Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Bāġ-ı dehrüñ ḫaṭṭ-ı sebzüñ gibi reyḥānı mı var
Yoḳsa hem-reng-i ruḫuñ bir gül-i ḫandānı mı var
Yār āġūşını luṭf itse de ben mecrūḥa
Cism-i zāruñ aña sarılmaġa dermānı mı var
Seyl-i eşküm yine cūş itdi tenūr-ı dilden
Köhne dehrüñ ‘acabā bir daḫı ṭūfānı mı var
İki ṣaff gibi dizilmiş ḫaṭṭ-ı rūy-ı cānān
Ḫüsrev ü ḥüsnünüñ ayā yine dīvānı mı var
Çekemez mihr-i ruḫuñ naḳşını mehtāb-ı felek
Ṣan‘at-ı ‘aşḳda bilmem hani noḳṣānı mı var
Eyledüñ gevher-i eşküñle cihānı memlū
Sende ey dīde anuñ baḥri mi var kānı mı var
Nice ‘arż eylesün aḥvālini Ṣāḥib yāre
Aña cānım dimege gör hele bir cānımı var
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünya bahçesinin senin yeşil ayva tüyün gibi bir reyhanı var mı? Yoksa yanağınla aynı renkte gülen bir gülü var mı?
2. Sevgili lütfedip beni, yaralıyı kucaklasa da, zayıf bedenin ona sarılacak takati var mı?
3. Gözyaşımın seli yine gönül tandırından kaynayıp taştı; acaba bu eski dünyanın bir tufanı daha mı var?
4. Sevgilinin yüzündeki ayva tüyleri iki saf gibi dizilmiş; acaba güzelliğinin hükümdarının yine divanı mı var?
5. Göğün ay ışığı yanağının güneşinin resmini çizemez; bilmem, aşk sanatında bir eksiği mi var?
6. Ey göz, dünyayı gözyaşının incileriyle doldurdun; sende onun denizi mi var, madeni mi var?
7. Sâhib hâlini sevgiliye nasıl arz etsin; ona "canım" demek için bak hele, bir canı mı var?
Edebî ve Tarihî Yorum
"Mı var" redifiyle her beyit bir soruya dönüşür ve soruların çoğu, cevabı belli sorulardır: dünya bahçesinde sevgilinin ayva tüyü gibi bir reyhan yoktur, yaralı âşığın sevgiliye sarılacak gücü kalmamıştır. Topal ilk beyti, sevgilinin güzelliğine eş bulunmadığını söyleyen beyitler arasında anar. Mahlas beyti gazelin en hoş nüktesini taşır: "canım" diye hitap etmek için insanın bir canı olmalıdır; Sâhib'in ise canı çoktan sevgiliye gitmiştir. Gündelik bir hitap sözü, böylece kelimenin asıl anlamına geri döner.
Üçüncü beyit Hz. Nûh'un tufanına gönderme yapar. Kur'an'daki anlatımda tufan, tandırın kaynayıp taşmasıyla başlar; Sâhib de gözyaşı selinin "gönül tandırı"ndan kaynadığını söyler ve eski dünyanın yeni bir tufana mı hazırlandığını sorar. Dördüncü beyit bir saray sahnesi kurar: yüzdeki iki sıra tüy, divan toplantısında iki yana dizilmiş görevliler gibidir ve şair, güzellik hükümdarının yine divan kurup kurmadığını sorar.
Altıncı beyitte göz bir mücevher kaynağı olarak düşünülür: dünyayı gözyaşı incileriyle dolduran gözün bir denizi mi, yoksa bir madeni mi vardır? İnci denizden, cevher madenden çıktığı için soru iki kaynağı birlikte anar. Beşinci beyit Ali Emîrî ve İstanbul Üniversitesi T. 1710/6 nüshalarında yoktur, yalnız T. 738 nüshasında bulunur.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 123, gazel 26 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 18a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 6a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 12a); ayrıca s. 26 (1. beyit). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






