Turâbî Mustafa Efendi gibi çağının şairleriyle şakalaşıp şiir atışan Rüşdü İbrâhim Efendi, bir hattat evinde yetişmişti. Babası Dede Çelebizâde Hüseyin Efendi, XVI. yüzyıl sonunda Amasya'nın en usta hattatlarındandı; oğul onun kalemini sürdürmüş, bunun yanında şiirle de uğraşmıştır. Amasya darphanesinde, darphane kapatılınca Sultan Bayezid vakıflarında kâtiplik yapmış, uzun yıllar öğrencilerine hat öğretmiş ve 1039 Şevvalinde (Mayıs-Haziran 1630) çocuksuz ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu "edîb, şâir, âlim, hattât-ı meşhûr" diye anar. Ne o atışmalardan ne kendi şiirlerinden bir satır kalmıştır.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin, onuncu ciltteki "Rüşdü İbrâhim Efendi-Hattâtzâde" maddesinde okuru babasının dokuzuncu ciltteki hayat hikâyesine gönderir:
Amasyalıdır. Hattât-ı meşhûr Dede Çelebizâde Hüseyin Efendi'nin mahdûmudur. Tercemesi yukarıda (cild. 9, sahîfe 30) yazılan pederinden hutût-ı mütenevvi'ayı ve ulemâdan ulûm-ı edebiyye ve şer'iyyeyi ahz u tahsîl edib darb-hâne kâtibi oldu. Amasya darb-hânesi ilgâ edildikden sonra Sultân Bâyezîd evkâfı kâtibi olup hayli müddet bu kitâbette kaldı. Bu sâyede ta'lîm-i şâkirdâna hasr-ı evkât edib 1039 senesi şevvâlinde bilâ-veled vefât etdi. Edîb, şâir, âlim, hattât-ı meşhûr idi. Turâbî Mustafa Efendi gibi asrı şu'arâsıyla mutâyebe ve müşâ'aresi vardı.
Maddenin bugünkü Türkçesi: Amasyalıdır. Ünlü hattat Dede Çelebizâde Hüseyin Efendi'nin oğludur. Hayatı yukarıda (9. cilt, 30. sayfa) yazılan babasından çeşitli yazı türlerini, âlimlerden de edebî ve şer'î ilimleri öğrenip darphane kâtibi oldu. Amasya darphanesi kaldırıldıktan sonra Sultan Bayezid vakıflarının kâtibi oldu ve uzun süre bu görevde kaldı. Bu sayede vaktini öğrenci yetiştirmeye ayırdı ve 1039 yılının şevval ayında çocuk bırakmadan öldü. Edip, şair, âlim ve ünlü bir hattattı. Turâbî Mustafa Efendi gibi çağının şairleriyle şakalaşır, karşılıklı şiir söylerdi.
Babası ve Hattat Bir Aile
Babası Hüseyin Efendi, Dede Ali Çelebi'nin oğlu Ramazân Çelebi'nin oğludur. Hüsameddin'in dokuzuncu ciltteki maddesine göre ünlü hattat Hayreddînzâde Mehmed Çelebi'nin hizmetinde bulunup ondan, ardından Şehreküstü Mahallesi'ndeki Pîr Sinan Tekkesi'nin şeyhi Derviş Ali Efendi'den yazı ve bilgi almıştır. Sultan Bayezid Mektebi'nin hat muallimi olarak Amasya'da elli kadar öğrenci yetiştirmiş, 1003 (1594-95) yılından sonra ölmüştür. Hüsameddin onu çeşitli yazılarda, özellikle celî ve nesihte "asrında üstâd-ı yegâne" sayar ve onun 991'de (1583) yazdığı bir En'âm-ı Şerîf'in kendi evinin süsüyken yandığını da üzüntüyle kaydeder. Aynı maddenin son cümlesi oğlunu tanıtır: "Mahdûmu İbrâhim Rüşdi Efendi'dir."
İbrâhim Efendi bu evde yetişmiş, hattı babasından almıştır. Babasının öğrenci yetiştirme geleneğini de sürdürmüştür; Hüsameddin onun vakıf kâtipliği sayesinde vaktini "ta'lîm-i şâkirdân"a, yani öğrencilere hat öğretmeye ayırdığını özellikle belirtir. Baba ile oğul, Şeyh Hamdullah'tan beri süren Amasya hat geleneğinin XVI. ve XVII. yüzyıldaki halkalarındandır.
Darphaneden Vakıf Kalemine
İbrâhim Efendi'nin ilk görevi Amasya darphanesindeki kâtipliktir. Darphanenin kapanış tarihi bu maddede yer almaz. Darphanenin kaldırılmasıyla İbrâhim Efendi, Sultan Bayezid külliyesinin vakıf kâtipliğine geçmiş ve uzun süre bu kalemde kalmıştır. "Bu sâyede" sözü, vakıf kâtipliğinin ona hem düzenli bir gelir hem de ders vermeye yetecek zaman sağladığını anlatır.
Turâbî ile Atışmalar
Maddenin son cümlesi, İbrâhim Efendi'nin edebî çevresine açılan tek penceredir. "Mutâyebe" şakalaşma, "müşâ'are" ise karşılıklı şiir söyleme, bir tür şiir atışmasıdır. Hüsameddin'in örnek olarak andığı Alîzâde Turâbî Mustafa Efendi, XVII. yüzyıl başında Amasya'nın en tanınmış şairi sayılır ve "edebin dört unsuru" denen şairlerden biridir. Turâbî 1040 saferinde (Eylül-Ekim 1630) ölmüştür; iki şair aynı yıl içinde, birkaç ay arayla hayata veda etmiştir. "Turâbî gibi" ifadesi atışma ortaklarının birden fazla olduğunu gösterir, ancak başka ad verilmez.
Şiiri
Rüşdü İbrâhim Efendi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Atışmaların öbür tarafı da yardıma gelmez: Turâbî'nin bugüne kalan tek kıtası başka bir kişiye yazılmıştır ve Hüsameddin iki şairin karşılıklı söyleştiği beyitlerden hiçbirini aktarmaz. Babasının maddesinde aynı kişinin "İbrâhim Rüşdi Efendi" diye geçmesi, Rüşdü'nün bir mahlas mı, adının parçası mı olduğu sorusunu açık bırakır. Bu adı taşıyan iki Amasyalı daha, aynı sayfada onu izleyen maddelerde yer alır ve ikisi de bir asır sonrasının insanıdır: 1142'de ölen İmâmzâde Rüşdü Ahmed Efendi ile Abdî Efendi tezkiresine zeyil yazan Şeyh Alizâde Rüşdü Ahmed Efendi.
Kronoloji
991 (1583): Babası Hüseyin Efendi bir En'âm-ı Şerîf yazar.
1003 (1594-95) sonrası: Babası Hüseyin Efendi ölür.
1039 şevval (Mayıs-Haziran 1630): Sultan Bayezid vakıfları kâtibi olan Rüşdü İbrâhim Efendi çocuksuz ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 65-66 (Rüşdü İbrâhim Efendi-Hattâtzâde maddesi; e-kitap s. 212). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page212.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 30-31 (Hüseyin Efendi-Dede Çelebizâde maddesi; e-kitap s. 19-20). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page20.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 42-43 (Turâbî Mustafa Efendi-Alîzâde maddesi; e-kitap s. 490). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page490.html
Çevrimiçi kaynaklar
