Amasya, 1919 yılında Millî Mücadele tarihine iki kez girdi. İlki, 22 Haziran'da yayımlanan Amasya Genelgesi'ydi. İkincisi, aynı yılın Ekim ayında kentte yapılan ve niteliği bakımından ondan ayrılan Amasya Görüşmeleri'dir; dönemin belgelerinde ve Nutuk'ta bu toplantı "Amasya Mülâkatı" adıyla anılır. Çoğu zaman birbirine karıştırılan bu iki olay, Anadolu hareketinin iki ayrı evresini temsil eder. Genelge, hareketin kendi içine dönük bir çağrısı ve örgütlenme planıydı. Ekim görüşmeleri ise hareketin karşı tarafla, yani İstanbul Hükümeti'yle resmî bir masaya oturduğu ilk andır. Üç gün süren müzakerenin sonunda yazılan protokoller kısa vadede beklenen sonuçları vermedi, ama Heyet-i Temsiliye'nin bir devlet bakanına imza attırdığı bu metinler, Anadolu'da doğan yeni siyasi iradenin İstanbul karşısında eşit bir taraf olarak ilk kez kayda geçtiği belgeler oldu.
Görüşmelerin Arka Planı
Haziran'daki genelgenin ardından Erzurum ve Sivas kongreleri toplanmış, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında örgütlenen direniş Heyet-i Temsiliye'nin (Temsil Heyeti) yönetimine girmişti. Sivas Kongresi'nin 11 Eylül 1919 tarihli beyannamesi hareketin siyasi programını ortaya koyuyordu. Kongreye yönelik bir baskın girişiminin boşa çıkması üzerine Heyet-i Temsiliye, Damat Ferit Paşa Hükümeti'yle bütün bağları koparmış, meşru bir hükümet iş başına gelinceye kadar İstanbul ile Anadolu arasındaki haberleşmenin kesilmesine karar vermişti. Telgraf hatlarının susması, payitahtın taşra üzerindeki denetimini fiilen ortadan kaldırıyordu. Bu baskıya dayanamayan Damat Ferit Paşa Hükümeti çekilmek zorunda kaldı ve 2 Ekim 1919'da yerine Ali Rıza Paşa'nın kabinesi kuruldu; istifanın tarihi kimi kaynaklarda 30 Eylül olarak verilir.
Yeni sadrazam, millî harekete öncekine göre çok daha ılımlı baktı ve Anadolu hareketine kayıtsız kalmadıklarını belirten bir açıklama yaptı. Mustafa Kemal de Ali Rıza Paşa'ya hemen bir telgraf çekerek yeni hükümetin Erzurum ve Sivas kongrelerinde oluşan millî teşkilata ve amaçlara saygılı olması hâlinde Kuvâ-yı Milliye'nin kendisine yardımcı olacağını bildirdi. Aynı telgrafta, meclis açılıp denetim görevine başlayıncaya kadar hükümetin milletin geleceğini bağlayan hiçbir taahhüde girmemesini ve barış konferansına millî davayı kavramış, güvenilir delegeler seçilmesini istedi. Temsil Heyeti, bu hükümeti millî kararlara karşı çıkmadığı sürece destekleyeceğini açıkladı. Hükümet de Anadolu ile ilişki kurmak üzere Harbiye Nazırı Cemal Paşa aracılığıyla Mustafa Kemal'e bir telgraf gönderdi. Böylece iki taraf arasında yazışmalar başladı ve ortak bir görüşe varmak, ayrıntılar üzerinde anlaşabilmek için yüz yüze görüşülmesi kararlaştırıldı.
Görüşmeyi kimin önerdiği konusunda kaynakların vurgusu farklıdır. Bir anlatıma göre Amasya'da buluşma fikrini Sadrazam Ali Rıza Paşa ortaya atmıştır. Sâlih Paşa'nın hayatını inceleyen araştırmalar ise Kuvâ-yı Milliye ile anlaşmazlıkları gidermek için Anadolu'ya bir temsilci gönderilmesini kabinede Bahriye Nazırı Sâlih Paşa'nın teklif ettiğini, hükümetin de teklif sahibini bu işle görevlendirdiğini yazar. İki aktarım birbiriyle uzlaştırılabilir; kaynaklarda açıkça yazılmasa da kabine kararının sadrazamın onayıyla alındığı, elçiliğin de öneriyi getiren nazıra verildiği düşünülebilir. Buluşma yeri olarak Amasya seçildi. Genelgenin yayımlandığı kent, bu kez devletin temsilcisini karşılıyordu.
İstanbul'un Elçisi Sâlih Paşa
Amasya'ya gönderilen nazır, dönemin İstanbul siyasetinde Anadolu'ya en yakın duran isimlerden biriydi. Sâlih Hulûsi Paşa 1864'te İstanbul'da doğmuş, İstanbul liman başkanı Dilâver Paşa'nın oğluydu. Kuleli İdadisi'ni, Harbiye Mektebi'ni ve Harp Akademisi'ni bitirerek 1888'de kurmay yüzbaşı oldu, askerî eğitimini tamamlamak için 1891'de Almanya'ya gönderildi. Döndükten sonra Harp Akademisi'nde öğretmenlik yaptı ve 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'na katıldı. Müşir Deli Fuad Paşa'nın kızıyla evlenmesi, kayınpederinin gözden düşmesi üzerine 1903'te onu da Diyarbekir'e sürgüne götürdü. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra hızla yükseldi: Erkân-ı Harbiye-i Umumiye ikinci başkanlığına, ardından ferik rütbesiyle Edirne'deki İkinci Ordu kumandanlığına getirildi, Otuz Bir Mart Vakası'nı bastırmaya gelen Hareket Ordusu'nu destekledi.
Sonraki yıllarda Ahmed Tevfik Paşa ve Hüseyin Hilmi Paşa kabinelerinde Harbiye, Hakkı Paşa kabinesinde Bahriye nazırlığı yaptı. 1911'de Âyan Meclisi üyeliğine getirildi, Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümetinde Nafia nazırı oldu ve Balkan barışı için toplanan Londra Konferansı'na delege olarak katıldı. Birinci Dünya Savaşı boyunca âyan üyeliği dışında görev almadı. Mondros Mütarekesi imzalandığında, eşini tedavi ettirmek için gittiği İsviçre'deydi ve mütareke şartları yüzünden bir süre İstanbul'a dönemedi. Damat Ferit Paşa, Temmuz 1919'da kurduğu üçüncü kabinesine Millî Mücadele'ye yakınlık duyan üç yaşlı askeri, Ali Rıza, Ahmed İzzet ve Sâlih paşaları aldı. İttihatçılığa fazla bulaşmamış, mektepli asker kimlikleriyle hem ordu hem sivil bürokrasi tarafından sevilen bu paşaların eski düzenden yeniye geçişte bir tür hakemlik yapabilecekleri düşünülüyordu. Sâlih Paşa İsviçre'den dönünceye kadar Bahriye Nezareti'ne Ali Rıza Paşa vekâlet etti; Ali Rıza Paşa sadarete geçtiğinde de Sâlih Paşa yeni kabinede Bahriye nazırı olarak kaldı.
Bu geçmiş, Amasya'daki müzakerenin havasını anlamak için önemlidir. Karşısında oturacağı Mustafa Kemal kendisinden on yedi yaş küçük, bir sonraki kuşağa ait bir askerdi. Sâlih Paşa milliyetçi bir devlet adamıydı, fakat saltanatın hukukuna bağlı bir meşrutiyetçiydi. Hayatını inceleyenler onu dürüst ve sözüne güvenilir bir kişi olarak tanımlar. Amasya'da vereceği sözlerin bir bölümünü yerine getirememesi, bu kişisel özelliklerden çok İstanbul'daki kabinenin ve işgal güçlerinin baskısıyla açıklanır.
Heyetler ve Yolculuk
Mustafa Kemal, Nutuk'ta Sâlih Paşa ile hükümetin dış siyaseti, iç yönetimi ve ordunun geleceği gibi konularda konuşma ihtimali bulunduğunu, bu yüzden önceden kolordu komutanlarının düşüncelerini bilmenin kendisi için çok yararlı olacağını anlatır. 14 Ekim 1919 tarihli şifreli telgrafıyla komutanlardan bu üç noktaya ilişkin görüşlerini istemişti. Komutanların raporları Nutuk'un belgeler bölümünde yer alır. Böylece Temsil Heyeti görüşmeye, yalnızca kendi adına konuşmadığı, ordunun komuta kademesinin de düşüncesini aldığı bir hazırlıkla gitti.
Sâlih Paşa 15 Ekim'de İstanbul'dan yola çıktı. Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey (Orbay) ve Bekir Sami Bey'le birlikte 16 Ekim'de Sivas'tan ayrıldı ve 18 Ekim'de Amasya'da bulundu. Nutuk'a göre Sâlih Paşa'nın uğrayacağı iskelelerde millî teşkilatların parlak karşılama törenleri yapması ve kendisine Temsil Heyeti adına "hoş geldiniz" denmesi için yönerge verilmişti. Nazır, 19 Ekim'de Amasya'ya ulaştığında büyük bir törenle karşılandı. Heyet-i Temsiliye, Sâlih Paşa'ya refakat görevini Kurmay Yarbay Arif Bey'e (Karakeçili) vermişti. İstanbul Hükümeti'ni Bahriye Nazırı Sâlih Paşa temsil ediyordu; yanında padişahın yaveri Albay Naci Bey'in de bulunduğu kaydedilir. Anadolu hareketini ise Temsil Heyeti üyeleri olarak Mustafa Kemal, Rauf ve Bekir Sami temsil etti. Görüşmeler 20 Ekim'de başladı ve 22 Ekim'e kadar sürdü; bazı kaynaklar müzakerenin üç gece boyunca sürdüğünü özellikle belirtir.
Törenlerin ve gösterilerin bir amacı vardı. Mustafa Kemal'in Nutuk'ta vurguladığı nokta, millî teşkilatların ve Heyet-i Temsiliye'nin İstanbul Hükümeti'nce resmen tanınmış bir siyasi varlık olduğunun, görüşmelerin de resmî nitelikte bulunduğunun ve sonuçlarına göre iş görülmesi gerektiğinin taraflarca kabul edildiğinin açıkça ortaya konmasıydı. Bu yüzden görüşme sonuçlarını içeren tutanakların "protokol" sayılması ve hükümetin delegesi olan bakana imzalatılması onun için önemliydi. İskelelerde ve Amasya'da düzenlenen karşılamalar, bir yandan devletin nazırına gösterilen saygının, öte yandan bu saygıyı gösterenin artık örgütlü bir millî irade olduğunun ilanıydı. Toplantının hukuki ağırlığı, ele alınan maddelerden çok bu biçim sorununda aranmalıdır.
Protokollerin Sayısı ve Niteliği
Nutuk'a göre üç gün süren görüşmelerin sonunda ikişer nüsha olmak üzere beş protokol düzenlendi. Bunlardan üçü imzalandı: Sâlih Paşa'da kalanları Mustafa Kemal ve arkadaşları, Heyet-i Temsiliye'de kalanları ise Sâlih Paşa imzaladı. Gizli sayılan iki protokol hiç imzalanmadı. Görüşmelerin sonuçları kolordulara da bildirildi.
21 Ekim 1919 tarihli birinci protokol, Mustafa Kemal'in ifadesiyle neredeyse tümüyle Sâlih Paşa'nın önerilerinden oluşan ve kabulünde sakınca görülmeyen birtakım maddeleri içeriyordu. 22 Ekim 1919 tarihli ikinci protokol ise uzun süren bir görüşme ve tartışmanın tutanak özetidir ve müzakerenin asıl ağırlığını taşır. Üçüncü protokol, Heyet-i Temsiliye'nin mebus seçimlerinde nasıl bir aracılık yapacağını ayrı bir formül olarak düzenler. Birinci ve üçüncü protokollerin Sâlih Paşa'nın önerilerine dayandığı ve hayata geçirilmediği kaydedilir. Gizli kabul edilen dördüncü ve beşinci protokoller ise imzasız kaldı; bunlardan biri ordu, adliye ve iç güvenlikle ilgili hassas işleri, öteki barış konferansına gidecek heyeti konu alıyordu.
İkinci Protokolün İçeriği
İkinci protokol, tarafların halifelik ve saltanat konusundaki karşılıklı güvencelerini gösteren bir girişle başlar. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin asıl amacının hilafet makamıyla Osmanlı saltanatının varlığını ve dokunulmazlığını sağlamak olduğu uzun uzun açıklandıktan sonra Sivas Kongresi'nin 11 Eylül 1919 tarihli beyannamesinin maddelerine geçilir. Beyannamenin birinci maddesinde tasarlanıp kabul edilen sınırların, en az bir istek olarak elde edilmesi gerektiği ortaklaşa kabul edildi. Sınırların Türklerle Kürtlerin yaşadığı toprakları kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı topluluğundan ayrılmasının mümkün olmadığı belirtildi. Kürtlerin serbestçe gelişmesini sağlamak ve dışarıdan, Kürt bağımsızlığı görüntüsü altında yürütülen kışkırtmaların önüne geçmek için bu hususun Kürtlerce şimdiden bilinmesi uygun bulundu.
Bölgesel kaygılar da ayrıntılı biçimde ele alındı. Yabancı işgali altındaki bölgelerden Kilikya'nın, Fransızlar ve İngilizler tarafından Arabistan ile Türkiye arasında bir tampon devlet oluşturmak amacıyla anayurttan ayrılmak istendiğine dikkat çekildi. Anadolu'nun en yoğun Türk nüfuslu ve en verimli bölgelerinden biri olan bu toprakların hiçbir yolla ayrılmasına razı olunmayacağı, Aydın'ın da aynı kesinlikle vatanın bölünmez bir parçası sayıldığı ilkesi genel olarak benimsendi. Trakya için de benzer bir kaygı dile getirildi: Sözde bağımsız bir hükümet, gerçekte ise bir sömürge kurularak Doğu Trakya'nın Midye-Enez hattına kadar olan bölümünün ayrılmak istenebileceği düşünüldü. Edirne'yi ve Meriç sınırını, bağımsız bir İslam hükümetine katılmak için bile olsa bırakmamak ilkesi ortaklaşa uygun görüldü. Bütün bu maddeler konusunda yasama kurulunun, yani Meclis-i Millî'nin vereceği son karara uyulacağı da eklendi.
Beyannamenin dördüncü maddesi, Müslüman olmayan unsurlara siyasi egemenliği ve toplumsal dengeyi bozacak nitelikte ayrıcalıklar verilemeyeceğini belirtiyordu. Bu madde önemle görüşüldü. Gayrimüslim unsurların yüzyıllardan beri bazı ayrıcalıklara sahip olduğu ve devletin içinde bulunduğu çaresizlik koşullarında bunların kaldırılmasının güç olduğu hesaba katıldı. Buna karşın bağımsızlığı fiilen sağlamak için bu kaydın zorunlu bir istek sayılması, bundan yapılacak en küçük bir fedakârlığın bile bağımsızlığı kökten sarsacağı ileri sürüldü. Hristiyan unsurlara fazla ayrıcalık verilmemesi ilkesi gerçekleştirilmesi gereken bir amaç olarak kabul edildi. Bu konuda ve yaşama hakkının savunulmasıyla ilgili öteki isteklerde de Meclis-i Millî'nin görüşüne ve kararına uyulacağı kaydı konuldu.
Yedinci madde, bağımsızlık tam korunmak koşuluyla teknik, sınaî ve iktisadi ihtiyaçların nasıl karşılanacağını konu alıyordu. Ülkeye büyük sermaye yatıracak bir devletin maliye üzerinde bir denetim hakkı isteyeceği, bu hakkın kapsamının önceden kestirilemeyeceği düşünüldü. Hakkın bağımsızlığa ve gerçek millî çıkarlara zarar vermeyecek biçimde uzmanlarca sınırlarının çizilmesinden sonra, Meclis-i Millî'nin uygun göreceği şeklin kabulü görüşüldü. Sivas Kongresi kararlarının geri kalan maddeleri de Meclis-i Mebusan'ın onayına sunulmak koşuluyla esas itibarıyla uygun bulundu.
Cemiyetin Geleceği ve Meclis Sorunu
Müzakerenin en hassas bölümü, Sivas Kongresi'nin 4 Eylül 1919 tarihli kararlarının örgütlenmeye ilişkin on birinci maddesiyle, yani cemiyetin durumuyla ilgiliydi. Bu maddede, millî iradeyi egemen kılacak olan Meclis-i Millî yasama ve denetim haklarına güvenle ve serbestçe sahip olduktan sonra cemiyetin biçiminin bir kongre kararıyla belirleneceği öngörülüyordu. Protokolde bu kongrenin, Erzurum ve Sivas'ta olduğu gibi ayrı bir toplantı olmak zorunda bulunmadığı açıklandı. Cemiyetin programını benimseyen mebuslar, cemiyet tüzüğündeki delegeler gibi sayılacak ve yapacakları özel bir toplantı kongre makamının yerini tutabilecekti.
Bundan sonra sorun, Meclis-i Millî'nin nerede toplanacağına geldi. Meclisin İstanbul'da tam güvenlik içinde ve serbestçe çalışabilmesi şarttı. Oysa İstanbul yabancı işgali altındaydı ve mebusların yasama görevlerini gereğince yerine getirmeleri için pek elverişli görünmüyordu. Zabıtnameye göre, 1870-71 savaşında Fransızların Bordeaux'da ve yakın zamanda Almanların Weimar'da yaptıkları gibi, barış yapılıncaya kadar meclisin geçici olarak Anadolu'da, hükümetin uygun göreceği güvenilir bir yerde toplanması uygun bulundu. Zabıtnamenin bir yayımında Bordeaux yerine Lyon yazılmıştır; Nutuk'taki metin Bordeaux'yu verir. Meclis toplandıktan sonra güvenlik ve dokunulmazlığın derecesi belli olacak, tam güven görülürse Heyet-i Temsiliye'nin kaldırılması ve örgütün çalışma amacının özel toplantıda belirlenmesi kararlaştırılacaktı.
Nutuk'ta Mustafa Kemal, bu görüşmelerde saptanan esaslar arasında en önemli noktanın meclisin toplanma yeri olduğunu söyler. Meclisin İstanbul'da toplanmasının doğru olmadığı yolundaki eski kanaatlerini Sâlih Paşa'ya kabul ettirmişlerdi. Ne var ki paşa bu görüşe katılmakla birlikte, katılışının kendi şahsına ait olduğunu ve kabine adına şimdiden söz veremeyeceğini eklemişti. Kabine üyelerini ikna etmek için elinden geleni yapacağını, başaramazsa kabineden çekilmekten başka yapacak bir şey kalmayacağını söyledi. Mustafa Kemal'in kısa notuna göre Sâlih Paşa bu konuda başarı sağlayamamıştır. Amasya'daki masada en uzun tartışılan konunun, sonradan Anadolu ile İstanbul'un yollarını ayıran mesele olması dikkat çekicidir.
Seçimlerde tam serbestlik bulunması gerektiği hükümetçe buyrulmuş olduğundan, Heyet-i Temsiliye'nin seçimlere karışmadığı belirtildi. Yine de mebuslar arasında İttihat ve Terakki'ye mensup olan, dönemin siyasetinde rol oynamış ya da orduda lekelenmiş kişiler bulunursa, bunların İtilaf Devletleri'nce iyi karşılanmayacağı düşünüldü. Böyle kişilerin mebus seçilmemesi için Heyet-i Temsiliye'nin yol göstermek amacıyla uygun biçimde telkinde bulunması yerinde görüldü. Bu iş için izlenecek yöntem, üçüncü protokol olarak ayrı bir formülle düzenlendi. Zabıtname iki nüsha olarak Amasya'da yazıldı ve Sâlih Paşa ile Heyet-i Temsiliye adına M. Kemal, Hüseyin Rauf ve Bekir Sami arasında karşılıklı verildi.
Gizli Protokoller
İmza altına alınmayan dördüncü protokolün maddelerini Mustafa Kemal Nutuk'ta tek tek sayar. Bunların başında, bazı komutanların ordudan çıkarılması ve bir kısım subayın divan-ı harbe verilmesiyle ilgili padişah iradelerinin ve öteki emirlerin düzeltilmesi geliyordu. Malta'ya sürülenlerin kendi mahkemelerimizde yargılanmak üzere İstanbul'a getirtilmesinin çareleri araştırılacak, Ermeni olaylarıyla ilgili görülenlerin yargılanması ise Meclis-i Millî'ye bırakılacaktı. İzmir'in boşaltılması için İstanbul Hükümeti yeniden protestoda bulunacak, gerekirse gizli talimatla halka mitingler yaptırılacaktı. Jandarma genel komutanı, İstanbul merkez komutanı, polis müdürü ve Dahiliye müsteşarının değiştirilmesi de bu protokolde yer alıyordu.
Protokolün bir başka grubu, işgal yönetimiyle işbirliği yapan çevrelere yönelikti. İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin kapı kapı dolaşarak halka kâğıt mühürletmesine engel olunacak, yabancı parasıyla satın alınmış derneklerin faaliyetlerine ve bu gibi gazetelerin zararlı yayınlarına son verilecekti; subay ve memurların bu derneklere girmesi kesinlikle yasaklanacaktı. Aydın Kuvâ-yı Milliyesi güçlendirilecek, beslenmesi kolaylaştırılacak, bunun için Donanma Cemiyeti'nin 400.000 lirasından gerektiği kadarı ayrılabilecekti. Millî Mücadele'ye katılmış memurlar genel bir yatışma sağlanıncaya kadar yerlerinden alınmayacak, millî davaya aykırı davrandıkları için halk tarafından işten el çektirilmiş memurların yeni görevlere atanmasından önce durumları ayrıca görüşülecekti. Batı Trakya göçmenlerinin taşınması ve Âcimî Sadun Paşa ile adamlarının desteklenmesi de maddeler arasındaydı.
İmzasız beşinci protokol, barış konferansına gidebilecek kişilerin adlarını içeriyordu. Listede heyet başkanı olarak Tevfik Paşa, askerî temsilci olarak Ahmed İzzet Paşa, siyasi temsilciler olarak Hariciye nazırı ve Reşat Hikmet Bey yer alıyordu. Maliye, askerlik, siyasi işler, bayındırlık, istatistik, tarih, hukuk ve ticaret alanlarından uzmanlar ile bir yazı heyeti de belirlenmişti; uzmanlar arasında askerlik işleri için Albay İsmet Bey'in adı geçer. Bununla birlikte hükümet, ana ilkelere uymak şartıyla bu konuda serbest bırakılmıştı. Bu liste, Amasya'da ilkelerin yanında devletin dış temsilinde kimlerin söz sahibi olacağının da konuşulduğunu gösterir.
Kaynaklarda Ayrışan Noktalar
Amasya görüşmelerinin sonuçları anlatılırken kaynaklar bazı noktalarda birbirinden ayrılır. Yaygın aktarıma göre görüşmede varılan esaslar şunlardı: Türk illerinin düşmana terk edilmemesi, hiçbir himaye ve mandanın kabul edilmemesi, vatanın bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması, gayrimüslim topluluklara ülkenin siyasi egemenliğini ve toplumsal dengesini bozacak ayrıcalıklar verilmemesi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin hukuki bir kurul olarak İstanbul Hükümeti'nce tanınması, İtilaf Devletleri ile yapılacak barış konferansına Heyet-i Temsiliye'nin de uygun göreceği kişilerin gönderilmesi ve Meclis-i Mebusan'ın İstanbul'da toplanmasının güvenlik bakımından uygun olmadığı. Başka bir özet, bunlara İstanbul Hükümeti'nin Heyet-i Temsiliye'nin bilgisi dışında hiçbir barış antlaşması imzalamamasını ve Temsil Heyeti'nin, yurdun bütünlüğüne zarar verilmedikçe hükümetin işlerine karışmamasını ekler. Amasya Üniversitesi'nden tarihçi Mehmet Evsile ise anlaşılan esasları beş başlıkta toplar ve sonuncusunu, cemiyetin hukuki bir teşekkül olarak kabulüyle birlikte Meclis-i Mebusan'ın Anadolu'da emin bir yerde toplanması olarak verir.
Bu aktarımların son maddesi tartışmalıdır. Aktarıma göre İstanbul Hükümeti meclisin İstanbul dışında toplanmasını anayasaya aykırı bularak kabul etmemiş, Mustafa Kemal Paşa da bunda ısrar etmemiştir. Zabıtnamedeki ifade ise meclisin geçici olarak Anadolu'da toplanmasının "uygun görüldüğü" yönündedir. Zabıtname görüşme sırasında ortaya konan düşünceyi kaydeder; hükümetin bu düşünceyi sonradan benimsemediği ise öteki aktarımlardan ve Nutuk'taki "başarı sağlayamamıştır" notundan anlaşılır.
Bir başka aktarım, Sâlih Paşa'nın şartlar uygun düştüğünde uygulanabilecek bazı gizli kararları da kabul ettiğini belirtir. Bunlara göre İzmir'in kurtarılmasına çalışılacak, millî basın üzerindeki sansür kaldırılacak, işgalcilerle işbirliği yapan cemiyetlerin ve yayın organlarının çalışması engellenecek, bu davranışlarda bulunan kamu görevlileri görevden uzaklaştırılacaktı. Bu maddelerin büyük kısmı, Nutuk'ta imzasız dördüncü protokolün içeriği olarak sayılan maddelerle örtüşür. Basın sansürünün kaldırılması ise Nutuk'taki listede bu sözlerle yer almaz; bu ayrıntının hangi tutanağa dayandığı doğrulanamamıştır. Aynı aktarım, görüşmelerden yürürlüğe giren tek kararın seçimlere gidilmesi ve Meclis-i Mebusan'ın açılması olduğunu da ekler. Sivas Kongresi kararlarının bütünüyle kabulü ve zararlı sayılan cemiyetlerin kapatılması gibi maddeler ise genel esaslar arasında sayılsa da uygulamaya yansımamıştır.
Basına Yansıması
Görüşmelerin sonucu kamuoyuna kısa sürede duyuruldu. 24 Ekim 1919 tarihli İstanbul gazeteleri Amasya'daki buluşmayı "tam bir anlaşma" olarak sundu. Mustafa Kemal'in Vakit gazetesine gönderdiği telgrafta, millî teşkilatın amacının meclis açıldığında sona ereceğini belirtmesi, protokoldeki cemiyetin geleceğine ilişkin maddenin kamuoyuna yönelik bir yansımasıydı. Aynı açıklamada Ermeni meselesine dair, Osmanlı sınırları dışında bir Ermenistan kurulabileceği yolundaki ifade de dikkat çekti. Basının bu iyimser dili, birkaç ay içinde işgal yönetiminin sert tepkisiyle karşılaşacaktı.
Tanınmanın Anlamı
Görüşmenin en önemli kazancı somut maddelerden çok hukuki ve siyasi nitelikteydi. İstanbul Hükümeti, Heyet-i Temsiliye'yi, Sivas Kongresi kararlarını ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni ilk kez resmen muhatap aldı. Bu, millî mücadelenin bir asayiş sorunu ya da başıbozuk bir hareket olarak değerlendirilemeyeceğinin hükümet düzeyinde kabulü demekti. Temsil Heyeti'nin siyasi etkinliği arttı, iki taraf arasındaki ilişkiler bir süre yumuşadı. Mehmet Evsile, görüşmelerin sonuçları arasında bir noktaya ayrıca dikkat çeker: millî davaya karşı çekingen davranan birçok kişi, İstanbul Hükümeti'ne mensup bir nazırın Kuvâ-yı Milliye temsilcileriyle anlaştığını görünce tereddütlerinden kurtulmuş ve millî hareketin yanında yer almıştır.
İtilaf Devletleri de Anadolu hareketini İstanbul aracılığıyla denetim altında tutamayacaklarını görmeye başladı. Kaynaklarda bu durum, İstanbul Hükümeti'nin Anadolu'ya uymak zorunda kaldığı biçiminde de yorumlanır. Ders kitaplarında görüşmeler Temsil Heyeti'nin ikinci siyasi başarısı olarak anılır. Metinlerde egemenlik yerine bağımsızlık kavramının kullanıldığı, yani saltanat ve hilafet makamına dokunulmayıp ülkenin bağımsızlığının ve bütünlüğünün öne çıkarıldığı da sıkça vurgulanır. Amasya protokolleri, Anadolu'da oluşan yeni siyasi otoritenin İstanbul ile eşit koşullarda pazarlık yapabilecek güce eriştiğini gösteren ilk resmî metinler olarak değerlendirilir.
Mustafa Kemal görüşmeye verdiği önemi yıllar sonra Amasya'da bizzat dile getirdi. 24 Eylül 1924'te cumhurbaşkanı olarak kenti ziyaret ettiğinde yaptığı konuşmada, Sivas Kongresi'nden sonra milletin iradesini temsil etmek üzere kurulan Temsil Heyeti'nin başkanı olduğunu hatırlatmış, dönemin iktidar sahiplerinin bir üyesinin millet temsilcileriyle karşı karşıya gelmeyi kabul ederek İstanbul'dan Amasya'ya geldiğini anlatmıştı. "Ben, milletin mevcudiyetine hürmet, iradesine riayet şartını esas olarak ihtiva eden bir itilafnameyi o üyeye burada imza ettirmiştim. İşte bu itibarla Amasya, İnkılâp ve Cumhuriyet tarihinde daima ehemmiyetini muhafaza edecek bir mevkie sahip olmuştur." Bu sözler, protokollerin maddelerinden çok imzanın kendisine verilen değeri açıkça gösterir.
Görüşmelerden Sonra
Sâlih Paşa, görüşmelerde varılan kararları İstanbul Hükümeti'ne kabul ettireceğini, aksi hâlde istifa edeceğini söyleyerek geri döndü. Kararları kabul ettiremediği hâlde istifa etmediği aktarılır. Amasya'da görüş birliğine varılan konuların çoğu İstanbul'daki siyasi çevrelerde kabul görmedi; seçimlerin yapılması ve Meclis-i Mebusan'ın toplanması ise kabul edildi, fakat meclisin yeri olarak yine İstanbul seçildi. 21 Aralık 1918'de kapatılmış olan meclisin yeniden açılması, bu yönüyle Anadolu hareketinin bir kazancıydı. Seçimler sürerken Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye üyeleri 18 Aralık 1919'da Sivas'tan hareket ederek 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldi. Demiryolunun kente ulaşması ve telgrafhanenin bulunması, Ankara'nın bundan sonra mücadelenin merkezi olmasında belirleyici oldu.
Meclis 12 Ocak 1920'de İstanbul'da açıldı. Mustafa Kemal'in istediği gibi Müdafaa-i Hukuk Grubu kurulamadı, onun yerine Felah-ı Vatan Grubu oluştu; meclis başkanlığına da, Amasya'daki gizli protokolde barış konferansı için siyasi temsilci olarak adı geçen Reşat Hikmet Bey seçildi. Meclis 28 Ocak 1920'de Misak-ı Millî'yi kabul etti ve 17 Şubat'ta dünyaya duyurdu. Bu gelişmeler İtilaf Devletleri'ni daha sert bir siyasete yöneltti. İstanbul ile Anadolu'nun yakınlaşmasından rahatsız olan işgal devletlerinin baskısıyla Sadrazam Ali Rıza Paşa 3 Mart 1920'de istifa etmek zorunda kaldı. Bu, İstanbul'da Heyet-i Temsiliye ile işbirliği yanlısı kanadı zayıflattı.
Padişah, Ali Rıza Paşa çizgisinde bir hükümetin zorunlu olduğuna kanaat getirerek sadareti Amasya'nın müzakerecisi Sâlih Paşa'ya teklif etti. Çağrılış sebebini öğrenince ağlamaya başladığı ve görevi kabul etmeyeceğini söylediği, Mabeyin Başkâtibi Ali Fuat Bey (Türkgeldi) tarafından âdeta zorla padişahın huzuruna sokulduğu anlatılır. Vezirlik ve müşirlik rütbesine yükseltilen Sâlih Paşa, 8 Mart 1920'de tarafsız kişilerden oluşan bir kabine kurdu. İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u fiilen işgal etti; milliyetçi mebuslar ve devlet adamları tutuklanarak Malta'ya sürüldü. Sadrazama verilen notada Mustafa Kemal ve öteki milliyetçi önderlerin Babıâli tarafından derhal reddedilmesi isteniyordu. Sâlih Paşa bir süre direndi, Anadolu ile birlikte hareket etmek için mebuslardan bir heyeti Ankara'ya gönderdi, fakat işgalcilerin Kuvâ-yı Milliye'nin açıkça kınanması yolundaki baskısı üzerine 2 Nisan 1920'de istifa etti. Yirmi beş gün süren bu hükümetle birlikte, altı ay önce Amasya'da kurulan Anadolu-İstanbul yakınlaşması da sona ermiş oldu. Meclis-i Mebusan 11 Nisan'da padişah tarafından feshedildi; 23 Nisan 1920'de ise Ankara'da Büyük Millet Meclisi açıldı.
Sâlih Paşa'nın Anadolu ile yolu bir kez daha kesişti. Ahmed Tevfik Paşa kabinesinde yeniden Bahriye nazırı olarak, Aralık 1920'de Ahmed İzzet Paşa başkanlığındaki heyetle Ankara hükümetiyle görüşmek üzere Anadolu'ya gönderildi. Heyeti Bilecik'te karşılayan Mustafa Kemal, İstanbul hükümetini tanımadığını açıklayarak üyeleri Ankara'ya götürdü ve üç ay kadar orada alıkoydu. Saltanatın kaldırılmasının ardından 4 Kasım 1922'de kabineyle birlikte istifa eden paşa, 1934'te Kezrak soyadını aldı ve 25 Ekim 1939'da İstanbul Göztepe'deki evinde yoksulluk içinde öldü. Amasya'da imza attığı protokol, uzun meslek hayatının en çok hatırlanan belgesi olarak kaldı. Amasya Genelgesi hareketin doğuşunu duyurmuştu. Amasya Görüşmeleri ise o hareketin devlet katında ilk kez muhatap alındığı tarihtir.
Kronoloji
22 Haziran 1919: Amasya Genelgesi yayımlandı.
4-11 Eylül 1919: Sivas Kongresi toplandı; 11 Eylül tarihli beyanname Amasya görüşmelerinin dayanağı oldu.
2 Ekim 1919: Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etti (kimi kaynaklara göre 30 Eylül), Ali Rıza Paşa Hükümeti kuruldu.
14 Ekim 1919: Mustafa Kemal, kolordu komutanlarından dış siyaset, iç yönetim ve ordunun geleceği hakkında görüş istedi.
15 Ekim 1919: Sâlih Paşa İstanbul'dan yola çıktı.
16-18 Ekim 1919: Mustafa Kemal, Rauf ve Bekir Sami Sivas'tan hareket edip Amasya'ya ulaştı.
19 Ekim 1919: Sâlih Paşa Amasya'da törenle karşılandı.
20-22 Ekim 1919: Görüşmeler yapıldı; üç gün sonunda beş protokol düzenlendi, üçü imzalandı. Birinci protokol 21 Ekim, ikinci protokol 22 Ekim tarihini taşır.
24 Ekim 1919: İstanbul gazeteleri görüşmeyi "tam bir anlaşma" olarak duyurdu.
18-27 Aralık 1919: Heyet-i Temsiliye Sivas'tan ayrılıp Ankara'ya geldi.
12 Ocak 1920: Meclis-i Mebusan İstanbul'da toplandı.
28 Ocak 1920: Misak-ı Millî kabul edildi.
3 Mart 1920: Ali Rıza Paşa Hükümeti istifa etti.
8 Mart 1920: Sâlih Paşa sadrazam olarak hükümeti kurdu.
16 Mart 1920: İtilaf Devletleri İstanbul'u fiilen işgal etti.
2 Nisan 1920: Sâlih Paşa Hükümeti istifa etti.
23 Nisan 1920: Ankara'da Büyük Millet Meclisi açıldı.
24 Eylül 1924: Atatürk, Amasya ziyaretinde görüşmelerin önemini anlattı.
Kaynakça
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, Amasya Protokolleri sayfası (Nutuk'tan aktarımlar ve ikinci protokolün özeti).
Diğer kaynaklar
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk (Amasya Görüşmeleri ve protokoller bölümü).
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, "İstanbul Hükümeti ile İlişkiler: Amasya Mülâkatı" (günümüz Türkçesiyle metin), T.C. Millî Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu, Harbiyeli Atatürk sayfaları.
- Mehmet Evsile, "Millî Mücadele Döneminde Amasya", Millî Mücadele'nin Yerel Tarihi 1918-1923, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) yayını, 14. bölüm, s. 431-450.
- Cevdet Küçük, "Sâlih Hulûsi Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009, s. 39-41. islamansiklopedisi.org.tr
- Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, ATA-115 Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi ders içerikleri, 11. hafta: "Amasya Görüşmesi, Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nin Toplanması ve Misak-ı Milli'nin İlanı".
- Amasya Protokolü maddesi (zabıtname metni ve görüşme sonuçları), Vikipedi.
- Tarih Vakti, Amasya Görüşmeleri (20-22 Ekim 1919).
- Milliyet, Amasya Görüşmeleri Nedir? (7 Haziran 2021).
Çevrimiçi kaynaklar








