Uzun yıllar bir darphanenin hesaplarını tutan, 995'te (1587) sancak divanının kâtibi olarak görünen Ahmed Efendi, hattatlardan çeşitli yazı türlerini meşk etmiş bir kalem adamıydı; şiirde Hamdî mahlasını kullanırdı. Ömrü büyük ihtimalle Amasya sancağının kalem dairesinde geçti. Babası "Amasyalı Mahmûd" diye anılan, unvanı ya da lakabı verilmeyen bir kişidir; oğul ilim tahsil etmiş ve sancak kâtipleri arasına girmiştir. 1009'da (1600-01) öldü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde ona dört satırlık bir madde ayırır ve onu kâtip, hattat, şair ve edip olarak anar. Bundan başka bir kayda rastlanmadı.

Hüsameddin'in Satırları

Amasyalı Mahmûd'un oğludur. Ulemâdan tahsîl-i ilm ü irfân ve hattâtlardan hutût-ı mütenevvi'ayı ahz ü temmeşşük ederek ketebe-i livâdan oldu. Hayli müddet darb-hâne kâtibi olup 995'de kâtib-i divân-ı livâ görüldü. 1009'da vefât etdi. Kâtib, hattât, şâir, edîb idi.

Bugünkü dille: Amasyalı Mahmûd'un oğludur. Âlimlerden ilim ve irfan öğrendi, hattatlardan çeşitli yazı türlerini alıp meşk ederek sancak kâtiplerinden oldu. Uzun süre darphane kâtibi olarak çalıştı, 995'te sancak divanının kâtibi olarak görüldü. 1009'da öldü. Kâtip, hattat, şair ve edipti.

Hayatı

Maddede tek bir yer adı geçer, o da babasının memleketidir. Ahmed Efendi'nin kendisinin Amasyalı olduğu açıkça yazılmaz; ancak "ketebe-i livâ", yani sancak kâtipleri arasına girmesi ve Hüsameddin'in onu Amasya'nın insanları arasında saymış olması, kâtipliğini Amasya sancağında yaptığını gösterir. Hangi livânın kâtibi olduğu belirtilmediği için bu, metnin bağlamından çıkan bir okumadır.

"Hayli müddet darb-hâne kâtibi" sözü, para basılan bir darphanenin hesaplarını tutan bir görevi anlatır. Hüsameddin darphanenin hangi şehirde olduğunu söylemez. "995'te kâtib-i divân-ı livâ görüldü" ifadesi ise onun bir belgede, büyük ihtimalle bir sicil ya da defter kaydında, bu unvanla geçtiğini düşündürür; Hüsameddin bu fiili başka maddelerde de bir defterde rastladığı bilgi için kullanır ("Teşrifât-ı İlmiyye Defteri'nde görüldü" gibi), ama burada kaynağını göstermez. Sancak divanının kâtibi, sancakbeyinin yazışmalarını ve divanda alınan kararları kaleme alan kişiydi.

Doğum tarihi verilmemiştir. 995'te kıdemli bir görevde bulunduğuna göre 1009'daki ölümünde orta yaşı geçmiş olmalıdır.

Aynı Mahlası Taşıyan Öteki Amasyalılar

Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde Hamdî mahlaslı birkaç kişi art arda sıralanır ve bunlar birbirine kolayca karışır. Ahmed Efendi'nin maddesinden hemen sonra Kara Mustafa Paşa'nın masraf kâtibi Merzifonlu Hamdî Mehmed Efendi, Pervâne Bey Vakfı mütevellisi Vâsî Çelebizâde Hamdî Ahmed Efendi ve Lâdikli Müftüzâde Hamdî Mehmed Efendi gelir. Ahmed Efendi'ye en yakın düşen ise ondan biraz önce yaşamış, Şehzade Mustafa'nın nişancılığını yapmış Hamdî Hamdullah Çelebi'dir. İkisi de Amasya'da kalemle hayatını kazanmış, hattat ve şair kâtiplerdir. Aralarında bir akrabalık bilinmez; aynı mahlası taşımaları, bilinen kayıtlara göre, bir aile bağına işaret etmez.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin'in "şâir, edîb" sözünün yanında bir örnek bulunmaz; Metin Hakverdioğlu da Amasya Tarihi'nin şairlerini cilt cilt sayarken onu dokuzuncu cildin şairleri arasında "Hamdi Ahmed Efendi-Kâtib" adıyla kaydetmekle yetinir. Bir mecmuada "Hamdî" imzalı bir şiir çıksa bile, bu mahlası kullanan Amasyalıların çokluğu karşısında onu Ahmed Efendi'ye vermek için imzadan fazlası gerekir. Hüsameddin'in dört satırı sözcük açıklamalarıyla Hamdi Ahmed Efendi-Kâtib başlığı altındadır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar