Hâtemî Abdülkerîm Çelebi'yi şehzade meclisinden derviş halvethanesine götüren yol, Fatih Sultan Mehmed'in 878'de (1473) Amasya'ya gelişiyle açıldı. Gençliğinde Amasya'da Halifet Gazi Medresesi'nde müderris olmuş, şehrin valisi Şehzade Bayezid'in, yani sonraki II. Bayezid'in özel meclisine girmişti. Fatih'in gelişinde şehzadenin çevresinden uzaklaştırılıp Tokat'a gönderildi, birkaç yıl sonra müderrisliği bıraktı ve Kayseri'de Şeyh İbrâhim Tennûrî'nin dergâhında dervişliğe başladı. Şeyhinin ölümünden sonra Amasya'ya vaiz ve tekke şeyhi olarak döndü, 903 (1497-98) dolaylarında öldü. Hüsameddin'e göre şiirleri ve ilahileri vardı; bunlardan bugüne bir satır kalmamıştır. Ailesi ise Amasya Tarihi'nin farklı ciltlerinde birbirini tutmayan biçimlerde anlatılır.

Hayatı

Hâtemî Abdülkerîm Çelebi-Şeyhîzâde maddesi, dokuzuncu cildin ona ayırdığı satırların tamamıdır:

Amasyalıdır. Mehmed Çelebi mahdûmu olup Mevlânâ Rükneddîn Ahmed Cendî Çelebi'den ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm-ı meşhûr oldu. Tedrîs-i ulûm esnâsında fazîlet-i ilmiyyesi ve hüsn-i edebi şâyî olduğundan Halfet Gâzi müderrisi olup Amasya vâlîsi Sultân Bâyezîd-i Sânî'nin dâhil-i bezm-i hâssı oldu. 878'de Fâtih Sultân Mehmed Hân'ın Amasya'ya teşrîfinde Çandarlızâde İbrâhim Paşa'nın vezâretden azli esnasında bunu da Tokat'a gönderdi. Orada müderris olup sonra terk-i tedrîs ederek 882'de eş-Şeyh İbrâhim Tennûrî Hazretleri'ne peyrev olarak beraber Kayseri'ye gitdi. Orada Şeyh Efendi'nin riyâzet-hânesinde tekmîl-i sülûk edib hilâfet-nâme aldı. Şeyh Efendi'nin 887'de irtihâli üzerine vatanına avdet edib Enderûn Câmi-i Şerîfi kürsî şeyhi oldu. Bir müddet halkın tehzîb-ı ahlâkına mevâiz-i müessiresiyle hizmet edib sonra Torumtay buk'ası şeyhi olduğu hâlde 903 hudûdunda vefât etdi. Âlim, kâmil, vâiz, müteşerri', şâir, edîb, bir şeyh-i lebîb idi. Eş'âr ve ilâhiyatı var idi. İlahiyâtından bir parçası görülüb istinsâh edilmişdi. Hayfâ ki yandı. Birâderi meşâhîr-i fuzalâdan Mevlânâ Abdî Çelebi de meşhûr idi.

Günümüz diliyle: Amasyalıdır. Mehmed Çelebi'nin oğludur. Mevlânâ Rükneddîn Ahmed Cendî Çelebi'den öğrenimini tamamlayıp tanınmış bir ders-i âm oldu. Ders okuttuğu sırada bilgisi ve güzel ahlakı duyulunca Halifet Gazi Medresesi'ne müderris oldu ve Amasya valisi Sultan II. Bayezid'in özel meclisine girdi. 878'de Fatih Sultan Mehmed Han Amasya'ya geldiğinde, Çandarlızâde İbrâhim Paşa'nın vezirlikten azli sırasında onu da Tokat'a gönderdi. Orada müderris oldu; sonra ders okutmayı bırakıp 882'de Şeyh İbrâhim Tennûrî Hazretleri'ne uyarak onunla birlikte Kayseri'ye gitti. Şeyhin halvethanesinde seyrüsülûkünü tamamlayıp hilafetname aldı. Şeyh 887'de ölünce memleketine döndü ve Enderun Camii'nin kürsü şeyhi oldu. Bir süre etkili vaazlarıyla halkın ahlakını düzeltmeye çalıştıktan sonra Torumtay türbesinin şeyhiyken 903 dolaylarında öldü. Âlim, olgun, vaiz, şeriata bağlı, şair, edip ve akıllı bir şeyhti. Şiirleri ve ilahileri vardı. İlahilerinden bir parçası görülüp kopya edilmişti; ne yazık ki yandı. Kardeşi, ünlü bilginlerden Mevlânâ Abdî Çelebi de meşhurdu.

Şehzadenin Meclisinden Tennûrî'nin Dergâhına

Bayezid'in Amasya sarayını hedef alan tasfiye, Hâtemî'nin hayatını ikiye böler. II. Bayezid'in şehzadelik yıllarında Amasya'da toplanan meclis, şairler, müderrisler ve musahiplerden kuruluydu. Hüsameddin'in anlattığına göre Fatih, 878'de şehri ziyaret ettiğinde Çandarlızâde İbrâhim Paşa vezirlikten alınmış, Hâtemî de bu sırada Tokat'a gönderilmiştir. Meclisin dağıtılması bununla bitmemiştir: aynı çevreden Âfitâbî Abdurrahman Çelebi 883'teki Halîmî olayında Ankara'ya, Enverî Pîr Hasan Çelebi ise yine 883'te Tokat'a gönderilmiştir.

Tokat'ta bir süre müderrislik yaptıktan sonra Hâtemî'nin yolu tasavvufa döner. Bağlandığı İbrâhim Tennûrî, Akşemseddin'in halifelerinden, Bayramiyye-Şemsiyye yolunun Tennûriyye kolunu kuran şeyhtir; annesi Amasyalıydı ve kendisi Kayseri'de yerleşmişti. Hüsameddin'in verdiği 887 tarihi, Tennûrî'nin ölüm yılı olarak başka kaynaklarda da 887 (1482) sonbaharı diye geçer. Hâtemî beş yıl kadar Kayseri'de kalmış, halifelik almış ve şeyhinin ölümünden sonra Amasya'ya dönmüştür. Müderris olarak ayrıldığı şehre bu kez vaiz olarak gelmiş, önce Enderun Camii'nde kürsüye çıkmış, sonra Hüsameddin'in "Torumtay buk'ası" dediği yerin, yani Selçuklu emiri Seyfeddin Torumtay'ın türbesi ve onun yanındaki zaviyenin şeyhi olmuştur. Bu yıllarda Bayezid padişahtı; Hâtemî'nin eski hamisiyle yeniden bir ilişki kurup kurmadığı bilinmiyor.

Ailesi ve Kaynakların Durumu

Hâtemî'nin kendi maddesinde babasının adı Mehmed Çelebi, kardeşinin adı Mevlânâ Abdî Çelebi'dir. Amasya Tarihi'nin öteki ciltleri bu soyu farklı kurar:

  • Altıncı ciltteki Âfitâbî Abdurrahman Çelebi-Şeyhîzâde maddesi, Âfitâbî'yi "Şemseddîn Mehmed Çelebi bin Şeyhî Çelebi" oğlu ve "Hâtemî Abdulkerîm Efendi'nin birâderi" diye tanıtır. Bu kayıt, babanın adı bakımından Hâtemî'nin kendi maddesiyle uyuşur.
  • On birinci ciltteki Şeyhî Mehmed Çelebi-Şeyh Kırık maddesine göre Mes'ûdiye Hankahı'nın şeyhi olan ve 846'da (1442-43) ölen Şeyh Kırık'ın oğlu Mevlânâ Abdülganî'dir; "bunun oğulları Abdülkerîm Hâtemî ve Müderris Abdî Efendilerdir". Burada baba Abdülganî, dede Şeyh Kırık olur.
  • On ikinci ciltteki Abdî Çelebi-Mevlânâ Abdullah maddesi de Abdî'yi "Şeyhîzâde Abdülğanî Çelebi oğlu" ve "Abdülkerîm Hâtemî Çelebi birâderi" diye anar ve iki kardeşin Mevlânâ Cemâleddîn Yûsuf Tokâdî ile Rükneddîn Ahmed Cendî'den birlikte okuduklarını ekler.
  • Sekizinci ciltteki Hasan Çelebi-Hüsâmeddînzâde maddesi ise Mevlevîhâne şeyhi Hasan Çelebi'nin (ö. 855 dolayları) oğulları arasında "şu'arâdan Şeyhî Mehmed Çelebi"yi sayar ve "bunun da mahdûmu Abdülkerîm Hâtemî Çelebi'dir" der.

Bu kayıtların ortak noktası, ailenin adını "Şeyhî" lakaplı bir atadan aldığı ve Hâtemî'nin Abdî adlı bir müderrisle kardeş olduğudur. Babanın adı ise Mehmed ile Abdülganî arasında gidip gelir. İki kardeşin aynı hocadan okuduğu bilgisinin hem Hâtemî'nin hem Abdî'nin maddesinde yer alması, kardeşliği sağlam kılar; Abdî maddesindeki "Abdülganî" adı ile Şeyh Kırık maddesinin aynı soyu vermesi de ikinci şemaya ağırlık kazandırır. Hüsameddin, Şeyhî lakabını taşıyan birkaç kuşağı farklı maddelerde birbirine bağlarken "Şeyhî Mehmed" adını bazen dedeye, bazen babaya vermiş görünür. Hangi şemanın doğru olduğu mevcut kaynaklarla çözülemez.

Hâtemî'nin çocukları için de iki kayıt vardır. On birinci ciltteki Şeyhî Mehmed Çelebi-Şeyhîzâde maddesi, Şehzade Ahmed'in yakınları arasına girip 918'de (1512-13) şehzadenin ölümüne üzülerek ölen şair Şeyhî Mehmed Çelebi'yi "Şeyh Kırık demekle meşhûr Şeyhî Çelebizâde Hâtemî Abdülkerîm Efendi'nin oğlu" diye tanıtır. Şeyhî Mehmed'in Münîrî ile şiirleştiği de aynı maddede yazılıdır. Yedinci ciltte "Abdülkerîm Çelebi mahdûmu" ve "Şeyhîzâde" diye anılan Enverî Pîr Hasan Çelebi'nin de Hâtemî'nin oğlu olması mümkündür; Hüsameddin bu bağı kurmaz, ihtimal yalnız ad ve lakap benzerliğine dayanır.

Kardeşi Mevlânâ Abdî, Amasya'da üç kez müftülük yapmış, Sultan Bayezid vakıflarının ilk mütevellisi olmuş, Kemalpaşazâde'ye hocalık etmiş ve 907 Ramazanında (Mart-Nisan 1502) ölmüştür. Âfitâbî de Hüsameddin'e göre 907'de ölür ve Hâtemî'nin kardeşi olarak gösterilir. Buna göre Hâtemî'nin Abdî ve Âfitâbî adlı iki kardeşi olur; ne var ki kaynak üçünü bir arada sayan bir cümle kurmaz ve Hâtemî'nin kendi maddesi yalnız Abdî'yi anar.

Şiiri

Hüsameddin onun "eş'âr ve ilâhiyât"ı bulunduğunu, ilahilerinden bir parçanın görülüp kopya edildiğini ama bu kopyanın da yandığını yazar; Hâtemî Abdülkerîm Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Metin Hakverdioğlu onu hem dokuzuncu hem on birinci ciltte geçen şairler arasında sayar. Bir Bayramî-Şemsî şeyhinin halifesi olan bir vaizin ilahileri, büyük ihtimalle zaviyesindeki zikir meclislerinde okunmak üzere yazılmıştı. Şehzade meclisinde söylenmiş olabilecek gazelleri hakkında ise hiçbir bilgi yoktur. XVI. yüzyıl tezkirelerinde bu Hâtemî'ye ayrılmış bir madde bilinmemektedir; tezkirelerin Hâtemî maddeleri, aynı meclisin öteki Hâtemî'si Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'ye aittir. Aynı mahlası taşıyan iki Amasyalının aynı şehzadenin meclisinde bulunması, bir gün ortaya çıkabilecek bir Hâtemî şiirinin hangisine ait olduğu sorusunu da beraberinde getirir.

Kronoloji

846 (1442-43): Ailenin atası sayılan Şeyhî Mehmed Çelebi (Şeyh Kırık) ölür.

878 (1473): Fatih'in Amasya'ya gelişinde Çandarlızâde İbrâhim Paşa görevden alınır; Hâtemî Tokat'a gönderilir.

882 (1477-78): Müderrisliği bırakıp Şeyh İbrâhim Tennûrî ile Kayseri'ye gider.

887 (1482): Tennûrî ölür; Hâtemî Amasya'ya döner, Enderun Camii kürsü şeyhi olur.

903 (1497-98) dolayları: Torumtay zaviyesinin şeyhiyken ölür.

907 (1502): Kardeşi Mevlânâ Abdî ölür.

918 (1512-13): Oğlu Şeyhî Mehmed Çelebi, Şehzade Ahmed'in ölümünün ardından ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar