Amasya'nın kadın şairleri arasında anılan en eski ad, tarihin iyi bilinen bir figürüne aittir: Abbâsî halifesi Mehdî'nin eşi, halife Mûsâ el-Hâdî ile Hârûnürreşîd'in annesi Hayzürân. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde ona "Hayzürânü'l-Harşeniyye-Ümmü'l-Hulefâ" başlığıyla ayrı bir madde açar ve Amasya'nın eski adı Harşene'ye nisbetle onu şehrin kızı sayar. Bu iddia öteki kaynaklarda yer almaz. Burada rivayeti, karşısındaki kaynakları ve ona atfedilen Arapça kıtayı birlikte ele alıyoruz. Kadın şairlere ilişkin genel çerçeve için Amasya'nın Kadın Şairleri yazısına bakılabilir.

Hüsameddin'in Anlattığı Hayzürân

Hüsameddin, Zehru'l-âdâb, Târih-i Baybars ve Ikdü'l-cümân gibi eserlerde anıldığı üzere Harşene'nin Amasya'nın bir başka adı olduğunu, bu yüzden Hayzürân'a "Hayzürânü'l-Harşeniyye" dendiğini yazar. Anlatısı şöyledir: Abbâsî kumandanı Mâlik bin Abdullah 144 (761-62) yılında Amasya'ya girip şehri yağmalarken, kiliselerden birinde hizmet eden güzel bir kızı esir almıştır. Mâlik onu halife Mansûr'a sunmuş, Mansûr da Rey valisi olan oğlu Muhammed el-Mehdî'ye hediye etmiştir. Mehdî kızı azat edip nikâhlamış, babasının ölümüyle halife olunca (158) Hayzürân büyük bir nüfuz kazanmıştır. Hüsameddin onun Mekke'de "Dâru'l-Hayzürân" diye anılan misafirhaneyi yaptırdığını da ekler.

Tarihçi bir de Mustafa bin Hasan el-Antâkî'nin Nukûdü'l-lisân ve ukûdü'l-hisân adlı eserinden bir pasaj aktarır. Pasaja göre Harşene Anadolu'da Amasya şehridir, Hârûnürreşîd'in annesi Hayzürân oradandır. Mehdî onu parayla satın alıp azat etmiş ve eş edinmiştir. Antâkî onu akıllı, tedbirli, dindar, şair ve cömert bir kadın olarak tanıtır. Hüsameddin'in "şâire" kaydı bu satıra ve aşağıdaki kıtaya dayanır.

Öteki Rivayet: Yemenli Câriye

TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Kasım Kırbıyık'ın yazdığı madde farklı bir kökeni verir. Buna göre Hayzürân, tam adıyla Ümmü Mûsâ el-Hayzürân bint Atâ el-Cüreşiyye, Mehdî'nin Yemen asıllı câriyesidir. Babası Atâ, Mansûr'un azatlısı ya da Nerşahî'nin Târîḫu Buḫârâ'sına göre Taberistan'da esir alınıp Mehdî'ye getirilen bir Yemen meliki olarak anılır. Kardeşi Gıtrîf, Yemen'de Cüreşli bir kişinin yanında hizmetçidir; Hayzürân onu yanına getirtip Yemen valisi yaptırmıştır. Madde Hayzürân'ın 159'da (775-76) azat edilip nikâhlandığını, 26 Cemâziyelâhir 173'te (20 Kasım 789) Bağdat'ta öldüğünü ve cenaze namazını Hârûnürreşîd'in kıldırdığını kaydeder. Amasya ya da Harşene'den hiç söz etmez.

Kaynakların Çelişkisi

İki anlatı birkaç noktada ayrılır. Köken, Hüsameddin'de Amasya'dır, TDV'de Yemen ve Cüreş kabilesidir. Esir düşme biçimi, Hüsameddin'de 144'te Amasya'nın alınması sırasındadır; TDV'de böyle bir olay yoktur, babanın Taberistan'da esir alındığı bir rivayet olarak geçer. Mehdî ile evlilik yönünde ise iki anlatı birleşir: ikisinde de Hayzürân önce halifenin câriyesi, sonra azatlı eşidir. TDV'nin kendi içindeki ihtiyatı da dikkat çekicidir; maddede Nerşahî'nin eserinin Farsça metninde baba hakkındaki bilginin bulunmadığı belirtilir.

Bu iki anlatıyı bağdaştıracak bir kaynak elimizde yok. Hüsameddin'in andığı eserlerin ilgili sayfalarını biz görmedik; onları yalnız onun aktarımından biliyoruz. TDV maddesi ise Abbâsî tarihinin ana kaynaklarına dayanır ve Amasya iddiasına değinmez. Bu yüzden Hayzürân'ın Amasyalılığını belgelenmiş bir bilgi olarak değil, yerel tarihçinin naklettiği, öteki kaynaklarca desteklenmeyen bir rivayet olarak sunuyoruz. Edebiyat sayfalarında yer alması, rivayetin Amasya'nın kendi hafızasında kadın şairlerin en eskisi olarak tutulmasındandır.

Hayzürân'a Atfedilen Kıta

Hüsameddin, Hayzürân'ın şairliğine örnek olarak Mehdî ile aralarında geçen manzum bir mektuplaşmayı verir. Anlatıya göre Hayzürân hacca gidip Mekke'de bir süre kalmış, ayrılığa dayanamayan Mehdî ona özlemini anlatan beyitler göndermiştir. Hayzürân hemen cevap yazmış ve Bağdat'a dönmüştür. Mehdî'nin beyitleri "Biz son derece sevinçliyiz, fakat sevincimiz ancak sizinle tamam olur" diye başlar ve son beytinde, gücünüz yeterse rüzgârla uçup gelin, der. Hayzürân'ın cevabı şudur:

قد أتانا الذى وصفت من شوق
فكدنا وما قدرنا نطير
ليت أن الرياح يودين
إليكم ما قد يجن الضمير
لم أزل صبة إن كنت بعدى
فى سرور فدام ذاك السرور

Ḳad atânâ ellezî vaṣafte min şevḳ / fe-kidnâ ve mâ ḳadernâ neṭîr / leyte enne'r-riyâḥa yu'eddîne / ileyküm mâ ḳad yecunnü'ḍ-ḍamîr / lem ezel ṣabbeten in künte ba'dî / fî surûrin fe-dâme zâke's-surûr

Latin okuma bizimdir; Hüsameddin metni yalnız Arap harfleriyle verir. Anlam için eserin yeni baskısında editörlerin dipnottaki çevirisine dayanıyoruz: Özlem içinde anlattıkların bize ulaştı; az kalsın uçacaktık, ama gücümüz yetmedi. Keşke rüzgârlar gönülde saklı olanları size götürebilse. Benden ayrıyken sevinç içindeysen ben yine hasretle yanarım; o sevincin hep sürsün.

Kısa yorum bizimdir. Kıta, Mehdî'nin rüzgârla uçma imgesini alıp onunla cevap verir: gönül uçmak ister, beden yetişemez. Son beyitte özlem, sevgilinin mutluluğuna dua biçimini alır; ayrılıkta bile onun sevincine karşı çıkmayan, nazik ve ölçülü bir ses duyulur. Bu ton, şu kayıtla birlikte okununca daha da önem kazanır: Hüsameddin, aynı anekdotta Hayzürân'a yakıştırılan bir başka mısraı ve Hârûnürreşîd'e yüklenen edepsiz bir cevabı, vezni bozuk ve fasih olmadığı gerekçesiyle reddeder. Mısraı Âsım Efendi'nin Kâmûs Tercümesi'nde gördüğünü belirtir. Böylece elimizdeki kıta da, tarihçinin süzgecinden geçmiş olsa bile, yalnızca onun aktarımına dayanır; başka bir kaynakla karşılaştıramadık ve Hayzürân'a aidiyetini kesin diye sunamayız.

Kronoloji

144 (761-62): Hüsameddin'e göre Mâlik bin Abdullah Amasya'yı alır ve Hayzürân'ı esir eder.

159 (775-76): TDV'ye göre Mehdî, Hayzürân'ı azat edip nikâhlar.

173 (789): Hayzürân Bağdat'ta ölür (TDV: 26 Cemâziyelâhir 173, 20 Kasım 789).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar