İğnecizâde Sâfiye Hatun, XVI. yüzyılın ilk yarısında Amasya'da yaşamış, şiir ve nesir yazımını Mihrî Hatun'dan öğrendiği kaydedilen bir kadındır. Adı tezkirelerde geçmez; onu bugüne taşıyan tek kaynak, Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nin on birinci cildindeki dört cümlelik maddedir. Bu kısa kayıt, Osmanlı şiirinin ilk büyük kadın şairlerinden birinin Amasya'da bir öğrenci yetiştirdiğini gösterdiği için değerlidir. Sâfiye, şehrin iki köklü Halvetî ailesinin, İğnecizâdelerin ve Gümüşlüzâdelerin kesiştiği bir evde yaşamıştır; hayatı da bu iki ailenin kayıtları üzerinden izlenebildiği kadarıyla bilinir. Şiirlerinden bugüne bir örnek ulaşmamıştır. Çağdaşı öteki kadın şairler Amasyalı Kadın Şairler yazısında birlikte ele alınmıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin, şehrin ileri gelen kadınlarını harf sırasıyla verdiği bölümde Sâfiye Hatun'u "Safiye Hâtun-İğnecizâde" başlığıyla anar. Maddenin tamamı şöyledir: "Amasya ulemâ ve meşâyihinden Abdurrahman Efendi bin Şeyh Safiyüddîn Halvetî kızıdır. Gümüşlüzâde Muhyiddîn Çelebi halîlesi olup ulemâdan tahsîl ve terbiye gördü. Mihrî Hâtun'un şiir ve inşâda tilmîzi olup 945 yılından sonra vefât etdi. Âlim, şâir, sûfî-meşreb idi." Belediyenin yayımladığı e-kitabın metin sürümünde sayfanın iki sütunu birbirine karıştığı için madde, komşu maddelerden ayıklanarak bu biçimde okunmuştur.

Günümüz Türkçesiyle kayıt şunu söyler: Sâfiye Hatun, Amasya'nın âlim ve şeyhlerinden Şeyh Safiyüddîn Halvetî'nin oğlu Abdurrahman Efendi'nin kızıdır. Gümüşlüzâde Muhyiddîn Çelebi'nin eşidir; âlimlerden ders alıp terbiye görmüştür. Şiirde ve nesir yazımında Mihrî Hatun'un öğrencisi olmuş, 945 (1538-39) yılından sonra ölmüştür. Bilgili, şair ve tasavvufa yakın bir kadındı. Hüsameddin'in kullandığı "inşâ" sözü, mektup ve resmî yazı gibi sanatlı nesri anlatır; "sûfî-meşreb" ise bir tarikata bağlı olmaktan çok, tasavvufun ahlakını ve havasını benimsemiş olmayı ifade eder. Tarihçi aynı bölümde birçok kadını yalnız "âlime, âbide, zâhide" diye tanıtırken Sâfiye için açıkça "şâir" demesi, onu şiirle uğraştığı bilinen az sayıdaki Amasyalı kadın arasına koyar. Hüsameddin bu bilgileri nereden aldığını söylemez; maddenin dayandığı belge ya da mecmua bilinmemektedir.

İğnecizâdeler: Babası ve Dedeleri

Sâfiye'nin baba tarafı, Pîr İlyâs Halvetî'nin halifelerinden Pîr Şerefeddîn Hamza Çelebi'ye uzanan bir şeyh ailesidir. Hüsameddin'e göre Pîr Şerefeddîn Hamza'nın oğlu Seyyideddîn Ahmed Çelebi, Pîr Abdurrahmân Çelebi'nin yanında yetişip onun halifesi olmuş, bir süre Gümüşlüzâde Camii'nde vaaz vermiş, hocasının ölümü üzerine caminin yanındaki Halvetî zaviyesinin şeyhi olmuş ve 853 (1449) dolaylarında ölmüştür. Onun oğlu Safiyüddîn Mûsâ Çelebi, babasından ve çağının âlimlerinden okuyup yıllarca ders vermiş, ardından Şeyh Zekeriyâ Halvetî'nin sohbetine katılarak onun zaviyesinin şeyhi olmuştur. Kayda göre II. Bayezid Amasya'da şehzade valiyken ona çok bağlanmış, tahta çıkınca bağladığı maaşları şeyh kabul etmeyince bunlar zaviyenin yoksullarına verilmiştir. Safiyüddîn babadan kalan mülklerin geliriyle geçinmiş, Saraçhane Camii'nde tefsir ve hadis okutmuş, vaazlarıyla halka öğüt vermiş ve 893 (1488) yılında ölmüştür. Sâfiye'nin adının dedesinin lakabı Safiyüddîn ile aynı kökten gelmesi dikkat çeker; bunun bilinçli bir ad verme olup olmadığını kaynak söylemez.

Sâfiye'nin babası Abdurrahman Efendi, Hüsameddin'de "meşâhîr-i ulemâdan" sayılır. Kendi maddesine göre Amasya müftüsü Musliheddîn Mûsâ Efendi'den okuyup tahsilini tamamlamış, babasından da tasavvuf feyzi almış, İğnecizâde Tekkesi'nin şeyhi ve Saraçhane Camii'nin vaizi olmuştur. Vaktini halkın ahlakını düzeltmeye, zikre ve ibadete ayırmış, 950 (1543-44) dolaylarında ölmüştür. Safiyüddîn Mûsâ'nın maddesi Abdurrahman Efendi'nin oğulları olarak Mehmed ve Ömer Efendileri sayar; bunlar Sâfiye'nin kardeşleri olmalıdır, ama kaynak onu bu kardeşlerle birlikte anmaz. Ömer Efendi'nin soyundan gelen torunlar arasında Mekke mollası Sarı Ali Efendi, Şeyhü'l-harem Abdurrahman Efendi ve Anadolu beylerbeyi Hâce Ahmed Paşa gibi isimler vardır. Sâfiye, böylece hem tekke hem medrese çevresinde dört kuşaktır ders veren, vaaz eden bir ailenin kızı olarak yetişmiştir. Hüsameddin'in "ulemâdan tahsîl ve terbiye gördü" sözü de bu evin içindeki bir eğitimi düşündürür.

Eşi: Gümüşlüzâde Muhyiddîn Çelebi

Sâfiye Hatun'un eşi, maddede yalnız "Gümüşlüzâde Muhyiddîn Çelebi" diye anılır. Bu adı taşıyan en tanınmış kişi, Hüsameddin'in "kutbu'l-aktâb" diye nitelediği Gümüşlüzâdeler'den Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi'dir. Eserin üçüncü cildine göre bu zat, kayınpederi Pîr Abdurrahmân Hüsâmî Çelebi'nin 903 (1497-98) yılında ölümü üzerine Pîr İlyâs zaviyesinin şeyhi olmuştur. Şehzade Ahmed'in şeyhi sayılmış, Ahmed 918 (1512) yılının Rebiülâhir ayında Amasya'da saltanatını ilan ettiğinde biat töreninde duayı ona okutmuştur. I. Selim tahta geçtikten sonra 919 (1513) yılında gelen fermanla Ahmed'in taraftarları dağıtılırken İstanbul'a gönderilmiş, 921 (1515) yılında Yedikule zindanında bulunduğu kaydedilmiştir. Hüsameddin 926 (1520) yılı olayları arasında "Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi de Amasya'ya bu sene gelip evlâd u ıyâline kavuşdu" diye yazar.

Sitedeki aile yazısı Sâfiye'nin kocasını bu Muhyiddîn Mehmed Çelebi ile bir tutar ve onun eşleri arasında Pîr Abdurrahmân Hüsâmî'nin kızı Âlime Hatun ile Sâfiye Hatun'u birlikte sayar. Bu özdeşleştirme akla yakındır, ama bir çıkarımdır: Sâfiye'nin maddesinde kocanın adı "Mehmed" ve "Pîr" unvanı olmadan geçer, Hüsameddin de başka bir yerde "Büyük Muhyiddîn Mehmed Çelebi" diyerek aynı adı taşıyan ikinci bir aile üyesinin varlığını sezdirir. Özdeşleştirme doğruysa Sâfiye, kocasının Yedikule'de geçen yıllarında Amasya'da kalan "ıyâl" arasında olmalıdır; Âlime Hatun ise kocasıyla Hicaz'a gitmiş ve 933 (1526-27) yılında Mekke'de ölmüştür. Sâfiye'nin Hicaz'a gidip gitmediği, kocasından çocukları olup olmadığı bilinmemektedir.

Mihrî Hatun'un Öğrencisi

Maddenin en önemli bilgisi, Sâfiye'nin "şiir ve inşâda" Mihrî Hatun'un öğrencisi olduğudur. Mihrî, Amasya'da doğmuş, hayatını bu şehirde geçirmiş, divanı bütün olarak bugüne ulaşmış bir şairdir. Hüsameddin 903 (1497-98) yılında "Amasya şu'arâsından Çeşmî Ahmed Çelebi ile Mihrî Hâtun iştihâr ediyordu" diye yazar; in'âmât defterlerindeki son kayıt ise 917 (1512) tarihlidir. Bu tarihlere göre Sâfiye'nin Mihrî'den ders alması büyük olasılıkla XVI. yüzyılın ilk on yılı içine, Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği dönemine düşer; bu da kaynakta açıkça söylenmeyen bir çıkarımdır. Mihrî'nin şehzade sarayının çevresinde oluşan şiir muhitinin içinde yer aldığı düşünülürse, Sâfiye'nin eşinin Şehzade Ahmed'in şeyhi sayılması da iki kadını aynı çevrede buluşturan bir bağ olarak görülebilir.

Hoca ile öğrenci arasında ailevi bir yakınlık da bulunabilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Mihrî'nin dedesi Pîr İlyâs Halvetî'dir ve şair, dedesinin tekkesindeki hazireye gömülmüştür. Sâfiye'nin dedeleri Pîr İlyâs'ın halifeleri arasından çıkmış, eşi de Pîr İlyâs zaviyesinin şeyhi olmuştur. Hüsameddin bu akrabalıktan söz etmez ve Mihrî'yi Sâfiye maddesinde yalnızca hocası olarak anar. Mihrî'nin aile bilgileri kaynaklarda zaten birbirini tutmaz; Hüsameddin onu başka bir ciltte kadı Bilâlî Mehmed Çelebi'nin oğlu Yahyâ Çelebi'nin kızı olarak gösterir. Bu yüzden iki kadın arasındaki bağın Halvetî çevresi üzerinden kurulduğu söylenebilir, ama aile bağı kesin olarak gösterilemez.

Şiirleri

Sâfiye Hatun'un şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin ondan bir beyit aktarmaz, bir mahlas kullanıp kullanmadığını da bildirmez. Bu çalışma sırasında XVI. yüzyıl tezkirelerinde, TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ve Osmanlı kadın şairleri üzerine yapılan çalışmalarda adına rastlanamamıştır. Sâfiye'nin şiirleri, Hüsameddin'in "sûfî-meşreb" nitelemesinden yola çıkılarak tasavvufi nitelikte düşünülebilir; ama bu bir tahmindir ve elde onu destekleyecek bir metin yoktur. Mihrî'nin divanında Sâfiye'ye yazılmış ya da onu anan bir şiir de bilinmemektedir.

Kaynaklardaki Çelişkiler

İğnecizâde ailesinin şeceresi Hüsameddin'in maddelerinde tam örtüşmez. Sâfiye'nin ve Safiyüddîn Mûsâ'nın maddeleri soyu Seyyideddîn Ahmed, Safiyüddîn Mûsâ, Abdurrahman Efendi, Sâfiye sırasıyla verir. Abdurrahman Efendi'nin kendi maddesi ise onu "eş-Şeyh Seyyidüddîn Ahmed Halvetî bin eş-Şeyh Safiyyüddîn Halvetî mahdûmu" olarak tanıtır; bu okumada Safiyüddîn, Abdurrahman'ın büyükbabası olur. Eserin birinci cildinde Pîr İlyâs çilehanesinin şeyhleri sayılırken Şeyh Zekeriyâ'dan sonra "İğnecizâde Pîr Safiyyeddîn Mahmûd el-Halvetî" adı yer alır; Safiyüddîn'in adı burada Mahmûd olarak verilmiştir. Ölüm tarihleri, yani Safiyüddîn için 893 ve Abdurrahman için 950 dolayları, Sâfiye'nin 945'ten sonraki ölümüyle uyumludur ve ilk sıralamayı destekler. Kocasının kimliği konusundaki belirsizlik yukarıda anlatılmıştır.

Kronoloji

853 (1449): Büyük dedesi Seyyideddîn Ahmed Çelebi'nin ölümü (Hüsameddin'e göre "hudûdunda").

893 (1488): Dedesi Şeyh Safiyüddîn Mûsâ Çelebi ölür.

903 (1497-98): Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi Pîr İlyâs zaviyesinin şeyhi olur; Hüsameddin, Mihrî Hatun'un Amasya şairleri arasında şöhret bulduğunu kaydeder.

917 (1512): Mihrî Hatun'a ait son in'âm kaydı.

918 (1512): Şehzade Ahmed Amasya'da saltanatını ilan eder; biat duasını Muhyiddîn Mehmed Çelebi okur.

919 (1513): Muhyiddîn Mehmed Çelebi fermanla İstanbul'a gönderilir.

926 (1520): Muhyiddîn Mehmed Çelebi Amasya'ya dönüp ailesine kavuşur.

945 (1538-39): Sâfiye Hatun bu tarihten sonra ölür.

950 (1543-44): Babası Abdurrahman Efendi'nin ölümü (Hüsameddin'e göre "hudûdunda").

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar