XVII. yüzyılın ilk yarısında Amasya'da mühür kazıyanların en ünlüsü, Hüsameddin'in deyişiyle şehrin "birinci hakkâkı", Hâtemî mahlasıyla şiir de yazan Mehmed Çelebi'ydi. Taş ve madene yazı oyan bir sanatkârın mahlasını mührün oyulduğu yüzüğün adından, "hâtem"den alması, şairle zanaatkârı tek kelimede birleştirir. Yazıyı, devrinin ünlü Amasyalı hattatlarından amcası Hüseyin Efendi'den öğrenmişti. Hazırcevaplığı ve ince zevki yüzünden edebiyat meclislerine çağrılır, sohbetinden hoşlanılırdı. 1051 (1641-42) dolaylarında, yetmiş yaşlarındayken öldü.
Hayatı
Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın dokuzuncu cildindeki Hâtemî Mehmed Çelebi-Hakkâk maddesinde sanatkârla meclis adamı yan yana durur:
Amasyalıdır. Dede Çelebizâde Hasan Çelebi mahdûmu ve hattât-ı meşhûr Hüseyin Efendi'nin yeğenidir. Hutût-ı mütenevvi'ayı amcası Hüseyin Efendi'den ahz u temeşşûk edib hatt-ı ta'lîkte mahâret kazandığından hakkâk-ı meşhûr oldu. Amasya'da birinci hakkâk olarak tanınmış bir sîmâ-yı latîf olup letâfet-i tab'a mâlik bir şâir ve edîb olduğundan mecâlis ve mehâfil-i üdebâya davet ve sohbetinden kesb-i inbisât edilirdi. 1051 hudûdunda yetmiş yaşlarında vefât etdi. Hoş-gû, hâzır cevâb, şâir bir hattât idi.
Günümüz diliyle: Amasyalıdır. Dede Çelebizâde Hasan Çelebi'nin oğlu ve ünlü hattat Hüseyin Efendi'nin yeğenidir. Çeşitli yazı türlerini amcası Hüseyin Efendi'den alıp meşk ederek öğrendi; ta'lik yazıda ustalaşınca ünlü bir hakkâk oldu. Amasya'da birinci hakkâk olarak tanınan, hoş simalı biriydi. İnce bir tabiata sahip şair ve edip olduğundan edebiyatçıların meclislerine ve toplantılarına çağrılır, sohbetinden zevk alınırdı. 1051 dolaylarında, yetmiş yaşlarında öldü. Güzel konuşan, hazırcevap, şair bir hattattı.
Hakkâk, mühür, yüzük taşı ya da kitabe gibi sert yüzeylere yazı ve süs oyan sanatkâra denir. Mühür kazıyıcılığında yazının kendisi işin malzemesi olduğundan, iyi bir hakkâktan iyi bir hattat olması da beklenirdi; Hüsameddin de Mehmed Çelebi'nin şöhretini ta'lik yazıdaki ustalığına bağlar. Ölüm tarihi ile "yetmiş yaşlarında" kaydı birlikte düşünülürse doğumu 980'lerin başına, yani 1570'lerin ortasına düşer; bu hesap yaklaşıktır.
Amcası Hüseyin Efendi ve Aile
Mehmed Çelebi'nin hocası ve amcası olan Hüseyin Efendi, dokuzuncu ciltte ayrı bir maddeyle anlatılır. Hüseyin Efendi-Dede Çelebizâde maddesine göre o, Ramazân Çelebi bin Dede Ali Çelebi'nin oğludur. Yazıyı önce ünlü hattat Hayreddînzâde Mehmed Çelebi'nin, sonra Şehreküstü Mahallesi'ndeki Pîr Sinan Tekkesi'nin şeyhi Derviş Ali Efendi'nin yanında öğrenmiş, Amasya'da elli kadar öğrenciye hat dersi vermiş ve Sultan Bayezid mektebinin hat hocasıyken 1003'ten (1594-95) sonra ölmüştür. Hüsameddin onu çeşitli yazılarda, özellikle celî ve nesihte, devrinin tek üstadı sayar ve kişisel bir not ekler: Hüseyin Efendi'nin 991'de (1583) yazdığı bir En'âm-ı Şerîf kendi evinin süsüyken yanmıştır.
Maddeler birlikte okununca bir hattat ailesi belirir. Dede Ali Çelebi'nin oğlu Ramazân Çelebi'nin çocuklarından biri Hüseyin Efendi'dir; Mehmed Çelebi'nin babası Hasan Çelebi'nin de Ramazân Çelebi'nin oğlu olduğu, ailenin "Dede Çelebizâde" adını ortak taşımasından ve Hüseyin'in "amca" diye anılmasından çıkarılır; Hüsameddin Hasan Çelebi'ye ayrı madde ayırmaz. Hüseyin Efendi'nin oğlu Rüşdü İbrâhim Efendi de babasından hat öğrenmiş, Amasya darphanesinin, darphane kapanınca Sultan Bayezid vakıflarının kâtibi olmuş ve 1039 Şevvalinde (Mayıs-Haziran 1630) çocuksuz ölmüştür. Hüsameddin onu da şair sayar ve Turâbî Mustafa Efendi gibi çağdaşlarıyla şakalaşıp şiirleştiğini yazar. Mehmed Çelebi'nin amcazadesi olan bu şair kâtip, ondan on iki yıl kadar önce ölmüştür. Böylece aynı evde iki kuşak boyunca kalem işi sürmüş, biri kâğıda, öteki taşa yazmıştır.
Şiiri
Meclislerin bu sevilen konuğundan geriye bir mısra kalmamıştır: Hâtemî Mehmed Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin ona "şâir" sıfatını verir, örnek göstermez; Metin Hakverdioğlu'nun 2024'te yayımlanan dökümü de onu Hüsameddin'in andığı şairler arasına alır. Hazırcevaplığı ve "hoş-gû" oluşu, meclislerde doğaçlama söylenen kıt'a, latife ve nüktelerle tanındığını düşündürür; bunlar yazıya geçmiş olsa bile bugün elimizde değildir. Mühür kazıyan bir sanatkârın ürettiği mühürlerin üzerinde kendi beyitlerinin bulunup bulunmadığı da bilinmiyor.
Hâtemî mahlası Amasya'da bu yüzyıllarda birkaç kişide görülür. XV. yüzyılın büyük âlimi Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi ile Şehzade Bayezid'in meclisinden Hâtemî Abdülkerîm Çelebi ondan bir buçuk asır önce yaşamıştır. Mahkeme kâtibi Hâtemî İbrâhim Çelebi ise onun çağdaşıdır ve babası yüzükçü bir kuyumcudur. Mühür kazıyan bir sanatkârla yüzükçü oğlunun aynı adı seçmesi rastlantı da olabilir; kaynaklar ikisi arasında bir bağdan söz etmez.
Kronoloji
991 (1583): Amcası Hüseyin Efendi, Hüsameddin'in evinde saklanan En'âm-ı Şerîf'i yazar.
1003 (1594-95) sonrası: Hüseyin Efendi ölür.
Şevval 1039 (Mayıs-Haziran 1630): Amcazadesi Rüşdü İbrâhim Efendi ölür.
1051 (1641-42) dolayları: Mehmed Çelebi yetmiş yaşlarında ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 332-333 (e-kitap s. 105-106), "Hâtemî Mehmed Çelebi-Hakkâk" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page106.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 30-31 (e-kitap s. 20), "Hüseyin Efendi-Dede Çelebizâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page20.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 65-66 (e-kitap s. 212), "Rüşdü İbrâhim Efendi-Hattâtzâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page212.html
- Metin Hakverdioğlu, "Amasya Tarihi'nin Şairler Tezkiresi Yönü", Sosyal Bilimler Araştırmaları -11-, ed. Hasan Yerkazan, Önder Eryılmaz, Amasya: Amasya Üniversitesi Yayınları, 2024, s. 5-32 (dokuzuncu cildin şairleri: s. 27). https://amasya.edu.tr/media/4nvlf0bx/sosyal-bilimler-arastirmalari-11.pdf
Çevrimiçi kaynaklar
