Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün (hezec-i mahzûf)
Letâfetde boyuñ serv [ü] sanavber
Tarâvetde ‘izâruñ verd-i ahmer
Görüp kadd-i bülendüñ dir mü’ezzin
Ne hoş kâmet olur Allâhü ekber
Semen ger bâga girse ey gül-endâm
Keten gömlek gibi üstüñe ditrer
Cihâna ey perî gelmez ‘adîlüñ
Ger olsa meh peder hurşîd mâder
Yüzüñden salma pertev sinüñ üzre
Ki virmez tâb-ı mihre sâye-perver
Refîkî sözlerini istimâ‘ it
Yaraşur çünki şeh gûşında gevher
Ne cânı var saña tasvîr-i hüsnüñ
Ki mânend ola ey rûh-ı musavver
Günümüz Türkçesiyle
1. Letafette boyun servi ve çam ağacı, tazelikte yanağın kırmızı güldür.
2. Uzun boyunu gören müezzin “Ne güzel kamettir, Allahu ekber” der.
3. Ey gül bedenli, bahçeye girersen yasemin üstünde keten gömlek gibi titrer.
4. Ey peri, ay baba, güneş ana olsa bile dünyaya senin bir eşin gelmez.
5. Yüzünün ışığını “sinüñ üzre” salma (ifadenin anlamı açık değil); çünkü gölgede yetişmiş olan, kendini güneşin harareti karşısına koymaz.
6. Refîkî’nin sözlerini dinle; çünkü inci şahın kulağına yakışır.
7. Ey suret bulmuş ruh, güzelliğinin resminin ne canı var ki sana benzesin?
Edebî ve Tarihî Yorum
Müezzinin Kameti
Gazelin en ustalıklı söyleyişi, ikinci beyitte bir müezzinin ağzından çıkar. Müezzin sevgilinin uzun boyunu görünce “Ne hoş kâmet olur, Allâhü ekber” der. “Kâmet” hem boy bos, hem de namaza durmadan önce okunan kısa ezan, yani ikamettir; ikamet de “Allâhü ekber” ile başlar. Müezzinin ağzından çıkan söz hem bir hayranlık nidası hem de görevinin sözüdür. Beyit, zemin şiirinin redifine de bağlanır: Nesîmî’nin matlaı “Te‘âlâ şânuhü Allâhü ekber” diye biter ve Refîkî bu tekbiri bir minareden okunan söze çevirir.
Üçüncü beyitte keten ile ay arasındaki eski inanç işlenir: keten kumaşın ay ışığında yıprandığı, titreyip söküldüğü düşünülürdü. Sevgili bahçeye girince, ay gibi parlayan yüzü karşısında beyaz yasemin keten bir gömlek gibi titrer. Pervâne Bey Mecmuası aynı yerde “Kefen gömlek gibi” okur; “keten” okuyuşu mazmunu kurduğu için daha anlamlıdır. Dördüncü beyit, sevgilinin bir eşi bulunmadığını bir soy benzetmesiyle anlatır: ay baba, güneş ana olsa bile ondan güzel bir çocuk doğmaz. Beşinci beytin birinci mısraındaki “sinüñ üzre” ifadesi açık değildir; ikinci mısra, gölgede büyüyenin güneşe dayanamayacağını söyler ve aktarım bu kısmı korur.
Mahlastan Sonra Gelen Beyit
Mecma‘u’n-Nezâ’ir metninde mahlas beyti (“Refîkî sözlerini istimâ‘ it”) altıncı sıradadır ve ardından bir beyit daha gelir: “Ne cânı var saña tasvîr-i hüsnüñ / Ki mânend ola ey rûh-ı musavver.” Pervâne Bey Mecmuası bu beyti dördüncü sıraya alır ve şiiri mahlasla bitirir; orada gazel beş beyittir. Mahlasın sonda bulunması gazelin olağan düzeni olduğundan, Mecma‘daki sıralama bir istinsah kayması da olabilir. Beytin kendisi “cân” kelimesiyle oynar: resmin canı yoktur, sevgili ise suret bulmuş bir ruhtur. Gazel, Nesîmî zemininde (Pervâne’de Ahmedî zemininde) Refîkî’nin hemen önceki nazîresinin (Gazel 18) ardından gelir.
Kaynakça
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u’n-Nezâ’ir, haz. M. Fatih Köksal, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 544-545, şiir no. 1526. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
- Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, haz. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 891-892, şiir no. 2386, vr. 189a. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194492/pervane-bey-mecmuasi.html
Çevrimiçi kaynaklar
![Gazel 19 — Letâfetde boyuñ serv [ü] sanavber](https://amasya05.com/storage/posts/pk6Q9uJa9eseW6aTb6bB0FnQ.jpg)





