damgası yüzünden ay, Kanber gibi senin kulundur.
7. Refîkî, (defterin) fihristi ve defteri olmak istersen onun ayağını öpmek için baş ver.
Edebî ve Tarihî Yorum
Batıdan Doğan Güneş
İkinci ve üçüncü beyitler birbirine kenetlenmiş bir buluş taşır. Sevgilinin yanağı, zülfünün “akşamından”, yani kara saçın arasından görünür. Yanak güneştir, saç akşamdır; güneşin akşamdan, yani batıdan doğması ise kıyamet alametlerinden biridir. Şair bu yüzden üçüncü beyitte Müslümanlara seslenir: kıyamet kopmuş olmalı, çünkü doğunun güneşi (“şems-i hâver”) batıdan doğmuştur. Dinî bir alamet güzelliğin şaşırtıcılığını anlatmak için kullanılır. Mecma‘ metnindeki “Yolından” kelimesi bu bağlamda zayıf kalır; Pervâne nüshası aynı yerde “Bulutdan” okur ve güneşin buluttan çıkması benzetmeyi daha açık kılar.
Geri kalan beyitlerin her biri kendi mazmununa yaslanır. Matlada güzellik bir deniz, sevgili o denizin incisi, şairin yeteneği de dalgıçtır; şiir yazmak inci çıkarmaktır. Dördüncü beyitte gönül kuşu semendere dönüşür, ateşte yaşayan efsanevi varlık gibi yanağın ateşinde yaşar. Altıncı beyitte ayın lekeleri, alına basılmış kulluk damgası olarak yorumlanır; ay, Hz. Ali’nin sadık hizmetkârı Kanber gibi sevgilinin kuludur. Mahlas beyti kalem ehline yakışan bir benzetmeyle biter: sevgilinin ayağına baş koyan, defterin fihristi olur, yani âşıklar listesinin başına geçer. Beşinci beytin kafiyesi (“görenler”) zeminin “-er” kafiyesine yalnızca son hecede uyar.
Nesîmî ve Ahmedî Zeminleri
Mecma‘u’n-Nezâ’ir gazeli Nesîmî’ye cevap sayar; zeminin ilk beyti “Yüzüñ mushafdur ey rûh-ı münevver / Te‘âlâ şânuhü Allâhü ekber”dir. Gıynaş’ın yayımladığı Pervâne nüshasında ise bu kafiye ve vezin Ahmedî’nin “‘Aceb bu ṣaç mıdur yā müşg ü ‘anber” gazeliyle başlar. Pervâne nüshası altı beyitlidir ve ay ile Kanber beytini içermez; son beytinde “fihrist-i defter” okunur. Aynı zemine Refîkî’nin kaleminden bir cevap daha çıkmıştır (Gazel 19).
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 544, şiir no. 1525. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 891, şiir no. 2384, vr. 189a. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar




![Gazel 19 — Letâfetde boyuñ serv [ü] sanavber](https://amasya05.com/storage/posts/pk6Q9uJa9eseW6aTb6bB0FnQ.jpg)

