Hızrî mahlasını kullanan Mehmed Bey, XVI. yüzyılın ilk yarısında İstanbul'da Divân-ı Hümâyûn kâtipliği yapmış Amasyalı bir şair, münşî ve hattattır. Amasya valisi Hızır Paşa'nın soyundan gelir, I. Selim'in sırkâtibi Keşfî Mehmed Çelebi'nin yeğenidir. Latîfî tezkiresinde onu "Hızrî-i Amasyavî" başlığıyla, kalem erbabı arasında anar; Hüseyin Hüsameddin Yasar da Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde hayatını ayrıntılı biçimde yazar. Bugün adı daha çok Âb-ı Hayât adlı manzum öğüt kitabıyla bilinir. Bu mesnevinin sonundaki, eserin Amasya'da kurulduğunu söyleyip şehrin halkına dua eden dört beyit, sitedeki Hızrî'nin Âb-ı Hayât'ından Amasya beyitleri yazısında ayrıca incelenmiştir. Aynı mahlası taşıyan başka şairler bulunduğu için Amasyalı Hızrî'yi onlardan ayırmak gerekir; bu konu aşağıda ayrıca ele alınmıştır.
Hüsameddin'in Kaydı
Hüsameddin'in maddesi, Hızrî'nin hayatını en geniş biçimde anlatan kayıttır. Biyografik kısmın özgün metni şöyledir:
Amasyalıdır. Amasya vâlîsi Kabulî Ağazâde Hızır Paşa ahfâdından Lütfullah Çelebi bin İbrâhim Bey bin Hızır Paşa'nın mahdûmu ve Sultân Selîm-i Evvel'in ser-kâtibi olan Keşfî Mehmed Çelebi'nin birâderzâdesidir. Evâil-i hâlinde tahsîl-i ilm ü kitâbet edib Amasyalı Abdullah Efendi'den hutût-ı mütenevvi'ayı aldı. 918'de Sultân Selîm-i Evvel taht-ı saltanâta cülûs etdikde İstanbul'a gelip Divân-ı Hümâyûn kalemine girdi. Amcasının sâye-i ikbâlinde kâtib-i Divân-ı Hümâyûn oldu. Sultân Selîm'in vefâtından sonra amcası da vefât ve Sadr-ı a'zam Amasyalı Pirî Mehmed Paşa da isti'fâ eylediğinden Makbûl İbrâhim Paşa'nın sadâretinde Divân-ı Hümâyûn'dan çıkarılıb Yahşi Beyzâde İskender Paşa'ya divân kâtibi oldu. Bir müddet sonra defterdâr-ı meşhûr Yenicelizâde İskender Çelebi'ye intisâb ederek İstanbul'a gelip sânîyen Divân-ı Hümâyûn kâtibi oldu. 940'da Sultân Süleyman Kanunî Bağdad seferine gidip 941'de Efendisi İskender Çelebi salben i'dâm edildikde pek ziyâde müteessir olup 942 senesi evâilinde İstanbul'a avdetini müteakib vefât etdi. Kâtib, münşî, şâir, hattât idi. Divân-ı eş'ârı, "Âb-ı hayat" adlı nesayih ü mevâiz-i edebîyeden bâis risâle-i manzûmesi vardır. Bu risâlesi kütübhâne-i hümâyûnda görüldü. 989'da Galata Sarayının hâne-i sagîrinde tâhsil ve terbiyede bulunan Amasyalı Bâlî bin Mehmed'in hattıyla yazılmış bulundu.
Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Amasya valisi Kabulî Ağazâde Hızır Paşa'nın torunlarından olup Hızır Paşa'nın oğlu İbrâhim Bey'in oğlu Lütfullah Çelebi'nin oğludur; I. Selim'in başkâtibi Keşfî Mehmed Çelebi'nin yeğenidir. Gençliğinde ilim ve kâtiplik öğrendi, Amasyalı Abdullah Efendi'den çeşitli yazı türlerini meşk etti. 918'de (1512) I. Selim tahta çıkınca İstanbul'a gelip Divân-ı Hümâyûn kalemine girdi ve amcasının himayesiyle Divân-ı Hümâyûn kâtibi oldu. Selim'in ölümünden sonra amcası da ölünce ve Amasyalı Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa görevden çekilince, Makbul İbrâhim Paşa'nın sadaretinde Divân'dan çıkarıldı ve Yahşi Beyzâde İskender Paşa'nın divan kâtibi oldu. Bir süre sonra ünlü defterdar Yenicelizâde İskender Çelebi'ye bağlanarak İstanbul'a geldi ve ikinci kez Divân-ı Hümâyûn kâtibi oldu. 940'ta (1533-34) Kanuni Bağdat seferine çıktı; 941'de (1534-35) efendisi İskender Çelebi asılarak idam edilince çok üzüldü ve 942 yılının başlarında (1535) İstanbul'a dönüşünün ardından öldü. Kâtip, münşî, şair ve hattattı. Bir divanı ve edebî öğüt ve vaazlardan söz eden Âb-ı Hayât adlı manzum bir risalesi vardır. Bu risale saray kütüphanesinde görüldü; 989'da (1581) Galata Sarayı'nın küçük odasında eğitim gören Amasyalı Bâlî bin Mehmed'in eliyle yazılmıştır. Maddenin tamamı sitedeki Hüsameddin ansiklopedisi bölümünde de yer alır.
Hayatı
Hızrî'nin hayatı, büyük ölçüde hamilerinin kaderine bağlı bir kâtip hayatıdır. Amasya'da yetişen genç, yazıyı Amasyalı Abdullah Efendi'den öğrenmiş ve kalem işlerine erkenden alışmıştır. 1512'de I. Selim'in tahta çıkışı onun için bir fırsat olmuş, amcası Keşfî Mehmed Çelebi padişahın sırkâtibi olunca kendisi de Divân-ı Hümâyûn kalemine girmiştir. Bu dönem ailenin parlak yıllarıdır: bir Amasyalı sadrazam, Pîrî Mehmed Paşa, devletin başındadır ve amcası sarayın en güvenilir kalemlerinden birini yönetmektedir. Selim'in ölümünün ardından amcasının da ölmesi ve Pîrî Mehmed Paşa'nın sadaretten çekilmesi bu dengeyi bozmuş, İbrâhim Paşa'nın sadrazamlığı sırasında Hızrî Divân'dan uzaklaştırılmıştır.
Bu ilk kopuştan sonra Hızrî, devlet adamlarının yanında divan kâtipliği yaparak yolunu bulmuştur. Önce Yahşi Beyzâde İskender Paşa'nın, ardından Hüsameddin'in "defterdâr-ı meşhûr" dediği Yenicelizâde İskender Çelebi'nin hizmetine girmiş, onun desteğiyle yeniden Divân-ı Hümâyûn kâtipleri arasına dönmüştür. Bu ikinci yükseliş de bir seferin içinde sona ermiştir. Kanuni'nin 940'ta (1533-34) başlayan Bağdat seferi sırasında, 941'de (1534-35) İskender Çelebi asılarak idam edilmiştir. Hüsameddin, Hızrî'nin bu olaydan çok etkilendiğini ve 942 (1535) başlarında İstanbul'a döndükten kısa süre sonra öldüğünü yazar.
Latîfî'nin anlatımı ölüm yeri ve zamanı bakımından farklıdır. Tezkireye göre Hızrî, padişah Bağdat seferine yöneldiği sırada ölmüş, "asker ülkenin fethine, o da öbür dünyaya gitmiştir". Bu ifade, ölümün seferin içinde, ordunun yürüyüşü sırasında gerçekleştiğini düşündürür. Ahmet Pirinç de, Maksut Belen'in tezine dayanarak ölüm tarihini 941 (1534) olarak verir. Böylece kaynaklarda iki tarih yan yana durur: Latîfî ve onu izleyen araştırmalarda 941 (1534), Hüsameddin'de 942 (1535) başı. Latîfî çağdaş bir tanıktır, Hüsameddin ise ölüm haberini İskender Çelebi'nin idamına bağlayan daha ayrıntılı bir hikâye kurar; hangisinin doğru olduğunu kesin olarak gösteren bir belge bilinmemektedir.
Amasya ile Bağı
Hızrî'nin Amasyalılığı iki bağımsız kaynakta açıkça yazılıdır. Latîfî onu "Amasyadan erbâb-ı kalem ve ashâb-ı rakam zümresinden" diye tanıtır, Hüsameddin de maddesine "Amasyalıdır" diye başlar ve soyunu şehrin valilerinden Hızır Paşa'ya bağlar. Mahlası da bu aileye işaret eder: Hızır Paşa'nın torununun oğlu, şiirde atasının adından türetilmiş "Hızrî" mahlasını kullanmıştır; bu bağlantı kaynaklarda açıkça söylenmez ve bir çıkarımdır. Hüsameddin eserinin birinci cildinde Kanuni devrinde tanınan Amasyalı şairleri sayarken Ânî, Zamânî, Fikrî ve Edâyî ile birlikte Hızrî'yi de anar; üçüncü ciltte de şehrin ilk parlak edebiyat devrinin tanınmış şairleri arasında adını verir.
Şehirle en güçlü bağ ise şairin kendi sözündedir. Âb-ı Hayât'ın Hüsameddin tarafından aktarılan dört beytinde Hızrî, eserinin "şehr-i Amâsiyye"de kurulduğunu söyler ve Allah'tan Amasya halkını kaza ve beladan korumasını diler. Bu beyitler mesnevinin Amasya'da yazıldığını ya da tamamlandığını gösterir; ancak İstanbul'da ve seferlerde geçen bir kâtip hayatının hangi yıllarında Amasya'da bulunduğu bilinmemektedir. Eserin bugün bilinen nüshasını 1581'de yazan Bâlî bin Mehmed'in de Amasyalı olması, kitabın şehrin insanları arasında okunmaya devam ettiğini düşündürür. Hüsameddin bu dört beyitten sonra kendi duasını ekler ve Amasya'yı yücelten değerbilir insanları över; bu satırların çevirisi ve beyitlerin yorumu, yukarıda bağlantısı verilen Amasya Şiirleri yazısındadır.
Şiiri ve Âb-ı Hayât
Latîfî, Hızrî'yi büyük bir şair saymaz. Hükmü şöyledir: "Ammâ bu fende kâsırînden tabaka-i zîrîndendür. Mesnevî-gûy u sâde-makâl ve makâlâtında çendân hayâl yog idi." Günümüz Türkçesiyle: Ancak şiir sanatında yetersiz kalanlardan, alt tabakadandır; mesnevi söyleyen, sade sözlü bir şairdir ve sözlerinde pek hayal yoktur. Tezkireci onun en seçkin sözü olarak tek bir matla verir: "Eşküm içre rûy-ı zerdüm ey gül-i raʿnâ hemân / Ṣuya düşmiş bir ḫazân berkine beñzer bî-gümân." Gözyaşları içindeki sararmış yüzünü suya düşmüş bir güz yaprağına benzeten bu beyit, Hızrî'nin şiirleri arasında ayrı bir yazıda incelenmiştir. Hüsameddin bir divanından söz eder, ama bu divanın bugün bilinen bir nüshası kaynaklarda anılmaz.
Şairin asıl eseri Âb-ı Hayât'tır. Hüsameddin onu "edebî öğütler ve vaazlar üzerine manzum bir risale" diye tanımlar ve saray kütüphanesinde gördüğünü yazar. Latîfî de eseri anar ve sır saklamanın erdemini anlatan bölümünden dört beyit aktarır; bu parça da şairin şiirleri arasında ayrıca verilmiştir. Mesnevi üzerinde Maksut Belen 1997'de Celal Bayar Üniversitesi'nde bir yüksek lisans tezi hazırlamış, metni yayımlamıştır. Ahmet Pirinç, bu neşre dayanan 2018 tarihli bildirisinde eseri didaktik bir nasihatnâme olarak değerlendirir ve tevhid bölümündeki Tanrı tasavvurunun Sünnî kelama, özellikle Gazzâlî çizgisine yakın olduğunu, kavram seçiminde ise tasavvufun irfânî diline dayandığını söyler. Pirinç'in aktardığı beyitler eserin dilini de gösterir: "Ehadsin hem ebedsin hem ezelsin / Vücûd-ı vâcib ü hem lem-yezelsin."
Pirinç'in bildirisindeki bir ayrıntı, Hızrî'nin kendisini hangi şairlerin çizgisinde gördüğünü gösterir. Şair, rüyasında Câmî, Rûşenî, Ahmedî ve Gülşenî ile buluşup sohbet ettiğini anlatır: "Muhakkak Câmî'yi hem Rûşenî'yi / Dahi hem Ahmedî'yi Gülşenî'yi // Görürem hâb içinde sürerüz dem / Bularun ile olup yâr u hem-dem." Pirinç, eserin yazılmasında bu rüyaların teşvik edici bir rol oynadığını belirtir. Anılan adlardan Ahmedî, Hüsameddin'e göre yine Amasyalı olan ve ömrünün son yıllarını şehirde geçiren İskendernâme şairidir; Hızrî'nin onu rüyasındaki dostları arasında sayması, iki Amasyalı şairi bir yüzyıl arayla birbirine bağlar. Bu bağın Hızrî'nin bilincinde bir hemşehrilik duygusu taşıyıp taşımadığını kaynaklar söylemez.
Hüsameddin'in aktarımında bir karışıklık da vardır. Tarihçi, Latîfî'den aldığı sır saklama beyitlerinden sonra "Velehu" (bu da onundur) diyerek "Râz-dâr olur egerçi yâra yâr" diye başlayan üç beyit daha ekler. Latîfî'nin Rıdvan Canım tarafından yayımlanan metninde ise bu beyitler "Naẓm li-ġayrihî", yani başka birinin nazmı başlığıyla verilmiştir ve hemen ardından Hamdî'nin Yûsuf u Züleyhâ'sından parçalar gelir. Bu nedenle söz konusu üç beyit Hızrî'nin şiirleri arasına alınmamıştır.
Aynı Mahlası Taşıyan Şairler
Hızrî mahlası XVI. yüzyılda birden fazla şair tarafından kullanılmıştır ve kaynaklarda kolayca karışır. Latîfî, Amasyalı Hızrî'nin maddesinden hemen önce, Bursa müftüsü Ahmed Paşa'nın oğlu Hızır Beg Çelebi'yi anlatır; bu şair de Hızrî mahlasını kullanmış, Kaplıca Medresesi müderrisiyken Şeyh Şemseddin Buhârî'ye intisap etmiş, Hâfız'a nazireler yazmıştır. Kara Fazlî'nin divanını yayımlayan Mustafa Özkat, Fazlî'nin nazire yazdığı "İy ṣanem cevr-ile can almaḳ olupdur ḫū saña" matlalı gazelin sahibini bu Bursalı Hızrî olarak tanıtır ve ölümünü 1517-18'e koyar. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki "Hızrî" maddesi ise 970 (1562-63) yılında ölen Edirneli Depegöz Hızır Çelebi'ye aittir. Hüsameddin de XVIII. yüzyıl başında ölen Amasyalı Dâmâd Osmân Efendi'nin "Hızrî" mahlasıyla şiir yazdığını kaydeder. Bu sayfada ele alınan şair, Latîfî'nin "Hızrî-i Amasyavî" dediği Divan kâtibi Mehmed Bey'dir; nazire mecmualarında yalnız "Hızrî" adıyla geçen şiirlerin hangisine ait olduğu ayrıca araştırılmayı gerektirir.
Ailesi ve Çevresi
Hüsameddin'in verdiği soy, Hızrî'yi Amasya'nın köklü bir yönetici ailesine bağlar: Hızır Paşa, oğlu İbrâhim Bey, onun oğlu Lütfullah Çelebi ve Lütfullah Çelebi'nin oğlu Mehmed Bey. Amcası Keşfî Mehmed Çelebi, I. Selim'in sırkâtibi ve kendisi de şair olan bir devlet adamıdır; Hızrî'nin İstanbul'daki ilk basamağı onun himayesidir. Kariyerinde adı geçen öteki kişiler, Amasyalı Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa, Yahşi Beyzâde İskender Paşa ve Başdefterdar İskender Çelebi, Hızrî'nin hayatının saray çevresindeki güç dengelerine ne kadar bağlı olduğunu gösterir. Hüsameddin, şairin bir oğlundan ya da çocuklarından söz etmez.
Kronoloji
918 (1512): I. Selim'in tahta çıkışı üzerine İstanbul'a gelir, Divân-ı Hümâyûn kalemine girer.
940 (1533-34): Kanuni Bağdat seferine çıkar.
941 (1534-35): Efendisi Başdefterdar İskender Çelebi asılarak idam edilir. Latîfî'ye ve Pirinç'e göre Hızrî bu sefer sırasında, 941'de ölür.
942 (1535) başı: Hüsameddin'e göre İstanbul'a dönüşünün ardından ölür.
989 (1581-82): Âb-ı Hayât'ın Hüsameddin'in gördüğü nüshası, Galata Sarayı'nda eğitim gören Amasyalı Bâlî bin Mehmed tarafından yazılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, ed. Songül Keçeci Kurt, Recep Orhan Özel, Metin Hakverdioğlu, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 119-120 ("Hızrî Mehmed Bey-Hızır Paşazâde" maddesi; e-kitap s. 120-121). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page121.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, e-kitap s. 147 (Kanuni devri Amasyalı şairleri); c. 3, e-kitap s. 524. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page147.html
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 12, e-kitap s. 606 (Dâmâd Osmân Efendi maddesi). amasya.bel.tr
- Latîfî, Tezkiretü'ş-şu'arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2018 (e-kitap), s. 211-213 ("Hızrî" ve "Hızrî-i Amasyavî" maddeleri). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Ahmet Pirinç, "Hızrî Amasyavî'nin Âb-ı Hayât Adlı Mesnevîsinde Tanrı Tasavvuruna İlişkin Felsefî Bir Mülâhaza", Uluslararası Amasya Şairleri Bilim Şöleni Bildiriler Kitabı, ed. M. Fatih Köksal, Sibel Murad, Mevlüt İlhan, Ankara: KIBATEK Yayınları, 2018, s. 287-295. https://isamveri.org/pdfdrg/G00431/2018/2018_PIRINCA.pdf
- Maksut Belen, Hızrî'nin Âb-ı Hayât Mesnevîsi (İnceleme-Metin), Yüksek Lisans Tezi, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Manisa 1997 (Pirinç 2018 aktarımıyla).
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005. https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf
Kitaplar
- M. Fatih Köksal, Volkan Karagözlü, "Hızrî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2013. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/hizri


