Anadolu'da hükûmet eden Selçûk (Selçuklu) hânedânının son pâdişâhı olan Sultân Mes'ûd bin İzzeddîn Keykâvus'un şehzâdesidir. Vâlidesi Tokat'da Ahmed Paşa Câmii ve Sünbül Baba Tekkesi kapılarının üzerinde mahkûk olan kitâbelerden⁴⁶⁷ müstebân olduğu üzere meşhûr Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey'in kerîmesidir.⁴⁶⁸
Sultân Altunbaş, Amasya'da 739 senesi evâhirinde ikinci def'a serîr-i Selçûkî'ye oturdu. Resmen pâdişâh-ı Selçûkî olarak Emîr Celâleddîn Taşan Bey atabeyi, Emîr Bahâ'eddîn Kürt Bey beylerbeyi, Pervâne Beyzâde Alameddîn Süleyman Bey vezîri, Gümüşlüzâde Celâleddîn Abdullah Çelebi de müstevfî oldu.
Bu sene kibâr-ı fuzalâdan Amasya'da sadru'l-ulemâ olan müftü Rükneddîn Ahmed bin Muhammed es-Sinôbî ile Amasya hânkâhı şeyhi ve müderrisi iken Sivas [24] kadısı olan Mevlânâ Cemâleddîn İbrâhim el-Aksarâyî vefât etdiler. Kibâr-ı ulemâdan Mevlânâ Şerefeddîn Muhammed el-Herevî Amasya'da sadru'l-ulemâ ve müftî-i memleket oldu.
Lâkin Sultân Altunbaş, yirmi iki yıldan beri gâh Taşan Bey'in, gâh Kürt Bey'in çiftliklerinde ve sonra Sultân Ebû Sa'îd Bahâdır Hân tarafından kendisine tahsîs ve temlîk edilen Simre Çiftliği'nde münzeviyâne yaşamışdı. Bîçâre ihtiyârlamış, fa'âliyet-i dimâğiyye ve bedeniyyesi durmuş, bütün işlerini Taşan ve Kürt Beyler'in ellerine vermişdi. Saltanatı kuru bir unvândan ibâret idi. Kendisine "Gâzi Çelebi" ve "Şâh Melik Çelebi" denirdi.
Binâ'en-aleyh Amasya vilâyetinde nüfûz-ı emâret Taşan ve Kürt Beyler'e intikâl ederek Amasya vilâyeti bu târîhden i'tibâren Sivas emîri Eretna Bey'in nüfûzu altına girdi, Emîr Timurtaş oğlu Küçük Şeyh Hasan Bey'in nüfûzundan ve Hacı Ya'kûb Şâh elinden çıkdı.
Emîr Kemâleddîn İsmâ'il Sunkurî, Sultân Altunbaş'ın saltanatını ümerâ-yı etrâfa teblîğe me'mûr edilerek Türk beylerini müşârün-ileyhin kuvvetden ârî olan kuru unvânına bey'at etdirmeye çalışıyordu. Bunların muzâhiri ve müdebbiri Eretna Bey idi. Tokat Emîri Ulu Bey de Eretna Bey'in mürevvic-i efkârıydı.
Sultân Altunbaş, fırsat elde iken kendisine mukaddemen taraf-ı sultânîden tahsîs ve temlîk edilen arâzî ve emlâkini 740 senesinde Amasya'da vakf ve hâsılât-ı vakfiyesini neslen-ba'de-neslin evlâd-ı zükûruna tahsîs [25] ederek kendisinden sonra evlâdını ihtiyâcdan tahlîse himmet etdi. Mükemmel bir vakfiye tanzîm etdirdi. Vakfiyeyi tescîl eden Amasya kâdı'l-kudâtı Mevlânâ İmâdeddîn Ömer ve şâhidleri de yukarıda isimleri yazılan zevât idi.⁴⁶⁹
Bu vakfiyenin unvânında "Seyyidü'l-Mülûk ve's-selâtîn es-sadru'l-a'lâ el-kudvetü'l-mu'allâ e'azzü'd-devleti ve'd-dîn" evsâfıyla "Tâceddîn Altunbaş bin es-Sultân Mes'ûd bin Keykâvus es-Selçûkî" tavsîf, ba'dehû vakf etdiği Simre Çiftliği müştemilâtı olan kurâ, mezâri', arâzî zikr ve ta'dâd edilmişdir.
Şu evsâf-ı âliye kemâl-i sarâhatle ifâde ediyor ki, Tâceddîn Altunbaş Amasya'da 740 senesinde resmen sultân idi. Müşârün-ileyh eğer sultân olmasaydı yalnız "Sülâletü'l-mülûk ve's-selâtîn" denirdi. "Seyyidü'l-mülûk ve's-selâtîn, es-sadru'l-a'lâ, el-kudvetü'l-mu'allâ" denemezdi. Bu sıfatlar anlatıyor ki Sultân Altunbaş, serîr-i a'lâda câlis bir metbû'-ı mu'allâ idi.
Fakat müşârün-ileyhin saltanatı, Eretna Bey'in bir hud'a-i siyâsiyyesinden ibâretdi. Eretna Bey, bu hud'a sâyesinde Amasya vilâyetinden Şeyh Hasan ve Hacı Ya'kûb Şâh'ın nüfûzunu kaldırdı. Tokat, Kayseriyye ve Samsun emîrlerini kendisine rabt ederek mevki'ini tahkîm etdi. Mısır hükümdârına karşı ta'ahhüd eylediği hutbe ve sikke mes'elesini bile unutdu.
Bundan dolayı Mısır hükümdârı Melik Nâsır Muhammed bin Kalavun, Eretna Bey'den dil-gîr oldu. Verdiği emir üzerine Eretna Bey'in zîr-i [26] idâresinde olan Tarende (Derende) şehrini Dulkadir oğlu Karaca Bey'e işgâl etdirdi.
Makrîzî, "Kitâbü's-Sülûk"unda diyor ki: "740 senesinde Derende kalesinin muhâfızı Eretna tarafından hâdim Mercân idi. Mercân bir maslahat-ı mühimme için Eretna'nın nezdine gitmişdi. Bunu haber alan Eblestîn emîri Zeyneddîn Karaca bin Dulkadir, Türkmen beylerinden Gergerli oğlu Alî, Gündlük (Gündük) oğlu İbrâhim, Bugadaş oğlu Halîl Beyler'i kırk nefer bahâdırla Derende üzerine gönderdi.
Bu beyler, Derende kalesi içinde bir adamı elde etdiler. Bu adam kırk neferi ve beyleri kale bedeninden iplerle çekip içeriye aldı. Bunlar Eretna Bey'in adamlarını katl edib kaleyi Mısır sultânı nâmına zabt ederek Dulkadir oğlu Karaca'ya teslîm etdiler.
Melik Nâsır Muhammed bin Kalavun, bununla kanâ'at etmedi. Haleb vâlîsine verdiği emir üzerine Sivas havâlîsini gâret ve yağmâ etdirdi. Eretna Bey'in mükerrer mürâca'atlarına cevâben hutbe ve sikke mes'elesi ihtâr edilerek Eretna Bey hükûmet-i Mısriyye tarafından tazyîk edilmekde idi.
Diğer tarafdan Emîr Timurtaş oğlu Şeyh Hasan Bey'le Ya'kûb Şâh, Amasya vilâyetinde nüfûzlarının zayâ'ından dolayı pek müte'essir olmuşlardı. Fakat Irâk emîri Büyük Şeyh Hasan Bey'le pek meşgûl oldukları münâsebetle Erzincân ve Karahisâr-ı Şarkî beylerini ve hâssaten Amasya'nın yanı başında olan Niksâr emîri Tâceddîn Togan Şâh'ı tahrîk ederek bir tarafdan Eretna Bey'i, diğer tarafdan Amasya beylerbeyi Kürt Bey'i tehdîd ediyorlardı.
[27] Bununla beraber Sultân Altunbaş'ın ümerâsı arasına giren nifâk ve hased belâsıyla Amasya beyleri de birbirine girmişlerdi. Halifet Gâzi ve Gül Bey oğulları, Kürt ve Taşan Beyler'in nüfûzunu bir türlü hazm edemiyorlar, cür'et-kârâne hareketlerini çekemiyorlardı. Sultân Altunbaş, bunları hüsn-i idâre edecek akıl ve tedbîre mâlik değildi.
Bu esnâda Büyük ve Küçük Şeyh Hasan Beyler, büyük bir arbedeye girmişlerdi. Cihân Timur Hân ile Büyük Şeyh Hasan, Süleyman Hân ile Küçük Şeyh Hasan üzerine yürümüşdü. "Câmiud-Düvel"de tafsîl edildiği üzere Küçük Hasan Bey, 740 zilhiccesi âhirinde galebe etdi. Nüfûz ve şöhreti fevkalâde artdı.
Eretna Bey, hükûmet-i Mısriyye'nin gönderdiği gâret-gerân ile, Amasya beyleri de birbirleriyle meşgûl oldukları esnâda Niksar emîri Togan Şâh, Emîr Timurtaş oğlu Hasan Bey'den aldığı ve kendisinin tedârik etdiği bir kuvve-i mühimme ile Niksâr'dan kalkıp Amasya üzerine yürüdü. Taşova harbinde Kürt ve Taşan Beyler'i mağlûb ederek gâlibâne Amasya'ya 741 senesi evâ'ilinde girdi. Amasya vilâyetini işgâl etdi.
Günümüz Türkçesiyle
Anadolu'da hüküm süren Selçuklu hanedanının son padişahı olan Sultan Mes'ûd bin İzzeddîn Keykâvus'un şehzadesidir. Annesi, Tokat'taki Ahmed Paşa Camii ile Sünbül Baba Tekkesi'nin kapıları üzerindeki kitabelerden anlaşıldığı üzere, ünlü Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey'in kızıdır.
Sultan Altunbaş, Amasya'da 739 [1338-39] yılının sonlarında ikinci defa Selçuklu tahtına oturdu. Resmen Selçuklu padişahı olarak Emîr Celâleddîn Taşan Bey atabey, Emîr Bahâeddîn Kürt Bey beylerbeyi, Pervâne Beyzâde Alameddîn Süleyman Bey vezir, Gümüşlüzâde Celâleddîn Abdullah Çelebi de müstevfî oldu.
Bu yıl, büyük âlimlerden olup Amasya'da sadru'l-ulemâ olan müftü Rükneddîn Ahmed bin Muhammed es-Sinôbî ile Amasya hânkâhının şeyhi ve müderrisi iken Sivas kadısı olan Mevlânâ Cemâleddîn İbrâhim el-Aksarâyî öldüler. Büyük âlimlerden Mevlânâ Şerefeddîn Muhammed el-Herevî Amasya'da sadru'l-ulemâ ve memleket müftüsü oldu.
Fakat Sultan Altunbaş, yirmi iki yıldan beri kâh Taşan Bey'in, kâh Kürt Bey'in çiftliklerinde, sonra da Sultan Ebû Sa'îd Bahâdır Han tarafından kendisine tahsis edilip mülk olarak verilen Simre Çiftliği'nde kendi hâlinde yaşamıştı. Zavallı, yaşlanmış, zihnî ve bedenî faaliyeti durmuş, bütün işlerini Taşan ve Kürt Beyler'in ellerine bırakmıştı. Saltanatı kuru bir unvandan ibaretti. Kendisine "Gâzi Çelebi" ve "Şâh Melik Çelebi" denirdi.
Bunun üzerine Amasya vilâyetinde emirlik nüfuzu Taşan ve Kürt Beyler'e geçti. Amasya vilâyeti bu tarihten itibaren Sivas emîri Eretna Bey'in nüfuzu altına girdi; Emîr Timurtaş oğlu Küçük Şeyh Hasan Bey'in nüfuzundan ve Hacı Ya'kûb Şâh'ın elinden çıktı.
Emîr Kemâleddîn İsmâ'il Sunkurî, Sultan Altunbaş'ın saltanatını çevredeki emirlere bildirmekle görevlendirilerek Türk beylerini, gücü olmayan bu kuru unvana bağlılık yemini ettirmeye çalışıyordu. Bunların destekçisi ve yöneticisi Eretna Bey'di. Tokat emîri Ulu Bey de Eretna Bey'in fikirlerini yayan kişiydi.
Sultan Altunbaş, fırsat elindeyken, kendisine daha önce sultan tarafından tahsis edilip mülk olarak verilen arazi ve mallarını 740 [1339-40] yılında Amasya'da vakfetti. Vakfın gelirini nesilden nesile erkek çocuklarına ayırarak kendisinden sonra çocuklarını ihtiyaçtan kurtarmaya gayret etti. Eksiksiz bir vakfiye düzenletti. Vakfiyeyi kaydeden Amasya kadıların kadısı Mevlânâ İmâdeddîn Ömer ile şahitleri de yukarıda adları yazılan kişilerdi.
Bu vakfiyenin başlığında "Melikler ve sultanların efendisi, en yüce makam, yüksek önder, devletin ve dinin gücü" anlamındaki Arapça "Seyyidü'l-Mülûk ve's-selâtîn es-sadru'l-a'lâ el-kudvetü'l-mu'allâ e'azzü'd-devleti ve'd-dîn" nitelemeleriyle "Tâceddîn Altunbaş bin Sultan Mes'ûd bin Keykâvus es-Selçûkî" adı yazılmış, ardından vakfettiği Simre Çiftliği'nin bağlı köyleri, tarlaları ve arazisi sayılıp dökülmüştür.
Bu yüce nitelemeler açıkça gösteriyor ki Tâceddîn Altunbaş Amasya'da 740 [1339-40] yılında resmen sultandı. Adı geçen eğer sultan olmasaydı yalnızca "melik ve sultanların soyundan" anlamındaki "Sülâletü'l-mülûk ve's-selâtîn" denirdi. "Seyyidü'l-mülûk ve's-selâtîn, es-sadru'l-a'lâ, el-kudvetü'l-mu'allâ" denemezdi. Bu sıfatlar, Sultan Altunbaş'ın yüce bir tahtta oturan, saygıya değer bir hükümdar olduğunu anlatır.
Fakat adı geçenin saltanatı, Eretna Bey'in bir siyasi hilesinden ibaretti. Eretna Bey bu hile sayesinde Amasya vilâyetinden Şeyh Hasan ile Hacı Ya'kûb Şâh'ın nüfuzunu kaldırdı. Tokat, Kayseri ve Samsun emirlerini kendine bağlayarak konumunu sağlamlaştırdı. Mısır hükümdarına karşı verdiği hutbe ve sikke sözünü bile unuttu.
Bundan dolayı Mısır hükümdarı Melik Nâsır Muhammed bin Kalavun, Eretna Bey'e gücendi. Verdiği emir üzerine, Eretna Bey'in idaresi altında olan Darende şehrini Dulkadir oğlu Karaca Bey'e işgal ettirdi.
Makrîzî, "Kitâbü's-Sülûk"unda diyor ki: "740 yılında Darende Kalesi'nin muhafızı, Eretna tarafından görevlendirilen hizmetli Mercân idi. Mercân önemli bir iş için Eretna'nın yanına gitmişti. Bunu haber alan Elbistan emîri Zeyneddîn Karaca bin Dulkadir, Türkmen beylerinden Gergerli oğlu Alî, Gündlük (Gündük) oğlu İbrâhim, Bugadaş oğlu Halîl Beyler'i kırk yiğitle Darende üzerine gönderdi."
Bu beyler, Darende Kalesi içinde bir adamı elde ettiler. Bu adam kırk kişiyi ve beyleri kale duvarından iplerle çekip içeri aldı. Bunlar Eretna Bey'in adamlarını öldürüp kaleyi Mısır sultanı adına ele geçirerek Dulkadir oğlu Karaca'ya teslim ettiler.
Melik Nâsır Muhammed bin Kalavun bununla yetinmedi. Halep valisine verdiği emir üzerine Sivas çevresini yağma ettirdi. Eretna Bey'in tekrarlanan başvurularına karşılık hutbe ve sikke meselesi hatırlatılarak Eretna Bey, Mısır hükümeti tarafından sıkıştırılmaktaydı.
Öte yandan Emîr Timurtaş oğlu Şeyh Hasan Bey ile Ya'kûb Şâh, Amasya vilâyetinde nüfuzlarının kaybolmasından dolayı çok üzülmüşlerdi. Fakat Irak emîri Büyük Şeyh Hasan Bey'le çok uğraştıkları için Erzincan ve Şarkî Karahisar beylerini ve özellikle Amasya'nın hemen yanı başındaki Niksar emîri Tâceddîn Togan Şâh'ı kışkırtarak bir taraftan Eretna Bey'i, öbür taraftan Amasya beylerbeyi Kürt Bey'i tehdit ediyorlardı.
Bununla birlikte Sultan Altunbaş'ın emirleri arasına giren anlaşmazlık ve kıskançlık belâsıyla Amasya beyleri de birbirine girmişlerdi. Halifet Gâzi ve Gül Bey oğulları, Kürt ve Taşan Beyler'in nüfuzunu bir türlü hazmedemiyor, cüretkâr davranışlarına tahammül edemiyorlardı. Sultan Altunbaş, bunları iyi yönetecek akıl ve tedbire sahip değildi.
Bu sırada Büyük ve Küçük Şeyh Hasan Beyler büyük bir kargaşaya girmişlerdi. Cihân Timur Han ile Büyük Şeyh Hasan, Süleyman Han ile Küçük Şeyh Hasan'ın üzerine yürümüştü. "Câmiu'd-Düvel"de ayrıntılı anlatıldığı üzere Küçük Hasan Bey, 740 [1339-40] yılı zilhiccesinin sonunda galip geldi. Nüfuzu ve şöhreti olağanüstü arttı.
Eretna Bey, Mısır hükümetinin gönderdiği yağmacılarla; Amasya beyleri de birbirleriyle uğraştıkları sırada Niksar emîri Togan Şâh, Emîr Timurtaş oğlu Hasan Bey'den aldığı ve kendisinin hazırladığı önemli bir kuvvetle Niksar'dan kalkıp Amasya üzerine yürüdü. Taşova savaşında Kürt ve Taşan Beyler'i yenerek zaferle 741 [1340-41] yılının başlarında Amasya'ya girdi. Amasya vilâyetini ele geçirdi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- serîr-i Selçûkî: Selçuklu tahtı
- atabey: hükümdarın yetiştiricisi, devlet işlerinde baş danışman
- beylerbeyi: en üst düzey komutan ve vali
- müstevfî: defterdar, mali işlerin başı
- hânkâh: tekke, dervişlerin ve ilim adamlarının barındığı yapı
- münzeviyâne: köşesine çekilmiş, tek başına
- tahsîs ve temlîk: bir mülkün kişiye ayrılması ve mülk olarak verilmesi
- neslen-ba'de-neslin: nesilden nesile
- vakfiye: vakıf senedi
- kudvetü'l-mu'allâ, es-sadru'l-a'lâ: yüce önder, en yüce makam; hükümdarlara verilen şeref unvanları
- sülâle: soy, nesil
- hud'a-i siyâsiyye: siyasi hile
- gâret: yağma, baskın
- hutbe ve sikke: cuma hutbesinde adının okunması ve adına para bastırılması
Taceddin Altunbaş Kimdir
Taceddin Altunbaş, Anadolu Selçuklu Devleti'nin son sultanlarından II. Gıyaseddin Mesud'un oğludur. Hüsameddin'in aktardığı vakfiye bugünkü araştırmaların da ana dayanağıdır. Bu vakfiyeden Altunbaş'ın Simre hükümdarı olarak Amasya ve çevresinde hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır. Aynı çalışmaya göre sultan 1356-57 yılında ölmüş, Havza'ya bağlı Umurbey Köyü'ne gömülmüştür. Hüsameddin'in "yirmi iki yıldan beri çiftliklerde gizlenmişti" ve "ihtiyarlamıştı" ifadeleri, bu uzun ömürle uyumlu görünür; ancak Altunbaş'ın doğum tarihi başka kaynaklarda verilmediği için yaşı hakkında kesin bir şey söylenemez.
Annesinin Kimliği
Hüsameddin, Altunbaş'ın annesini Mu'îneddîn Süleyman Pervâne'nin kızı olarak gösterir ve bunu Tokat'taki Ahmed Paşa Camii ile Sünbül Baba Tekkesi'nin kitabelerine dayandırır. Dipnotta bu kitabelerin İsmâil Hakkı'nın "Kitâbeler" adlı eserinde yazılı olduğunu, annenin adının kayıtlardan "İldi Hund Hâtun" olarak çıkarıldığını da ekler. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın bu eseri, Amasya Tarihi'nin yararlandığı sayılı kaynaklardan biridir. Pervâneoğulları hakkında TDV İslâm Ansiklopedisi'nde ayrı bir madde bulunur; Koşan'ın makalesi de bu maddeye başvurur. Altunbaş'ın annesine dair bu çalışmada bağımsız bir doğrulama bulunamadı.
Taceddin Türbesi ve Medresesi
Amasya'da Taceddin Altunbaş'a bağlanan yapı bugün kentin merkezinde, Dere Mahallesi'ndeki Bakırcılar Çarşısı yakınlarında yer alan Taceddin Medresesi ve Türbesi'dir. Türbede özgün bir inşa kitabesi ve sanduka yoktur; türbe üzerine konan levhada Sultan Taceddin Altunbaş'ın buraya gömüldüğü yazılıdır. Kare planlı bir kaide üzerine sekizgen gövdeden oluşur; düzgün kaplama taşları, oval köşe silmeleri ve zencirek motifleri on üçüncü yüzyıl Selçuklu türbe mimarisinin özelliklerini taşır. Türbeye bitişik medrese, 1989 yılında yapılan araştırma kazısıyla kısmen ortaya çıkarılmıştır. Türbenin duvarlarının bir kısmı özgün hâlini korumakla birlikte uzun yıllar iş yerlerinin arasında gizli kalmıştır. Aynı makaleye göre, yakınındaki 1242 tarihli Cumudar Türbesi'ne malzeme, süsleme ve plan bakımından çok benzer. Bu yüzden iki türbeyi yaptıranların aynı kişiler ya da akraba oldukları söylenebilir.
Makalenin dikkat çekici bir sonucu da şudur: Sultan Altunbaş vakfiyeye göre Umurbey Köyü'ne gömüldüğü hâlde Amasya'daki türbe, ölümünden sonra onun adına yapılmış olabilir. Yani Amasya'daki yapının onun asıl mezarı olduğu kesin değildir. Hüsameddin bu madde için dipnotlarda böyle bir mezar tartışmasına girmez.
Vakfiye Üzerine
Hüsameddin, vakfiyedeki unvanlardan hareketle Altunbaş'ın 740 [1339-40] yılında Amasya'da resmen sultan olduğu sonucuna varır. Bu yorumu, vakfiyenin Arapça ibarelerini ve aynı unvanların hükümdar olmayanlar için kullanılmadığını söyleyerek temellendirir. Dipnotta bu Arapça vakfiyeyi kendisinin Türk Tarih Encümeni Mecmuası'nda çevirip yayımladığını bildirir. Bu çalışmada vakfiyenin yayımlandığı yazının kendisine ulaşılamadı. Hüsameddin'in vakfiyeye dayanan yorumunun bağımsız bir incelemeyle sınanıp sınanmadığı da belirlenemedi. Altunbaş'ın soyundan gelenlerin sonraki durumu için ise, Amasya emîri Hacı Şadgeldi'nin babaannesinin Altunbaş'ın kızı olduğunu bildiren bir araştırma vardır.
Eretna, Mısır ve Darende
Metin Eretna'yı, Altunbaş'ı bir siyasi araç olarak kullanan, sonra Mısır baskısıyla sıkışan biri olarak anlatır. Eretna'nın Memlûk Sultanı Nâsır Muhammed'e hutbe ve sikke sözü verdiği, 738 [1337-38] yılında bağlılığını kabul ettiği, 740 [1339-40] yılında bundan vazgeçtiği ve Memlûk sultanının Halep valisi aracılığıyla Sivas'a kadar akınlar yaptırdığı bir akademik çalışmada da yazılıdır. Bu bilgi Hüsameddin'in anlatısıyla örtüşür. Darende'nin Dulkadir oğlu Karaca Bey'e verilmesi olayının ayrıntıları ise bu çalışmada ayrıca doğrulanamadı; metin, Makrîzî'den aktardığı satırlara dayanıyor.
Taşova Savaşı ve Amasya'nın El Değiştirmesi
Madde, Niksar emîri Togan Şâh'ın Taşova'da Kürt ve Taşan Beyler'i yenip 741 [1340-41] başında Amasya'ya girmesiyle biter. Başka kaynaklarda bu olaya ilişkin ayrıntı bulunamadı. Bir araştırma, Selçuklu idaresinin tamamen silinmesinin ardından kente Eretna Beyliği'nin hâkim olduğunu, daha sonra Eretna'nın zayıflamasından yararlanan Hacı Şadgeldi'nin kenti bağımsız biçimde yönettiğini yazar.
Okur İçin Not
Bu maddede Hüsameddin iki şeyi bir arada söyler: vakfiyedeki unvanlara bakarak Altunbaş'ın 740 [1339-40] yılında resmen sultan olduğunu, ama bu saltanatın gerçekte Eretna Bey'in bir siyasi hilesi ve "kuru bir unvan" olduğunu. İki hüküm çelişmez; vakfiye belgesi makamın tanındığını, anlatıdaki yorum ise iktidarın Kürt, Taşan ve Eretna gibi güçlerde olduğunu gösterir. Bu yorumun ikinci yarısı Hüsameddin'e aittir ve başka kaynaklarda doğrulanamadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
- Doğan Koşan, "Son Anadolu Selçuklu Meliki Taceddin Altunbaş'ın Amasya'daki Medresesi ve Türbesi", Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 22/3, 2023, s. 802–819, https://dergipark.org.tr/en/pub/jss/article/1258201
- "Eretnalı Beyliğinin Paraları", Belleten, https://belleten.gov.tr/tam-metin/2557/tur
- Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası Amasya Sosyal Bilimler Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Amasya Üniversitesi Yayınları, 2024, https://www.amasya.edu.tr/media/e2rm5hum/sosyal-bilimler-arastirmalari-13.pdf
Diğer kaynaklar