XVII. yüzyılın ilk yarısında Amasya'da yıllarca öğrenci yetiştiren hattat Şehrî İsmail Efendi'nin sülüs yazıdaki ustalığı, kendi eliyle yazdığı bir En'âm-ı Şerîf'ten anlaşılır. Geçimini Sultan Bayezid vakıflarının kâtipliğinden sağlar, boş vaktini şehrin edipleriyle şiirleşerek geçirirdi. 1049 (1639-40) dolaylarında öldü. Şairliği, bugün elde olmayan bir Amasya tezkiresinden bilinir; şiirlerinden tek bir mısra bile zamanımıza ulaşmamıştır.
Hayatı
Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde onu birkaç cümleyle anlatır:
Amasyalıdır. Balcı İsmailoğlu Ali'nin mahdûmu olduğu künyesinden anlaşıldı. Amasya'da Hattât-ı meşhûr Hüseyin Efendi'den hutût-ı mütenevviayı ahz ü temeşşük etdi. Bir miktar da tahsîl-i ilim ve irfân edib edebiyâta intisâb eyledi. Yıllarca şâkirdâna ta'lîm-i hat ve Amasya udebâsı ile müşâare ederek iştihâr edib Sultân Bâyezîd evkâfı kâtibi olduğu halde 1049 hudûdunda vefât etdi. Edîb, kâtib, şâir bir hattât-ı meşhûr olduğu Abdullah Efendi "Tezkîresi"nde görüldü. Yazdığı bir en'âm-ı şerîfinden sülüs kırmasında mâhir olduğu anlaşıldı. Kendisine "Şehrî" lakabını veren üstâd-ı irfânı, Küçük Hâce Mehmed İlmî Efendi idi. Eş'ârını bulamadım.
Bugünkü dille: Amasyalıdır. Künyesinden, Balcı İsmailoğlu Ali'nin oğlu olduğu anlaşıldı. Amasya'da ünlü hattat Hüseyin Efendi'den çeşitli yazı türlerini meşk ederek öğrendi. Bir miktar ilim ve irfan tahsil edip edebiyata yöneldi. Yıllarca öğrencilere hat öğreterek ve Amasya edipleriyle şiirleşerek tanındı; Sultan Bayezid vakıflarının kâtibiyken 1049 dolaylarında öldü. Edip, kâtip, şair ve ünlü bir hattat olduğu Abdullah Efendi'nin Tezkire'sinde görüldü. Yazdığı bir En'âm-ı Şerîf'ten sülüs kırmasında usta olduğu anlaşıldı. Ona "Şehrî" lakabını veren irfan hocası Küçük Hâce Mehmed İlmî Efendi'dir. Şiirlerini bulamadım.
Ailenin adı bir lakaptan gelir. Dedesi "Balcı" diye tanınan İsmail'dir; babası Ali, kendisi yine İsmail. Hüsameddin bu soyu tahmin etmez, bir künyeden okuduğunu söyler. Kitabın başka bir yerinde, kendi çocukluğunda Kur'an'ı ezberlediği Acem Ali Mektebi'ne, orada uzun yıllar hocalık etmiş "Balcı Hoca" lakaplı bir Seyyid İsmâil Efendi yüzünden "Balcı Mektebi" dendiğini anlatır. O hoca XIX. yüzyılda yaşamıştır ve Şehrî'nin ailesiyle bir bağı kurulmaz; aynı lakabın şehirde iki yüz yıl arayla yeniden görünmesi yalnızca bir rastlantı olabilir.
Hattat ve Kâtip
Şehrî'nin ilk mesleği yazıydı. "Hutût-ı mütenevvia" sözü, onun tek bir yazı türüyle yetinmeyip sülüs, nesih ve öteki kalemleri bir arada öğrendiğini gösterir. Hocası olarak anılan "hattât-ı meşhûr" Hüseyin Efendi hakkında madde başka bir şey söylemez. Hüsameddin'in Şehrî'nin elinden çıkmış bir En'âm-ı Şerîf görmüş olması, maddenin en somut bilgisidir: En'âm suresiyle bazı dua ve surelerden oluşan bu küçük mushaflar, hattatların ustalıklarını sergiledikleri eserlerdi. Müellif bu nüshada "sülüs kırması"nın, yani sülüsün daha serbest, kırık hatlı bir biçiminin başarıyla yazıldığını not eder.
Ömrünün büyük kısmını öğrenci yetiştirerek geçirdi. Sonunda Sultan Bayezid vakıflarının kâtibi oldu ve bu görevdeyken öldü. Amasya'daki II. Bayezid külliyesinin geniş vakıfları, şehrin en kalabalık kâtip kadrolarından birini besliyordu; güzel yazı yazan bir hattatın bu kalemde iş bulması şaşırtıcı değildir.
Şehrî Lakabı
Mahlası, hocası Küçük Hâce Mehmed İlmî Efendi'nin bir armağanıydı. İlmî Efendi, Hüsameddin'in başka maddelerinde "Kadızâde Küçük Hâce" diye de anılır ve 1068'de (1657-58) ölen iki Şeyh Ya'kûbzâde âliminin, Ahmed Efendi ile Sinâneddîn Yûsuf Efendi'nin hocası olarak görünür; demek ki XVII. yüzyılın başında Amasya'da öğrenci yetiştiren tanınmış bir müderristi. Lakabın neden "Şehrî" seçildiği yazılı değildir. Aynı faslın bir başka maddesinde Hüsameddin, Hamza Beyzâde Mehmed Efendi'nin "şehirli" diye tanındığı için "Şehrî" imzasını kullandığını anlatır; kelimenin anlamı budur, ama İsmail Efendi'ye bu adın hangi gerekçeyle verildiği bilinmiyor.
Aynı mahlası taşıyan başka Amasyalılar da vardır. Bunların en eskisi, Şehzade Ahmed devrinde adı geçen Şehrî'dir ve Balcızâde ile karıştırılmamalıdır; aralarında bir asırdan fazla zaman vardır.
Şiiri
Hüsameddin, Şehrî'nin şair olduğunu "Abdullah Efendi Tezkiresi"nden öğrenmiş, fakat ondan tek beyit aktaramamış ve "Eş'ârını bulamadım" diye açıkça yazmıştır; şiirlerine bugün de ulaşılamamıştır. Burada anılan tezkire büyük ihtimalle, 1000-1081 (1591-1671) arasında Amasya'da yetişen şairleri toplayan ve sonradan yanarak kaybolan Abdî Efendi'nin eseridir; Şehrî'nin ölüm tarihi bu aralığa düşer. Hüsameddin tezkirecinin adını burada "Abdullah" diye verdiği için bu eşleştirme kesin değildir.
Edipler arasındaki müşâare, yani karşılıklı şiir söyleme, Şehrî'nin şiirinin büyük ölçüde sözlü ve anlık bir meclis şiiri olduğunu düşündürür. Böyle şiirler ancak bir mecmuaya ya da tezkireye geçerse yaşardı. Tezkirenin yanmasıyla onun şiirinden geriye bir ad, bir lakap ve hocasının verdiği mahlas kalmıştır.
Kronoloji
1049 (1639-40) dolayları: Sultan Bayezid vakıflarının kâtibiyken Amasya'da ölür.
1068 (1657-58): Hocası Mehmed İlmî Efendi'nin öğrencilerinden Ahmed Efendi ve Sinâneddîn Yûsuf Efendi ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 199 (Şehrî İsmail Efendi-Balcızâde maddesi; e-kitap s. 417). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page417.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, Mukaddime (Acem Ali Mektebi, "Balcı Mektebi"; e-kitap s. 162). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page162.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 515 (Ahmed Efendi-Şeyh Ya'kûbzâde el-Hâc maddesi; e-kitap s. 163). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page163.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 453 (Sinâneddîn Yûsuf Efendi-Şeyh Ya'kûbzâde maddesi; e-kitap s. 324). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page324.html
Çevrimiçi kaynaklar
