Çeşmî Mehmed Çelebi, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği yıllarında yaşamış Amasyalı bir kâtip ve şairdir. Şehzadenin divan kâtipleri arasında bulunmuş, Mihrî Hatun, Figânî, Şermî ve Münîrî gibi şairlerle aynı mecliste anılmış, şehzadenin ölümünden sonra kâtiplikle geçinmiş ve 927 (1520-21) yılından sonra ölmüştür. Hakkındaki bilgilerin hemen hepsi Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne dayanır; tezkirelerde Amasyalı bir Çeşmî bulunamamıştır. Hüsameddin'in eserinde adının bir yerde "Mehmed", bir yerde "Ahmed" diye geçmesi de kimliği konusunda küçük ama çözülemeyen bir soru bırakır.

Çeşmî'den bugüne iki şiir ulaşmıştır: Figânî'nin idamı üzerine söylendiği tahmin edilen dört mısralık bir kıta ve şehzadenin hattatı Pâdişâh Ahmed Çelebi'ye gönderme yapan bir beyit. İkisini de Hüsameddin aktarır. Her biri bu kategoride ayrı bir yazıda özgün metni, günümüz Türkçesiyle aktarımı ve yorumuyla verilmiştir. Şehzade Ahmed'in sarayındaki öteki az bilinen şairler ise Şehzade Ahmed meclisinin şairlerini anlatan toplu yazıda bir araya getirilmiştir.

Hüsameddin'in Maddesi

Madde Amasya Tarihi'nin sekizinci cildinde, şahısların ad sırasıyla dizildiği bölümde "Çeşmî Mehmed Çelebi" başlığıyla yer alır. Özgün metin şöyledir:

Çeşmî Mehmed Çelebi Amasyalıdır. Hâce Acem Alî Ağa'nın yaptırdığı çeşmelerinin nâzırı olan Alî Çelebi'nin mahdûmudur. Acem fuzalâsından Hüseyniye müderrisi Ebu'l-Hayr Efendi'den tahsîl-i ma'ârif edib Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed'in dîvânı ketebesinden oldu. Amasya şu'arâsından Mihrî, Figânî, Şermî, Şehrî, Münîrî Çelebiler ile musâhabât-ı edebiyyede bulunarak iştihâr edib şehzâdenin teveccühâtını kazandı. 918'de şehzâdenin i'dâmıyla dernekleri bozulup kitâbetle ta'ayyüş ederek 927 sâlinden sonra vefât etdi. Şâ'ir, edîb, kâtib idi.

Günümüz Türkçesiyle: Çeşmî Mehmed Çelebi Amasyalıdır. Hâce Acem Ali Ağa'nın yaptırdığı çeşmelerin nazırı Ali Çelebi'nin oğludur. İranlı âlimlerden Hüseyniye müderrisi Ebülhayr Efendi'den öğrenim görerek Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'in divan kâtiplerinden oldu. Amasya şairlerinden Mihrî, Figânî, Şermî, Şehrî ve Münîrî çelebilerle edebî sohbetlerde bulunarak tanındı ve şehzadenin teveccühünü kazandı. 918'de şehzadenin öldürülmesiyle toplulukları dağıldı; kâtiplikle geçinerek 927 (1520-21) yılından sonra öldü. Şair, edip ve kâtipti.

Hayatı

Çeşmî'nin doğum tarihi bilinmiyor. Babası Ali Çelebi, Amasya'da Hâce Acem Ali Ağa'nın yaptırdığı çeşmelerin nazırıydı, yani bu çeşmelerin bakımına ve suyuna bakan görevliydi. "Çeşme" ile "çeşm" (göz) kelimelerinin yakınlığı düşünülünce Çeşmî mahlasının bu aile göreviyle ilgili olabileceği akla gelir; ama Hüsameddin bunu söylemez ve mahlasın göz anlamından gelmesi de aynı ölçüde mümkündür.

Hocası Ebülhayr Efendi, Hüsameddin'in "Acem fuzalâsından" dediği İranlı âlimlerdendir. Amasya Tarihi'nin altıncı cildinde maddesi bulunan Şirvanlı Ebülhayr Ahmed Efendi, Devvânî'nin öğrencisiydi; 888 (1483) yılında Amasya'ya gelmiş, Şehzade Ahmed'in isteğiyle şehirde kalarak ders vermiş, 906 (1500-01) yılında Hüseyin Ağa Medresesi müderrisliğine atanmıştı. Sonra Sultan Bayezid Medresesi müderrisi ve Amasya müftüsü olmuş, şehzadeye çok yakınlaştığı için bir ara Sivas kadılığıyla Amasya'dan uzaklaştırılmış, 918'de Ahmed saltanatını ilan edince onun kazaskeri olmuş ve aynı yıl şehzadenin yenilgisi sırasında ölmüştü. Hüseyniye, Hüseyin Ağa Medresesi'nin adıdır; bu yüzden Çeşmî'nin hocasının bu âlim olduğu büyük ihtimaldir, ama Hüsameddin iki maddeyi birbirine bağlamaz ve bu eşleştirme bizimdir.

Çeşmî öğrenimini bitirince şehzadenin divanına kâtip olarak girdi. Ahmed'in Amasya sarayı, II. Bayezid'in burada kurduğu meclisin devamıydı ve şehzade şairleri, âlimleri, musikişinasları çevresinde toplamıştı. Hüsameddin'in anlattığına göre Çeşmî bu çevrede edebî sohbetleriyle tanındı ve şehzadenin teveccühünü kazandı. Hüsameddin 918 yılında şehzadenin öldürülmesiyle meclisin dağıldığını yazar. Çeşmî bundan sonra bir koruyucu bulamamış olmalıdır; kâtiplikle geçimini sağladı ve 927 (1520-21) yılından sonra öldü. Ölüm yeri ve mezarı hakkında bilgi yoktur.

Amasya ile Bağı ve Edebî Çevresi

Çeşmî Amasyalıdır; ailesi şehrin su hizmetlerinde görevliydi, kendisi şehirdeki şehzade divanında çalıştı ve edebî hayatı bütünüyle Amasya'da geçti. Hüsameddin onu üç ayrı yerde Amasya'nın tanınmış şairleri arasında sayar. 903 (1497-98) yılının olaylarını anlatırken "Amasya şu'arâsından Çeşmî Ahmed Çelebi ile Mihrî Hâtun iştihâr ediyordu" der. 911 (1505-06) yılında Şehzade Ahmed'in oğullarına yaptırdığı sünnet düğününü anlatırken o günlerde Amasya'da tanınan Türk şairlerini "Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî, Mihrî" diye sıralar; şairlerin düğünü kasidelerle kutlayıp ağır caizeler aldığını da ekler. Amasya'nın ikinci dönemini toplu olarak değerlendirdiği yerde ise şehrin şairlerinden "Çeşmî, Mihrî, Kâmî" ile başlayan bir liste verir. Çeşmî'nin adının bu listelerin hepsinde ilk sırada olması dikkat çekicidir, ama Hüsameddin bunun sebebini açıklamaz.

Çeşmî'nin sohbet arkadaşları olarak anılan şairlerden Mihrî Hatun Amasya'nın divan sahibi kadın şairidir. Figânî İshak Çelebi, Torumtay soyundan gelen ve İranlı zümreyi hicveden bir destan söylediği için iftiraya uğrayarak 912 (1507) yılında asılan şairdir; Hüsameddin'in aktardığı kıtaya göre Çeşmî onun ölümüne yanmıştır. Şermî Hüsameddin'e göre meclisin "en terbiyelisi", Münîrî "en fâzılı"dır. Şehrî'nin kimliği ise belli değildir. Şehzadenin divanında kâtip ve sonra reisülküttap olan hattat Pâdişâh Ahmed Çelebi de Çeşmî'nin bir beytine konu olmuştur. Bu adların birkaçı sitede kendi yazılarıyla yer alır: Mihrî Hatun ve Figânî İshak Çelebi.

Şiiri

Çeşmî'nin bir divanı ya da başka bir eseri bilinmiyor. Bize ulaşan iki şiiri de Hüsameddin'in aktarımıyla gelir. Birincisi dört mısralık bir kıtadır. Hüsameddin onu Amasya'da eline geçen bir şairler tezkiresinde bulduğunu söyler ve "her hâlde Figânî hakkında olacakdır" der. Kıta bir ağıt havası taşır: şairin iki gözü durmadan ağlar, âhı boğazını tıkar, kalbinin iniltisi halkı ağlatır ve son mısrada "Figânî göklere yükseldi gitdi" denir. "Figân" feryat demektir; mısra hem şairin feryadının göğe yükseldiğini hem de Figânî adlı şairin göğe yükselip gittiğini söyler. Kıtanın Figânî'nin ölümüne yazıldığı ise Hüsameddin'in tahminidir.

İkincisi tek bir beyittir. Beyitte sevgilinin yüzünde beliren ayva tüyleri, yani divan şiirindeki "hat", "hatt-ı pâdişâhî" diye anılır ve bu hat sayesinde sevgilinin bahtının açıldığı, âşıkların sığınağı olduğu söylenir. Hüsameddin, Pâdişâh Ahmed Çelebi'nin güzel yazısına "hatt-ı Pâdişâhî" dendiğini, Çeşmî'nin bu beyitte onu kastettiğini yazar. Böylece beyit sevgilinin yüzü ile bir hattatın yazısını aynı söz içinde buluşturur.

Bu iki örnek, Çeşmî'nin şiirinde kelime oyununun, özellikle bir kişi adını şiirin içine yerleştiren tevriyenin önemli bir yer tuttuğunu düşündürür. Ancak iki parçadan genel bir hüküm çıkarmak mümkün değildir.

Kaynakların Durumu

Çeşmî hakkındaki bilgilerin tek kaynağı Hüsameddin'dir. Hüsameddin bu dönemi anlatırken Münîrî'nin bugün kayıp olan Mecmûa-i Târîhiyye'sinden ve Amasya'da bulduğu bir şairler tezkiresinden yararlandığını söyler; bu kaynaklar artık denetlenemez. Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi ve Kınalızâde tezkirelerinde Amasyalı bir Çeşmî kaydına rastlanmamıştır.

Adın iki biçimi ayrıca bir soru doğurur. Şairler maddesinde "Çeşmî Mehmed Çelebi" yazılırken, üçüncü ciltteki 903 yılı kaydında "Çeşmî Ahmed Çelebi" denir. İki kayıt aynı döneme, aynı şehre ve aynı meclise aittir; ikisinde de Çeşmî Mihrî Hatun ile birlikte anılır. Bu yüzden aynı kişinin söz konusu olması ve adlardan birinin yanlış yazılmış ya da yanlış hatırlanmış olması kuvvetle muhtemeldir. Yine de iki ayrı Çeşmî bulunması ihtimali tamamen dışlanamaz ve hangi adın doğru olduğu belirlenemez. Bu sayfada maddenin başlığındaki Mehmed adı esas alınmıştır.

Hüsameddin'in sekizinci cildinde, bu maddenin hemen ardından gelen "Çeşmî Hüseyin Efendi-Hacı Paşazâde" ise başka bir kişidir. Abdullah Paşa'nın soyundan gelen, gözlerinin güzelliği yüzünden Enderun'da "Çeşmî" lakabını alan ve 1135 (1723) yılında hac dönüşünde ölen bu hattat, XVIII. yüzyıla aittir ve Şehzade Ahmed çevresindeki şairle ilgisi yoktur.

Kronoloji

888 (1483): Hocası olduğu düşünülen Ebülhayr Ahmed Efendi Şirvânî Amasya'ya gelir.

903 (1497-98): Hüsameddin'e göre Amasya şairlerinden Çeşmî Ahmed Çelebi ile Mihrî Hatun tanınmaktadır.

911 (1505-06): Şehzade Ahmed'in oğullarının sünnet düğünü; Çeşmî, düğünde anılan Amasya şairlerinin başındadır.

912 (1507): Figânî İshak Çelebi'nin idamı; Hüsameddin, Çeşmî'nin kıtasının bu ölüm üzerine söylendiğini tahmin eder.

918 (1512-13): Hüsameddin'e göre Şehzade Ahmed'in öldürülmesi ve meclisin dağılması.

927 (1520-21) sonrası: Çeşmî Mehmed Çelebi'nin ölümü.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar