"Şevkî" mahlasını hocasından alan Kadı Hüseyin Efendi, XVIII. yüzyıl Amasya'sının "Koca Müftü" diye anılan âlimi Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin ilk icazet verdiği öğrencisidir. Bir süre ders okuttuktan sonra kadılık yoluna girmiş, Merzifon, Zile ve Tokat'ta naiplik, Osmancık, Köprü ve Lâdik gibi kasabalarda kadılık yapmış, hocasının ölümünden bir yıl sonra, 1174 (1760-61) yılında ölmüştür. Arap ve Fars edebiyatını bilen, şair bir âlim olarak anılır; kendi şiirinden ise elde bir satır yoktur.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, eserinin "şın" harfine ayrılmış bölümünde aynı mahlası taşıyan Amasyalıları art arda sıralar. Kadı Hüseyin Efendi'nin maddesi şöyledir:

Şevkî Hüseyin Efendi-Kadı Amasyalıdır. Pederinin adı Ali'dir. Iydîzâde Allâme Âkif Mustafa Efendi'nin ilk icâzet verdiği talebesinden olup "Şevkî" lâkâbını üstâdı vermişdi. Bir müddet ders-i âm olup sonra niyâbete sülûk etdi. Iydîzâde es-Seyyid Abdurrahim Efendi'nin nâibi oldu. Merzifon, Zile, ba'dehû Tokat kazâlarına nâib ba'dehû Osmancık, Köprü, Lâdîk gibi kasabâta kadı oldu. Üstadının vefâtından bir yıl sonra 1174 senesinde vefât etdi. Edebiyât-ı Arabîyye ve Farisiyye'ye aşinâ, âlim, kâmil, şâir bir zât idi. Mahdûmu Mehmed Naîm Efendi ricâlden ve hafîdi Mehmed Saîd Efendi mevâlîdendir.

Bugünkü söyleyişle: Amasyalıdır, babasının adı Ali'dir. Îdîzâde Allâme Âkif Mustafa Efendi'nin ilk icazet verdiği öğrencilerindendir; "Şevkî" lakabını ona hocası vermişti. Bir süre dersiâmlık yaptıktan sonra naiplik yoluna girdi ve Îdîzâde Seyyid Abdurrahim Efendi'nin naibi oldu. Merzifon, Zile ve ardından Tokat kazalarında naip, sonra Osmancık, Köprü, Lâdik gibi kasabalarda kadı oldu. Hocasının ölümünden bir yıl sonra, 1174 yılında öldü. Arap ve Fars edebiyatını bilen, âlim, olgun ve şair biriydi. Oğlu Mehmed Naîm Efendi devlet ricalinden, torunu Mehmed Saîd Efendi de molla rütbesindeki kadılardandır.

Hocası ve Mahlası

Şevkî'nin hayatındaki en belirgin ad, hocası Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi'dir. 1097 ya da 1098 (1686-87) yılında doğan Âkif Efendi, iki kez Amasya müftülüğü yapmış, sonra bütün ömrünü Amasya'da ders okutmaya vermiş ve 1173 yılı receb ayının yirmi dördünde (Mart 1760) ölmüştür. Hüsameddin, Âkif Efendi'nin dersleriyle Amasya'yı "bir darülfünun şekline" soktuğunu yazar. Sabah dersini Sultan Bayezid Camii'nde, öğle ve ikindi derslerini İçerişehir'deki evinin karşısında bulunan Câmi-i Kebîr'de verirdi.

Âkif Efendi'nin öğrencilerine mahlas vermeyi sevdiği anlaşılıyor. Hüsameddin aynı halkadan Rüsûhî Hasan Efendi'nin mahlasını da onun verdiğini kaydeder; müftü Servahdî Mustafa Efendi de mahlasını aynı hocadan almıştır. Şevkî, "iştiyak, özlem" anlamına gelen "şevk" kelimesinden türemiştir ve divan şiirinde yaygın bir mahlastır; nitekim Hüsameddin aynı ciltte bu mahlası taşıyan altı Amasyalı sayar. Kadı Hüseyin Efendi'nin bu mahlası kendisi seçmeyip hocasından alması, onun ilk icazetli öğrenci olarak hocasının gözünde ayrı bir yeri olduğunu düşündürür.

Şevkî'nin ölüm tarihini Hüsameddin hocasınınkine bağlayarak verir: "üstadının vefâtından bir yıl sonra". Âkif Efendi 1173'te öldüğüne göre bu ifade 1174 tarihiyle uyuşur.

Naiplikten Kadılığa

Şevkî, dersiâmlıktan sonra müderrislik yolunda ilerlemek yerine kadı naipliğine yönelmiştir. İlk görevi, hocasının kardeşi Îdîzâde Seyyid Abdurrahim Efendi'nin yanında naipliktir. Hüsameddin'e göre Abdurrahim Efendi müderris olmuş, Niksar, Zile, Merzifon ve Çorum kadılıklarında, Amasya'da nakîbüleşraf kaymakamlığında ve Amasya naipliğinde bulunmuş, molla rütbesiyle Erzurum kadısı olmuş ve 1161'de (1748) Amasya'da ölmüştür. Şevkî'nin onun naipliğine hangi şehirde başladığı maddeden anlaşılmaz.

Bundan sonra Merzifon, Zile ve Tokat'ta naip olarak bulunmuş, sonra kendisi kadı olarak Osmancık, Köprü ve Lâdik gibi Amasya çevresindeki kasabalara atanmıştır. Bu yerlerin hepsi Amasya'nın yakın çevresindedir; Şevkî'nin bütün meslek hayatı memleketinin komşu kazalarında geçmiş görünür. Hüsameddin bu görevlerin tarihlerini vermez.

Ailesi

Şevkî'nin babası Ali adında biridir; Hüsameddin ona bir lakap ya da unvan eklemez. Oğlu Mehmed Naîm Efendi'yi "ricâlden", yani devlet adamlarından, torunu Mehmed Saîd Efendi'yi de "mevâlîden", yani büyük kadılık payesine ulaşmış ilmiye mensuplarından sayar. Babasına bir unvan bile verilmeyen bu kadının soyu, iki kuşak içinde devletin üst katlarına çıkmıştır. Hüsameddin oğul ile torunun görevleri hakkında başka bilgi vermez.

Şiiri

Şevkî'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. "Arap ve Fars edebiyatına aşina" bir "şâir" olduğunu söyleyen madde, bu şairliğin ürününden hiçbir şey göstermez. Hüsameddin'in Âkif Efendi'nin kendi kalemiyle yazdığı bir kaydı gördüğünü, fakat onun da yandığını söylemesi, Amasyalı âlimlerin kâğıtlarının uğradığı kayıpları hatırlatır. Hakverdioğlu'nun Hüsameddin'deki şair adlarını derleyen listesinde de "Şevkî Hüseyin Efendi-Kadı" başlığı, Muslihîzâde ve Hâcezâde Şevkîlerin arasında yer alır.

Kronoloji

1161 (1748): Naibi olduğu Îdîzâde Seyyid Abdurrahim Efendi ölür.

24 Receb 1173 (Mart 1760): Hocası Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi ölür.

1174 (1760-61): Şevkî Hüseyin Efendi ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar