[3] Sultân Ebû Sa'îd Bahâdır Hân'ın vefâtından sonra Amasya ve havâlîsinde teneffüz ederek icrâ-yı emâret eden yerli Türk beylerini, bunların zamânlarında Amasya ve havâlîsinin tâbi' olduğu hükûmetleri, hâdisât ve ricâl ve ahvâl-i târîhiyyesini beyân ve tafsîl eder.
Sultân Alâ'eddîn Ebû Sa'îd Bahâdır Hân, İlhânîler içinde en ziyâde munsif, Türkler'e eslâfından ziyâde müteveccih bir Moğol hükümdârı idi. Adl ve hakkâniyete oldukça ri'âyet eder, dîn-i İslâmın usûl ve erkânına, ehl-i sünnet mezhebine, ulemâ-yı dîne pederinden ziyâde hürmet eylerdi.
Bahâdır Hân'ın devr-i saltanatında Türkler, azıcık refâh ve sa'âdet yüzü görmüşler, Moğol ve Tatar eşirrâsını bir derece iskâta muvaffak olmuşlar, bu sâyede bir tesânüd-i millî te'mîn ederek varlıklarını bildirecek çağa gelmişlerdi. Bu işlerde Bahâdır Hân'ın emîrü'l-ümerâsı olan Çoban Noyin ile evlâdının büyük yardımları, iyilikleri sebk etmiş idi.
Bahâdır Hân, Anadolu'da ekseriyetle Türkler'i istihdâm ve Türk beylerini iltizâm ederdi. Sivas vâlîsi Emîr Çoban oğlu Timurtaş Bey'in [4] kendisine takrîb etdiği beyler de Türklerdi. Türkler, Timurtaş Bey'i çok severlerdi. Çünkü Timurtaş Bey, Bahâdır Hân gibi Türklüğü iltizâm ederdi.
Bundan dolayı Emîr Çoban'ın i'dâmı, Timurtaş Bey'in Sivas'dan Mısır'a firârı, sonra Anadolu eyâletinin Bağdâd hâkimi Emîr Şeyh Hasan Celâyirî'ye tevcîhi, daha sonra Amasya vâlîsi Babukşâh'ın vefâtıyla Hoylu Şâdî Bey'in vilâyeti, Amasya havâlîsinde oturan Türkler'i ve beyleri pek ziyâde müte'essir etmişdi. Çünkü Moğol ve Tatar nüfûz ve istibdâdı canlanıyordu.
Amasya vâlîsi Şihâbeddîn Şâdî Bey, gerek vakfiyesinden ve gerek elde edilen evrâk-ı resmiyeden müstebân olduğu üzere Âzerbâycân'ın Hoy şehrinde ikâmet eden Yazarlu Türkmenleri'nden idi. Hoy şehrinde doğmuş, Îrân terbiyesi görmüş, Îrân'ın lisân ve edebiyâtı dimâğında Âzerîler derecesinde yer etmişdi. Pek mütevehhim olduğundan kinâye olarak "Huylu" unvânıyla meşhûr olmuşdu.
Âzerîler, Âzerbaycân ilinde oturan Türkler'di. Bunların dimâğlarında öteden beri Îrân hissiyâtı, Îrân edebiyâtı, Îrân târîhi yaşadığından Îrânîliğe pek ziyâde meftûn idiler. Lisân-ı resmîleri Îrân dili, ilim ve irfânları Îrân edebiyâtı idi. Fârisîce okuyup yazmak, hele konuşmak, bunlarca en büyük fazîletdi. Dil ve seciyyeleri bile Türkler'den farklı olmuşdu. Moğol ve Tatar beylerine muhabbetleri perestiş derecesine varmışdı. [5]
Bu yüzden Âzerîler, Türkleri ve Türklüğü tahkîr ve tezlîl edecek ahvâl ve etvârdan çekinmezler, sâkin oldukları muhîtin efkâr ve hissiyâtına ehemmiyet vermezlerdi. Bununla beraber müslümân ve dîndâr adamlardı. Âzerîler Anadolu'nun her tarafında bulunurlar, riyâ ve temelluklarıyla her yerde nüfûz ve haysiyet sâhibi olurlardı. Moğol beylerine icrâ-yı vekâlet ve işlerini rü'yet ederlerdi. Anadolu'da İlhânîler'in nüfûz ve istibdâdını en ziyâde yaşayan Âzerîler'di.
Amasya vâlîsi Şâdî Bey'in üç kardeşi vardı: Şemseddîn Muhammed Bey, Kemâleddîn Ahmed Bey, Cemâleddîn Fîrûz Bey. Bunlardan Fîrûz Bey, Amasya sipehsâlârı, askerî kumandânı idi. İki gözü mesâbesinde iki de oğlu vardı: Emrullâh, Nasrullâh Çelebiler. Şâdî Bey'in köleleri, câriyeleri pek çokdu. Nüfûz ve hükûmeti pek keskindi.
Şâdî Bey'in zamânında Amasya vilâyeti Sinop, Samsun, Karahisâr-ı Şarkî, Çorum, Tokat ve Amasya sancaklarını şâmil olup Şâdî Bey'in nüfûz-ı emâreti Erzincân'a kadar cârî idi. 725 senesinde Ankara'da tanzîm ve 735 senesinde Amasya'da tasdîk edilen Fârisiyyü'l-ibâre vakfiyesinde bu yerlerdeki emlâk ve emvâlini vakf etmiş idi.⁴⁴⁹
Amasya'da müstevfî ya'nî defterdâr ve muhassıl-ı emvâl olan emîr-i kebîr Şemseddîn Muhammed Şâh bin Ahmed bin Ebi'l-Bedr en-Nahcivânî, sadru'l-ulemâ denilen müftî-i memleket de Mevlânâ Şemseddîn Muhammed bin Ahmed en-Nahcivânî idi. Müstevfîye "Büyük", müftîye "Küçük" denirdi. Her ikisi de kibâr-ı [6] ulemâdan idiler. Muhtesib-i memleket, ya'nî Amasya'nın zâbıta ve polis müdîri de emîr-i kebîr İmâdeddîn Ömer bin İbrâhim el-Lôrî idi. Buna Amasya Türkleri "Lor Ömer" derlerdi.⁴⁵⁰
Bunların devr-i ikbâlinde Amasya kâdı'l-kudâtı Mevlânâ İmâdeddîn Ebu'l-Fezâ'il Ömer bin Şemseddîn Muhammed el-Hallâtî idi. Bu zât Amasya'da doğmuş, güzel Türk terbiyesi görmüş, neslen ve rûhen Türk idi. İlim ve fazîlet-i ahlâkiyyesi yüksek, tedbîr ve basîretde yektâ idi. Babazâde Hâce Alâ'aeddîn Alî Şâh bin Kutlu Bey'in şerîk-i dersi, refîk-i irfânı idi.
Amasya candârı, ya'nî muhâfızı, şehir kethüdâsı, şehir emîni emîr-i kebîr Musliheddîn Kutlu Bey'di. Şâdî Bey'in kölesi, Gümüşlüzâde Mahmûd Çelebi dâmâdı idi. Bunun zimâm-ı idâresi zâhiren Şâdî Bey'in ve bâtınen Mahmûd Çelebizâde Celâleddîn Abdullah Çelebi'nin elinde idi. Amasya a'yânı bu Kutlu Bey'i bütün umûr-ı milliye ve belediyyede kendilerine siper ittihâz etmişlerdi. Buna "Kutlu Cândâr" denirdi.
Amasya kalesinin dizdârı, ya'nî kale muhâfızı vâlî Şâdî Bey'in birâderi olan vezîr Kemâleddîn Ahmed Bey'di. Buna da "Ahmed Dizdâr" denirdi. Mevlânâ Bahâ'eddîn Muhammed bin Ahî Hasan el-Harezmî de kal’a-i bâlânın imâmı, şeyh-i benâmı idi. Harşene kalesinin bütün işleri bunların elinde idi. [7]
Ebû Sa'îd Bahâdır Hân'ın vefâtı esnâsında Amasya'da a'yân-ı ulemâdan Mevlânâ Cemâleddîn İbrâhim bin İlyâs Aksarâyî, Mevlânâ Rükneddîn bin Muhammed Sinôbî, Mevlânâ Kemâleddîn Ebû İshak İsmâ'il bin Ya'kûb Sâlârî, Amasya nâibi Mevlânâ Nûreddîn Osmân bin Ya'kûb Ziyârî pek meşhûr idiler. Kemâleddîn Ahmed bin Ziyârî, Musliheddîn Mûsâ bin Mahmûd Sivasî, Bahâ'eddîn Muhammed Kübrevî de şöhretli müderrislerdendi.
Amasya a'yânı içinde Torumtay oğlu Şerefeddîn Ya'kûb Şâh bin Nâsıreddîn Muhammed Pervâne, Gümüşlü oğlu Celâleddîn Abdullah Çelebi bin Tâceddîn Mahmûd Çelebi, Halifet Gâzi oğlu Alâ'eddîn Alî Bey bin Muhammed pek zî-nüfûz idiler. Ya'kûb Şâh baş a'yân sayılırdı. Alî Bey'in dâmâdı olan "Gül Bey oğlu" demekle meşhûr İzzeddîn Muhammed Bey bin Saltık Bey de kayınpederinden aşağı değildi.
Bunlara nisbetle Gümüşlüzâde Burhâneddîn Ahmed Çelebi, Hâce Kutbeddîn Muhammed Çelebi, Babazâde Nûreddîn Kutlu Bey bin Fîrûz Bey, Sunkur Beyzâde Süleyman ve İsmâ'il Beyler, Babazâdeler'den Hâce Fahreddîn Cevherî ikinci derecede a'yândan idiler.
Amasya havâlîsinde pek mühim Türk beyleri vardı. Bunlardan Kayı Türkleri Amasya'nın cenûb-ı garbî taraflarında otururlardı. Beyleri meşhûr Buşaklu Emîr Bahâ'eddîn Kürt Bey'di. Birâderi Sevinc Er (Sevincer) Bey de meşhûr idi. Bunların pederleri Kayı Bey, Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî asdikâsındandı. İkâmet etdikleri yerler, Bugün Kayı, Kayı Kürtler, Sevincer demekle meşhûr köylerdir. [8]
Amasya'nın kıble tarafı olan Öz Nâhiyesi'nde Yazarlu Oymağı tavattun etmişlerdi. Bu nâhiyenin hâkimi Yazarlu beyi Kerîmeddîn İrmiş Bey bin Turak Bey'di. Bunun ikâmet etdiği çiftliğine bugün İrmiş (Vermiş) Köyü denmekdedir. İrmiş Köyü, bunun hafîdi olan Cemâleddîn Fîrûz Bey'in vakfıdır. Buna kuyûd-ı resmiyyede "Cemâleddîn Bey Yazârî Vakfı" denmişdir.
Amasya'nın şimâl taraflarında kâ'in Akdağ, Arguma nâhiyeleri pek mühimdi. Buralarda en ziyâde icrâ-yı nüfûz eden Türkmenler'den Abâdoğlu Mübârizeddîn Sevündük Bey de meşhûr idi. Bu zât, Amasya'nın şimâl boğazı önünde Suluova'ya nâzır olan Hakala Köyü'nde oturur, bütün Türkler'e kendisini tanıtırdı. Bunun himmetiyle Hakala, şîrîn bir kasaba olmuşdu.⁴⁵¹
Lâdik Kazâsı, öteden beri "Kızoğlu" demekle meşhûr olan İhtiyâreddîn Sevinc Bey'in mâlikânesi idi. Akrabâsından Abdî Beyzâde Hamîd Bey, kazânın el-yevm "Hamîd Nâhiyesi" denilen yerlerine ve Ahmed Bey de şimâl taraflarında "Ahmed Sarâyı" denilen yerlerine hâkimlerdi. Sevinc Bey'in zamânında Rufâ'î meşâyihinden es-Seyyid Ahmed Sâhibü'l-hâl pek ziyâde muhterem bir sîmâ-yı mübârekdi.
Köprü ile Havza arasında emâret eden Emîrdâd oğlu Celâleddîn [9] Taşan Bey'in nüfûz ve satveti bunlardan artıkdı. Köprü, Havza, Merzifon kazâlarına hükm ederdi. Köprü ile Merzifon arasında olan yüksek dağlarda, yaylalarda otururdu. Bu dağlara "Taşan Dağı" denmişdi. Taşan Bey'in birâderi İdrîs Bey Köprü kazâsının garb taraflarına Zeytûn ve Göl nâhiyelerine ve Samuk Oğulları'ndan Esen Bey de Samuk Alanı nâhiyesine hâkimlerdi.
Gümüş Hacıköyü kazâsı, Amasya a'yânından Gümüşlüzâde Abdullah Çelebi birâderi Burhâneddîn Ahmed Bey'in mâlikânesi idi. Meşhûr Armağan Bey bunun nâmına kazâyı idâre ederdi. Gümüş kasabası bu esnâlarda "Gümüş Pazarı" diye anılırdı. Buranın kadısı Mevlânâ Nizâmeddîn Abdülmelik bin Ömer en-Nahcivânî pek ma'rûf idi.
Havza kazâsında oldukça nüfûz ve şöhreti olan Tur Alî Beyzâde Berekât Şâh bunlara nisbetle o kadar nüfûzu yokdu. Fakat Mecidözü kazâsına hâkim olan Alâ'eddîn Saltık Bey bin Bayındır Bey, Taşan Bey ayârında bir zât idi. Pederinin i'mâr etdiği Bayındır kasabasında otururdu. Burası şimdi köy hâline inmiş, şimâl-i garbîsinde Mecîdözü kasaba olmuşdur.
Varay kazâsı, Emîr Babukşâh oğlu İmâdeddîn Esen Bey'in idâresinde idi. Şimdiki Şerefder-Şerefler Köyü'nde ikâmet ederdi. Moğol beylerinden Acaytu Bay (Ece Bey) bu kazânın şimdiki merkezi olan Varay kasabasında otururdu. Lâkin Esen Bey'in nüfûz [10] ve ikbâli Zile kasabasına kadar cârî idi. Zile'yi idâre eden Şemseddîn Sâyis Bey meşhûr idi. Bundan sonra Kara Ca'fer Bey Esen Bey'in bir mu'temedi idi.
Şimdiki Çorum vilâyetine hâkim olan emîr-i kebîr Şerefeddîn Osmân Bey bin Gâzi Muhammed Bey⁴⁵² Osmâncık kalesinde oturur; Hacı Hamza, İskilib, Çorum ve mülhakâtına hükmünü yürütürdü. Birâderi Nûreddîn el-Hâc Hamza Bey şimdiki Hacı Hamza kasabasına hâkim olan kalesinde ikâmet ederek birâderine mu'în olurdu.
Çorum'da Osmân Bey'e vekâlet eden, Çorumlu Oymağı re'îsi Sa'deddîn Sülü Şâh bin Hızır Şâh idi. Bütün Çorumlu Oymağı Sülü Şâh'ın emir ve nüfûzuna⁴⁵³ münkâd idi. Lâkin Develü Hisârı'nda ikâmet eden Hüsâmeddîn Timur Bey Çorum'u tehdîd, Osmân Bey'e rekâbet ediyordu. Bunun mahdûmu Hüseyin Bey Çorum civârında otururdu.⁴⁵⁴
Şimdiki İskilib (İskîlîb) kazâsı, Ceceli ve Katarlı diye meşhûr olan iki Türkmen aşîretinin beyleri idâresinde idi. Ceceliler, Caca Bey'in adıyla meşhûr olup Cibrîl Bey bin Caca Bey'in evlâdından [11] Yahyâ Bey'in, Katar (Kutar)lılar da Katar oğlu Ya'kûb Bey'in emrine münkâd idiler.
Emîr Biçâr oğlu Nûreddîn Hamza-i Rûmî yerine Tokat emîri olan Mühezzebeddîn Ulu Bey Moğol ümerâsından Habakbay bin Sebüktay⁴⁵⁵ mahdûmu olup ırken Türk idi. Ammizâdesi Zahîreddîn Tayartan Bey bin Şeyh Ömer Erzincân emîri⁴⁵⁶ ve ammesi Mısır hükümdârı Melik Nâsıreddîn Muhammed bin Kalavun'un vâlidesi idi. Bundan dolayı Ulu Bey'in büyük nüfûzu vardı. Tokat'ın defterdârı es-Seyyid Şerefeddîn Alî bin Kıvâmeddîn Muhammed Isfahânî, Ebû Sa'îd Bahâdır Hân'ın mu'temedi idi.
Ancak Tokat cihet-i şarkiyyesine hâkim olan Niksar emîri Tâceddîn Toganşâh, Ulu Bey'in rakîbi idi. Mesâlikü'l-Ebsâr'da buna "Emîr Togancık" denmişdi. Bunun mu'ârızı da kendi birâderi Nûreddîn Alp Arslan Bey'di. Niksâr'ın Lâdik nâhiyesinde oturur, fırsat buldukça birâderiyle vuruşurdu. Bunların pederleri Alâ'eddîn Savcı Bey Amasya ümerâsındandır.
Şâyân-ı dikkatdir ki Niksâr'da Melik Dânişmend Gâzi Türbesi yolu [12] üzerinde dere kenârında bulduğum bu iki birâderin türbeleri bile birbirine mu'ârız sûretde yanyana binâ edilmişdir.
Amasya'nın cihet-i şarkiyyesinde olan Karahisâr-ı Şarkî emîri Mübârizeddîn Bayramşâh bin Dâvud Bey, kendisini Âl-i Abbâs'dan sayardı. Şeyh Mu'îneddîn Süleyman Zâviyesi'ne mezâri' vakf eylediği vakfiyesinde "Abbâsî" olduğunu kemâl-i ehemmiyetle kayd etdirmişdi.
Samsun emîri, emîrü's-sevâhil unvânıyla Hâbil oğlu Zeyneddîn Tüli Bey pek meşhûr idi. Sivas emîri Eretna Bey'in kayınbirâderi olduğu münâsebetle pek nâfizü'l-kelim bir zât idi. Samsun kadısı Mecdeddîn İshâk Çelebi Amasya nâibi Nûreddîn Osmân birâderiydi.
Amasya şimâlinde kâ'in Sinop vilâyeti Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Beyzâde Emîr Nâsıreddîn Ahmed Gâzi Çelebi bin Mühezzebeddîn Mes'ûd Çelebi idâresinde iken 728 senesinde vefâtıyla⁴⁵⁷ yerine mahdûmu İlmeddîn Süleyman Bey emîr olmuşdu. Fakat Kastamonu beyi Şemseddîn Timur Cândar oğlu Hüsâmeddîn Süleyman Paşa'dan emîn değildi.
Süleyman Paşa'nın mu'ârız ve rakîbi olan Ankara emîri Devletşâh da meşâhîr-i ümerâdan idi. Şu beylerden ziyâde hüküm ve nüfûzu olan Sivas emîri Reşîdeddîn Eretna Bey de pek değerli bir Türk idi. Müsteşâr-ı [13] umûru, sipehsâlâr-ı zî-iktidârı Şerefeddîn Ahmed Bey bin Celâdet bin Çakır Hân idi.⁴⁵⁸
Ebû Sa'îd Bahâdır Hân'ın vefâtına kadar Anadolu eyâleti Erzurum, Sivas, Ankara, Kastamonu ve mülhakâtından ibâret olup "Eyâlet-i Rûmiyye" unvânıyla Irâk emîr-i kebîri Şeyh Hasan Kebîr-i Celâyirî idâresinde idi. Binâ'en-aleyh yukarıdan beri ta'dâd edilen beyler, vâlî-i umûmî olan Hasan Kebîr'in nâibi idiler.
Bununla beraber şu Türk beyleri Bahâdır Hân'ın devr-i saltanatında varlıklarına tesâhüb edecek bir mevki'-i mümtâza ermişlerdi. Her biri kendi muhîtinde müstakilâne idâre-i emâret ediyorlardı. Moğol ve Tatar beylerinin burunları oldukça kırılmışdı.
Câmiu'd-Düvel'de mezkûr olduğu üzere vefât eden Sultân Ebû Sa'îd Bahâdır Hân'ın yerine Sultân Mu'izzeddîn Arpa Hân⁴⁵⁹ bin Şa'bân bin Melik Timur bin Artuk Boga bin Tuli Hân bin Cengiz Hân 736 senesi rebî'ulâhirinin nısfında Sultâniyye şehrinde vezîr-i a'zam Hâce Gıyâseddîn Muhammed bin Hâce Reşîdeddîn Hemedânî yardımıyla serîr-i İlhânî'ye cülûs etmişdir.
Bu tebeddül-i saltanat, Anadolu ve hâssaten Sivas eyâleti Türkleri'ni [14] ve beylerini pek ziyâde sevindirmişdi. Çünkü Âzerîler'le Îrânîler'in istinâd etdikleri Moğol beyleri arasında nifâk ve adâvet, hırs-ı câh u devlet birden parlamış, Âzerîler'in ve Îrânîler'in mevki'leri fenâ sarsılmış, Türk beyleri daha ziyâde kuvvet bulmuşlardı.
Arpa Hân, pek zâlim ve cebbâr adamdı. Hülâgu neslinden olmadığı cihetle Hülâgu hânedânı tarafdârlarını kahr ederek tahtını muhâfaza etmeye çalışıyordu. Bunun için Ebû Sa'îd Bahâdır Hân'ın dayısı ve Diyârbekir vâlîsi olan emîr Alâ'eddîn Alî Pâdişâh bin Sülemiş bin Tengir-i Gürgân⁴⁶⁰ kıyâm ederek bütün kuvvetiyle Tebrîz üzerine yürüdü.
Arpa Hân, Ali Pâdişâh'ı karşıladı. Aralarında açılan kanlı muhârebede maktûl oldu. Emîr Alî'nin mültezimi olan Mûsâ Hân bin Alî bin Bâyed ve Hân bin Turagay⁴⁶¹ bin Hülâgu Hân 736 senesi ramazânının on yedisinde, Câmiu'd-Düvel'de şevvâlin gurresinde serîr-i İlhânî'ye oturdu. Bütün nüfûz-ı hükûmet Alî Pâdişâh'ın eline geçdi.
Emîr Alî Pâdişâh, Moğol ırkından ve Oyrat (Hoyrat) ilinden vechen çirkin, tab'an müstebid ve hodkâm adamdı. Bunun zulüm ve istibdâdı Arpa Hân'ın ceberûtunu basdırdı. Anadolu beylerini Irâk ve Rûm eyâletleri vâlîsi Emîr Şeyh Hasan-ı Kebîr ile Diyârbekir eyâletini [15] istîlâ eden Hacı Togay⁴⁶² (Togacar) etrâfında birleşdirdi.
Şu iki emîr-i kebîr-i Anadolu, Diyârbekir ve Irâk'dan cem' edebildikleri kuvvetlerle müttahiden kıyâm edib Ali Pâdişâh ile harbe girişdiler. Aladağ civârında edilen muhârebede Emîr Ali maktûl ve Mûsâ Hân da firâra mecbûr oldu. Emîr Hasan-ı Kebîr'in mültezimi olan Muhammed Hân bin Yüzi bin Kutlug bin et-Temûr bin İbarcı⁴⁶³ bin Mengü Temrin Hülâgu Hân 736 zilhiccesinin onuncu günü taht-ı İlhânî'ye çıkdı. Bu yüzden Anadolu beyleri biraz daha kuvvet buldu.
Bu kargaşalık esnâsında Türkler'e karşı hayr-hâhâne bir meslek tutan Emîr Çoban ve mahdûmu Timurtaş oğulları, 727 senesinden beri ihtifâ etdikleri yerlerden hurûc ve kıyâm ederek Türk beylerini elde etmeye çalışıyorlar, Timurtaş'ın tarafdârı olan Türkler ve beyler de bunlara iltihâk ediyorlardı.
Çünkü Emîr Timurtaş bin Emîr Çoban "A'yânu'l-Asr ve A'vânu'n-Nasr"da yazıldığı üzere 728 senesinde Mısır'da zebh ve katl edilmişdi. Evlâdı şunlardı: Şeyh Hasan, Mısır Melik, Cemdoğan, Pîr Hasan, Şeydûn, Melik Eşref, Eşter. Bunların hepsi Anadolu'nun birer köşesinde ihtifâ etmiş idi.
[16] Şeyh Hasan, Timurtaş oğullarının ekberi di. Buna "Küçük Hasan, Şeyh Hasan-ı Sagîr" denirdi. Gâyet dessâs, zekî, siyâsî bir adamdı. İbtidâ pederine pek ziyâde benzeyen bir şahs-ı mechûlü⁴⁶⁴ pederi Timurtaş olmak üzere i'lân ederek pederinin asdikâsını kendisine celb etdi. Küçük Hasan Bey'in nüfûz ve da'vâsına Hamza ve Ya'kûb Beyler büyük yardımlar etmişlerdi. Hattâ Şeyh Hasan-ı Kebîr'in nezdinde olan Emîr Hamza-i Rûmî tasdîk ederek Hasan-ı Kebîr'i büyük telâşa düşürmüşdü.
Bundan dolayı Amasya vâlîsi Şâdî Bey'in ve Moğol meftûnu Âzerîler'in mevki'leri sarpa sarmışdı. Şâdî Bey, Irâk ve Anadolu vâlîsi Emîr Şeyh Hasan-ı Kebîr'e mâlen ve bedenen mu'âvenet etmeye mevki'en mecbûr idi. Çünkü emîr-i müşârün-ileyhin Amasya'da nâibi, kâ'im-makâmı bulunuyordu.
Hâlbuki Anadolu beyleri Timurtaş oğlu Şeyh Hasan-ı Sagîr'e büyük yardımlar ediyorlar, kuvvetler veriyorlardı. Bunların başında Amasya'nın aynu'l-a'yânı Torumtay oğlu Şerefeddîn Ya'kûb Şâh bulunuyordu. Hasan-ı Kebîr'in mağlûb olduğu gün, Şâdî Bey'in sükûtu muhakkakdı.
Şerefeddîn Ya'kûb Şâh, Emir Timurtaş'ın havâss-ı asdikâsından ma'dûd idi. Bunun için Timurtaş oğlu Küçük Şeyh Hasan Bey'e bezl-i mu'âvenet ederek onu takviye etmiş, sipehsâlârı ve müdebbir-i umûru olmuşdu. Emîr Şeyh Hasan-ı Sagîr, tertîb eylediği bir hud'a-i harbiyye sâyesinde Emîr Şeyh Hasan-ı Kebîr'e galebe çaldı. Bu galebeyi müte'âkib Şâdî Bey dünyâdan gitdi. [17]
Günümüz Türkçesiyle
Sultan Ebû Sa'îd Bahâdır Han'ın ölümünden sonra Amasya ve çevresinde güç bulup emirlik eden yerli Türk beylerini, bunların zamanında Amasya ve çevresinin bağlı olduğu yönetimleri, olayları, ileri gelen kişileri ve tarihî durumlarını açıklar ve ayrıntılı olarak anlatır.
Sultan Alâeddîn Ebû Sa'îd Bahâdır Han, İlhanlılar içinde en adaletli olan, Türklere öncekilerden daha yakın duran bir Moğol hükümdarıydı. Adalete ve hakkaniyete oldukça dikkat eder, İslâm dininin esaslarına ve kurallarına, Ehl-i sünnet mezhebine, din âlimlerine babasından daha fazla saygı gösterirdi.
Bahâdır Han'ın saltanat döneminde Türkler biraz rahat ve mutluluk yüzü görmüşler, Moğol ve Tatar azgınlarını bir ölçüde bastırmayı başarmışlar, bu sayede millî bir dayanışma sağlayarak varlıklarını gösterebilecek çağa gelmişlerdi. Bu işlerde Bahâdır Han'ın başkomutanı (emîrü'l-ümerâ) olan Çoban Noyin ile çocuklarının büyük yardımları, iyilikleri olmuştu.
Bahâdır Han, Anadolu'da çoğunlukla Türkleri görevlendirir, Türk beylerini kayırırdı. Sivas Valisi Emîr Çoban oğlu Timurtaş Bey'in kendisine yaklaştırdığı beyler de Türktü. Türkler Timurtaş Bey'i çok severlerdi, çünkü Timurtaş Bey de Bahâdır Han gibi Türklükten yanaydı.
Bundan dolayı Emîr Çoban'ın idam edilmesi, Timurtaş Bey'in Sivas'tan Mısır'a kaçması, ardından Anadolu eyaletinin Bağdat hâkimi Emîr Şeyh Hasan Celâyirî'ye verilmesi, daha sonra Amasya Valisi Babukşâh'ın ölümüyle vilâyetin Hoylu Şâdî Bey'e geçmesi, Amasya çevresinde oturan Türkleri ve beyleri çok etkilemişti. Çünkü Moğol ve Tatar nüfuzu ile baskısı yeniden canlanıyordu.
Amasya Valisi Şihâbeddîn Şâdî Bey, hem vakfiyesinden hem de ele geçen resmî belgelerden anlaşıldığı üzere, Azerbaycan'ın Hoy şehrinde oturan Yazarlu Türkmenleri'ndendi. Hoy şehrinde doğmuş, İran terbiyesi görmüş, İran'ın dili ve edebiyatı kafasında Azerîler derecesinde yer etmişti. Çok kuruntulu olduğundan, alay yoluyla "Huylu" lakabıyla tanınmıştı.
Azerîler, Azerbaycan ilinde oturan Türklerdi. Kafalarında eskiden beri İran duyguları, İran edebiyatı, İran tarihi yaşadığından İran'a ve İranlılığa çok düşkündüler. Resmî dilleri Fars diliydi, ilim ve irfanları İran edebiyatıydı. Farsça okuyup yazmak, hele konuşmak, onlarca en büyük erdemdi. Dil ve karakterce bile Türklerden ayrılmışlardı. Moğol ve Tatar beylerine sevgileri tapınma derecesine varmıştı.
Bu yüzden Azerîler, Türkleri ve Türklüğü hor görüp aşağılayacak davranışlardan çekinmezler, yaşadıkları çevrenin düşünce ve duygularına önem vermezlerdi. Bununla birlikte Müslüman ve dindar kişilerdi. Azerîler Anadolu'nun her yerinde bulunur, riyakârlıkları ve dalkavukluklarıyla her yerde nüfuz ve itibar sahibi olurlardı. Moğol beylerinin vekilliğini yapar, işlerini görürlerdi. Anadolu'da İlhanlıların nüfuz ve baskısını en çok yaşayanlar Azerîlerdi.
Amasya Valisi Şâdî Bey'in üç kardeşi vardı: Şemseddîn Muhammed Bey, Kemâleddîn Ahmed Bey, Cemâleddîn Fîrûz Bey. Bunlardan Fîrûz Bey, Amasya'nın sipehsâlârı, yani askerî komutanıydı. İki gözü gibi sevdiği iki oğlu da vardı: Emrullâh ve Nasrullâh Çelebiler. Şâdî Bey'in köleleri, cariyeleri pek çoktu. Nüfuzu ve hükümranlığı pek keskindi.
Şâdî Bey'in zamanında Amasya vilâyeti Sinop, Samsun, Şarkî Karahisar, Çorum, Tokat ve Amasya sancaklarını kapsıyordu; Şâdî Bey'in emirlik nüfuzu Erzincan'a kadar işliyordu. 725 [1324-25] yılında Ankara'da düzenlenen ve 735 [1334-35] yılında Amasya'da onaylanan Farsça vakfiyesinde bu yerlerdeki mal ve mülkünü vakfetmişti.
Amasya'da müstevfî, yani defterdar ve vergi tahsildarı olan büyük emîr Şemseddîn Muhammed Şâh bin Ahmed bin Ebi'l-Bedr en-Nahcivânî idi; sadru'l-ulemâ denilen memleket müftüsü de Mevlânâ Şemseddîn Muhammed bin Ahmed en-Nahcivânî idi. Müstevfîye "Büyük", müftüye "Küçük" denirdi. İkisi de büyük âlimlerdendi. Memleketin muhtesibi, yani Amasya'nın zabıta ve polis müdürü de büyük emîr İmâdeddîn Ömer bin İbrâhim el-Lôrî idi. Ona Amasya Türkleri "Lor Ömer" derlerdi.
Bunların kudret döneminde Amasya kadıların kadısı (kâdı'l-kudât) Mevlânâ İmâdeddîn Ebu'l-Fezâ'il Ömer bin Şemseddîn Muhammed el-Hallâtî idi. Bu zat Amasya'da doğmuş, güzel bir Türk terbiyesi görmüş, soyca ve ruhça Türktü. İlmi ve ahlâkî faziletleri yüksek, tedbir ve sağgörüde eşsizdi. Babazâde Hâce Alâeddîn Alî Şâh bin Kutlu Bey'in ders arkadaşı, irfan dostuydu.
Amasya candârı, yani muhafızı, şehir kethüdâsı, şehir emîni büyük emîr Musliheddîn Kutlu Bey'di. Şâdî Bey'in kölesi, Gümüşlüzâde Mahmûd Çelebi'nin damadıydı. Bunun idaresinin dizginleri görünüşte Şâdî Bey'in, gizlide ise Mahmûd Çelebizâde Celâleddîn Abdullah Çelebi'nin elindeydi. Amasya ayanı bu Kutlu Bey'i bütün millî ve belediye işlerinde kendilerine siper edinmişlerdi. Ona "Kutlu Cândâr" denirdi.
Amasya Kalesi'nin dizdârı, yani kale muhafızı, vali Şâdî Bey'in kardeşi olan vezir Kemâleddîn Ahmed Bey'di. Ona da "Ahmed Dizdâr" denirdi. Mevlânâ Bahâeddîn Muhammed bin Ahî Hasan el-Harezmî de yukarı kalenin imamı, ünlü şeyhiydi. Harşena Kalesi'nin bütün işleri bunların elindeydi.
Ebû Sa'îd Bahâdır Han'ın öldüğü sırada Amasya'da ileri gelen âlimlerden Mevlânâ Cemâleddîn İbrâhim bin İlyâs Aksarâyî, Mevlânâ Rükneddîn bin Muhammed Sinôbî, Mevlânâ Kemâleddîn Ebû İshak İsmâ'il bin Ya'kûb Sâlârî, Amasya naibi Mevlânâ Nûreddîn Osmân bin Ya'kûb Ziyârî çok meşhurdu. Kemâleddîn Ahmed bin Ziyârî, Musliheddîn Mûsâ bin Mahmûd Sivasî, Bahâeddîn Muhammed Kübrevî de ünlü müderrislerdendi.
Amasya ayanı içinde Torumtay oğlu Şerefeddîn Ya'kûb Şâh bin Nâsıreddîn Muhammed Pervâne, Gümüşlü oğlu Celâleddîn Abdullah Çelebi bin Tâceddîn Mahmûd Çelebi, Halifet Gâzi oğlu Alâeddîn Alî Bey bin Muhammed çok nüfuzluydular. Ya'kûb Şâh baş ayan sayılırdı. Alî Bey'in damadı olan, "Gül Bey oğlu" diye tanınan İzzeddîn Muhammed Bey bin Saltık Bey de kayınpederinden aşağı değildi.
Bunlara göre ikinci derecedeki ayandan şunlardı: Gümüşlüzâde Burhâneddîn Ahmed Çelebi, Hâce Kutbeddîn Muhammed Çelebi, Babazâde Nûreddîn Kutlu Bey bin Fîrûz Bey, Sunkur Beyzâde Süleyman ve İsmâ'il Beyler, Babazâdeler'den Hâce Fahreddîn Cevherî.
Amasya çevresinde çok önemli Türk beyleri vardı. Bunlardan Kayı Türkleri Amasya'nın güneybatı taraflarında otururlardı. Beyleri ünlü Buşaklu Emîr Bahâeddîn Kürt Bey'di. Kardeşi Sevinc Er (Sevincer) Bey de ünlüydü. Bunların babaları Kayı Bey, Selçuklu Sultanı Mes'ûd'un yakınlarındandı. Oturdukları yerler, bugün Kayı, Kayı Kürtler, Sevincer adlarıyla bilinen köylerdir.
Amasya'nın güney tarafı olan Öz Nahiyesi'nde Yazarlu Oymağı yerleşmişti. Bu nahiyenin hâkimi Yazarlu beyi Kerîmeddîn İrmiş Bey bin Turak Bey'di. Bunun oturduğu çiftliğe bugün İrmiş (Vermiş) Köyü denmektedir. İrmiş Köyü, bunun torunu olan Cemâleddîn Fîrûz Bey'in vakfıdır. Resmî kayıtlarda buna "Cemâleddîn Bey Yazârî Vakfı" denmiştir.
Amasya'nın kuzey taraflarındaki Akdağ ve Arguma nahiyeleri çok önemliydi. Buralarda en çok nüfuz kullanan Türkmenlerden Abâdoğlu Mübârizeddîn Sevündük Bey de ünlüydü. Bu zat, Amasya'nın kuzey boğazının önünde, Suluova'ya bakan Hakala Köyü'nde oturur, bütün Türklere kendini tanıtırdı. Onun gayretiyle Hakala sevimli bir kasaba olmuştu.
Ladik Kazası, eskiden beri "Kızoğlu" diye ünlü olan İhtiyâreddîn Sevinc Bey'in mülküydü. Akrabasından Abdî Beyzâde Hamîd Bey, kazanın bugün "Hamîd Nahiyesi" denilen yerlerine, Ahmed Bey de kuzey taraflarında "Ahmed Sarâyı" denilen yerlere hâkimdiler. Sevinc Bey'in zamanında Rufâî şeyhlerinden es-Seyyid Ahmed Sâhibü'l-hâl çok saygı gören, mübarek yüzlü bir kişiydi.
Köprü ile Havza arasında emirlik eden Emîrdâd oğlu Celâleddîn Taşan Bey'in nüfuzu ve gücü bunlardan fazlaydı. Köprü, Havza, Merzifon kazalarına hükmederdi. Köprü ile Merzifon arasındaki yüksek dağlarda, yaylalarda otururdu. Bu dağlara "Taşan Dağı" denmişti. Taşan Bey'in kardeşi İdrîs Bey Köprü kazasının batı taraflarına, Zeytun ve Göl nahiyelerine, Samuk Oğulları'ndan Esen Bey de Samuk Alanı nahiyesine hâkimdiler.
Gümüş Hacıköyü kazası, Amasya ayanından Gümüşlüzâde Abdullah Çelebi'nin kardeşi Burhâneddîn Ahmed Bey'in mülküydü. Ünlü Armağan Bey onun adına kazayı yönetirdi. Gümüş kasabası bu sıralarda "Gümüş Pazarı" diye anılırdı. Buranın kadısı Mevlânâ Nizâmeddîn Abdülmelik bin Ömer en-Nahcivânî çok tanınmıştı.
Havza kazasında oldukça nüfuz ve şöhreti olan Tur Alî Beyzâde Berekât Şâh'ın bunlara göre o kadar nüfuzu yoktu. Fakat Mecidözü kazasına hâkim olan Alâeddîn Saltık Bey bin Bayındır Bey, Taşan Bey'in dengi bir zattı. Babasının imar ettiği Bayındır kasabasında otururdu. Burası şimdi köy durumuna inmiş, kuzeybatısında Mecidözü kasaba olmuştur.
Varay kazası, Emîr Babukşâh oğlu İmâdeddîn Esen Bey'in idaresindeydi. Bugünkü Şerefder-Şerefler Köyü'nde otururdu. Moğol beylerinden Acaytu Bay (Ece Bey) bu kazanın bugünkü merkezi olan Varay kasabasında otururdu. Fakat Esen Bey'in nüfuzu ve talihi Zile kasabasına kadar işliyordu. Zile'yi yöneten Şemseddîn Sâyis Bey ünlüydü. Bundan sonra Kara Ca'fer Bey, Esen Bey'in güvenilir adamlarından biriydi.
Bugünkü Çorum vilâyetine hâkim olan büyük emîr Şerefeddîn Osmân Bey bin Gâzi Muhammed Bey Osmancık Kalesi'nde oturur; Hacıhamza, İskilip, Çorum ve bağlı yerlere hükmünü yürütürdü. Kardeşi Nûreddîn el-Hâc Hamza Bey bugünkü Hacıhamza kasabasına hâkim olan kalesinde oturarak kardeşine yardım ederdi.
Çorum'da Osmân Bey'in vekili, Çorumlu Oymağı reisi Sa'deddîn Sülü Şâh bin Hızır Şâh idi. Bütün Çorumlu Oymağı Sülü Şâh'ın emrine ve nüfuzuna boyun eğmişti. Fakat Develü Hisarı'nda oturan Hüsâmeddîn Timur Bey Çorum'u tehdit eder, Osmân Bey'e rakiplik ederdi. Bunun oğlu Hüseyin Bey Çorum çevresinde otururdu.
Bugünkü İskilip (İskîlîb) kazası, Ceceli ve Katarlı diye ünlü iki Türkmen aşiretinin beylerinin idaresindeydi. Ceceliler, Caca Bey'in adıyla ünlü olup Cibrîl Bey bin Caca Bey'in soyundan Yahyâ Bey'in, Katar (Kutar)lılar da Katar oğlu Ya'kûb Bey'in emrine boyun eğmişlerdi.
Emîr Biçâr oğlu Nûreddîn Hamza-i Rûmî'nin yerine Tokat emîri olan Mühezzebeddîn Ulu Bey, Moğol emirlerinden Habakbay bin Sebüktay'ın oğlu olup soyca Türktü. Amcaoğlu Zahîreddîn Tayartan Bey bin Şeyh Ömer Erzincan emîri idi ve halası Mısır hükümdarı Melik Nâsıreddîn Muhammed bin Kalavun'un annesiydi. Bundan dolayı Ulu Bey'in büyük nüfuzu vardı. Tokat'ın defterdarı es-Seyyid Şerefeddîn Alî bin Kıvâmeddîn Muhammed Isfahânî, Ebû Sa'îd Bahâdır Han'ın güvendiği adamıydı.
Ancak Tokat'ın doğu tarafına hâkim olan Niksar emîri Tâceddîn Toganşâh, Ulu Bey'in rakibiydi. "Mesâlikü'l-Ebsâr"da ona "Emîr Togancık" denmiştir. Bunun muhalifi de kendi kardeşi Nûreddîn Alp Arslan Bey'di. Niksar'ın Ladik nahiyesinde oturur, fırsat buldukça kardeşiyle vuruşurdu. Bunların babaları Alâeddîn Savcı Bey Amasya emirlerindendir.
Dikkate değerdir ki, Niksar'da Melik Dânişmend Gâzi Türbesi yolu üzerinde, dere kenarında bulduğum bu iki kardeşin türbeleri bile birbirine karşıt biçimde yan yana yapılmıştır.
Amasya'nın doğu tarafındaki Şarkî Karahisar'ın emîri Mübârizeddîn Bayramşâh bin Dâvud Bey kendisini Abbâsoğulları soyundan sayardı. Şeyh Mu'îneddîn Süleyman Zaviyesi'ne tarlalar vakfettiği vakfiyesinde "Abbâsî" olduğunu büyük bir önemle yazdırmıştı.
Samsun emîri, "sahiller emîri" (emîrü's-sevâhil) unvanıyla Hâbil oğlu Zeyneddîn Tüli Bey çok ünlüydü. Sivas emîri Eretna Bey'in kayınbiraderi olması dolayısıyla sözü çok geçen bir zattı. Samsun kadısı Mecdeddîn İshâk Çelebi, Amasya naibi Nûreddîn Osmân'ın kardeşiydi.
Amasya'nın kuzeyindeki Sinop vilâyeti Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Beyzâde Emîr Nâsıreddîn Ahmed Gâzi Çelebi bin Mühezzebeddîn Mes'ûd Çelebi'nin idaresindeyken, onun 728 [1327-28] yılında ölümüyle yerine oğlu İlmeddîn Süleyman Bey emîr olmuştu. Fakat Kastamonu beyi Şemseddîn Timur Cândar oğlu Hüsâmeddîn Süleyman Paşa'dan emin değildi.
Süleyman Paşa'nın muhalifi ve rakibi olan Ankara emîri Devletşâh da ünlü emirlerdendi. Bu beylerden daha çok hüküm ve nüfuza sahip olan Sivas emîri Reşîdeddîn Eretna Bey de çok değerli bir Türktü. Danışmanı, becerikli ordu komutanı Şerefeddîn Ahmed Bey bin Celâdet bin Çakır Han idi.
Ebû Sa'îd Bahâdır Han'ın ölümüne kadar Anadolu eyaleti Erzurum, Sivas, Ankara, Kastamonu ve bağlı yerlerden ibaretti ve "Eyâlet-i Rûmiyye" adıyla Irak büyük emîri Şeyh Hasan-ı Kebîr Celâyirî'nin idaresindeydi. Bu nedenle yukarıdan beri sayılan beyler, genel vali olan Hasan-ı Kebîr'in vekilleriydi.
Bununla birlikte bu Türk beyleri Bahâdır Han'ın saltanat döneminde varlıklarını koruyabilecek seçkin bir mevkiye ulaşmışlardı. Her biri kendi çevresinde bağımsız biçimde emirlik ediyordu. Moğol ve Tatar beylerinin burunları oldukça kırılmıştı.
"Câmiu'd-Düvel"de anlatıldığı üzere, ölen Sultan Ebû Sa'îd Bahâdır Han'ın yerine Sultan Mu'izzeddîn Arpa Han bin Şa'bân bin Melik Timur bin Artuk Boga bin Tuli Han bin Cengiz Han, 736 [1335-36] yılı rebîülâhirinin ortasında Sultâniyye şehrinde, büyük vezir Hâce Gıyâseddîn Muhammed bin Hâce Reşîdeddîn Hemedânî'nin yardımıyla İlhanlı tahtına oturdu.
Bu saltanat değişikliği Anadolu'daki, özellikle Sivas eyaletindeki Türkleri ve beyleri çok sevindirmişti. Çünkü Azerîlerle İranlıların dayandıkları Moğol beyleri arasında anlaşmazlık ve düşmanlık, makam ve devlet hırsı birden alevlenmiş, Azerîlerin ve İranlıların konumları kötü biçimde sarsılmış, Türk beyleri daha çok güç bulmuşlardı.
Arpa Han çok zalim ve acımasız bir adamdı. Hülâgû soyundan olmadığı için tahtını korumak amacıyla Hülâgû hanedanı yanlılarını ezmeye çalışıyordu. Bunun üzerine Ebû Sa'îd Bahâdır Han'ın dayısı ve Diyarbekir valisi olan emîr Alâeddîn Alî Pâdişâh bin Sülemiş bin Tengir-i Gürgân ayaklanarak bütün kuvvetiyle Tebriz üzerine yürüdü.
Arpa Han, Ali Pâdişâh'ı karşıladı. Aralarında çıkan kanlı savaşta öldürüldü. Emîr Alî'nin himayesindeki Mûsâ Han bin Alî bin Bâyed ve Han bin Turagay bin Hülâgû Han, 736 [1335-36] yılı ramazanının on yedisinde (Câmiu'd-Düvel'e göre şevvâlin başında) İlhanlı tahtına oturdu. Devletin bütün yönetim gücü Alî Pâdişâh'ın eline geçti.
Emîr Alî Pâdişâh, Moğol ırkından ve Oyrat (Hoyrat) ilinden, yüzce çirkin, huyca baskıcı ve bencil bir adamdı. Bunun zulmü ve baskısı Arpa Han'ın cebrini bile bastırdı. Anadolu beylerini, Irak ve Rûm eyaletleri valisi Emîr Şeyh Hasan-ı Kebîr ile Diyarbekir eyaletini ele geçiren Hacı Togay (Togacar) etrafında birleştirdi.
Anadolu'nun bu iki büyük emîri, Diyarbekir ve Irak'tan toplayabildikleri kuvvetlerle birleşerek ayaklandılar ve Ali Pâdişâh ile savaşa girdiler. Aladağ civarında yapılan savaşta Emîr Ali öldürüldü, Mûsâ Han da kaçmak zorunda kaldı. Emîr Hasan-ı Kebîr'in himayesindeki Muhammed Han bin Yüzi bin Kutlug bin et-Temûr bin İbarcı bin Mengü Temrin Hülâgû Han, 736 [1335-36] yılı zilhiccesinin onuncu günü İlhanlı tahtına çıktı. Bu yüzden Anadolu beyleri biraz daha güç buldu.
Bu kargaşa sırasında Türklere karşı iyi niyetli bir yol tutan Emîr Çoban ile oğlu Timurtaş'ın oğulları, 727 [1326-27] yılından beri saklandıkları yerlerden çıkıp ayaklanarak Türk beylerini kazanmaya çalışıyorlardı. Timurtaş'ın yanında yer alan Türkler ve beyler de bunlara katılıyordu.
Çünkü Emîr Timurtaş bin Emîr Çoban, "A'yânu'l-Asr ve A'vânu'n-Nasr"da yazıldığı üzere, 728 [1327-28] yılında Mısır'da boğazlanarak öldürülmüştü. Çocukları şunlardı: Şeyh Hasan, Mısır Melik, Cemdoğan, Pîr Hasan, Şeydûn, Melik Eşref, Eşter. Bunların hepsi Anadolu'nun birer köşesinde gizlenmişlerdi.
Şeyh Hasan, Timurtaş oğullarının en büyüğüydü. Ona "Küçük Hasan, Şeyh Hasan-ı Sagîr" denirdi. Çok hileci, zeki, siyasetten anlayan bir adamdı. Önce babasına çok benzeyen meçhul bir kişiyi babası Timurtaş olarak ilân edip babasının yakınlarını kendine çekti. Küçük Hasan Bey'in nüfuzuna ve davasına Hamza ve Ya'kûb Beyler büyük yardımlar etmişlerdi. Hatta Şeyh Hasan-ı Kebîr'in yanında bulunan Emîr Hamza-i Rûmî bunu doğrulayarak Hasan-ı Kebîr'i büyük telâşa düşürmüştü.
Bundan dolayı Amasya Valisi Şâdî Bey'in ve Moğol hayranı Azerîlerin konumları çok zorlaşmıştı. Şâdî Bey, Irak ve Anadolu valisi Emîr Şeyh Hasan-ı Kebîr'e mal ve can ile yardım etmeye konumu gereği mecburdu. Çünkü adı geçen emîrin Amasya'daki vekili, kaymakamı oydu.
Oysa Anadolu beyleri Timurtaş oğlu Şeyh Hasan-ı Sagîr'e büyük yardımlar ediyor, kuvvet veriyorlardı. Bunların başında Amasya'nın ayanların ayanı Torumtay oğlu Şerefeddîn Ya'kûb Şâh bulunuyordu. Hasan-ı Kebîr'in yenildiği gün, Şâdî Bey'in düşüşü kesindi.
Şerefeddîn Ya'kûb Şâh, Emir Timurtaş'ın en yakın adamları arasında sayılırdı. Bunun için Timurtaş oğlu Küçük Şeyh Hasan Bey'e yardım ederek onu güçlendirmiş, ordu komutanı ve işlerinin yöneticisi olmuştu. Emîr Şeyh Hasan-ı Sagîr, düzenlediği bir savaş hilesi sayesinde Emîr Şeyh Hasan-ı Kebîr'e galip geldi. Bu zaferin ardından Şâdî Bey dünyadan gitti.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- a'yân: bir şehrin ileri gelenleri, nüfuzlu aileler
- emîrü'l-ümerâ: emirlerin emiri, başkomutan
- sipehsâlâr: ordu komutanı
- müstevfî: defterdar, mali işlerin başı
- muhtesib: çarşı ve pazarı denetleyen, zabıta işlerine bakan görevli
- kâdı'l-kudât: başkadı
- sadru'l-ulemâ: âlimlerin başı; burada şehrin müftüsü
- candâr: muhafız, şehir güvenliğinden sorumlu görevli
- dizdâr: kale komutanı
- kethüdâ: kâhya, yönetici vekili
- mültezim: burada, bir adayı himayesine alıp destekleyen kişi
- serîr-i İlhânî: İlhanlı tahtı
- hud'a-i harbiyye: savaş hilesi
- ihtifâ: gizlenme
- oymak, aşiret: göçebe Türkmen topluluğu
- ceberût: zorbalık, cebir
Ebû Sa'îd'in Ölümü ve Tahtın Boşalması
Ebû Sa'îd Bahâdır Han 2 Haziran 1305'te Ucan'da doğmuş, 30 Kasım 1335'te Karabağ'da ölmüştür. Geride bir varis bırakmamış, halef de belirlememiştir. Hüsameddin'in bu bölümde anlattığı olayların hepsi bu boşluktan doğar. Tuluy soyundan Arpa Han yönetimi ele geçirmiş, Bağdad Hatun'un Ebû Sa'îd'i öldürttüğünü ileri sürerek onu idam ettirmiştir. Hüsameddin bu ayrıntıya girmez. Kaynaklar, Ebû Sa'îd'in ölümünden sonra İlhanlı Devleti'nin güçlü ailelerin, özellikle Çobanîlerle Celâyirîlerin mücadelesi içinde parçalandığını, Moğollar, Türkler ve Persler tarafından yönetilen küçük hükümetlere bölündüğünü yazar.
Hüsameddin'in Ebû Sa'îd'i Türklere yakın, adil bir hükümdar olarak çizmesi bir yorumdur. Kaynaklara göre Çoban ve oğulları saltanatın ilk yıllarında devlet hazinesini diledikleri gibi harcıyorlardı. Ebû Sa'îd'in Bağdad Hatun ile evlenmesine Çoban'ın karşı çıkması da aralarını bozmuştu. 1327'de Ebû Sa'îd, Çoban ve oğullarına karşı harekete geçti; Çoban'ı, sığındığı Herat valisine emir göndererek öldürttü. Mısır'a sığınan oğlu Timurtaş da Ebû Sa'îd'in isteği üzerine Memlûk sultanı Nâsır Muhammed tarafından öldürüldü. Metindeki "Çoban'ın idamı" ve "Timurtaş'ın Mısır'da öldürülmesi" bu olaylardır.
Hasan-ı Büzürg ve Küçük Hasan
Metindeki "Şeyh Hasan-ı Kebîr", kaynaklarda Celâyirî Hasan-ı Büzürg olarak geçer; büzürg Farsçada "büyük" demektir. 1323'te Çoban'ın kızı Bağdad Hatun ile evlenmiş, Çoban'ın ölümü üzerine Bağdad Hatun kocasından boşanıp Ebû Sa'îd ile evlenince Anadolu valisi olmuştur. Bir suikast söylentisi yüzünden 1332'de idama mahkûm edilmiş, Ebû Sa'îd'in annesinin araya girmesiyle Kemah Kalesi'ne hapsedilmiş, suçsuz olduğu anlaşılınca 1333'te yeniden Anadolu genel valisi atanmıştır. Ebû Sa'îd'in varissiz ölümü üzerine Hülâgû soyundan Muhammed Han'ı tahta çıkarmıştır. 1336'da Muhammed Han'ın kuvvetleri Mûsâ Han ve Alî Pâdişâh'ın kuvvetleriyle karşılaşmış, Mûsâ yenilmiş, Alî Pâdişâh ölmüştür. Hüsameddin'in Aladağ civarındaki savaş diye anlattığı olay budur.
Metindeki "Küçük Hasan", yani Hasan Kûçek, 1319'da Anadolu'da doğan Timurtaş'ın oğludur. Babası 1328'de Memlûkler eliyle öldürülünce bir süre babasının rakiplerinden saklanmak zorunda kalmıştır. Kaynaklara göre babasının hayatta olduğunu ileri sürmüş ve Çoban'ın muhtemel çocuğu olduğu söylenen Kara Cerî adlı bir köleyi Timurtaş yerine koymuştur. Hüsameddin bu kişiyi "meçhul bir adam" diye anar; dipnotunda Safedî'nin "A'yânu'l-Asr"ında adının "Ebûbekir" gösterildiğini yazar. Kaynaklardaki Kara Cerî ile Hüsameddin'in verdiği Ebûbekir adının aynı kişi olup olmadığı doğrulanamadı.
Hasan Kûçek'in Hasan-ı Büzürg'ü yendiği çatışma kaynaklarda 16 Temmuz 1338'de, Van yakınlarındaki Alatak bölgesinde gösterilir; Hasan Kûçek o sırada on dokuz yaşındadır. Aynı kaynaklara göre Hasan Kûçek 1338 yazında Çoban'ın dul eşi Satıbey Hatun'u tahta çıkarmış, Mayıs 1339'da Süleyman Han'ı bulmuş, 26 Haziran 1340'ta Meraga yakınlarındaki Zerrinrud vadisinde Celâyirîleri yenmiştir. Hüsameddin'in bir sonraki maddede 739-740 tarihleriyle verdiği olaylar bu dizinin içine yerleşir. 1343'te ise Hasan Kûçek öldürülmüştür.
Bu bölümde dikkat çeken bir çelişki vardır. Ansiklopedi maddesine göre Hüsameddin ikinci ciltte Amasya Valisi Şâdî Bey'in 736'da (1335) öldüğünü yazar. Bu bölümün sonunda ise Şâdî Bey'in ölümü, Küçük Hasan'ın Hasan-ı Büzürg'e galip geldiği güne bağlanır. Kaynaklarda bu galibiyet 1338'dedir. İki anlatı birbirini tutmaz; Şâdî Bey'in ölüm tarihi bu çalışmada belirlenemedi.
Eretna
Metinde "Sivas emîri" olarak anılan Eretna, kaynaklarda Uygur kökenli bir komutan olarak geçer. İlhanlıların Anadolu valisi Timurtaş'ın emrinde çalışmış, kız kardeşini Timurtaş ile evlendirerek akrabalık bağı kurmuştur. Timurtaş'ın Mısır'a gitmesini fırsat bilerek Moğollara karşı ayaklanmış, Memlûk sultanı adına sikke kestirip hutbe okutmuştur. Sivas ile Erzincan arasındaki Karanbük mevkiinde Hasan-ı Büzürg'ün ordusunu yenmiş, sonra bağımsızlığını ilân etmiştir. Eretna Beyliği 1335-1381 arasında hüküm sürmüş, en geniş döneminde Sivas, Kayseri, Amasya, Tokat, Çorum, Niksar ve Erzincan'ı içine almıştır. Hüsameddin'in sonraki sayfalarda anlattığı hutbe ve sikke meselesi bu olayların devamıdır.
Amasya Çevresindeki Beyler ve Yer Adları
Hüsameddin bu bölümde Amasya ve çevresindeki onlarca beyi, oturdukları yerleri, köy, dağ ve nahiye adlarının kökenini sayar. Kimi adlar bugün de yaşar: Kayı, Kayı Kürtler ve Sevincer köyleri, İrmiş (Vermiş), Hakala, Taşan Dağı, Bayındır, Mecidözü, Varay ve Şerefder (Şerefler). Hüsameddin'in kaynak göstermediği yerler çoktur. Ansiklopedi maddesi de başvurduğu kaynakları çoğunlukla göstermemesini ve bazı konularda aşırı etimolojik benzetmelere gitmesini eleştirilen yanları olarak belirtir. Bu yüzden "Çorum'un eski adı Çorumlu idi", "Kürt sözü Türkçedir, kayın ağacı demektir" ve "Lor Ömer'deki lor, piç ve çapkın anlamındadır" gibi dipnot açıklamaları, ayrıca doğrulanmadıkça kesin bilgi sayılmamalıdır. Bunların doğrulandığı bir kaynağa rastlanmadı.
Dipnotlardan biri, Osmancık'taki Beyler Çelebi Camii ile Çorum'daki Bey Camii'nin Şerefeddîn Osmân Bey'in eseri olduğunu bildirir. Bir diğeri, Sinop emîri Ahmed Gâzi Çelebi'nin kabir taşında 728'de öldüğünün yazılı olduğunu, Havza yakınındaki Şeyh Savcı Köyü'nde yatan bu kişinin Selçuklu Sultanı Mes'ûd oğlu Altunbaş olduğunu söyler. Oysa Altunbaş'ın bir sonraki maddede 739-740'ta Amasya'da sultan ilân edildiği anlatılır; bugünkü araştırmalar onun ölümünü 1356-57'ye yerleştirir ve Havza'ya bağlı Umurbey Köyü'ne gömüldüğünü yazar. Dipnottaki özdeşleştirme ile bu tarihler uyuşmaz.
Okur İçin Not
Hüsameddin'in "Azerîler" ile "Türkler" arasında kurduğu keskin ayrım, onun yorumudur. Şâdî Bey'i Hoy kökenli bir Yazarlu Türkmeni olarak tanıtması da Azerîlerin Türk olduğunu kendisinin de kabul ettiğini gösterir. Şâdî Bey'in vakfiyesinin Farsça yazıldığı ve 725'te Ankara'da düzenlenip 735'te Amasya'da onaylandığı da metindedir; vakfiyenin kendisine başka kaynaklarda rastlanmadı. Metindeki Amasya ayanı, müftü ve müderrislerin adları da büyük ölçüde Hüsameddin'in kendi kaydına dayanır ve başka kaynaklarda doğrulanamadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
- "Ebû Sa'îd Bahâdır'ın Ölümü Üzerine Bazı Mülahazalar", Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, https://dergipark.org.tr/tr/pub/gttad/article/1647931
- Doğan Koşan, "Son Anadolu Selçuklu Meliki Taceddin Altunbaş'ın Amasya'daki Medresesi ve Türbesi", Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 22/3, 2023, s. 802–819.
Diğer kaynaklar