Dedesi de babası da Amasya müftüsü olan Dursunzâde ailesinde Sâ'ib Ali Efendi başka bir yol tuttu: müderrisken medreseyi bırakıp naiplik ve kadılık mesleğine geçti. Güzel ta'lik yazan bir şairdi ve ünlü müfessir Hızır Efendi'nin öğrencisiydi. 1094 (1683) yılından sonra öldü. Hüsameddin'in "meşâhîr-i ulemâdan kâmil, şâir" saydığı bu adamın şiirlerinden günümüze bir şey kalmamıştır.

Hayatı

On birinci ciltte, Amasya Tarihi'nin "sâd" harfiyle başlayan adlara ayrılmış on altıncı faslının ilk maddesi ona aittir:

Esbak Amasya müftüsü Mustafa Efendi bin Mehmed Efendi bin Dursun Efendi'nin oğludur. Üstâd-ı meşhûr müfessir Hızır Efendi'den ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm ve ba'dehû müderris oldu. Ba'dehû tahvîl-i meslek ederek nâib ve kadı olup 1094 sâlinden sonra vefât etdi. Meşâhîr-i ulemâdan kâmil, şâir, tâ'lîk nüvîs bir zât idi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasya'nın eski müftüsü Mustafa Efendi'nin oğludur; Mustafa Efendi, Dursun Efendi oğlu Mehmed Efendi'nin oğludur. Ünlü hoca, müfessir Hızır Efendi'den tahsilini tamamlayıp ders okutma izni aldı, sonra müderris oldu. Daha sonra meslek değiştirip naip ve kadı oldu ve 1094 yılından sonra öldü. Tanınmış âlimlerden, olgun, şair ve ta'lik yazan biriydi.

Madde, bir ilmiye ailesinin oğlunun alışılmış yolunu birkaç basamakla verir: hocadan icazet, ders-i âm olarak ders okutmak, müderrislik. "Tahvîl-i meslek" sözü ise kırılma noktasıdır. Müderrislikten naipliğe geçen bir âlim, büyük medreselerde yükselip müftülüğe ulaşma yolunu bırakmış, kasabalarda yargı görevine yönelmiş demektir. Bu kararın sebebini Hüsameddin söylemez.

Dursunzâdeler

Ailenin kurucusu Dursun Efendi, Çankırılı Abdullah Ağa'nın oğluydu. Gençliğinde Amasya'ya gelmiş, Müfessir Ahmed Efendi ile Fâzıl Cuma Efendi'den okumuş, Atabeg, Halfet ve Hızır Paşa medreselerinde ders okuttuktan sonra "Büyük Ağa" diye bilinen Hüseyin Ağa Medresesi'nin müderrisiyken 993'te (1585) ölmüştü. Hüsameddin onun Çankırı'dan geldiğini Amasya sicillerinde gördüğünü yazar; yıllık bahislerde ise aynı yıl ölen "Taşköprülü Dursun Efendi"den söz eder ve oğullarını Abdullah, Abdülbâkî ve Mehmed diye sayar. İki kayıt aynı kişiyi anlatıyor görünür, memleketi ise farklı yazılmıştır.

Dursun Efendi'nin oğlu Mehmed Efendi, Sâ'ib Ali'nin dedesi, 1024'te (1615) Büyük Ağa Medresesi müderrisiyken Amasya müftüsü oldu; birkaç kez görevden alınıp geri döndükten sonra 1032 zilhiccesinde (Ekim 1623) Konya mollalığına geçti. Babası Mustafa Efendi ise XVII. yüzyılın ortasında Amasya müftülüğünü defalarca üstlendi. 1045 ramazanında (Şubat 1636) Şeyh Ya'kûbzâde Hacı Mustafa Efendi'nin yerine müftü oldu, 1049 başında (1639) yeniden göreve geldi, 1056'da (1646) rakibinin ölümüyle bir kez daha müftülüğe döndü. 1058'de hakkındaki dedikodular yüzünden şikâyet edilip azledildi ve yerine oğlunun hocası Hızır Efendi getirildi; sonraki yıllarda ikisi müftülükte birkaç kez yer değiştirdi. Sâ'ib Ali'nin, babasının rakibi olan müfessirin halkasında yetişmiş olması, ilmiye çevresinin bu çekişmelere rağmen iç içe geçtiğini gösterir.

Hüsameddin'in yedinci ciltte anlattığı Pîr Mehmed Efendi-Dursunzâde, babasını aynı ifadeyle, "Amasya müftüsü el-Hâc Mustafa Efendi bin Mehmed Efendi bin Dursun Efendi" diye tanıtır. Verilen soy zinciri birebir aynı olduğuna göre Pîr Mehmed, Sâ'ib Ali'nin kardeşi olmalıdır; Hüsameddin bu kardeşliği açıkça yazmaz. Pîr Mehmed 1091'de (1680) ve 1098'de (1687) Amasya müftüsü oldu, 1099'daki büyük karışıklıkta fetvadan çekildi ve 1107 şevvalinde (Mayıs 1696) öldü. Böylece aile üç kuşak boyunca müftü yetiştirmiş, Sâ'ib Ali ise bu sıradan ayrılmıştır.

Hocası

Müfessir Hızır Efendi (1006-1084 / 1597-1674), Amasya'nın XVII. yüzyıldaki en ünlü âlimlerindendi. Dört kez müftü oldu, Sultan Bayezid Camii'nde okuttuğu tefsir dersleri kalabalık bir dinleyici topluluğu toplardı; tefsir, usul, belagat ve feraiz üzerine eserler yazdı. Hüsameddin onun öğrencileri arasından birçok kadı, müderris ve müftü çıktığını söyler. Şeyh Ya'kûbzâde ailesinden şair Şeyhî Mehmed Efendi de bu halkadan çıkmıştı; Hızır Efendi'nin kayınbiraderiydi ve kısa bir süre Amasya müftülüğü yaptı.

Şiiri ve Hattı

Sâ'ib Ali Efendi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin onu şair ve ta'lik yazan bir âlim olarak niteler; bir beyit, bir eser ya da bir yazı örneği göstermez. Ta'lik, Osmanlı'da divan yazışmalarında, kadı sicillerinde ve şiir mecmualarında kullanılan, İran kökenli eğik bir yazıdır; bir kadının ta'likte usta sayılması, mesleğiyle de uyuşan bir beceridir. "Sâ'ib" mahlası "isabetli, doğru söyleyen" anlamına gelir.

Hüsameddin'in faslında hemen ardından gelen madde, adı yine Sâ'ib olan bir başka Amasyalıya, Fazlızâde Sâ'ib Mehmed Efendi'ye aittir; o, 1246 (1830-31) dolaylarında ölmüş bir kadıdır ve Dursunzâde'den ayrı tutulmalıdır.

Kronoloji

993 (1585): Büyük dedesi Dursun Efendi ölür.

1024 (1615): Dedesi Mehmed Efendi Amasya müftüsü olur.

1045 (1636): Babası Mustafa Efendi ilk kez Amasya müftüsü olur.

1058 (1648): Babası müftülükten alınır, yerine hocası Hızır Efendi gelir.

1084 (1674): Hocası Hızır Efendi ölür.

1094 (1683) sonrası: Sâ'ib Ali Efendi ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar