Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Leṭāfetde o şūḫ-ı ‘işve-cū kim ābdan ḳalmaz
Dil-i nālān u ser-geşte daḫı dolābdan ḳalmaz
Helāk-i ḫançer-i müjgānıyam ol şūḫ-ı bī-raḥmuñ
Ḥikāyem dāstān-ı Rüstem ü Sührābdan ḳalmaz
Gehī dil-ḫāhum üzre dönse de çarḫ-ı ‘adū-ṣūret
Derūna itmede īrās̱-ı ġam-ı aḥbābdan ḳalmaz
Dil-i pür-sūzı ṣaḳlar cism-i zārum āh-ı serdümden
Ki ḫākister vücūd-ı āteşe sincābdan ḳalmaz
Faḳat çeşmüm degül ḫūn-ı dil-i ṣad-pāreme mücrih
Benüm her zaḫm-ı sīnem bir güşāde bābdan ḳalmaz
Olup aḫter-şümār-ı şām-ı firḳat fikr-i ḫālüñle
Yed-i endīşede levḥ-i dil usṭurlābdan ḳalmaz
O şūḫuñ eylesem taḥrīr-i vaṣf-ı vaż‘-ı hem-vārın
Varaḳ destümde Ṣāḥib nüsḫa-i ādābdan ḳalmaz
Günümüz Türkçesiyle
1. O cilve düşkünü şuh güzel, letafette sudan geri kalmaz; inleyen ve başı dönen gönül de dolaptan (su dolabından) geri kalmaz.
2. O merhametsiz şuhun kirpik hançerinin helak ettiği biriyim; hikâyem Rüstem ile Sührab destanından aşağı kalmaz.
3. Düşman yüzlü felek bazen gönlümün dilediği gibi dönse de içime dostların gamını sokmaktan geri kalmaz.
4. İnlek bedenim, yanan gönlü soğuk ahımdan saklar; çünkü kül (rengindeki beden) ateş için sincap kürkünden aşağı kalmaz.
5. Yüz parçaya bölünmüş gönlümün kanını akıtan yalnız gözüm değildir; göğsümün her yarası da açık bir kapıdan aşağı kalmaz.
6. Beninin düşüncesiyle ayrılık akşamının yıldızlarını sayınca, düşünce elinde gönül levhası bir usturlaptan aşağı kalmaz.
7. Sâhib, o şuhun düzgün tavrını anlatan bir yazı yazsam, elimdeki yaprak bir âdâb kitabından aşağı kalmaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Divanın "z" harfiyle biten gazellerini açan bu şiir, "-âbdan kalmaz" redifini bir kıyas aracı olarak kullanır: her beyitte bir şey, adı anılan bir başka şeyden "aşağı kalmaz", ona denk gelir. Kafiye kelimeleri birbirinden çok uzak alanlardan seçilmiştir: su (âb), su dolabı, Rüstem ile Sührab, dostlar (ahbâb), sincap, kapı (bâb), usturlap ve âdâb. Matla beytinde inleyen gönül, dönerken inleyen su dolabına benzetilir. Su dolabının gıcırtısı divan şiirinde iniltiye benzetilen bilinen bir sestir ve "dolap" kelimesi aynı zamanda dönüp durmayı da anlatır.
İkinci beyit Firdevsî'nin Şâhnâme'sindeki en acıklı hikâyelerden birini anar: Rüstem'in kim olduğunu bilmeden kendi oğlu Sührab'ı öldürmesi. Âşığın sevgilinin kirpik hançeriyle ölümü, bu bilmeden işlenmiş cinayetin kederine denk tutulur. Dördüncü beyit renk ve ısı üzerine bir buluş taşır: kül grisi bir beden, külün altındaki közü sakladığı gibi yanan gönlü soğuk ahtan korur; gri ve sıcak tutan sincap kürkü de bu benzetmenin ikinci yüzüdür.
Altıncı beyitte geceleri yıldız sayan âşığın gönlü bir usturlaba döner. Usturlap, yıldızların yüksekliğini ölçmek için kullanılan, üzerinde daireler ve çizgiler bulunan yuvarlak bir levhadır; düşüncenin elinde tutulan gönül levhası, sevgilinin beni üzerinden bütün geceyi hesaplar. Mahlas beytinde ise sevgilinin düzgün tavrını anlatan tek bir yaprak, bütün bir adab kitabına denk sayılır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 26 (2. beyit), s. 144, gazel 46 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 21a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 8b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 14b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






