Bir dülger çırağıyken bir defterdarın konağına girip okuma yazmayı, şiiri ve kâtipliği orada öğrenen Şûhî Ebûbekir Çelebi, XVII. yüzyıl Amasya'sının meclis şairlerinden biridir. Babası Amasya dülgerlerinden Hasan Usta'dır; kendisi efendisinin kâtipliğinden defter kethüdalığına, onun ölümünden sonra da beytülmal emaneti kâtipliğine yükselmiş ve 1075 (1664-65) yılında ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, onun cilveli şiirlerinin saz şairlerine malzeme olduğunu yazar. Bu şiirlerin çoğu Abdî Efendi'nin mecmuasında toplanmıştı ve o mecmuayla birlikte ateşe gitti.
Hüsameddin'in Kaydı
Amasya Tarihi'nin on birinci cildindeki madde, kısa olmasına rağmen bir hayat hikâyesinin bütün kıvrımlarını taşır:
Şûhî Ebûbekir Çelebi-Dülgeroğlu Amasya dülgerlerinden Hasan ustanın oğludur. Evâ'il-i hâlinde dilber bir dülger çırağı iken defterdâr Ebûbekir Efendi'nin konağına intisâb ederek iç oğlanı oldu. Efendisinin hüsn-i nazarı sâyesinde okuyup yazdı. Şiir ve kitâbet öğrendi. Uşağıyla müşâare ederek şûhâne eş'ârı saz şâirlerine sermâye oldu. İbtidâ Ebûbekir Efendi'nin kâtibi, sonra defter kethüdâsı oldu. Mumâ-ileyhin vefâtında beytü'l-mâl emâneti kâtibi olup meclis-i yârânın medâr-ı neşâtı zümre-i küttâbın ser-defteri olduğu halde 1075'de vefât etdi. Şâir, kâtib, hattât, sohbet ve simâsı latîf, meclis-ârâ bir zât idi. Abdî Efendi Mecmuası'nda hayli eş'ârı vardı. Hayfâ ki yandı. Mahdûmu Nedim Mehmed Efendi "Dülgerzâde" demekle meşhûrdur.
Sadeleştirilmiş biçimiyle: Amasya dülgerlerinden Hasan Usta'nın oğludur. Gençliğinin başında güzel yüzlü bir dülger çırağıyken defterdar Ebûbekir Efendi'nin konağına girip iç oğlanı oldu. Efendisinin kendisine gösterdiği ilgi sayesinde okuma yazma öğrendi; şiiri ve kâtipliği de öğrendi. Bir uşakla karşılıklı şiir söyleşerek yazdığı cilveli şiirler saz şairlerine sermaye oldu. Önce Ebûbekir Efendi'nin kâtibi, sonra defter kethüdası oldu. Efendisi ölünce beytülmal emaneti kâtibi oldu; dostlar meclisinin neşe kaynağı ve kâtipler zümresinin önde geleni olarak 1075'te öldü. Şair, kâtip ve hattattı; sohbeti de yüzü de hoştu, meclisleri süslerdi. Abdî Efendi Mecmuası'nda epey şiiri vardı, ne yazık ki yandı. Oğlu Nedîm Mehmed Efendi "Dülgerzâde" diye tanınır.
Dülger Tezgâhından Kâtipliğe
Şûhî'nin hikâyesi, Osmanlı şehirlerinde büyük konakların bir eğitim yeri olarak oynadığı rolü açıkça gösterir. Bir esnaf çocuğu, bir devlet adamının "iç oğlanı" olarak hane halkına girmiş, efendisinin himayesinde okuma yazmayı, kâtipliği ve şiiri bu evde öğrenmiştir. Hüsameddin'in "dilber" sıfatını açıkça kullanması, çırağın konağa alınmasında güzelliğinin de payı olduğunu ima eder; madde bunu bir yargı katmadan, olduğu gibi kaydeder.
Ebûbekir Efendi'nin hangi defterdarlıkta bulunduğu maddede belirtilmez; Hüsameddin onu yalnız "defterdâr Ebûbekir Efendi" diye anar. Şûhî bu evde önce efendisinin kâtibi, sonra defter kethüdası, yani defterdarın kalemindeki kayıtları tutan memurların başı olmuştur. Efendisinin ölümünden sonra da kalemden kopmamış, beytülmal emanetinin kâtipliğine geçmiştir. Beytülmal emaneti, mirasçısı bulunmayan ya da sahibi belli olmayan malları devlet adına zapt eden ve yöneten bir kurumdu; buranın kâtipliği, maliye bürokrasisinde orta düzeyde, güvenilir bir görevdi.
Meclis Şairi
Maddenin şiirle ilgili cümlesi iki türlü okunabilir. "Uşağıyla müşâare ederek" ifadesindeki uşak kelimesi hem hizmetkâr, hem de genç oğlan anlamına gelir; Hüsameddin bu muhatabın kim olduğunu söylemez. Müşaere ise iki şairin karşılıklı beyitlerle söyleşmesidir. Bu söyleşmelerden çıkan "şûhâne", yani cilveli, şakacı şiirler, Hüsameddin'e göre saz şairlerine "sermâye" olmuştur: âşıkların Şûhî'nin beyitlerini alıp kendi söyleyişlerinde kullandığı, belki de onun şiirlerinin halk arasında türkü gibi dolaştığı anlaşılıyor. Mahlas da bu şiirlerin havasına uyar; "şûh", cilveli ve oynak demektir.
Hüsameddin'in onu anlatırken seçtiği sözler de aynı yöne işaret eder: "meclis-i yârânın medâr-ı neşâtı", yani dostlar meclisinin neşe kaynağı, "meclis-ârâ", yani meclisleri süsleyen biri. Şûhî, divan şairi kimliğiyle olduğu kadar sohbeti ve hazırcevaplığıyla da tanınmış görünür. Oğlu Nedîm Mehmed Efendi'nin "Dülgerzâde" diye anılması, ailenin esnaf kökeninin bir kuşak sonra da unutulmadığını gösterir.
Abdî Efendi Mecmuası
Şûhî'nin şiirlerinin kaybolması, Amasya edebiyat tarihinin büyük kayıplarından birine bağlıdır. Hüsameddin, Abdullah Paşa Medresesi müderrisi Abdî Efendi'nin Amasya şairleri tezkiresini ve ondan kalan derlemeleri kullanmış, bu eserler onun elindeyken bir yangında yok olmuştur. Şûhî'nin "hayli eş'ârı" bu "Abdî Efendi Mecmuası"nda bulunuyordu. Bunun tezkirenin kendisi mi, yoksa Abdî Efendi'nin ayrıca derlediği bir şiir mecmuası mı olduğu anlaşılmaz. Abdî Efendi'nin kayıp tezkiresinin şairleri arasında da Şûhî, 1075'te ölen ve şiirleri yanmış bir kâtip şair olarak yer alır.
Şiiri
Şûhî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin mecmuada onun epey şiirini gördüğünü söyler, fakat maddesine tek bir beyit almamıştır. Şiirlerinin saz şairlerince kullanıldığı bilgisi, bazı beyitlerinin cönklerde ya da âşık şiirleri arasında başka adlar altında yaşamış olabileceğini düşündürür; böyle bir izi sürmeye yarayacak bir ipucu ise maddede yoktur. Hüsameddin'in eserini bir şairler tezkiresi gibi tarayan Metin Hakverdioğlu da onu "Şûhî Ebûbekir Çelebi-Dülgeroğlu" adıyla listesine almıştır.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 181-182 (e-kitap s. 413), "Şûhî Ebûbekir Çelebi-Dülgeroğlu" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page413.html
- Metin Hakverdioğlu, "Amasya Tarihi'nin Şairler Tezkiresi Yönü", Sosyal Bilimler Araştırmaları -11-, ed. Hasan Yerkazan, Önder Eryılmaz, Amasya: Amasya Üniversitesi Yayınları, 2024, s. 5-32 (on birinci cildin şairleri: s. 28-29). https://amasya.edu.tr/media/4nvlf0bx/sosyal-bilimler-arastirmalari-11.pdf
Çevrimiçi kaynaklar
