Şehzade Ahmed'in Amasya sarayında "Şemsler" diye anılan üç musahibin ilki sayılan Müeyyedzâde Şemseddîn Ahmed Efendi, 912 (1506-07) yılından ölümüne kadar Amasya'nın kadılkudatı ve şehzadenin danışmanıydı. "Şems" mahlasıyla şiir yazdığı, fıkha dair bir mecmua derlediği bilinir. 918 (1512) yılında Yavuz Selim tahta çıkıp Şehzade Ahmed'in saltanat umudu sönerken, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın deyişiyle "kendisini istilâ eden korku ve endişe içinde" ölmüştür. Amasya'nın ünlü âlim ailesi Müeyyedzâdeler'den gelir. Mahlası güneşi anar; şiirlerinden ise tek bir beyit bile elimizde değildir.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde onu şöyle tanıtır:

Şemseddîn Ahmed Efendi-Müeyyedzâde Amasyalıdır. Yâkut Paşa Zâviyesi şeyhi Mevlânâ Müeyyed Çelebi bin eş-Şeyh Ali Yârî Çelebizâde Mevlânâ Mehmed Çelebi mahdûmudur. Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin amcazâdesi olup Mevlânâ Hatîb Kâsım Amâsî ve emsâli fuzalâdan tahsîl-i ilm ederek ders-i âm ve müderris-i be-nâm oldu. Amcası Abdülvâsi' Çelebi bin Mü'eyyed Çelebi kerîmesi Ayşe Hâtun Molla ile teehhül edib fezâil-i ilmiyyesi anlaşıldığından Mehmed Paşa müderrisi, ba'dehû Tokat kadısı ve 912'de Amasya kâdı'l-kudâtı olarak Amasya vâlisi Şehzâde Sultân Ahmed'in müsteşâr ve musâhibi oldu. Sultân-ı müşârün-ileyh musâhibleri olan "Şems"lerin birincisi olup altı yıl kadar büyük bir nüfûz ve ikbâle erdi. 918'de Sultân Selim Hân'ın cülûsunu müteâkib Sultân Ahmed'in saltanatı zâil olduğu esnâda kendisini istîlâ eden havf ve haşyet içinde dâr-ı ukbâya rihlet etdi. Fâzıl, müdebbir, kâmil, edîb, şâir olup "Şems" diye tahallüs ederdi. Fıkıhdan bir mecmu'a-i latîfesi ve âsâr-ı şi'rîyyesi vardır. Mahdûmları Abdülvâsi, Abdülvahhab Remzi Efendilerdir. Abdülvâsi Çelebizâdeler Amasya'da ve Abdülvahhab Remzi Efendizâdeler İstanbul'da kalmışlardır.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Yâkut Paşa Zaviyesi'nin şeyhi Mevlânâ Müeyyed Çelebi'nin, o da Şeyh Ali Yârî Çelebi'nin oğludur; Şemseddîn Ahmed, Müeyyed Çelebi'nin oğlu Mevlânâ Mehmed Çelebi'nin oğludur. Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin amcasının oğludur. Mevlânâ Hatîb Kâsım Amâsî ve benzeri bilginlerden okuyarak icazet aldı, tanınmış bir müderris oldu. Amcası Abdülvâsi' Çelebi'nin kızı Ayşe Hatun ile evlendi; ilmî üstünlüğü anlaşılınca Mehmed Paşa Medresesi'ne müderris, ardından Tokat kadısı, 912'de de Amasya kadılkudatı olarak Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'in danışmanı ve musahibi oldu. Şehzadenin "Şems"ler diye anılan musahiplerinin birincisiydi; altı yıl kadar büyük bir nüfuz ve itibar gördü. 918'de Sultan Selim'in tahta çıkışının ardından Sultan Ahmed'in saltanat umudu yıkıldığı sırada, içini kaplayan korku ve endişe içinde öldü. Bilgin, tedbirli, olgun, edip ve şairdi; "Şems" mahlasını kullanırdı. Fıkha dair güzel bir mecmuası ve şiirleri vardır. Oğulları Abdülvâsi' ve Abdülvahhâb Remzî Efendilerdir; Abdülvâsi' Çelebizâdeler Amasya'da, Abdülvahhâb Remzî Efendizâdeler İstanbul'da kalmışlardır.

Ailesi

Şemseddîn Ahmed'in mensup olduğu Müeyyedzâdeler, Amasya'nın XV. ve XVI. yüzyıllarda en çok âlim, kadı ve şeyh yetiştiren ailelerinden biriydi. Dedesi Müeyyed Çelebi şehirdeki Yâkut Paşa Zaviyesi'nin şeyhiydi; amcasının oğlu, II. Bayezid'in yakını olup Anadolu ve Rumeli kazaskerliğine yükselen Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'dir.

Evliliği de aile içinde kalmıştır: karısı, amcası Abdülvâsi' Çelebi'nin kızıdır. Hüsameddin bu kadına ayrıca iki madde ayırır ve iki maddede adı farklıdır. On birinci ciltte "Ayşe Hâtun" adıyla anılan kadın, kocası Amasya kadısı iken 917'de (1511-12) dedesi Müeyyed Çelebi'nin mescidi yanında bir mektep yaptırmış ve babasından kalan mülkleri bu mektep ile mescide vakfetmiştir. Onuncu ciltte ise "Zeyneb Hâtun" adıyla, ilmi kocasından öğrenmiş, Şehzade Ahmed'in sarayında hanım efendilerin musahibesi olmuş ve 923 (1517) dolaylarında ölmüş bir âlime olarak karşımıza çıkar. Babasının ölüm yılı da bir maddede 881, ötekinde 883 olarak verilir.

Oğulları için de iki ayrı liste vardır. Şemseddîn Ahmed'in kendi maddesi ve Ayşe Hatun maddesi oğulları Abdülvâsi' ile Abdülvahhâb Remzî diye sayar; Zeyneb Hatun maddesi ise Abdülvâsi', Abdülhâdî ve Abdülkerîm adlarını verir. Galata kadılığına kadar yükselen şair oğul Remzî Abdülhâdî Efendi, on ikinci ciltte "Abdülhâdî Remzî" başlığıyla anlatılmıştır ve kimliği ayrıca tartışmalıdır. Kuşaklar boyu aynı adların tekrarlandığı bir ailede bu karışıklıklar şaşırtıcı değildir. Abdülvâsi' Çelebi'nin soyundan gelenler Hüsameddin'in zamanında hâlâ Amasya'da yaşıyordu.

Şehzade Ahmed'in Sarayında

Şemseddîn Ahmed'in kadılkudatlığı, Şehzade Ahmed'in Amasya sancağındaki uzun valiliğinin son yıllarına denk gelir. Hüsameddin, üçüncü ciltte bu yılları anlatırken 910'da (1504-05) muallim Bedreddîn Mahmûd Çelebi'nin ölümünden sonra sarayda iki zümrenin belirdiğini yazar. Bir yanda Hüsameddin'in "mu'allim-i sâbık" diye andığı Mahmûd Çelebizâde Şemseddîn Ahmed Efendi, Müeyyedzâde Şemseddîn Ahmed Efendi ve Çakal Kadızâde Şemseddîn Ahmed Efendi vardır; üçünün de adı Şemseddîn olduğundan onlara "Şemsler" denir ve şairler onları "Güneşler" diye överdi. Karşılarında sultan tabibi Kutb-ı Şirvânî, musiki üstadı Hâce Kutbeddîn Mahmûd Çelebi ve müderris Kutbeddîn Îsâ Çelebi'den oluşan "Kutublar" bulunuyordu. Hüsameddin'e göre "Güneşler'e mukabil Kutublar, şairlerin şiirlerinde hayli mazmun doğurmuştu."

Güneş ile kutup yıldızının karşılaştırılması, divan şiirinin sevdiği türden bir söz oyunudur; iki zümre bu sayede şehzadenin meclisindeki şairlere bol malzeme vermiştir. Hüsameddin'in anlatısında "Kutublar"ın İranlı oluşu öne çıkar ve yazar bu çevreye karşı açık bir tavır takınır; iki grup arasındaki gerginliği okurken bu tutumu hesaba katmak gerekir.

Amasya kadılkudatı olarak Şemseddîn Ahmed, şehzadenin sancağında hem yargının başındaydı hem de onun danışmanıydı. Bu konum, II. Bayezid'in son yıllarında kızışan taht kavgasında Ahmed'in kaderine bağlanmak anlamına geliyordu. 918'de (1512) Yavuz Sultan Selim babasını tahttan indirip yerine geçince Ahmed'in çevresi dağıldı; şehzade ertesi yıl Yenişehir yakınlarında yenilip öldürüldü. Hüsameddin, Şemseddîn Ahmed'in bu yıkımı görmeden, saltanatın elden gittiği günlerde korku içinde öldüğünü söyler. Zeyneb Hatun maddesi ise karı kocanın 918'deki olaylar üzerine "nekbete", yani düşkünlüğe uğradığını yazar ve Şemseddîn Ahmed'in ölümünden söz etmez. Altı yıllık nüfuz süresi, 912 ile 918 arasındaki yıllara uyar.

Şiiri

Şems'in şiirlerine ulaşılamamıştır. Mahlas adındaki "Şemseddîn"den kısaltılmıştır ve aynı adı taşıyan iki meslektaşıyla birlikte "Güneşler" diye övülmesi, bu kısa adın sarayda ne kadar anlam yüklendiğini gösterir. "Âsâr-ı şi'riyye" bıraktığını yazan Hüsameddin, bu şiirlerin nerede durduğunu söylemez, örnek de vermez. Fıkha dair "mecmu'a-i latîfe" de bugün bilinen bir nüsha ile eşleştirilememiştir. Arayacak olanı bir güçlük de bekler: "Şems" mahlası Osmanlı şiirinde yaygındır ve tezkirelerde ya da mecmualarda bu mahlası taşıyan bir gazele rastlansa bile onun Amasya kadısına ait olduğunu söylemek ayrıca kanıt gerektirir.

Kronoloji

910 (1504-05): Muallim Bedreddîn Mahmûd Çelebi'nin ölümünden sonra Şehzade Ahmed'in sarayında "Şemsler" ve "Kutublar" zümreleri belirir.

912 (1506-07): Amasya kadılkudatı ve Şehzade Ahmed'in danışmanı olur.

917 (1511-12): Karısı, Müeyyed Çelebi mescidinin yanında bir mektep yaptırıp vakfeder.

918 (1512): Yavuz Selim tahta çıkar; Şemseddîn Ahmed korku içinde ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar