Amasyalıdır. Evrâk-ı resmîyyeden müstefâd olduğu üzere Amasya civârında Yenice karyesinde zuhûr edib Sultân Bâyezîd-i Sânî Amasya’da vâlî iken iştihâr eden Yeniceli Muhyiddîn Mehmed Çelebizâde Mûsâ Çelebi mahdûmu ve Haleb’e sefâretle giden Yenicelioğlu Memî Çelebi’nin yeğeni, ya’nî birâderzâdesidir.
Amasya‘da doğdu. Pederi Mûsâ Çelebi Amasya Vâlisi Şehzâde Sultân Ahmed’in Dîvân Kâtibi iken 913’de Trabzon vâlisi olan Sultân Selîm Hân’a ilticâ etmiş Sultân-ı müşârün-ileyhin [99] Hazîne Kâtibi ve cülûsunda tezkire-i sadr-ı âlî olmuşdu.¹¹⁰
İskender Çelebi Amasya‘da güzel bir tahsîl gördü. Amasya fuzalâsından Emîn Mimârzâde Muhyiddîn Mehmed Çelebi’den ulûm ve fünûn öğrendi. Meşâhir-i ağniyâdan Amasya’da câmii olan Hâce el-Hâc Pîr Mehmed Çelebi’nin kerîmesiyle evlendi. 913’de pederinden sonra Trabzon’a gidip Sultân Selîm’in maiyyetine girdi.
918’de Sultân-ı müşârün-ileyhin cülûsunda Hazîne-i Âmire Kâtibi olduğu esnâda kayın pederinin vefâtıyla zevcesinden dolayı kendisine servet-i azîme isâbet etdi. 921 senesi şevvâlinin yirmi beşinde Kara Bâlîzâde yerine muhâsebeci ve 923 şevvâlinin on beşinde Zehr-i mâr Kasım Bey’in yerine Anadolu Defterdârı oldu.¹¹¹
925’de pederinin vefâtıyla servet-i azîmesinin yarısı kendisine isâbet ederek gınâ-yı fevkalâdeye mâlik oldu. 926 senesi şevvâlinin on yedisinde cülûs eden Sultân Süleyman’ın fermânıyla Rûmeli Kethüdâsı, 928 senesi evâ’ilinde Şıkk-ı Sâlis, 930’da Şıkk-ı Sânî ve 932’de Şıkk-ı Evvel [100] Defterdârı ya’nî Mâliye Nâzırı oldu.¹¹²
İskender Çelebi, gâyet zengin olmakla beraber pek âkil, müdebbir, umûr-ı mâliyede mâhir, Sultân Süleyman’ın teveccüh ve i’timâd-ı fevkalâdesine pek mazhardı. Bundan dolayı Sadâret Müsteşârı olarak bütün vüzerâ ve erkân-ı devletin istirkâbını celbetmişdi.
Hâssaten Sadr-ı a’zam Frenk İbrâhim Paşa kendisini gölgede bırakacak derecede bu kadar nüfûz ve iktidârını bir türlü çekemiyordu. Gâyet mağrûr ve mütekebbir olmakla beraber Türkleri hor görüp Sultân Süleyman’ı her husûsda taklîd eder, saltanatı adeta benimsemişti.
940 senesi Irak seferinde Frenk İbrâhim Paşa Serasker oldukda İskender Çelebi de Ordu-yı Hümâyûn Kethüdâsı olup bütün ordunun harekât ve idâresi, tedârik-i levâzımı husûsatında Serasker’e şerîk olmuşdu.
Ordu-yı Hümâyûn, İstanbul’dan hareket edib Haleb’e vâsıl oldukta Paşa ile Çelebi arasında fevkalâde bürûdet hâsıl olmuşdu. Çünkü İbrâhim Paşa kendisini [101] Serasker-i Sultân diye ilân etdirmiş saltanata mahsûs bir takım evzâ’ ve etvâr göstermişdi. İskender Çelebi de bu unvân ile evzâ’ ve etvâr-ı mülûkânesine i’tirâz etmişdi.
941 senesi evâilinde Sultân Süleyman, İstanbul’dan hareket edib Ordu-yı Hümâyûn’a vâsıl, Irak’ın fethi hâsıl oldukda Sadr-ı a’zam İbrâhim Paşa İskender Çelebi’ye pek çok ve gayr-ı vâki şeyler isnâd ederek pâdişâhı inandırmış, me’mûrîn-i mâliyeden Nakkaş Ali Çelebi de paşaya siâyette muâvenetler etmişdi.
Nur-ı Osmâniye Kütübhânesi’nde 3135 numarada bulunan “Süleymannâme”de şöyle yazılıyor:
“941 cumâdelâhir on üçüncü Cuma günü Dîvân olup Ayas Paşa ve Kasım Paşa gelip içeriye girmezden evvel içeriden emrolunup İskender Çelebi’yi Bağdad’da At Pazarı’nda salb eylediler ve ramazânın yirmi sekizinci günü de İskender Çelebi’nin kaynı Hüseyin Çelebi’nin boynu vuruldu”.¹¹³
İskender Çelebi’nin i’dâmında hizmet ve siâyeti sebkeden Nakkaş Ali Çelebi kendisine va’d edilen Başdefterdârlık’tan [102] mahrûmen Irak Defterdârı oldu. Bunun yerine Başdefterdâr olan Mahmûd Çelebi de 942 ramazânında Frenk İbrâhim Paşa’nın i’dâmından sonra nekbet gördü.
İskender Çelebi, umûr-ı mâliyede yegâne-i rüzigâr, her husûsta sâhib-i iktidâr, son derece mâl-dâr bir zât idi. Debdebe ve dârâtı mükemmel, ihtişâm ve serveti darb-ı mesel olup dört yüz tane kölesi, bir o kadar da câriyesi vardı. Kasımpaşa civârındaki bahçesi, cennetden bir numûne olup İskender Çelebi Bahçesi diye meşhûr idi.
Bu kadar servet ü sâmânı müsâdere edilip köle ve câriyeleri Sarây-ı Hümâyûn’a alındı. Semin Ahmed Paşa, Kaptan Piyâle Paşa, Gîlânî Ali Paşa, Behram Paşa, Hasan Paşa kölelerinden idi. Ahmed Paşa sadâretinde; “hâlâ rikâb-ı hümâyûnda yedi vezîriz, Yedimizin mal ve ihtişâmı İskender Çelebi’ye varamaz” der idi.
İskender Çelebi’nin Ahmed, Mehmed Çelebiler nâmıyla iki mahdûmu ve ricâlden Ali Çelebi nâmında bir de birâderi olduğu anlaşılabildi. Fakat mahdûmlarının ne tercemesi [103] ve ne de evlâd ve ensâbı bulunamadı.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Resmî belgelerden anlaşıldığına göre Amasya yakınlarındaki Yenice köyünden çıkmıştır. Sultan İkinci Bayezid Amasya'da vali iken ün kazanan, Yeniceli Muhyiddîn Mehmed Çelebi'nin oğlu Mûsâ Çelebi'nin oğludur. Halep'e elçi olarak giden Yenicelioğlu Memî Çelebi'nin yeğeni, yani kardeşinin oğludur.
Amasya'da doğdu. Babası Mûsâ Çelebi, Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'in divan kâtibi iken 913'te [1507-08] Trabzon valisi olan Sultan Selim Han'a sığınmış; adı geçen sultanın hazine kâtibi, tahta çıkışında da sadrazam tezkirecisi (tezkire-i sadr-ı âlî) olmuştu.
İskender Çelebi Amasya'da iyi bir öğrenim gördü. Amasya'nın ileri gelen âlimlerinden Emîn Mimârzâde Muhyiddîn Mehmed Çelebi'den ilimleri ve fenleri öğrendi. Amasya'da camisi bulunan tanınmış zenginlerden Hâce Hacı Pîr Mehmed Çelebi'nin kızıyla evlendi. 913'te babasından sonra Trabzon'a gidip Sultan Selim'in maiyetine girdi.
918'de [1512-13], adı geçen sultanın tahta çıkışında devlet hazinesi kâtibi iken kayınpederinin ölümüyle eşi yoluyla büyük bir servete kavuştu. 921 yılı şevvalinin yirmi beşinde Kara Bâlîzâde'nin yerine muhasebeci, 923 yılı şevvalinin on beşinde Zehr-i mâr (yılan zehri) lakaplı Kasım Bey'in yerine Anadolu Defterdarı oldu.
925'te [1519-20] babasının ölümüyle büyük servetinin yarısı kendisine kalarak olağanüstü zenginliğe ulaştı. 926 yılı şevvalinin on yedisinde tahta çıkan Sultan Süleyman'ın fermanıyla Rumeli Kethüdası, 928 yılı başlarında Şıkk-ı Sâlis (üçüncü defterdar), 930'da Şıkk-ı Sânî (ikinci defterdar) ve 932'de Şıkk-ı Evvel (birinci defterdar), yani Maliye Nazırı oldu.
İskender Çelebi çok zengin olmakla birlikte akıllı, tedbirli ve maliye işlerinde usta biriydi; Sultan Süleyman'ın olağanüstü ilgisine ve güvenine sahipti. Bu yüzden sadaret müşaviri olarak bütün vezirlerin ve devlet ileri gelenlerinin çekememezliğini üzerine çekmişti.
Özellikle sadrazam Frenk İbrahim Paşa, kendisini gölgede bırakacak kadar büyük olan bu nüfuz ve gücü bir türlü çekemiyordu. Son derece gururlu ve kibirli olan, Türkleri hor gören İbrahim Paşa, Sultan Süleyman'ı her konuda taklit eder, saltanatı âdeta kendisine mal etmişti.
940 yılındaki Irak seferinde Frenk İbrahim Paşa serasker olunca İskender Çelebi de Ordu-yı Hümâyun Kethüdası oldu ve ordunun bütün hareketi, idaresi, ihtiyaç malzemelerinin tedariki konusunda seraskere ortak oldu.
Padişah ordusu İstanbul'dan hareket edip Halep'e ulaştığında Paşa ile Çelebi arasında olağanüstü bir soğukluk meydana gelmişti. Çünkü İbrahim Paşa kendisini "Sultan'ın Seraskeri" diye ilan ettirmiş, saltanata özgü birtakım tavır ve davranışlar sergilemişti. İskender Çelebi de bu unvana ve hükümdarlara yakışır tavırlarına itiraz etmişti.
941 yılı başlarında Sultan Süleyman İstanbul'dan hareket edip orduya ulaşınca ve Irak'ın fethi gerçekleşince sadrazam İbrahim Paşa, İskender Çelebi'ye pek çok, aslı olmayan şey isnat ederek padişahı inandırmıştı. Maliye memurlarından Nakkaş Ali Çelebi de paşaya bu koğuculukta yardım etmişti.
Nuruosmaniye Kütüphanesi'nde 3135 numarada bulunan "Süleymannâme"de şöyle yazılıyor:
"941 cemaziyelâhirinin on üçüncü Cuma günü divan toplanıp Ayas Paşa ile Kasım Paşa gelip içeri girmeden önce içeriden emredilerek İskender Çelebi'yi Bağdat'ta At Pazarı'nda astılar. Ramazanın yirmi sekizinci günü de İskender Çelebi'nin kayınbiraderi Hüseyin Çelebi'nin boynu vuruldu."
İskender Çelebi'nin idamında hizmeti ve koğuculuğu öne geçen Nakkaş Ali Çelebi, kendisine vaat edilen başdefterdarlıktan yoksun kalarak Irak Defterdarı oldu. Onun yerine başdefterdar olan Mahmud Çelebi de 942 ramazanında, Frenk İbrahim Paşa'nın idamından sonra felakete uğradı.
İskender Çelebi, maliye işlerinde çağının tek adamı, her konuda güç sahibi, son derece zengin bir kişiydi. Gösterişi ve görkemi mükemmel, ihtişamı ve serveti atasözü olmuştu; dört yüz kölesi, o kadar da cariyesi vardı. Kasımpaşa civarındaki bahçesi cennetten bir örnek gibi olup İskender Çelebi Bahçesi diye ünlüydü.
Bu kadar servet ve eşyası müsadere edildi, köle ve cariyeleri Saray-ı Hümâyun'a alındı. Semiz Ahmed Paşa, Kaptan Piyale Paşa, Gîlânî Ali Paşa, Behram Paşa ve Hasan Paşa onun kölelerindendi. Ahmed Paşa sadrazamlığı sırasında: "Şu anda padişahın yanında yedi vezirdik. Yedimizin malı ve ihtişamı İskender Çelebi'ye yetişmez" derdi.
İskender Çelebi'nin Ahmed ve Mehmed Çelebi adlarında iki oğlu ve devlet adamlarından Ali Çelebi adında bir kardeşi olduğu anlaşılabildi. Ancak oğullarının ne hayat hikâyesi ne de çocukları ve soyları bulunabilmiştir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mahdûm: oğul
- müşârün-ileyh: adı geçen, kendisinden söz edilen kişi
- tezkire-i sadr-ı âlî: sadrazamlık makamının tezkirecisi, yani yazı işlerine bakan görevli
- fuzalâ: âlimler, bilginler
- meşâhir-i ağniyâ: tanınmış zenginler
- Şıkk-ı Evvel, Şıkk-ı Sânî, Şıkk-ı Sâlis: birinci, ikinci ve üçüncü defterdarlık
- Başdefterdar: devlet hazinesinin başındaki en yüksek maliye görevlisi
- serasker: sefere çıkan ordunun komutanı
- siâyet: çekiştirme, koğuculuk
- evzâ' ve etvâr: tavır ve davranışlar
- müsâdere: devletin bir kişinin malına el koyması
- nekbet: felaket, başa gelen kötü talih
- darb-ı mesel: atasözü, dillere destan olmuş şey
Defterdar İskender Çelebi Kimdir
İskender Çelebi, Kanunî Sultan Süleyman devrinin en güçlü maliye görevlisidir. Uzunçarşılı, 930 tarihli Hafsa Sultan vakfiyesindeki kayda dayanarak onun Mûsâ adlı birinin oğlu olduğunu belirtir; bu, Hüsameddin'in verdiği baba adıyla uyuşur. İncelenen kaynaklarda Amasya ya da Yenice'den söz edilmediği için Amasyalılığı ve aile bağları yalnızca Hüsameddin'in başvurduğu resmî belgelere dayanır. Peçevî, onu Hain Ahmed Paşa'nın yetiştirmelerinden sayar; defterhaneye çırak olarak girmiş, zamanla başdefterdarlığa yükselmiştir. Sadrazam İbrahim Paşa serasker seçilince İskender Çelebi asker kethüdalığına uygun görülmüş, ordunun bütün işleri ona emanet edilmiştir. Peçevî'nin değerlendirmesine göre bu devletin ne defterdarlarında ne beylerbeylerinde, sadrazamlarında bile onun kadar ün kazanmış biri yoktur.
Irak Seferi ve Sonu
İbrahim Paşa, yaşı dolayısıyla İskender Çelebi'ye baba gözüyle bakıyordu ve padişah da bir iş ya da sefer durumunda vezirinden onunla görüşmesini isterdi. Sefer öncesinde Çelebi'nin savaşmakta usta pek çok adamı olduğunu söyleyen kimseler çıkmış, vezir bunlardan yüz on asker istemiş, Çelebi bu isteğin ancak bir kısmını karşılayabilmiştir; iki ismin arası bu olaydan sonra bozulmaya başlamıştır. Halep civarında hazine yüklü adamlarının hırsızlıkla suçlanıp tutuklanması ve ordunun sevkindeki aksaklıkların kendisine yüklenmesi de kaynaklarda anılır. Başka bir anlatımda, Halep'ten Bağdat'a yönelen İbrahim Paşa'ya Azerbaycan'a gitmesini emreden de, Tebriz'de ordunun yerinde kalacağını söyleyen de İskender Çelebi'dir; padişah Tebriz'e geldiğinde ordunun düşman ülkesinde durduğunu görünce hesap sormuş, aldığı yanıttan hoşnut kalmamıştır. İki anlatım ayrıntıda farklıdır, ancak ikisi de Çelebi'nin düşüşünü sefer sırasındaki çekişmeye bağlar.
Bu kaynaklara göre İskender Çelebi 24 Ekim 1534'te görevden alınmış, azlinden dört ay yirmi gün sonra Bağdat'ta At Pazarı'nda asılarak idam edilmiştir; bu da Mart 1535'e denk gelir. İdam tarihi kaynaklarda ay ay ayrışır: Hüsameddin ve aktardığı "Süleymannâme" cemaziyelâhir 941 der, dipnotta anılan "Sicill-i Osmânî" rebîülâhir 941, "Solakzâde Tarihi" ise ramazanın sekizi 941 yazar. Solakzâde'nin tarihi, Mart 1535 hesabına yakındır. İbrahim Paşa da bir yıl içinde, 942 ramazanında idam edilmiştir. Anlatıldığına göre Süleyman, İskender Çelebi asıldığı gece rüyasında Çelebi'nin sarığını boynuna dolayıp "beni niçin günahsız yere astırdın" diyerek kendisini boğmak istediğini görmüş, uyanınca İbrahim'in de yılına varmadan aynı akıbete uğramasını dilemiştir. Bu bir rivayettir ve Peçevî'ye dayandırılır.
Zenginlik ve Çevresi
Hüsameddin'in "dört yüz köle" sayısı, kaynaklarda anılan rakamlardan çok düşüktür. Solakzâde'ye göre Çelebi'nin asıldığı sırada kendi defteriyle satılacak altı bin kölesi bulunmuştur; Venedik'in İstanbul'daki yaşamını inceleyen çalışmalar da onun altı yedi bin köleye sahip olduğunu, sadrazamın ise bu sayının çok altında, yaklaşık bin yedi yüz köleye sahip olduğunu yazar. Solakzâde, İskender Çelebi'nin divana üç yüz kadar altın giysili adamıyla geldiğini, İbrahim Paşa'nın dört yüze yakın, Ayas Paşa'nın yetmiş seksen adamla geldiğini kaydeder. Asıldığında yüzü aşkın iç oğlanı bulunmuş, bunlardan on kadarı padişahın haremine gönderilmiş, geri kalanlar hazineye ve diğer beylere dağıtılmıştır; Semiz Ahmed Paşa gibi sonradan sadrazam olanların onun yetiştirmesi olması bu çevrenin ağırlığını gösterir. Hammer'in aktardığına göre bu kalabalığın amacı gösteriş kadar, devlet hizmetini yürütebilecek insanlar yetiştirmekti.
İskender Çelebi şair değildi, ama şairlerin koruyucusuydu. Hayâlî, Figânî, Latîfî, Yahyâ Bey, Basîrî gibi birçok şair onun maiyetinde yer almış ya da onun aracılığıyla devlet büyüklerine tanıtılmıştır. Anlatıldığına göre İskender Çelebi'nin Mu'îdî adlı şaire emekli maaşı bağlatmasına Ayas Paşa kızmış, bu topluluğun saltanata ne yararı olduğunu sormuş; İskender Çelebi, hükümdarların fetihlerinin şairlerin nazmıyla kalıcı olduğunu, Şehnâme'den bir beyit okuyarak söylemiştir. Kasımpaşa'daki bahçesinden ise incelenen kaynaklarda söz edilmediği için o konuda Hüsameddin'in kaydından başka bilgi aktarılamıyor.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 294–295. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Ali Yıldırım, "16. Yüzyılda Büyük Bir Devlet Adamı ve Edebiyat Hamisi Defterdar İskender Çelebi", Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 10/1 (2000), s. 217–232 (Peçevî, Solakzâde, Hammer, Âşık Çelebi, Latîfî ve Uzunçarşılı'dan aktarmalarla).
Diğer kaynaklar