İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Efendi-Çatal Hâfız eş-Şeyh

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 220–221 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasyalı Halîl oğludur. Fenercizâde el-Hâc Evliya Halîl Efendi’den tahsîl-i ulûm edib mücâz oldu. Bu esnâda eş-Şeyh Hasan Sinan Efendi’nin tevhid-hânesine müdâvim olup, ondan ahz-ı tasavvuf etdi.

Dersi-âm iken terk-i tedrîs ederek meşgûl-i ibâdet oldu. Ba’dehû mekteb-i sıbyân mu’allimi olup İmâret şeyhi Mehmed Efendi sohbetinde zevk-i rûhânî buldu. Ondan inâbe edib Nakşibendî oldu.

Bir müddet sonra talîm-i sıbyândan da ferâgat edib imâret arkasında Hacı İlyas Mescidi odasında münzevî oldu. Odası ziyâret-gâh-ı ulemâ ve a’yân hâlini aldı. Bütün dünya ve halâyıktan alakasını kesip dergâh-ı ulûhiyyetine kalbini rabt ederek 1221 senesi rebiülevvelinin beşinci çarşamba günü dâr-ı kudse intikâl etdi. Perşembe günü bir cemm-i gafîr ile nâmazı Sultân Bâyezîd câmi’înde edâ ve Narlıbahçe Mezarlığına [709] defnedildi.

Akif Efendizâde es-Seyyid Abdürrahim Efendi “el-Mecmû” adlı eserinde diyor ki: “Âlim, âmil, âbid, kâmil tam manasıyla zâhid, kanû’, sabûr, haşû bir zât-ı kerâmet-simât idi. Evâ’il-i hâlinde riyâzât-ı şedîdeye mükib olup günlerce yemez içmezdi. Halk ile tekellüm ve ihtilâtdan kaçınırdı.”

Büyük Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi ahyânen kendisini ziyâret ve sohbetinden istifade-i meymenet eylediğinden ulemâ nezdinde pek muhterem idi. Ulemâ ve a’yân ziyâretine koşarlar fakat bilâ-tekellüm yanından kalkıp giderlerdi. Söylerse hikmet ve istifadeli şeyler söylerdi.

Üstâzî Hacı Evliya Halîl Efendi bazen gelip tekellüm için ibrâm etdikte ahvâl-i sûfîye ve kelimât-ı ulemâya dâ’ir sözler söylerdi. Havâss ve avâm ziyâretini teberrük addederek hâssaten cuma günleri hücre-i sa’adeti müzdehim olurdu.

Hücresinde yorganı, bir aba, döşeği, bir post-ı bî-bahâ idi. Mu’ahharan ziyâretcilerin çokluğuna binâ’en hücrenin her tarafı postekilerle döşendi. Kış günleri ateş yakmadığından ocağında [710] yaz ve kış yeşil çimen biterdi. Soğan ve sarımsak asla yemez, yiyeceği ekmek, pekmez, kuru üzüm, ceviz, hurma gibi şeylerdi. Bunları umulmayan zamanlarda bile sevdiklerine verirdi.

Her cuma günleri zâ’irlere dolabında bitmek tükenmek bilmeyen taze hurma takdîm etdiğine hâdimi Yeşil Ahmed Efendi hayret eder. Bir gün şeyhi abdeste çıktığı sırada dolabı yoklar asla bir nesne olmadığını anlar.

Şeyhinin avdetinde gelen bir zâ’ire dolabtan taze hurma ve ceviz içi çıkarıp verdiğini görünce hayreti artar. Bunu şeyhinden istifsâr eylediği günden i’tibâren meczûbâne hareketler göstermeye başlamış bir daha hücresinde oturmamıştır.

Geceleri de sabahlara kadar mekâbir-i evliyâ ve sulehâyı ziyâret ederek dolaşır, uyumaz, gündüzler de oruç tutar. Tenhalarda da’ima ağlardı. Herkese gâyet beşûş, latîfeci, güler yüzlü görünürdü. Kendisinde haşyetullah gâlibti.

Kendisi gassâl değildi. Fakat a’yân ve ulemâdan kendisini gasl etmesini vasiyyet ve pek ricâ ederlerse ba’zılarına gasl ederdi. Onu da mülâtefe ederek yıkar, kabrine de indirirdi. Birini [711] gaslederken bileğini sıkar “Ne güzel ve yüce yerin var!” der, ölü gözünü açıp kendisine bakar, tebessüm ederek yine kapar!” Bunu pek çok kimseler görmüşdür.

Merhûm fakirâne yaşar, kimseden ne bir ücret ne de bir habbe sadaka ve fitre almazdı. Ahvâl-ı kulûb ve kubûra aşinâ idi. Bununla beraber mütecâhil görünürdü. Rumûz ve işarâtı çoktu. İmâ ve işaret etdiği şeyler çıkardı. Kaddesallâhü sırrehü’l-aziz.

Şeyh-i müşârün-ileyhi bilenlerden yalnız bir kimseye tesadüf etdim. Çarşambalı Hacı Abdülkadir Efendi merhûm derdi ki; “Şeyh Ahmed Efendi uzunca boylu, esmer benizli, seyrek sakallı, bünyesi nahîf, güleç yüzlü bir zât-ı şerîf idi. Kabri Narlıbahçe mezârlığının şimâlinde Şehzâde türbesinin yan tarafında olup yüksek ve ziyâret-gâh idi”.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalı Halil'in oğludur. Fenercizâde Hacı Evliya Halil Efendi'den ilim öğrenip icazet aldı. Bu sırada Şeyh Hasan Sinan Efendi'nin tevhidhanesine (zikir yapılan yer) devam etti ve ondan tasavvuf öğrendi.

Ders-i âm iken ders vermeyi bırakıp kendini ibadete verdi. Sonra sıbyan mektebi (ilkokul) öğretmeni oldu ve İmaret şeyhi Mehmed Efendi'nin sohbetinde manevi bir tat buldu. Ona bağlanıp Nakşibendî oldu.

Bir süre sonra çocuk öğretmenliğinden de çekilip imaretin arkasındaki Hacı İlyas Mescidi'nin odasında toplumdan uzak yaşamaya başladı. Odası âlimlerin ve ileri gelenlerin ziyaret yeri oldu. Dünyadan ve insanlardan ilgisini kesip kalbini Allah'a bağlayarak 1221 [1806-07] yılı rebiülevvel ayının beşinci çarşamba günü öbür dünyaya göçtü. Perşembe günü büyük bir kalabalıkla cenaze namazı Sultan Bayezid Camii'nde kılındı ve Narlıbahçe Mezarlığı'na gömüldü.

Akif Efendizâde Seyyid Abdürrahim Efendi, "el-Mecmû" adlı eserinde şöyle der: "Âlim, ilmiyle amel eden, ibadet eden, olgun, tam anlamıyla dünyadan elini çekmiş, kanaatkâr, sabırlı, Allah'tan korkan, kerametli görünüşlü bir zattı. İlk zamanlarında çok ağır nefis terbiyesi yapar, günlerce yemez içmezdi. İnsanlarla konuşmaktan ve karışmaktan kaçınırdı."

Büyük Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi ara sıra onu ziyaret edip sohbetinden yararlandığı için âlimler arasında çok saygın biriydi. Âlimler ve ileri gelenler ziyaretine koşarlar, ama o bir şey konuşmadan yanından kalkıp giderlerdi. Konuşursa hikmetli ve yararlı şeyler söylerdi.

Hocası Hacı Evliya Halil Efendi bazen gelip konuşturmak için ısrar ettiğinde tasavvuf hâllerine ve âlimlerin sözlerine dair şeyler söylerdi. Seçkinlerin de halkın da ziyaretini bereket sayar, özellikle cuma günleri mutlu hücresi ziyaretçilerle dolardı.

Hücresinde yorganı bir aba, döşeği değersiz bir post idi. Sonradan ziyaretçilerin çokluğundan hücrenin her yanı postlarla döşendi. Kış günleri ateş yakmadığı hâlde ocağında yaz kış yeşil çimen biterdi. Soğan ve sarımsak asla yemez, yiyeceği ekmek, pekmez, kuru üzüm, ceviz, hurma gibi şeylerdi. Bunları beklenmedik zamanlarda bile sevdiklerine verirdi.

Her cuma günü ziyaretçilere dolabında bitip tükenmeyen taze hurma ikram etmesine hizmetkârı Yeşil Ahmed Efendi şaşardı. Bir gün şeyhi abdest almaya çıktığı sırada dolabı yoklar ve içinde hiçbir şey olmadığını anlar.

Şeyhin dönüşünde gelen bir ziyaretçiye dolaptan taze hurma ve ceviz içi çıkarıp verdiğini görünce şaşkınlığı artar. Bunu şeyhine sorduğu günden başlayarak kendinden geçmiş gibi davranışlar göstermeye başlamış, bir daha hücresinde oturmamıştır.

Geceleri de sabaha kadar velilerin ve iyi kişilerin mezarlarını ziyaret ederek dolaşır, uyumaz, gündüzleri de oruç tutardı. Yalnız kaldığında hep ağlardı. Herkese çok neşeli, şakacı ve güler yüzlü görünürdü. Kendisinde Allah korkusu ağır basardı.

Kendisi gassal (ölü yıkayıcı) değildi. Ama ileri gelenler ve âlimler onun kendilerini yıkamasını vasiyet eder ve çok rica ederlerse bazılarını yıkardı. Onu da nazikçe yıkar, kabrine de kendisi indirirdi. Birini yıkarken bileğini sıkıp "Ne güzel ve yüce yerin var!" der, ölü gözünü açıp ona bakar, gülümseyerek yine kapardı. Bunu çok kimse görmüştür.

Merhum, yoksul yaşar, kimseden ne bir ücret ne de bir tane sadaka ve fitre alırdı. Gönüllerin ve kabirlerin hâlini bilirdi. Bununla birlikte bilmezden gelir görünürdü. İşaretleri ve ima ettikleri çok olurdu; ima ve işaret ettiği şeyler gerçekleşirdi. "Aziz olan Allah onun sırrını mukaddes kılsın" anlamındaki Arapça dua.

Adı geçen şeyhi tanıyanlardan yalnız bir kişiye rastladım. Çarşambalı Hacı Abdülkadir Efendi merhum derdi ki: "Şeyh Ahmed Efendi uzun boylu, esmer tenli, seyrek sakallı, ince yapılı, güleç yüzlü saygın bir zattı. Kabri Narlıbahçe Mezarlığı'nın kuzeyinde, Şehzade Türbesi'nin yan tarafında olup yüksek ve ziyaret edilen bir yerdi."

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mücâz: icazetli, ders verme izni almış
  • tevhid-hâne: tekke, zikir yapılan yer
  • ders-i âm: genel ders verme yetkisi olan müderris
  • ahz-ı tasavvuf: tasavvuf eğitimi alma
  • mekteb-i sıbyân: çocuk okulu
  • inâbe: bir yola bağlanma, yönelme
  • münzevî: toplumdan çekilip yalnız yaşayan
  • cemm-i gafîr: büyük kalabalık
  • riyâzât: nefsi terbiye için çekilen çile ve sıkıntılar
  • zâhid: dünya zevklerinden uzak duran
  • kanû', sabûr, haşû: kanaatkâr, sabırlı, Allah'tan korkan
  • meczûbâne: kendinden geçmiş gibi
  • gassâl: ölü yıkayıcı
  • haşyetullah: Allah korkusu
  • mütecâhil: bilmezden gelen
  • zâ'ir: ziyaretçi

Tasavvuf Yoluna Giriş

Madde, bir âlimin tasavvuf yoluna girişini adım adım anlatır. Önce medrese eğitimi ve ders-i âm unvanı, ardından Hasan Sinan Efendi'nin tevhidhanesine devam gelir. Sonra sıbyan mektebi öğretmenliği ve İmaret şeyhi Mehmed Efendi'nin aracılığıyla Nakşibendî yoluna girme, en sonunda imaretin arkasındaki Hacı İlyas Mescidi'nde yalnız yaşama gelir. Hocası Fenercizâde Hacı Evliya Halil Efendi, 720 ve 728 numaralı maddelerde de öğretmen olarak anılır; Amasya'da bu dönemin birçok âliminin hocasıdır.

Yapılan aramalarda Çatal Hafız Ahmed Efendi'ye, Yeşil Ahmed Efendi'ye, İmaret şeyhi Mehmed Efendi'ye ya da Hacı İlyas Mescidi'ne dair ayrı ve doğrulanabilir bir kaynak bulunamadı; maddedeki bilgiler yalnızca Hüsameddin'e ve onun aktardığı kaynaklara dayanmaktadır.

Menkıbe ile Tarih Arasında

Maddenin orta kısmı, tarihî olgudan çok menkıbe niteliğindedir: ocakta yeşeren çimen, bitmeyen hurma, ölünün gözünü açıp gülümsemesi. Bu anlatılar şeyhin çevresindeki saygının nasıl dile getirildiğini gösterir; olaylar olarak değil, o dönemde bir velinin nasıl anıldığının örneği olarak okunmalıdır. Hüsameddin "bunu pek çok kimse görmüştür" der ama bu tanıkların kim olduğunu belirtmez.

Daha somut bilgiler de vardır: ölüm yılı 1221 [1806-07], cenaze namazının Sultan Bayezid Camii'nde kılınması, Narlıbahçe Mezarlığı'na gömülmesi ve kabrinin Şehzade Türbesi'nin yanında olması. Mezarın bugün ayakta olup olmadığı hakkında kaynak bulunamadı. Son paragraftaki tarif ise Hüsameddin'in yaşadığı dönemde tanıdığı tek kişiden, Çarşambalı Hacı Abdülkadir Efendi'den alınmıştır; yani şeyhin görünüşü ölümünden çok sonra bile bir kişinin hatırasına dayanır.

Alıntı yapılan "el-Mecmû" adlı eserin yazarı Akif Efendizâde Seyyid Abdürrahim Efendi'dir. Eserin kendisi bu çalışmada incelenmemiştir; alıntı Hüsameddin'in aktarmasıyla verilmiştir.

Kaynakça

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 220–221. amasya.bel.tr
  • Hasan Telli, "Meşihat Arşivi'ne Göre Amasya Müderrisleri", Kocatepe İslami İlimler Dergisi, 7/2 (2024), s. 732–758. https://doi.org/10.52637/kiid.1512049

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.