Kardeşinin maddesinde "şâir-i meşhûr" diye anılan Şevkî Mehmed Efendi'den bugün elimizde tek bir mısra yoktur. Amasya'nın Hâcezâde ailesinden yetişen Şevkî, XVII. yüzyılın ikinci yarısında Uyvar, Girit, Kamaniçe ve Hotin gibi uzak sınır eyaletlerinde kadılık etmiş bir talik hattatıydı. 1097'de (1685-86) emekliye ayrılmış, 1100 (1688-89) dolaylarında ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar kendi maddesinde onu "âlim, şâir, edîb, müstakîm, hattât-ı meşhûr" diye tanıtır. Ailesinin öteki kolları Hâcezâdeler yazısında ayrıca anlatılmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde üç Şevkî art arda sıralanır: aynı mahlası kullanan Kadı Şevkî Hüseyin Efendi ile Müftîzâde Şevkî Abdullah Efendi'nin hemen ardından Hâcezâde Mehmed Efendi gelir. Bu maddenin metni sitede Şevkî Mehmed Efendi-Hâcezâde başlığıyla yayımlanmıştır:

Amasyalıdır. Amasya'nın meşâhîr-i fuzalâ ve şuarâsından "Küçük Hâce" demekle meşhûr Mehmed İlmî Efendi bin Abdullah Remzi Efendi'nin mahdûmudur. Amasya ulemâsından ve hâssaten "Uzun Müderris" demekle meşhûr Fâzıl Mehmed Efendi'den ikmâl-i tahsîl edib İstanbul'a gitdi. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa ile Amasya'da muârefesi olduğundan bir müddet ders-i âm olup sonra kudât silkine girdi. İbtidâ sancak sonra vilâyet merkezlerine ve hâssaten Uyvar, Girit, Kamaniçe, Hotin gibi eyâlât-ı meftûhaya kadı oldu. 1097'de ihtiyâr-ı tekâüd edib emlâk ve nukûdunu vakfederek Sultân Fatih Câmi-i şerîfinde eczâ-yı şerîfe vaz' ve bu vakfının tevlîyetini dâmâdı Amasyalı Sefer Ağazâde Mahmûd Çavuş'a ve bunun evlâdına şart etdi. 1100 senesi hudûdunda vefât etdi. Âlim, şâir, edîb, müstakîm, hattât-ı meşhûr idi. Ta'likde mahâreti vardı.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Amasya'nın ünlü bilginlerinden ve şairlerinden, "Küçük Hâce" diye tanınan Mehmed İlmî Efendi bin Abdullah Remzî Efendi'nin oğludur. Amasya bilginlerinden, özellikle "Uzun Müderris" diye tanınan Fâzıl Mehmed Efendi'den okuyup tahsilini tamamladı ve İstanbul'a gitti. Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa ile Amasya'dan tanışıklığı olduğu için bir süre ders-i âm, yani cami kürsüsünde ders veren müderris oldu, sonra kadılar sınıfına geçti. Önce sancak, sonra eyalet merkezlerinde, özellikle Uyvar, Girit, Kamaniçe ve Hotin gibi yeni fethedilmiş eyaletlerde kadılık yaptı. 1097'de emekliliği seçti; mülklerini ve nakit parasını vakfederek Fatih Camii'nde Kur'an cüzleri okunmasını şart koştu, vakfın mütevelliliğini de damadı Amasyalı Sefer Ağazâde Mahmûd Çavuş'a ve onun soyuna bıraktı. 1100 yılı dolaylarında öldü. Bilgin, şair, edip, dürüst ve ünlü bir hattattı; talik yazıda ustaydı.

Maddenin geri kalanı Hüsameddin'in kaynaklarını tartıştığı bir nottur ve aşağıda hattatlığı anlatılırken ele alınmıştır.

Hayatı

Amasya'da okuduğu hoca "Uzun Müderris" Fâzıl Mehmed Efendi'dir; doğum yılı ise bilinmiyor. Hüsameddin, kardeşi Hâmid Ahmed Efendi'nin de babasından ve "Uzun Mehmed Efendi"den okuduğunu yazar, iki kardeş aynı derse oturmuş olmalıdır. İstanbul'a geçişinde belirleyici olan, Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa ile Amasya'dan gelen tanışıklıktır. Hüsameddin bu tanışıklığın nasıl kurulduğunu açıklamaz, ama Şevkî'nin kısa bir ders-i âmlıktan sonra kadılığa geçmesini ona bağlar.

Kadılık yolu onu Amasya'dan çok uzağa götürdü. Hüsameddin'in saydığı dört yer, Uyvar (bugün Slovakya'da), Girit, Kamaniçe (bugün Ukrayna'da) ve Hotin, imparatorluğun sınır boylarındadır; Hüsameddin bunları topluca "eyâlât-ı meftûha", yani fethedilmiş eyaletler diye anar. Hangi yıllarda hangi şehirde bulunduğunu Hüsameddin vermez. 1097'de (1685-86) emekliye ayrılan Şevkî, servetini İstanbul'daki Fatih Camii'nde cüz okunması için vakfetti. Vakfın yönetimini Amasyalı bir damada bırakması, İstanbul yıllarında da hemşehrileriyle bağını koparmadığını düşündürür. Ölümü 1100 (1688-89) dolaylarındadır; nerede öldüğü ve nereye gömüldüğü belirtilmez.

Hattatlığı

Hüsameddin'in en çok üzerinde durduğu yön, Şevkî'nin talik hattatlığıdır. Müstakîmzâde Süleyman Sâdeddin Efendi'nin hattatlar tezkiresi Tuhfe-i Hattâtîn'den şu cümleleri aktarır: "Mehmed Şevkî şehrîdir. Nefeszâde Seyyid İsmail Efendi şâkirdlerindendir (Muğnî). 1100 târihi hudûdunda rihlet eyledi." Yani Şevkî şehirlidir, Nefeszâde Seyyid İsmail Efendi'nin öğrencilerindendir ve 1100 dolaylarında ölmüştür. Parantez içindeki "Muğnî" kelimesinin neye işaret ettiğini Hüsameddin açıklamaz.

"Şehrî" sözünü Hüsameddin bir doğum yeri bilgisi olarak almaz; "herhalde kuravî değildir demek olacakdır" der, yani kelimeyi "köylü değil, şehirli" anlamında okur ve Şevkî'nin Amasyalı olduğundan şüphe bulunmadığını ekler. Dayanağı iki tezkiredir. Müderris Abdî Efendi'nin tezkiresi, Şevkî'nin babasını, dedesini ve "Hâcezâde" diye tanındığını yazdıktan sonra onun çeşitli yazı türlerini Amasyalı hattat Fazlullah Efendi'den meşk ettiğini kaydeder. Hüsameddin buradan Şevkî'nin önce Amasya'da Fazlullah Efendi'den, sonra İstanbul'da yine Amasyalı olan Nefeszâde Seyyid İsmail Efendi'den yazı öğrendiği sonucuna varır. Sâlim Efendi'nin tezkiresi ise onun "Hâcezâde" diye tanındığını, vakfiyesinde Amasyalı olarak geçtiğini ve damadının Amasyalı Sefer Ağazâde Mahmûd Çavuş olduğunu açıkça söyler.

Ailesi ve Kaynakların Çelişkisi

Hüsameddin bu maddede Şevkî'nin babasını "Mehmed İlmî Efendi bin Abdullah Remzî Efendi" diye verir. Aynı eserin öteki maddeleri ise sırayı tersine kurar. Onuncu ciltteki Remzî Abdullah Efendi-Hâcezâde maddesine göre Remzî, "Küçük Hâce" diye tanınan Kâdızâde Mehmed İlmî Efendi'nin oğludur; 1063 Zilhiccesinde (Ekim 1653) Tokat Hâtuniye müderrisiyken ölmüş, üç dilde şiir yazmış, oğulları da "şu'arâdan Şevkî Mehmed Efendi" ile kurrâ şeyhi Hâfız Abdurrahmân Efendi'dir. Sekizinci ciltteki Hâmid Ahmed Efendi-Hâcezâde maddesi de Hâmid'i Remzî'nin oğlu sayar ve "birâderi şâir-i meşhûr Şevkî Mehmed Efendi'dir" der. İki madde birbirini tuttuğuna göre Şevkî, Küçük Hâce Mehmed İlmî Efendi'nin torunu, şair Remzî Abdullah Efendi'nin oğlu olmalıdır; bu maddedeki ifadede baba ile dedenin yeri karışmış görünür.

Hüsameddin, dede Küçük Hâce'yi de bu maddede "şuarâ" arasında sayar; Şevkî, üç kuşaktır şiirle uğraşan bir evden gelir. Babası Remzî'nin Sultan Murad Amasya'ya geldiğinde sunduğu kaside ile öteki şiirleri Hüsameddin'in eline geçmiş, fakat kendi kitaplarıyla birlikte yanmıştır. Kardeşi Hâmid Ahmed Efendi, Trabzon kadılığından devriye mollalığına yükselmiş ve 1103 (1691-92) dolaylarında ölmüş bir başka şairdir.

Şiiri

Hüsameddin Şevkî'nin şairliğini iki ayrı maddede vurgular, ama hiçbir yerde beyit aktarmaz; şiirlerine bugün de ulaşılamamıştır. Hakkında en eski bilgiyi veren Abdî Efendi tezkiresi bugün kayıptır; Hüsameddin'in elindeki eksik nüshadan bilinenler Abdî Efendi tezkiresi üzerine yazıda toplanmıştır. Sâlim Efendi'nin tezkiresinde Şevkî'ye ayrılmış bir madde bulunduğu Hüsameddin'in aktarımından anlaşılıyor. Şairden bir iki parçanın orada korunmuş olması mümkündür, fakat bu tezkirenin metnine erişilemediği için bu ihtimal doğrulanamadı.

Kronoloji

Zilhicce 1063 (Ekim 1653): Babası Remzî Abdullah Efendi, Tokat Hâtuniye Medresesi müderrisiyken ölür.

1097 (1685-86): Şevkî emekliye ayrılır ve Fatih Camii'nde cüz okunması için vakıf kurar.

1100 (1688-89) dolayı: Ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar