Özgün Metin

Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Dil-i bī-şūr-ı ‘aşḳ içre melāḥatden es̱er olmaz
Baḳılsa āb-ı şīrīn mevḳi‘-i dürr ü güher olmaz
Sebükdür i‘tibārı dūş-ı merdān-ı şecā‘atde
Miyānında anuñ kim nīzeveş ḳat ḳat kemer olmaz
Menāṣıb ehlinüñ gün yoḳ ki fikr-i naṣb u ref‘ ile
Ḥurūfāsā binā-yı ḫāṭırı zīr ü zeber olmaz
Degül şām-ı ṭalebde ẓulmet-i ġam def‘ine ḳādir
Şu kim rāh-ı muḥabbet içre mānend-i fener olmaz
Nevā-yı sükkerīn ü būs-ı la‘l-i ḳand-rīzüñle
‘Acebdür ney elüñde ey şeker-leb nīş-ger olmaz
Ḳoyup ḫāl ü ḫaṭı itmiş ta‘alluḳ çeşm-i cānāna
Bu gülşende hele nergis ḳadar ṣāḥib-naẓar olmaz
Olan ṣandal-nişīn zevraḳ-ı mey-i yār ile Ṣāḥib
Cihān deryā-yı ġam olsa anuñçün derd-i ser olmaz

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşkın tuzu (coşkusu) olmayan gönülde güzellikten (melahatten) eser olmaz; bakılırsa tatlı su, inci ve mücevherin yeri olmaz.

2. Belinde mızrak gibi kat kat kemer olmayanın, yiğitlik erlerinin omzunda itibarı hafiftir. (Beytin anlamı tam açık değildir.)

3. Makam sahiplerinin, atanma ve azledilme düşüncesiyle gönül binasının harfler gibi alt üst olmadığı bir günü yoktur.

4. Sevgi yolunda fener gibi olmayan kişi, arayış akşamında gam karanlığını gidermeye güç yetiremez.

5. Ey şeker dudaklı, şeker gibi ezgin ve şeker saçan yakut dudağının öpücüğüyle elindeki ney şeker kamışı olmaz mı, şaşılacak şey!

6. (Nergis) beni ve ayva tüyünü bırakıp sevgilinin gözüne gönül bağlamıştır; bu gül bahçesinde nergis kadar bakış ehli yoktur.

7. Sâhib, sevgiliyle şarap kayığında oturan kimse için dünya bir gam denizi olsa bile baş ağrısı olmaz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Üçüncü beyitte memuriyet hayatı Arap dilbilgisinin terimleriyle anlatılır. "Nasb" ve "ref'" hem dilbilgisinde iki irap hâli (üstün ve ötre) hem de bir göreve atanma ve görevden alınma demektir; "binâ" hem yapı hem de irabı değişmeyen kelimeler için kullanılan bir terimdir; "zîr ü zeber" ise hem esre ile üstün harekeleri hem de "alt üst" anlamındadır. Makam sahiplerinin gönül binası, atanma ve azil kaygısıyla her gün harfler gibi alt üst olur. Beyti yazan, kadılıktan kazaskerliğe, ömrünün sonunda da şeyhülislamlığa yükselmiş biridir; atanma ve azil kaygısını içeriden bilir.

Matla beyti tuz üzerine kuruludur. "Şûr" hem tuzluluk hem de coşku, "melâhat" ise hem tuzluluk hem de esmer güzelliği demektir. Şair bunu bir tabiat bilgisiyle destekler: inci tatlı suda değil, tuzlu denizde oluşur; aşkın tuzu olmayan gönülde de güzellikten eser olmaz.

Beşinci beyitte "ney" ile "nîşker" (şeker kamışı) kelimeleri arasındaki ses ve anlam yakınlığı işlenir: ney de bir kamıştır, sevgilinin şeker gibi ezgisi ve dudağıyla şeker kamışına dönmesi beklenir. Altıncı beyit, nergisi göze benzeten geleneği mahlasla birleştirir; "sâhib-nazar" hem bakış ehli hem de "Sâhib" adını anan bir söz oyunudur. Mahlas beytinde de "sandal" iki anlamlıdır: hem küçük kayık hem de eski hekimlikte baş ağrısına karşı alna sürülen sandal ağacıdır. Sandalda oturanın baş ağrısı olmaması bu yüzden iki kez yerindedir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 146, gazel 48 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 21b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 8b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 4a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar