Amaseia'nın Pontus başkentliğinden Roma taşrasına geçişi, yarım yüzyıla yakın süren bir savaş silsilesinin sonunda gerçekleşti. VI. Mithridates Eupator'un Anadolu'dan Roma etkisini silme girişimi MÖ 88'de başladı, MÖ 63'te kralın Kırım'da ölümüyle bitti; arada üç savaş, iki büyük Roma komutanı ve her biri öncekinden farklı bir siyasi tasarım vardı. Orduların yapısı, donanma ve savaş arabaları gibi askerî ayrıntılar kentin Pontus ordusundaki yerini anlatan ayrı yazıda, Roma ve Bizans çağındaki uzun yaşam ise ayrıca ele alınmıştır.

Savaşın Arka Planı

Pontus Krallığı'nın Roma ile karşılaşması, Mithridates'in tahta çıkış koşullarından ayrı düşünülemez. V. Mithridates MÖ 120'de zehirlenerek öldürüldü; suikastçıların büyük olasılıkla kraliçe Laodike adına çalıştığı düşünülür. Vasiyetnameye göre krallık Laodike ile iki oğlu, VI. Mithridates ve Mithridates Khrestos'un ortak yönetimine bırakılmıştı, ama her iki oğul da reşit değildi ve iktidarı naip sıfatıyla anne elinde tuttu. Genç Mithridates bu dönemde saraydan kaçıp saklandı; MÖ 116 ile 113 arasında geri döndü, annesini ve kardeşini tahttan uzaklaştırarak krallığın tek hâkimi oldu. Hanedanın kökeni Pers satraplarına uzanıyordu ve kral, Yunan dünyasına Helen, doğu dünyasına İran kökenli bir hükümdar olarak görünmeyi iyi bilirdi. Başkent bu sırada Amaseia'dan Yunan kenti Sinope'ye taşınmıştı; Amaseia ise kralların saraylarını ve kaya mezarlarını barındıran eski merkez olarak önemini korudu.

Mithridates önce Kolkhis'i ve Kırım'daki Bosporos Krallığı'nı egemenliği altına aldı. İskit kralı Palakos'la yaptığı mücadelede komutanı Diophantos'un başarısı sayesinde Karadeniz'in kuzeyi onun himayesine girdi. Sonra gözünü Anadolu'ya çevirdi ve Bithynia Kralı III. Nikomedes'le birlikte Paphlagonia'yı paylaştı. Ancak iki kral kısa sürede Kappadokia yüzünden birbirine düştü. Nikomedes Roma'dan yardım istedi ve Romalılar MÖ 95 ile 92 arasında iki kez Bithynia lehine araya girdi. Bu müdahaleler Mithridates'e, krallığını büyütmeyi sürdürmek istiyorsa Roma ile bir savaşın kaçınılmaz olduğunu gösterdi. IV. Nikomedes döneminde Bithynia tümüyle Romalı danışmanların elinde bir yönetime dönüşmüştü; Roma'nın kışkırtmasıyla Pontus'a savaş açan Nikomedes'in ordusu ve Asya eyaletinde toplanan yerel birlikler MÖ 89'da Mithridates'e karşı yürüdü. Roma o sırada İtalyan müttefikleriyle giriştiği iç savaşla uğraştığı için Anadolu'da çok az düzenli asker bulundurabiliyordu. Mithridates bu ordunun üstüne karar verici bir zafer kazandı, yürüyüşü boyunca Anadolu kentlerinde kurtarıcı olarak karşılandı ve MÖ 89 ortasına gelindiğinde dört müttefik ordusunu bozguna uğratıp Roma Asya'sının büyük bölümünü ele geçirmişti. Fethettiği bölgelerde beş yıllık vergi muafiyeti ilan etti, satraplar ve denetçiler atadı.

Asya Vespers'i

MÖ 88'in ilk yarısında Mithridates, Anadolu'daki Romalı ve İtalyalıların tek bir günde öldürülmesini emretti. Bu emir Roma'nın savaş ilanına verilmiş hesaplı bir karşılıktı ve kentleri taraf seçmeye zorlamayı amaçlıyordu; Mithridates'in hizmetine giren hiçbir kentin artık Roma'nın bağlılığına geri dönemeyeceği düşünülüyordu. Satraplara ve yerel önderlere gizlice yazılan mektuplar, yazıldıkları günden otuz gün sonra bütün İtalyan kökenlilerin, karılarının, çocuklarının ve özgür bırakılmış kölelerinin öldürülmesini istiyordu. Kral, efendilerini ele veren kölelere özgürlük, alacaklılarını öldürenlere borç silme vaat etti; katillerle muhbirler öldürülenlerin mallarının yarısını Pontus hazinesine ödeyecekti. Efes, Bergama, Adramyttion, Kaunos, Tralleis, Nysa ve Sakız Adası katliamın yaşandığı yerler arasında sayılır. Bu kentlerin birçoğu tiranlar tarafından yönetiliyordu ve halkın bir bölümü, Romalı komşularını vergi, tefecilik ve açgözlü davalar yüzünden suçlayarak katliama istekle katıldı.

Ölü sayısı konusunda kaynaklar birleşmez. Valerius Maximus ile Herakleialı Memnon yaklaşık seksen bin sayısını verir, Plutarkhos ise yüz elli binden söz eder; modern araştırmacılar ikinci rakamı daha az güvenilir bulur ve Cassius Dio'nun parçalarında geçen sayıların da abartılı olduğunu kabul eder. Olayın kesin tarihi de tartışmalıdır. A. N. Sherwin-White olayı MÖ 89'un sonuna ya da 88'in başına yerleştirir, Ernst Badian ise kesinliğin mümkün olmadığını söyleyip MÖ 88'in ilk yarısı, her hâlükârda yılın ortasından geç olmayan bir tarih önerir. "Vespers" adı 1890'da Théodore Reinach'ın, 1282'deki Sicilya Vespers'iyle kurduğu geriye dönük benzetmeden gelir; bazı tarihçiler olayı bugün soykırım olarak niteler. Roma'nın cevabı gecikmedi ama uygulaması zaman aldı. Yılın konsülü Sulla'ya Mithridates'e karşı komutayı Senato verdi; Sulla'nın Nola'da ordunun başına geçmesinden sonra komutanın Gaius Marius lehine değiştirilmesi iç savaşı tetikledi, Sulla Roma üzerine yürüdü ve Doğu'ya ancak yaklaşık on sekiz ay sonra beş lejyonla geçebildi.

Birinci ve İkinci Savaşlar

Birinci Mithridates Savaşı MÖ 88 ile 84 arasında sürdü. Mithridates Ege'yi dolaşan büyük bir donanma kurup Romalıların bıraktığı boşlukları doldurdu, Atina'yı yanlısı olan Peripatetik filozofların eliyle kendi tarafına çekti, ancak Rodos limanını yeterli çabaya karşın alamadı. Sulla Yunanistan'a çıktığında ana karadaki bütün Helen dünyası Roma safına geçmişti ve Sulla birkaç başarılı muharebeden sonra Mithridates'i Yunanistan'dan çıkardı. Roma'da siyasi muhalifleri tarafından kanun dışı ilan edilen Sulla, İtalya'ya dönmek için aceleyle barış görüşmelerine oturdu. Bu ılımlı barış Senato tarafından hiçbir zaman onaylanmadı ve Mithridates'e gücünü yeniden toplama imkânı verdi. Anadolu'da Sulla'nın yerine bırakılan Murena MÖ 83'te Pontus'a saldırdı ve İkinci Savaş'ı başlattı; Mithridates MÖ 82'de Halys kıyısında Murena'nın acemi iki lejyonunu bozguna uğrattı ve barış yeniden yapıldı. Pontus'un çekirdek toprakları bu iki savaşta fazla zarar görmedi; Amaseia'nın siyasi kaderini asıl belirleyecek olan sonraki savaştı.

Üçüncü Savaş ve Lucullus'un Pontus Seferi

Üçüncü Savaş'ın doğrudan sebebi MÖ 74'te IV. Nikomedes'in krallığını vasiyetle Roma'ya bırakmasıdır. Mithridates bu toprakların Roma'ya geçmesini kabul etmedi ve Bithynia'ya girdi. Hareket, İspanya'da Sertorius isyanının sürdüğü bir döneme rastladığı için Roma'nın en iyi komutanı Pompeius başka cephede meşguldü; Senato Doğu'ya konsüller Lucullus ve Cotta'yı yolladı. Plutarkhos ile Appianos'a göre Lucullus'un yaklaşık otuz bin piyadesi ve bin altı yüz ile iki bin beş yüz arasında süvarisi vardı; Mithridates'in ordusu için kaynaklar çok daha yüksek rakamlar verir. Mithridates ilk hamlede Kalkhedon'da Cotta'yı yendi, bir süre sonra Kyzikos kuşatmasında ise açlık, salgın ve Rhyndakos'taki süvari kaybı yüzünden büyük bir felaket yaşadı; Anadolu'ya yürüttüğü ordudan geriye yalnızca yirmi bin kadar etkin asker kaldığı anlatılır. Bu aşamanın deniz harekâtı ve muharebe ayrıntıları ordu ve donanma yazısında işlenmiştir; burada önemli olan, savaşın ağırlık merkezinin MÖ 72'den itibaren Pontus'un kendi topraklarına kaymasıdır.

Lucullus MÖ 72'de Galatia üzerinden Pontus'a girdi. Mithridates'ten nefret eden Galatlar ordusunu yağmasız geçirdiklerinden ona seve seve erzak sağladılar. Pontus'un iç bölgeleri zengin ve verimliydi, Lucullus askerlerinin yağmaya girişmesine izin verdi; Mithridates ordusunu yeniden kurmakla uğraştığı için bu yıkımı durduramadı. Savaş, Kabeira (Cabira) çevresinde ilk önce süvari çatışmalarıyla ilerledi; Plutarkhos'un anlattığına göre Lucullus, Rumlardan oluşan Artemidoros adlı bir rehberin yardımıyla Kabeira'yı yukarıdan gören bir kaleyi tuttu. Sonraki gelişmeler Mithridates'in ordusunun dağılmasıyla sonuçlandı. Kral yenilgi üzerine damadı Ermenistan Kralı Tigranes'in yanına kaçtı; Lucullus Kabeira'yı ve diğer birçok kaleyi ele geçirirken orada büyük hazineler, çok sayıda Rum tutsak ve krala yakın kişiler buldu. Mithridates kaçarken Pharnakia'da saklanan kız kardeşlerinin ve eşlerinin öldürülmesi için hadım Bakkhides'i yolladı.

Lucullus bundan sonra Pontus kıyısındaki kentleri teker teker ele geçirdi. Amisos, Mithridates'in kuşatma ustası Kallimakhos'un yaptırdığı savunma makinelerine rağmen düştü, ama askerler kenti yağmaladı ve yaktı; Yunan kültürüne hayran olan Lucullus bundan derin üzüntü duyduğunu söyledi. Pontus'un ana limanı Sinope'de savunmayı asıl yürüten Mithridates'in garnizona yerleştirdiği Kilikyalı askerlerdi; Lucullus kentin özgürlüğünü bu nedenle tanıdı. Cotta Herakleia Pontike'yi iki yıl süren bir kuşatmadan sonra MÖ 71'de aldı. Böylece Pontus'un kıyı kentlerinin hemen hepsi Roma'nın eline geçmiş oldu.

Lucullus Döneminde Amaseia

Amaseia'nın Roma eline ne zaman ve nasıl geçtiği konusunda elimizde kesin bir kuşatma anlatısı bulunmaz. Kentin Lucullus komutasındaki bir güç tarafından MÖ 70'te alındığı, kısa süre sonra da özgür kent ilan edilip Bithynia ve Pontus eyaletinin idari merkezi yapıldığı bildirilir; ama Plutarkhos'un Lucullus biyografisinde Amaseia'nın alınışı hiç anlatılmaz ve ana ayrıntıyı Strabon'un kentin kendi kentlisi olarak aktardığı aile anıları tamamlar. Strabon, anne tarafından büyükbabasının Mithridates'in savaşı kaybetmekte olduğunu görüp kralın daha önce yakın akrabaları Tibios'u ve oğlu Theophilos'u öldürtmesine öfkelendiğini, Lucullus'tan güvence alarak on beş garnizonu krala karşı ayaklandırdığını yazar. Bu hizmetler karşılığında büyük vaatler yapılmıştı. Ancak Lucullus'un yerine Pompeius geçince durum değişti: Pompeius Lucullus'la kişisel düşmanlığı yüzünden onun yanında yer almış herkesi düşman saydı, savaş bitip Roma'ya dönünce de Senato'yu Lucullus'un Pontuslu bazı kişilere verdiği şeref ve ödülleri onaylamamaya ikna etti. Gerekçesi, bir kişi savaşı başarıyla bitirmişken ödüllerin dağıtımının başka bir adamın elinde olmasının haksızlık olduğuydu.

Strabon aynı yerde Amaseia topraklarını da anlatır ve savaşın izlerini sayar: Kendi yurdunda Mithridates Savaşı yüzünden birçok yıkık kale ve ıssız bırakılmış arazi vardır, buna karşın bölge ağaçlıdır, bir kısmı at yetiştirmeye ve öbür hayvanların bakımına uygundur, bütünüyle yerleşime elverişlidir. Aynı sayfalarda Amaseia kendi coğrafyasıyla da betimlenir: Doğal bir kale ile şehrin avantajını bir arada taşıyan, ırmağa dik inen yüksek ve sarp bir kaya, kralların saraylarını ve anıtlarını içine alan duvar, kaya içine oyulmuş iki ayrı su kanalı, ırmak üzerindeki iki köprü ve ardından Khiliokomon (Binköy) ovasına açılan vadi. Bu betimleme, kentin Pontus'tan Roma'ya devredilirken sahip olduğu stratejik değerin neden bu kadar yüksek sayıldığını da açıklar.

Lucullus'un Sonu ve Pompeius'un Komutası

Lucullus MÖ 69'da Ermenistan'a girdi. Tigranokerta'daki zaferi ve ertesi yıl Artaksata yolundaki başarısı Mithridates ile Tigranes'i ezmeye yetmedi; ordunun uzun seferlerden bıkması ve asker arasında Lucullus'un yalnızca kendi kazancı için savaştığı yolunda bir huzursuzluğun yayılması sonunda Nisibis'te isyana dönüştü. Kayınbiraderi Publius Clodius Pulcher'in, Pompeius'un çıkarına ve parasıyla çalıştığı belirtilen kışkırtmaları Lucullus'un komutasını ciddi biçimde zayıflattı. MÖ 67 baharında Mithridates, Lucullus Ermenistan'da meşgulken ansızın Pontus'a döndü ve Zela yakınlarındaki muharebede Roma birliklerini bozguna uğrattı; yaklaşık yedi bin Romalı, bunların arasında yirmi dört tribün ve yüz elli centurio öldü. Lucullus askerlerini Anadolu'yu savunmak için geri yürütmeyi başardı, fakat asker Mithridates'e karşı savaşmayı reddetti. Kese dolusu parayı Lucullus'un ayaklarına atıp savaşı tek başına sürdürmesini söylediler. Lucullus Galatia'ya çekildi ve Mithridates ile Tigranes krallıklarının bir kısmını geri aldılar.

MÖ 66'nın başında tribün Gaius Manilius'un önergesiyle, Lex Manilia, Pompeius Mithridates ve Tigranes'e karşı yürütülen savaşın en yüksek komutanlığına getirildi. Yetkisi eyalet valilerinin üstündeydi, kendi yardımcılarını atama, savaş ve barışa karar verme ve antlaşma yapma hakkını içeriyordu. Pompeius önce Part Kralı III. Phraates'le bir antlaşma yaparak Part tarafsızlığını sağladı, sonra Tigranes'in isyancı oğlunun kışkırtmasıyla Partların Ermenistan'a saldırmasına yol açtı; böylece Tigranes kendi ülkesini savunmaya yönelmek zorunda kaldı. Pompeius'un ayrıca bütün Anadolu kıyılarını abluka altına aldığı ve Kappadokia'yı korumak için üç lejyon yolladığı aktarılır. Mithridates ülkenin iç kısmına çekilerek ekinleri yaktı, Pompeius'un ikmal hatlarını uzatmaya çalıştı, ama Pompeius lojistikte üstündü. Lykos vadisinde Dasteira adlı sulak bir tepede kamp kuran kral, yaklaşık MÖ 66'nın sonunda gece saldırısıyla yenildi. Savaşta en az on bin Pontuslu öldü, Mithridates yalnızca sekiz yüz atlıyla çember dışına çıkabildi. Strabon, kralın yenilgiden sonra Pompeius'un kuşattığı Dasteira bölgesinden dağlar aşıp Kolkhis'e, oradan da Bosporos'a kaçtığını anlatır; Pompeius da bu çevrede Nikopolis kentini kurdu. Tigranes damadını kabul etmeyi reddetti, hatta onun başına yüz talanton ödül koydu.

Mithridates'in Ölümü

MÖ 65'te Pompeius Kafkasya'da Albanları ve İberleri yendi, Mithridates'in izini sürdü ve onu bırakıp Doğu'daki düzenleme işlerine döndü. Kral Kolkhis'ten Kırım'a geçip Panticapaeum'a yerleşti ve Roma'ya karşı yeniden savaşmak için Tuna üzerinden İtalya'ya yürüme tasarısı kurdu. Bu hazırlıklar yerel soyluları ve halkı yıprattı. Appianos'a göre oğlu Pharnakes babasına karşı komplo kurdu, komplocular yakalanıp işkence gördü ama Mithridates oğlunu bağışladı; Pharnakes yine de ordudaki hoşnutsuzluktan yararlanarak Romalı firariler ve diğer kamplar arasında ayaklanma örgütledi. Cassius Dio'nun anlatımı farklı ayrıntılar içerir ama aynı sonuca varır. Mithridates MÖ 63'te zehirle intihar etmeye çalıştı ve başaramadı; yaşamı boyunca bütün zehirlere karşı kendini alıştırmıştı. Appianos'a göre Galli koruması Bituitus'a kılıçla kendisini öldürmesini emretti; Cassius Dio ise kralın kendi elleriyle ölemediğini, oğlunun gönderdiği adamların kılıç ve mızraklarıyla işini bitirdiğini yazar. Pompeius'un emriyle cesedi atalarının yanına gömüldü; hangi kentte olduğu kaynaklarda Sinope ya da Amaseia olarak verilir ve bu belirsizlik bugüne kadar çözülmemiştir. Amaseia'daki kral mezarlarının bu gömü ile ilgisi bulunup bulunmadığını belirleyecek bir belge elimizde yoktur.

Pharnakes'in kaderi de Pontus topraklarıyla ilişkilidir. Babasına karşı ayaklanıp Bosporos Krallığı'nın başına geçen ve Roma'nın müttefik kralı sayılan Pharnakes, Roma'nın iç savaşa gömüldüğü sırada, Caesar'ın Mısır'da oyalandığı bir dönemde Kolkhis'i ve Küçük Ermenistan'ı ele geçirdi. Calvinus'u MÖ 48'de Nikopolis'te yenerek Kappadokia, Pontus ve Bithynia'nın büyük bölümünü işgal etti, ancak MÖ 47'de Zela'da Caesar'a yenildi. Caesar bu zaferi "geldim, gördüm, yendim" sözleriyle duyurdu. Zela, krallar çağında Pers tanrılarına adanmış bir kutsal alan olarak yönetilen, Pontuslular'ın en önemli yeminlerini ettiği yerdi; Pontus'un Roma karşısındaki son büyük direnişi böylece Amaseia'nın yakın çevresinde son buldu.

Pompeius'un Doğu Düzenlemesi

Pompeius'un MÖ 60'lı yıllarda Küçük Asya ve Levant'ta yaptığı yeniden yapılanma, tarihe Doğu Düzenlemesi adıyla geçer. Korsanları bastırmasının, Üçüncü Mithridates Savaşı'ndaki zaferinin ve Selevkos Devleti'nin ortadan kalkmasının ardından bütün Yakın Doğu Roma denetimine girmişti. Düzenleme genişletilmiş bir Asya eyaletinin yanında kuzeyde Bithynia ve Pontus, güneyde Kilikya eyaletlerini kurdu; Selevkos toprakları Suriye eyaleti olarak ilhak edildi. İç bölgelerde ise Part İmparatorluğu'na karşı tampon görevi yapacak yerli müttefik krallıklar bırakıldı. Doğrudan Roma yönetimine alınan alan, Karadeniz ve doğu Akdeniz kıyılarına yakın bölgelerdi; buralarda eski Yunan kent geleneği, Roma idaresinin kolaylıkla oturabileceği bir toplumsal sistem hazırlamıştı. Pompeius ayrıca eyalet idaresinde ve vergilendirmede reformlar yaptı, yeni kentler kurdu.

Pontus bölümünü Strabon açıkça anlatır. Pompeius Pontus'u Mithridates'in elindeki sınırlarıyla devraldı: Halys'ten Tibarenlere ve Ermenistan'a kadar uzanan, kıyıda batıda Herakleia'ya, doğuda Kolkhis ve Küçük Ermenistan'a erişen toprak. Ermenistan'a ve Kolkhis'e bakan uçları kendi tarafında savaşmış hükümdarlara dağıttı, geri kalanını on bir kent devletine bölerek Bithynia'ya ekledi, böylece iki bölgeden tek eyalet oluştu. Pontus hiçbir zaman ayrı bir eyalet olmadı; yalnızca eski rakibi Bithynia'ya eklendi ve adı sonuna takıldı. Strabon yaptığı atamaları ayrı ayrı sayar. Galatya tetrarkı Deiotaros'a Gazelonitis'i, Pharnakia'yı ve Kolkhis'e ve Küçük Ermenistan'a kadar uzanan Trapezus çevresini kral unvanıyla verdi. Komana'da Arkhelaos'u rahip atadı ve tapınak topraklarına altmış stadionluk bir alan ekledi. Yarım kalmış Eupatoria'yı genişletip Magnopolis adıyla kent yaptı; Kabeira'yı Diospolis olarak kurdu, Zela'ya ve Megalopolis'e kent statüsü verdi, Phazemon köyünü Neapolis ilan etti ve çevresindeki bölgeye Neapolitis adını verdi. Mithridates'in saklı hazinelerini Kapitolium'a adadı. Amaseia topraklarının üstündeki Sagylium gibi kalelerin garnizonlarını yıktırdı ve su haznelerinin tıkanmasını emretti, çünkü bu yerlerin eşkıyaya ya da isyancılara sığınak olmasını istemiyordu; nitekim Pharnakes'in oğullarından Arsakes sonradan buraya sığınıp izinsiz bir iktidar denemesine girişince, kaleyi açlıkla ele geçirdiler.

On bir kentin tam listesi Strabon'un bu bölümünde bir arada verilmez; antik yazar yer yer Herakleia, Amastris, Sinope, Amisos gibi kıyı kentlerinden ve Pompeius'un adını verdiği ya da yeniden örgütlediği iç kentlerden bahseder. Bu belirsizliğe karşın düzenin mantığı açıktır: Pompeius var olan Yunan kent yönetimlerini kendi idari sisteminin dayanağı yapmıştı. Hükümdarlığın merkezî yapısı çözüldü, yerine kent ve çevre toprağından oluşan küçük birimler geldi. Düzenleme Senato'nun danışmanlığı ve onayı olmadan yapıldığı için birkaç yıl boyunca onaylanmadı; Pompeius bundan dolayı Crassus ve Julius Caesar'la birleşip birinci üçlü yönetime yöneldi ve Caesar'ın MÖ 59'daki ilk konsüllüğünün başlıca yasama hedeflerinden biri bu düzenlemenin onaylanması oldu. Birçok hükmü ise imparatorluk çağına kadar yüzyıllarca yürürlükte kaldı.

Amaseia'nın Pompeius Düzenlemesindeki Yeri

Amaseia, Strabon'un şu sözlerinde yer alır: "Amaseia da krallara verilmişti, ama şimdi bir eyalettir." Bu cümle, kentin Pompeius'un ilk düzenlemesinde doğrudan eyalete katılan on bir kent arasında bulunmadığına, bir süre bağımlı hükümdarların yönetiminde kaldığına, Strabon'un yazdığı çağda (MS 1. yüzyılın başı) ise Roma eyaleti içinde yer aldığına işaret eder. Kentin hangi kralın payına düştüğü ve ne kadar süre öyle kaldığı bu cümleden çıkarılamaz. Strabon, kendi yurduna ait toprağı Phazemonitis'e komşu olarak tanımlar ve onu "açık ara en büyük ve en iyi" olarak niteler; bu da Amaseia'nın Pompeius'un kurduğu küçük kent devletleri arasında topraksal bakımdan en geniş kent olabileceğini düşündürür. Amaseia'nın Magnopolis'e uzaklığı Kabeira'nın Magnopolis'e uzaklığı kadardır, yani yaklaşık yüz elli stadion; Yeşilırmak ve Lykos Magnopolis'te birleşir. Böylece kent, Pompeius'un örgütlediği yeni iç yerleşimlerin ağında kuzeydoğu ile güneybatı arasında bir kavşak olarak durur.

Siyasi çerçeve sonraki yıllarda da hareketliydi. Marcus Antonius MÖ 39'da Küçük Ermenistan'ı, yani eski Pontus Krallığı'nın kalıntısını Dareios'a verdi; Dareios MÖ 37'de ölünce Polemon'u Kilikya, Arsakes'i Küçük Ermenistan kralı atadı ve Arsakes'in ertesi yıl ölümüyle Polemon Pontus kralı oldu. Polemon'un ölümünden sonra eşi Pythodoris yönetimi sürdürdü; Strabon onu bilge ve devlet yönetmeye elverişli bir kadın olarak tanımlar. Pythodoris Zela çevresini, Megalopolis'i ve Kabeira'yı elinde tutuyor, Kabeira'yı Sebaste adıyla süsleyip kendi sarayı hâline getirmişti. Amaseia ise bu dönemde bir ara geçiş evresinden sonra Roma idari yapısına tam olarak katıldı. MÖ 3 ile 2 dolaylarında Galatia eyaletine, Pontus Galaticus adıyla anılan bölgeye bağlandı; yaklaşık 112'de İmparator Traianus onu Kappadokia eyaletine bağladı ve 2. yüzyılda kent metropolis ve "ilk kent" unvanlarını aldı. Bu sonraki yüzyılların ayrıntıları Roma ve Bizans dönemini anlatan yazıda yer alır.

Savaşların insani bedeli de Amaseia'nın belleğinde kaldı. Strabon, Mithridates'e hizmet etmiş ailesinin hem kralın gazabına hem de Pompeius'un güvensizliğine uğradığını anlatır; anne tarafı Dorylaos soyu, krala yakın bir konumdan sonra krallığın çöküşünde yeniden zor günler yaşamıştı. Amaseia'da Pers kültürü, Mithridates ile Tigranes yenildikten sonra da yaşamaya devam etti; araştırmacılar Strabon ailesinin Roma lehine tutumunun kentte nasıl karşılandığı ve belki Roma vatandaşlığı ile ödüllendirilip ödüllendirilmediği üzerine düşünmüşlerdir, ama bu konuda kesin belge yoktur. Strabon yaklaşık MÖ 64'te kent soylu bir ailede doğmuştu ve çağın siyasi dönüşümünü en yakından yaşayan bu kuşağın tanığı olarak, hem eski Pontus'u hem de yeni Roma düzenini Geographika'sında kayda geçirdi.

Kronoloji

MÖ 120: V. Mithridates zehirlenerek öldürülür; krallık Laodike ile iki oğlunun ortak yönetimine bırakılır.

MÖ 116-113 arası: VI. Mithridates annesini ve kardeşini tahttan uzaklaştırarak tek hükümdar olur.

MÖ 95-92: Romalılar Nikomedes lehine iki kez Anadolu'daki uyuşmazlığa müdahale eder.

MÖ 89: Mithridates, Roma yanlısı güçleri yener ve Roma Asya'sının büyük bölümünü ele geçirir.

MÖ 88: Asya Vespers'i; Anadolu'daki Romalılar ve İtalyalılar öldürülür. Birinci Mithridates Savaşı başlar.

MÖ 84: Sulla'nın onaylanmayan ılımlı barışıyla Birinci Savaş sona erer.

MÖ 83-81: Murena'nın saldırısıyla İkinci Savaş; MÖ 82'de Halys muharebesi.

MÖ 74: IV. Nikomedes krallığını Roma'ya bırakır; Mithridates Bithynia'ya girer.

MÖ 73: Kalkhedon ve Kyzikos; Mithridates'in Anadolu seferi çöker.

MÖ 72-71: Lucullus Galatia üzerinden Pontus'a girer; Kabeira çevresinde Mithridates yenilir ve Ermenistan'a kaçar.

MÖ 71: Cotta Herakleia Pontike'yi alır.

MÖ 70 (kimi kaynaklara göre): Amaseia Lucullus'un güçleri tarafından ele geçirilir.

MÖ 69: Lucullus Tigranokerta'da Tigranes'i yener.

MÖ 67: Mithridates Pontus'a döner, Zela'da Romalıları bozguna uğratır.

MÖ 66: Lex Manilia ile Pompeius başkomutan olur; yıl sonuna doğru Lykos'ta Mithridates'i yener.

MÖ 65: Pompeius Kafkasya'da Albanları ve İberleri yener.

MÖ 63: Mithridates Panticapaeum'da ölür.

MÖ 59: Caesar, konsüllüğünde Pompeius'un Doğu Düzenlemesi'nin onaylanmasını sağlar.

MÖ 47: Pharnakes Zela'da Caesar'a yenilir.

MÖ 3/2 dolayları: Amaseia Galatia eyaletinin Pontus Galaticus bölgesine bağlanır.

112 dolayları: Traianus Amaseia'yı Kappadokia eyaletine bağlar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar