Amasya'nın uzun tarihinde kentin adını bütün bir ülkenin kaderiyle bağlayan en belirgin an, 21-22 Haziran 1919 gecesidir. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti işgal altındaydı, İstanbul'daki hükûmet galip devletlerin denetiminde hareket ediyordu ve Anadolu'da dağınık halde duran direniş örgütleri ortak bir program bulamıyordu. Bu boşluğu dolduran metin, Yeşilırmak kıyısındaki Saraydüzü Kışlası'nda hazırlandı ve telgraf hatlarıyla ülkenin dört bir yanındaki komutanlara, mülkî amirlere ve cemiyetlere ulaştırıldı. Amasya Genelgesi (Amasya Tamimi) adıyla anılan bu belge, kısa olmasına karşın Millî Mücadele'nin gerekçesini, amacını ve yöntemini ilk kez yazılı bir esasa bağlamıştır.
Mondros'tan Amasya'ya
Genelgenin neden bu kadar ağırlık taşıdığını anlamak için önce 1918 sonbaharına dönmek gerekir. Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı Mondros Mütarekesi imzalandı. Çanakkale'de Osmanlı askeri büyük bir direnç göstermiş olmasına rağmen itilaf donanması bu kez boğazlardan geçerek İstanbul'da demirledi. Mütarekeden Amasya Genelgesi'ne kadar geçen yaklaşık yedi buçuk ayda başkentte beş hükûmet değişti: Ahmed İzzet Paşa, birinci ve ikinci Tevfik Paşa, birinci ve ikinci Damad Ferid Paşa kabineleri birbirini izledi ve merkezî yönetimin işgal altındaki İstanbul'da karar alma gücünü giderek yitirdiği bu sıklıktan da anlaşıldı. 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgal edilmesi yurdun içinde bir tepki dalgası doğurdu, ama bu tepki henüz ortak bir merkezden yönetilmiyordu. Her bölgede ayrı bir müdafaa-i hukuk ya da reddi ilhak cemiyeti kurulmuş, her biri kendi yöresinin tehdidine göre davranıyordu.
Mustafa Kemal Paşa İstanbul'daki yaklaşık altı ayı boyunca Anadolu'ya geçmenin yollarını aramış, bunu resmî bir görevle yapamazsa sivil biri olarak gitmeyi bile düşünmüştü. Sonunda kendisine 9. Ordu Müfettişliği verildi ve 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. Görevi resmî olarak Samsun ve çevresinde Rum ve Türk halkı arasında çıkan çatışmaların yatıştırılması, asayişin sağlanması ve yöredeki silah ile cephanenin toplanıp İstanbul'a gönderilmesiydi. Müfettişlik fermanındaki bazı ifadeleri bizzat kendisinin yazdığı bilinir; bu belge ona geniş bir yetki alanı veriyordu. Samsun'da kısa süre içinde şehrin tümüyle İngiliz denetiminde bulunduğunu ve ulusal bir hareketin burada yönetilemeyeceğini gördü, karargâhını içerilere taşımaya karar vererek 25 Mayıs'ta Havza'ya geçti (TDV İslâm Ansiklopedisi 24 Mayıs tarihini verir). Havza'da on yedi gün kaldı, Ankara ve Konya'daki kolordu komutanlarıyla telgraflaştı ve 28 Mayıs'ta müdafaa-i hukuk cemiyetlerine gönderdiği genelgeyle İzmir'in işgalinin protesto edilmesini istedi. Bu çağrı üzerine Anadolu'nun çeşitli yerlerinde toplam 96 miting yapıldığı aktarılır.
İstanbul hükûmeti bu gelişmelerden hoşnut değildi ve İngiliz makamlarının baskısı da giderek artıyordu. General Milne 6 Haziran'da Harbiye Nezareti'ne verdiği bir notayla tanınmış bir generalin Anadolu'da dolaşmasının kamuoyunda huzursuzluk yaratacağını ileri sürdü ve Mustafa Kemal'in geri çağrılmasını istedi; siyasal temsilci Amiral Calthorpe da birkaç gün sonra aynı talebi yineledi. Harbiye Nâzırı Şevket Turgut ile Sadrazam Vekili Mustafa Sabri'nin talimatıyla Mustafa Kemal'e İstanbul'a dönmesi bildirildi. O ise Ali İhsan Sabis ve Yakup Şevki Subaşı paşalar gibi tutuklanmaktan çekindiği için bu çağrıya uymadı, Harbiye Nezareti'ne oyalayıcı bir telgraf çekti. Saray başkâtipliği aracılığıyla padişaha başvurup hükûmetin tutumundan şikâyet etti ve zorlanırsa görevinden istifa edip Anadolu'da halkın içinde kalacağını bildirdi. Ardından 12 Haziran 1919'da Amasya'ya hareket etti.
Amasya'ya Geliş
Mustafa Kemal'in Amasya'ya yönelmesinde Havza'dan daha güvenli bir merkez arayışı etkili oldu. Kente gelmeden önce Amasya Müftüsü Hacı Tevfik Efendi'ye bir telgraf göndererek gelmek istediğini bildirdi. Hacı Tevfik Efendi'nin yanıtı, Amasya halkının vatan, din ve devlet yolunda mücadele edenleri bağrına basmaktan övünç duyacağı yönündeydi. Paşa kentin girişinde müftü ve kalabalık bir halk topluluğu tarafından karşılandı; Hacı Tevfik Efendi'nin "Beldemize hoş geldiniz Paşa. Bütün Amasya emrinizdedir. Gazanız mübarek olsun" sözleri bu karşılamanın anlatılarında özellikle yer tutar. Bugün Saraydüzü Millî Mücadele Müzesi'nde, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 12 Haziran 1919 günü saat 17.00'de Cülüstepe mevkiinde Amasyalı heyet tarafından karşılanışı balmumu heykellerle canlandırılmıştır. Kimi kaynaklarda gelişin tarihi 13 Haziran olarak da geçer. Aktarıldığına göre Mustafa Kemal, Hükûmet Konağı'nda Amasyalılara seslenerek padişahın ve hükûmetin itilaf devletlerinin elinde esir durumda olduğunu, vatanın elden gitmek üzere bulunduğunu söyledi; düşmanın her saldırısına karşı çarıklarını giyip vatanı son kayasına kadar savunacaklarını, Allah milletine yenilgiyi gösterirse evlerini ve mallarını ateşe verip ülkeyi boş bir çöl hâlinde düşmana bırakacaklarını belirtti ve kalabalıktan yemin istedi. Anlatıya göre bütün Amasyalılar ellerini kaldırıp "Yemin ederiz paşam" diye karşılık verdi.
Heyet, kentin kuzeyindeki Saraydüzü mevkiinde bulunan kışlaya yerleşti. Bu kışla, 3. Ordu'ya bağlı 5. Kafkas Fırkası'nın karargâhıydı ve 1898-1900 yıllarında, yaklaşık üç buçuk yüzyıl boyunca Osmanlı şehzadelerinin doğup büyüdüğü, 1883'te bakımsızlık ve depremler yüzünden yıkılarak ortadan kalkan saray alanında inşa edilmişti; kışla beş binadan oluşan bir yerleşkeydi. Genelgenin hazırlandığı yapı, böylece Amasya'nın "şehzadeler şehri" olduğu dönemin sarayının bulunduğu zemine kurulmuştu. Mustafa Kemal kaldığı kışlanın bir odasını telgrafhane olarak hazırlattı; görüşmeler bu binada yürütüldü ve Anadolu'nun değişik yerlerindeki komutanlarla telgraf başında sürdürüldü.
Amasya'da geçen ilk günler yalnızca bekleyişle geçmedi. Mustafa Kemal'i şehre varışında karşılayanlar arasında Abdurrahman Kâmil Efendi de vardı. Amasya'nın tanınmış âlimlerinden olan bu zat için TDV İslâm Ansiklopedisi, müftülük görevine Temmuz 1922'de yeniden getirildiğini, 1918'de atanan Hacı Mehmed Tevfik Efendi'nin ise Kasım 1921'deki ölümüne kadar bu makamda kaldığını yazar. Yani 1919'da müftülük makamında Hacı Tevfik Efendi oturuyordu; Kâmil Efendi'ye kimi anlatılarda müftü denmesi, sonraki görevinden gelmiş olabilir. Aktarıldığına göre Mustafa Kemal, 13 Haziran cuma günü Beyazıt Camii'nde onun vaazını dinledi. Kâmil Efendi vaazında halka Millî Mücadele'nin önemini anlattı ve Mustafa Kemal'i cemaate tanıttı; Mustafa Kemal'in vaazdan sonra "Eğer bu memlekette Abdurrahman Kâmil Efendi gibi on tane âlim olsaydı memleket bu hale düşmezdi" dediği de nakledilir. Vaazın metni olarak aktarılan sözlerde Kâmil Efendi, Osmanlı hükûmetinden artık bir gayret beklenemeyeceğini, milletin şerefi ve istiklâli tehlikeye düştüğüne göre tek kurtuluş yolunun halkın egemenliği doğrudan kendi eline alması olduğunu söyler ve cemaati Mustafa Kemal'in etrafında toplanmaya çağırır. Vaaz şehirde büyük etki yaptı. Kâmil Efendi, Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin on yedi üyesi arasında yer aldı ve biriktirdiği altınları cemiyeti desteklemek için Mustafa Kemal'e verdiği kayda geçti. Cemiyet, gelişin ikinci günü olan 14 Haziran'da, Mustafa Kemal'in de katıldığı ve cemiyetin gerekliliği ile çalışma biçimi hakkında bilgi verdiği bir toplantıyla açıldı.
Bu günlerde Amasya, kısa süreliğine de olsa Millî Mücadele'nin bir tür merkezi hâline geldi. Mustafa Kemal şehirden 15 Haziran'da Diyarbakır ve Halep'e, 18 Haziran'da Edirne'deki 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey'e telgraf çekti; ordu ve kolordu komutanlarına durum bildiriliyor, onların görüşleri soruluyordu. Aradaki 16 Haziran'da ise padişaha da bir telgraf göndererek gerekirse görevinden istifa edip "sîne-i millete" döneceğini bildirdi. Kaynaklar şehrin bu amaçla bilerek seçildiğine dair açık bir belge aktarmaz. Ancak Amasya'nın İstanbul'un ve işgal kuvvetlerinin doğrudan denetiminden uzak bir iç bölge şehri olduğu, telgraf hatlarıyla da çevre illere bağlandığı ortadadır. 19 Haziran'da Hüseyin Rauf Bey ile Ali Fuat Paşa şehre ulaştı. Rauf Bey İstanbul'dan Bandırma'ya, oradan Balıkesir, Manisa, Alaşehir ve Afyonkarahisar üzerinden Ankara'ya gelmiş, Ankara'dan Ali Fuat Paşa'yla birlikte Amasya'ya geçmişti; Ali Fuat Paşa o sırada Ankara'daki 20. Kolordu'nun komutanıydı. Sivas'taki 3. Kolordu'nun komutanı Refet Bey de bu günlerde Amasya'daydı. 20 Haziran'da Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin düzenlediği mitingde Mustafa Kemal, millî bir silkinmeyle felaketlerin sona ereceğini söyledi.
Görüşmeler ve İmzalar
21 Haziran'da başlayan görüşmelere Amasya'da bizzat katılanlar arasında 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy), "Hamidiye Kahramanı" olarak tanınan eski Bahriye Nâzırı Hüseyin Rauf Bey (Orbay) ve 3. Kolordu Komutanı Refet Bey (Bele) vardı. Kurmay Yarbay Arif Bey, eski İzmit Sancak Beyi İbrahim Süreyya Bey, Yüzbaşı Osman Nuri, Tufan Bey, Yedek Teğmen Recep Zühtü, Efganlı, Teğmen Abdurrahman ve Maliye Müfettişi Arif Bey de toplantıya katılanlar arasında anılır. Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Mersinli Cemal Paşa (kimi kaynaklar onu 2. Ordu Müfettişi olarak anar) ve Edirne'deki 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey ise telgraf aracılığıyla görüşmelere katıldı. Görüşmeler 22 Haziran sabahına kadar sürdü.
Metnin nasıl yazıldığına dair bilgi, hem Mustafa Kemal'in Nutuk'una hem de yaveri Cevat Abbas Bey'in (Gürer) hatıralarına dayanır. Esaslar, 21-22 Haziran gecesi Mustafa Kemal tarafından Cevat Abbas'a yazdırıldı. Nutuk'a göre ortaya çıkan ilk müsvedde dört maddelik bir taslaktı ve genelgenin sonradan yayımlanan hâli bu taslak doğrultusunda gelişti. Taslağın altında önce Mustafa Kemal'in, Kurmay Başkanı Albay Kâzım Bey'in, kurmay heyetinden tebliğ işlerine bakan Hüsrev Bey'in, askerî makamlara şifre yazan yaver Muzaffer Bey'in ve sivil makamlara şifre çeken bir memurun imzaları vardı. Mustafa Kemal Nutuk'ta bunlardan başka imzaların da bulunduğunu söyler ama adlarını vermez; bu imzaların Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Paşa'ya ait olduğu kabul edilir.
Cevat Abbas'ın anlattığına göre Mustafa Kemal, metni yazdırdıktan sonra imzalaması için onu önce oradakilerin en tanınmışı olan Rauf Orbay'a uzattı. Rauf Bey, kendisinin henüz Mustafa Kemal'in misafiri olduğunu, bu yüzden kendinde bir yetki göremediğini söyleyince Mustafa Kemal, onun memleketin tanınmış bir evladı olduğunu ve yazılan yeni bir tarihin belgesinde imzasının bulunması gerektiğini belirtti; Rauf Bey de hemen imzaladı. Ardından o sırada başka bir odada Ankara'daki 20. Kolordusuyla haberleşen Ali Fuat Paşa çağrılarak imza attı. Sonra Cevat Abbas'ın "çekingen duran" diye nitelediği Refet Bele'nin imzası alındı ve en sonda kurmay heyeti imzaladı. Nutuk'ta bu bölümün "Rauf ve Refet Bey'lerin kararsızlığı" başlığını taşıması, iki komutanın başlangıçta metne ne denli çekingen yaklaştığını da düşündürür. Bildiri ayrıca Erzurum'da Kâzım Karabekir'e ve Mersinli Cemal Paşa'ya sunuldu; onların onayı alındıktan sonra 22 Haziran 1919'da, Abdurrahman Rahmi Efendi aracılığıyla, ülkenin batısından doğusuna bütün mülkî amirlere ve askerî komutanlara telgrafla iletildi. Mustafa Kemal metni 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla imzalamıştı.
İmzacıların listesi kaynaklarda aynı değildir. Genelgenin Meclis arşiv belgeleri cildinde yayımlanan şifre nüshasının altında "Hüsrev, Kâzım, Ali Fuad, Hüseyin Rauf, Mustafa Kemal" adları sıralanır; Refet Bele'nin adı bu satırda görünmez. TDV İslâm Ansiklopedisi ise metni Mustafa Kemal'in yanı sıra Ali Fuat, Rauf ve Refet Beylerin imzaladığını yazar, İngilizce kaynaklar da genelgeyi aynı dört isme atfeder. Farkın nedenine ilişkin kesin bir açıklama yoktur; müsvedde ile şifre nüshasının imza düzeninin farklı olmuş olması mümkündür.
Genelgenin Maddeleri
Genelge, yaygın dökümde altı maddeden oluşur. Birinci madde, vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu bildirir. İstanbul'daki hükûmet itilaf devletlerinin etkisi ve denetimi altında bulunduğu için üstlendiği sorumluluğun gereğini yerine getirememekte, bu durum milleti "adı var, kendi yok" bir duruma düşürmektedir. Hemen ardından genelgenin en çok anılan cümlesi gelir: "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." Aynı madde, milletin durumunu ve haklarını dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak millî bir heyetin bulunmasını zorunlu sayar. Bu amaçla Anadolu'nun en güvenilir yeri olan Sivas'ta millî bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır. Bütün illerin her sancağından, parti ayrılıkları gözetilmeksizin, güvenilir ve yetkin üçer kişinin en kısa zamanda Sivas'a gönderilmesi istenir. Konunun millî bir sır olarak saklanması, delegelerin gerekirse kimliklerini gizleyerek yolculuk etmeleri de aynı maddede yer alır; bu ayrıntı, hazırlığın İstanbul'dan ve işgal makamlarından gizli yürütülmek istendiğini gösterir.
İkinci madde Doğu illeri için 10 Temmuz'da Erzurum'da toplanacak kongreyi ele alır. Bu illerin müdafaa-i hukuk ve reddi ilhak cemiyetlerinin seçtiği üyeler zaten Erzurum'a doğru yola çıkmıştı; diğer illerin temsilcileri de o tarihe kadar Sivas'a gelebilirse Erzurum Kongresi üyeleri Sivas'taki genel toplantıya katılmak üzere hareket edeceklerdi. Gerçekte Erzurum Kongresi, delegelerin bir bölümü zamanında yetişemediği için ertelendi ve 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplandı. Üçüncü madde, temsilcilerin müdafaa-i hukuk-ı milliye cemiyetleri ve belediye başkanları eliyle çeşitli yollarla seçileceğini bildirir.
Dördüncü madde, bu esasların uygulanmasında görev alacak kişileri sayar: 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, eski Bahriye Nâzırı Rauf Bey, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, 13. Kolordu Komutan Vekili Miralay Cevat Bey, 3. Kolordu Komutanı Miralay Refet Bey, Samsun Mutasarrıfı Hâmit Bey, Cemal Paşa, 12. Kolordu Komutanı Miralay Selahattin Bey, Ali Fuat Paşa, Bursa'da 17. Kolordu Komutan Vekili Miralay Bekir Sami Bey, Edirne'de Cafer Tayyar Bey ve bazı sivil ve askerî önemli kişiler. Bunlardan ayrı olarak eski sadrazam Müşir Ahmed İzzet Paşa, Nâfia Nâzırı Ferit Bey ve âyan üyesi Ahmed Rıza Bey gibi isimlerden de görüş alınması öngörülür. Liste, hareketin dar bir çevrenin girişimi olarak kalmak istemediğini, ülkenin farklı bölgelerindeki komutanları ve sivil önderleri kapsamayı amaçladığını gösterir.
Beşinci madde haberleşme sorununa değinir. Posta ve Telgraf Müdüriyet-i Umumiyesi, reddi ilhak ve müdafaa-i hukuk cemiyetlerinin telgraflarının telgrafhanelerce kabul edilmemesini bildirmişti. Genelge bunun kesin olarak reddedileceğini, her ne şekilde olursa olsun serbest yazışmanın sağlanması için gösteriler yapılacağını ve bu sağlanıncaya kadar gösterilere devam edileceğini belirtir. Altıncı madde ise askerî ve sivil kuruluşların hiçbir surette terk edilmeyip başkasına verilmeyeceğini, vatanın herhangi bir yerinde yeniden başlayacak bir düşman işgalinin bütün orduyu ilgilendireceğini ve duruma göre memleketin savunmasına birlikte girişileceğini bildirir. Komutanlar birbirini derhal haberdar edecek, silah ve savaş malzemesi kesinlikle elden çıkarılmayacaktır.
Madde sayısı ve düzeni kaynaklara göre değişir. Genelgenin şifre telgraf nüshası "Şifre" ibaresinin ardından "Amasya 22 Haziran" tarihini ve "Tâmim" başlığını taşır ve dört bent hâlindedir. Birinci bent vatanın ve istiklâlin tehlikesini ve Sivas'ta millî kongre toplanması kararını, ikinci bent Erzurum Kongresi'ni, üçüncü bent temsilcilerin seçimini ve adlarıyla hareket zamanlarının telgrafla bildirilmesini içerir; dördüncü bent telgrafın alındığının hemen bildirilmesini ister. Nutuk'tan aktarılan döküm sekiz maddelidir. Prof. Dr. Abdulkadir Yuvalı'nın makalesinde ise genelge dokuz madde olarak sıralanır ve bu dökümde askerî ve idarî teşkilatlanmanın süreceği ile silah ve cephanenin elden çıkarılmayacağı hükümleri ayrıca yer alır. Aradaki farkın aynı metnin farklı yayımlarda farklı biçimde bölünmesinden doğmuş olması akla yatkındır, ancak bunu kesinleştiren bir belge yoktur.
Belgenin Hukukî ve Siyasal Anlamı
Genelgenin ağırlığı, söylediği şeylerden olduğu kadar söyleyenin konumundan da gelir. Mustafa Kemal, padişah tarafından kendisine verilen 9. Ordu Müfettişliği yetkilerinin sınırını aşmış, sorumluluğunda bulunmayan batı bölgelerine de tamim yayımlamıştır. İstanbul hükûmeti ilk kez bu denli açık biçimde yok sayılmış, milletin hem İstanbul'a hem de işgalci güçlere karşı mücadeleye çağrıldığı bir metin yazılı hâle gelmiştir. Padişahın ve hilafetin kurtarıcı sayıldığı, manda ve himaye düşüncesine yer açan anlayışın yerine metinde millet ve milliyet düşüncesi geçmiştir. Ahmet Mumcu bu nedenle yayım gününü Anadolu ihtilâlinin gerçek başlangıç tarihi olarak görür ve pek çok araştırmacının genelgeyi açıkça bir ihtilâl beyannamesi saydığını belirtir.
Metin ilk kez millî egemenlikten söz etmesi bakımından da ayrı bir yere sahiptir. Direniş esasları ilk defa Amasya'da yazılı bir ilke hâline getirilmiş, Heyet-i Temsiliye'nin oluşturulmasından da üstü kapalı biçimde söz edilmiştir. Amasya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Evsile, genelgedeki "milletin azim ve kararı" ifadesini, Sivas Kongresi'ndeki "millî irade" ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışındaki "millet hâkimiyeti" kavramlarıyla aynı çizgide okur ve bu çizginin demokratik yaşama geçişin ilk adımlarına işaret ettiğini söyler. Ona göre genelge, yeni bir devletin kurulacağını ve bu devletin millet iradesine dayanacağını daha ilk metinde duyurmuştur; Evsile genelgeyi Millî Mücadele'nin rotasını ve hareketin hangi yönde yürüyeceğini belirleyen belge olarak niteler.
Abdulkadir Yuvalı ise metnin hukukî zemin açısından da önemli olduğunu savunur. Ona göre Mustafa Kemal en olumsuz koşullarda bile mücadeleyi meşru bir zeminde sürdürmeye özen göstermiş, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri de bu meşruiyetin dayanağı olmuştur. Aynı makale genelgeyi, İstanbul'da arkadaşlarıyla yapılan gizli görüşmelerde varılan fikir birliğinin yazılı hâle getirilmesi olarak yorumlar ve Mustafa Kemal'in İstanbul'daki altı ayını ile Anadolu'daki ilk bir ayını genelgenin zeminini hazırlayan dönem sayar. Sina Akşin genelgeyi Millî Mücadele'yi harekete geçiren ilk yazılı belge olarak değerlendirir. Metnin kendisi bir hükûmet kurma ya da rejim değiştirme programı içermez; istenen, temsilcilerin seçilmesi ve bir kongrenin toplanmasıdır. Tarihçilikteki yeri, ilkelerinin Erzurum ve Sivas kongrelerine, Heyet-i Temsiliye'nin oluşturulmasına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışına uzanan sonraki gelişmelerin zeminini hazırlamasından gelir.
Genelgenin Hemen Ardından
İstanbul'un tepkisi gecikmedi. Hükûmet, Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin telgraflarını yasaklamıştı ve Büyük Ermenistan projesine karşı çıkan Erzurum ile Van valilerini değiştirmişti; bunlar da Mustafa Kemal'in şikâyet konuları arasındaydı. Aktarıldığına göre Ali Kemal Bey, bir gün önce İngiliz yetkililere Mustafa Kemal'in emirlerine uyan memur ve subayların divan-ı harpte cezalandırılacağını söylemişti. Dahiliye Nâzırı Ali Kemal Bey 23 Haziran'da bir genelgeyle hükûmetin Mustafa Kemal'in faaliyetlerine bakışını ülkeye duyurdu; Şeyhülislâm Mustafa Sabri'nin başkanlığında toplanan kabine de onu görevden almaya karar verdi. Mustafa Kemal ise Kâzım Karabekir'in daveti üzerine Erzurum'a gitmek istiyordu ve Dahiliye Nâzırı Ali Kemal'in tutuklanmasına dair emirlerine aldırmadan Amasya'dan yola çıktı; Sivas üzerinden 3 Temmuz'da Erzurum'a ulaştı. 8 Temmuz'da İstanbul hükûmeti görevden alındığını bildiren bir irade yayımladığında, o aynı gece saraya sunduğu bir dilekçeyle askerlik mesleğinden ayrıldığını bildirdi. Kendi deyimiyle artık "sîne-i millette bir ferd-i mücâhid" olmuştu.
Amasya'da öngörülen iki kongre sırasıyla toplandı. Erzurum Kongresi 23 Temmuz-7 Ağustos 1919'da yapıldı; Mustafa Kemal'in başkanlık ettiği dokuz kişilik bir Temsil Heyeti seçildi ve ilk kez millî sınırlardan söz edilerek manda ile himaye reddedildi. Sivas Kongresi ise 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplandı, başkanlığına Mustafa Kemal seçildi ve Erzurum kararlarının bütün Anadolu ve Rumeli'ye yayılmasını sağladı. Böylece genelgede sözü edilen iki aşamalı plan, birkaç ay içinde fiilen gerçekleşmiş oldu.
Amasya Görüşmeleri ve Protokolleri
Amasya, genelgeden dört ay sonra ikinci kez tarihî bir müzakereye sahne oldu. Sadrazam Ali Rıza Paşa hükûmeti ile Temsil Heyeti arasında yazışmalar başlayınca, Heyet adına Mustafa Kemal, Rauf Bey ve Bekir Sami Bey ile hükûmet adına Bahriye Nâzırı Salih Paşa Amasya'da bir araya geldi. Mustafa Kemal ve arkadaşları 18 Ekim 1919'da kente geldi; görüşmeler 20-22 Ekim tarihleri arasında üç gün sürdü ve genel olarak Sivas Kongresi bildirisinde yer alan konular üzerinde görüş birliğine varıldı. Beş ayrı metin imzalandı. Bunların ikisinde karşılıklı istekler sıralandı, barış konferansına gönderilecek delegeler için bazı adlar belirlendi ve milletvekili seçimlerinde İttihatçı olarak tanınanların, Ermeni tehcirinde suça karışanların ve ülke aleyhine çalışanların aday gösterilmemesi kararlaştırıldı.
Görüşmelerde taraflar, Türk illerinin düşmana şu veya bu biçimde terk edilmemesi, hiçbir himaye ve mandanın kabul edilmemesi, Müslüman olmayan topluluklara siyasal egemenliği ve toplumsal dengeyi bozacak ayrıcalıklar tanınmaması ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin hukuki bir kurul olarak tanınması gibi esaslarda uzlaştı. Mustafa Kemal'in ısrarla savunduğu bir madde ise, meclisin işgal altındaki İstanbul'da güvenle çalışamayacağı, bu yüzden Anadolu'da emin bir yerde toplanması gerektiğiydi. Salih Paşa bu görüşe kişisel olarak katıldı ama kesin kararı hükûmetin vereceğini söyledi; hükûmet anayasaya aykırı bulduğu bu maddeyi kabul etmedi ve Mustafa Kemal de ısrar etmedi. Yine de İstanbul hükûmeti Amasya protokolleriyle Heyet-i Temsiliye'yi fiilen tanımış, Mustafa Kemal'in öncülüğündeki hareketi artık bir ayaklanma olarak suçlamaktan vazgeçmiş oluyordu. Bu yakınlaşmayı istemeyen İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck, 4 Kasım 1919'da hükûmetine gönderdiği raporda İstanbul'un işgal edilebileceğine dair imada bulundu; Ali Rıza Paşa'nın kısa sürede istifa etmek zorunda kalması ise İstanbul'daki uzlaşma yanlısı kanadı zayıflattı. Bu görüşmeler Amasya Genelgesi'nden ayrı olarak anılır ve çoğunlukla Amasya Protokolü başlığı altında ele alınır.
İmzacıların Sonraki Yılları
Amasya'da aynı masa başında bulunanların yolları Cumhuriyet'in ilk yıllarında ayrıldı, çoğu kez de yeniden kesişti. Hüseyin Rauf Orbay (1881-1964) Mustafa Kemal'le birlikte Erzurum'a gitti, Erzurum Kongresi'nde Heyet-i Temsiliye başkan vekili oldu, Sivas Kongresi'nde de başkan yardımcılığına getirildi. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Heyet-i Temsiliye adına katılmak üzere İstanbul'a gitti, 16 Mart 1920'de meclisin İngiliz kuvvetlerince basılmasından sonra tutuklanıp Malta'ya sürüldü ve orada yaklaşık yirmi ay kaldı. Ankara'ya Kasım 1921'de dönen Rauf Bey, 12 Temmuz 1922 ile 4 Ağustos 1923 arasında TBMM İcra Vekilleri Heyeti Reisi, yani dönemin başbakanıydı. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı; parti 1925'te kapatıldı ve yöneticiler 1926'daki İzmir suikastı davasında yargılandı. Rauf Bey bu sırada Viyana'da tedavi görüyordu; mahkeme onu on yıl kalebentliğe mahkûm etti, o ise kararı kabul etmedi ve yurda dönmedi. 1939'da yeniden siyasete girerek Kastamonu milletvekili seçildi, 1942-1944 arasında Londra büyükelçiliği yaptı ve 16 Temmuz 1964'te İstanbul'da öldü.
Ali Fuat Cebesoy (1882-1968) genelgenin hazırlandığı günlerde Ankara'daki 20. Kolordu'nun komutanıydı. Millî Mücadele boyunca çeşitli görevler üstlendi, 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı ve 1926'daki İzmir suikastı soruşturmasında Rauf Orbay, Kâzım Karabekir ve Refet Bele ile birlikte tutuklandı; yargılanıp beraat etti. Mustafa Kemal'le barışmasının ardından 1931'de Konya milletvekili seçildi, 1939-1943 arasında Bayındırlık, 1943-1946 arasında Ulaştırma bakanlığı yaptı, 1948'de TBMM başkanlığına getirildi. 27 Mayıs 1960 darbesi sırasında tutuklanıp Yassıada'da yargılandığı, daha sonra serbest kaldığı aktarılır. Refet Bele (1881-1963) ise 3. Kolordu komutanı olarak Amasya'da bulunmuştu. Millî Mücadele yıllarında Dahiliye Vekilliği yaptı, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı ve aynı davada yargılanıp beraat etti. Mustafa Kemal'in sağlığında yeniden milletvekili olabilen iki kişiden biri, öbürü Ali Fuat Cebesoy'du; Refet Bele 1935-1950 arasında İstanbul milletvekilliği yaptı ve 2 Ekim 1963'te İstanbul'da öldü.
Saraydüzü Kışlası ve Müze
Genelgenin hazırlandığı Saraydüzü Kışlası, dikdörtgen planlı, zemin ve birinci kattan oluşan bir yapıydı. Kuzey ve güney uçları tek, merkezi bölümü iki katlıydı; giriş kapısının bulunduğu kısım soğan kubbeyle örtülü, üç katlı bir kule biçiminde yükseliyordu. Cephenin zemin katı yuvarlak kemerli, birinci katı dikdörtgen pencerelerle düzenlenmişti. Kışla 1922'de Merkez Ordu'nun karargâhı oldu, 1930'dan sonra önemini yitirdi; 1935'te kısmen, 1944'te tümüyle yıkılarak yerine askerî lojman ve subay orduevi yapıldı. Yapının bilinen tek fotoğrafı, yıkılmadan önce 1944'te Abdülkadir Ziyagül'ün çektiği karedir. Heyelan tehlikesi nedeniyle orduevi de 1986'da boşaltılıp yıktırıldı.
1997'de kışlanın yeniden yapılması kararlaştırıldı. Eski yer heyelan riski taşıdığı için bina başka bir noktaya, Şamlar Mahallesi girişine, dış görünüşüne sadık kalınarak inşa edildi ve 9 Haziran 2007'de açıldı. İçinde Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Millî Mücadele Müzesi yer alır. Üçüncü kat müzeye ayrılmıştır; burada Mustafa Kemal'in gelişi ve Cülüstepe'de karşılanışı 12 balmumu heykelle canlandırılmış, Amasya Genelgesi'nin eski ve yeni nüshaları ile Millî Mücadele yıllarından kalan silah ve evrak sergilenmiştir. Binanın öteki katlarında, daha önce II. Bayezid Külliyesi'nde hizmet veren ve 2022'de buraya taşınan İl Halk Kütüphanesi bulunur; böylece yapı müze ve kütüphane olarak birlikte işlev görür. Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarında bina "Saraydüzü Kışla Binası Millî Mücadele Müzesi ve Kongre Merkezi" adıyla anılır.
Kronoloji
30 Ekim 1918: Mondros Mütarekesi imzalandı.
15 Mayıs 1919: İzmir işgal edildi.
19 Mayıs 1919: Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a çıktı.
25 Mayıs 1919: Havza'ya geçti (TDV'de 24 Mayıs).
28 Mayıs 1919: İzmir'in işgalini protesto için müdafaa-i hukuk cemiyetlerine genelge gönderdi.
6 Haziran 1919: General Milne, Mustafa Kemal'in geri çağrılmasını istedi.
12 Haziran 1919: Amasya'ya hareket etti ve kentte karşılandı (kimi kaynaklarda 13 Haziran).
14 Haziran 1919: Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti açıldı.
19 Haziran 1919: Rauf Bey ve Ali Fuat Paşa Amasya'ya ulaştı.
20 Haziran 1919: Amasya'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mitingi yapıldı.
21-22 Haziran 1919: Saraydüzü Kışlası'nda görüşmeler yapıldı, genelge hazırlandı ve imzalandı.
22 Haziran 1919: Genelge telgrafla bütün komutanlara ve mülkî amirlere iletildi.
23 Haziran 1919: İstanbul'da kabine Mustafa Kemal'in görevden alınmasına karar verdi.
3 Temmuz 1919: Mustafa Kemal Erzurum'a ulaştı.
8 Temmuz 1919: Mustafa Kemal askerlikten ayrıldığını bildirdi.
23 Temmuz-7 Ağustos 1919: Erzurum Kongresi toplandı.
4-11 Eylül 1919: Sivas Kongresi toplandı.
20-22 Ekim 1919: Amasya görüşmeleri ve protokolleri.
9 Haziran 2007: Yeniden inşa edilen Saraydüzü Kışlası, Millî Mücadele Müzesi olarak açıldı.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1987 ("Sivas'ta genel bir millî kongre toplama kararı" ve "Rauf ve Refet Bey'lerin kararsızlığı" bölümleri).
- Abdulkadir Yuvalı, "Amasya Tamimi'nin Kurtuluş Savaşı'nda ve Cumhuriyet'in Kuruluşundaki Yeri", Millî Eğitim Dergisi, Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, https://dhgm.meb.gov.tr/yayimlar/dergiler/Milli_Egitim_Dergisi/medergi/4.htm
- "Mustafa Kemal Atatürk", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-kemal-ataturk (Havza, görevden alınma, Erzurum ve Sivas süreci, Amasya protokolleri).
- "Yetkin, Abdurrahman Kâmil", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/yetkin-abdurrahman-kamil
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Amasya Tamimi (22 Haziran 1919)" (genelgenin maddeleri ve katılımcılar). amasya.gov.tr
Kitaplar
- Amasya Genelgesi (şifre telgrafın metni), Kuruluş Safhasında Belgelerle Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ankara: TBMM Basımevi, 2021, s. 18-21; Vikikaynak, https://tr.wikisource.org/wiki/Amasya_Genelgesi
- Turgut Gürer, Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer: Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl, Cumhuriyet Kitapları, 2006, s. 237.
Diğer kaynaklar
- Ahmet Mumcu, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, İstanbul: İnkılâp, 2000.
- Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye'nin Yakın Tarihi, İmaj Yayıncılık, 1996, s. 110.
- Anadolu Ajansı, Cihan Okur, "Milli Mücadele'nin temel taşı: Amasya Genelgesi", 21 Haziran 2021 (Prof. Dr. Mehmet Evsile'nin değerlendirmesi, müftü ile yazışma).
- İzzettin Çopur, "Amasya Genelgesinin (Tamimi) 100. Yılı", https://izzettincopur.com/makaleler/amasya_tamimi.php
- Vikipedi, "Hüseyin Rauf Orbay", "Ali Fuat Cebesoy" ve "Refet Bele" maddeleri. tr.wikipedia.org
- Vikipedi, "Amasya Genelgesi", "Amasya Protokolü", "Amasya Saraydüzü Kışlası", "Erzurum Kongresi" ve "Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı" maddeleri; Amasya Circular, Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Amasya_Circular
Çevrimiçi kaynaklar








