Anadolu Selçuklu Devleti, 1243'teki Kösedağ yenilgisinden sonra İlhanlı Moğol yönetiminin gölgesinde yaşadı. Önce Selçuklu sultanları adına, sonraları doğrudan Moğol valileri eliyle yürüyen bu idare, Amasya gibi şehirleri de Tebriz ve Sultaniye'deki merkeze bağladı. Valiler arasında en çok konuşulanı, İlhanlı devletinin gerçek hâkimi Emir Çoban'ın oğlu Timurtaş'tır. Kaynaklarda Temürtaş ya da Demirtaş Noyan biçiminde de geçen bu genç komutan, yaklaşık on iki yıl boyunca Anadolu'nun büyük bölümünü yönetti. Amasya da bu geniş genel valiliğin sınırları içinde kalıyordu. İlhanlı idaresinin genel işleyişi ayrı bir yazıda anlatıldığı için burada yalnızca Timurtaş'ın hayatı, valiliği, isyanı ve Kahire'deki sonu ele alınmaktadır.

Çoban Oğlu Timurtaş

Timurtaş, Gazan Han ile Olcaytu döneminde devletin en güçlü adamı hâline gelen Emir Çoban'ın ikinci oğludur. Ağabeyi Bayram, küçük kardeşi Dımaşk Hoca'dır. Kayıtlar onun Gazan Han'ın Şam seferinden yaklaşık bir yıl önce doğduğunu bildirir; bu hesapla doğumu 1298-1299 yıllarına rastlar ve Anadolu'ya vali olarak atandığında henüz on altı on yedi yaşlarındaydı. Kendisini ilk kez 1303'te Gazan Han'ın düzenlediği büyük bir av şenliğinde gösterdi, ardından 1314 dolaylarına kadar babasının yanında, Sultaniye'de kaldı. Çağdaş anlatılar onu yiğit, cömert, askerleri arasında sevilen ve dindar bir komutan olarak çizer.

Anadolu'daki durum bu atamadan önce epeyce bozulmuştu. Olcaytu döneminde genel vali olan İrencin Noyan, ağır vergilerle ve sert cezalarla halkı bıktırmış, Karamanoğulları'nın önderliğindeki Türkmen beylikleri de vergi vermeyi bırakıp Moğol idaresine karşı çıkmıştı. Emir Çoban, Haziran 1314'te kalabalık bir orduyla Anadolu'ya girdi, Sivas ile Erzincan arasında kurduğu karargâha Türkmen beylerini çağırıp itaatlerini aldı, aynı yılın sonunda da Karamanoğulları'nın ele geçirdiği Konya'yı geri aldı. İrencin'i Diyarbakır tarafına gönderdikten sonra Anadolu'yu oğluna bıraktı. Atamanın tarihi kaynaklarda 1314, 1315 ya da 1317 olarak değişir; genel valiliğin merkezi için de kimi anlatılarda Kayseri, kimilerinde Konya anılır. Çoğu araştırmacı, Kayseri'nin stratejik konumu dolayısıyla merkez seçildiği görüşündedir.

Genç valinin yanında idari işlere bakmak üzere vezir Reşidüddin'in oğlu Celaleddin Hoca ile Anadolu işlerini iyi bilen, Selçuklu çevresinden Sinaneddin Arız verildi. Arız'ın ölümünden sonra Celaleddin tek yardımcı kaldı, ancak babasının 1318'de idam edilmesi onun itibarını sarstı ve kısa sürede görevden uzaklaştırıldı.

Anadolu'da Düzen Kurma Çabası

Timurtaş'ın valiliği, kaynaklarda iki ayrı yüzüyle anlatılır. Türkmen beylerine karşı sert, şehirli halk ve ulemaya karşı ise gözetici bir yönetici olarak görünür. Şehirlerde adalet dağıtmaya, askerlerin ve memurların keyfî davranışlarını yasaklamaya, vergiyi hakkaniyete uygun tutmaya özen gösterdiği söylenir. Mevlevî şeyhlerine, ahî teşkilatına ve ilim adamlarına destek verdi; Eflâkî'nin Menâkıbu'l-Ârifîn'inde ondan "adalette ikinci Anûşirevan" diye söz edilir ve Anadolu'nun ileri gelenlerinin ona bağlılık yemini ettiği anlatılır. Türkmenler arasında "Adil Padişah" lakabıyla anıldığı da kayıtlıdır. Aynı kaynaklar onun için "kan dökücü" ve "zalim" sözlerini de kullanır; bu çelişki, hem şehirlerde hem uçlarda aynı anda otorite kurmaya çalışan bir valinin ne kadar farklı yüzlerle hatırlanabildiğini gösterir.

İmar işlerine ilişkin en açık belge, 1323 tarihli bir kitabedir. Samsun Kale İçi Mahallesi'ndeki mescidin sülüs yazılı kitabesinde, mescidin Sultan Ebû Saîd Han'ın saltanatında ve "Temürtaş'ın aydınlık zamanında, onun yardımıyla" yaptırıldığı yazılıdır. Yapıyı Mahmud oğlu Evhad adlı bir Mevlevî inşa ettirmiştir. Timurtaş'ın camilerin ve medreselerin yapılmasına izin verdiği ve bunları kendisinin de teşvik ettiği, bu dönemi anlatan araştırmalarda tekrarlanan bir bilgidir.

Valinin dış siyaseti de vardı. 1321 yılında Kilikya Ermeni Krallığı'na karşı Memlûk Sultanı en-Nâsır b. Kalavun'a bir mektup yazdı. Müslüman devletlerin din uğruna birleşmesi gerektiğini, Ermeniler yola getirilirse hac ve ticaret yollarının güvenle işleyeceğini belirttiği bu mektubun ardından Moğol ve Memlûk kuvvetleri Sis'e yürüdü ve Ayas ele geçirildi. Bazı kaynaklar bu olayı 1323'e bağlasa da Ebü'l-Fidâ'nın verdiği 1321 tarihi daha ayrıntılı olduğu için tercih edilir. Konya ise Emir Çoban Sultaniye'ye döndükten sonra yeniden Karamanoğulları'nın eline geçmişti; Timurtaş 1323'te şehri geri aldı.

Sultaniye'deki Tehlike ve Memlûk Bağlantısı

Timurtaş Anadolu'da düzen kurmaya çalışırken Sultaniye'de Çobanlı ailesinin aleyhine entrikalar yürüyordu. Genç İlhan Ebû Saîd, kendisini Emir Çoban'ın gölgesinde hissediyordu. Çoban'a özel kini olan emirler, 1319'da onu Gürcistan sınırında bir ziyafette öldürmek için tuzak kurdu. Uyarılan Çoban kıl payı kurtuldu ve Tebriz'e ulaştı. Aynı sıralarda Timurtaş'ın kendi emirleri de ona suikast hazırladı; Timurtaş bir kaleye sığınarak canını kurtardı, ardından kendisine saldıran beyleri öldürttü ve babasına yardıma gitti. Bu çalkantı sırasında Konya yeniden Karamanoğulları'nın eline geçti.

Aynı günlerde Timurtaş, Memlûk Sultanı'na elçi göndererek asker ve silah yardımı istemiş, karşılığında Anadolu'yu Memlûk topraklarına bağlamayı ve kendisinin Memlûklerin Anadolu valisi olmayı önermişti. Tehlike kendiliğinden geçtiği için bu yardıma gerek kalmadı. Ancak saray çevresinin ona karşı oynadığı oyun, merkeze duyduğu güveni sarstı. Yarı bağımsız işleyen bir idare, Türk ve Moğol askerlerinden kurulu bir ordu ve çevresindeki emirlerle ulemanın teşviki, onu bağımsızlığa doğru itti.

1322 İsyanı

Timurtaş, vergileri merkeze göndermemeye, İlhanlı sarayının çağrılarına uymamaya, hatta vergi toplamak için gelen memurları eli boş geri çevirmeye başladı. Sonunda 1322'de, kimi anlatılara göre 1321'in son günleriyle 1322'nin ilk günleri arasında, adına hutbe okutup sikke bastırarak bağımsızlığını ilan etti. Kaynaklarda kendisini "ahir zaman kurtarıcısı" yani mehdî olarak tanıttığı da yazılıdır. Sultaniye'ye gitmeyi reddettiği gibi Memlûk Sultanı'ndan Ebû Saîd'in saltanatına son vermesi için destek istedi. Ona bağlılık gösterenlerin başında Necmeddin Tabesî, Tokatlı Şeyhzâde, Kayseri hatibi Zahirüddin, Şeyh Nâsır Sûfî, Niğdeli kadı Şahab ve vaiz Hüsameddin gibi dönemin âlimleri vardı. Konya Mevlevîhânesi'nin şeyhi Âbid Çelebi ise biat etmedi ve Timurtaş'ın baskısıyla şehirden ayrıldı.

Emir Çoban, oğlunun isyanını bastırmak için izin almakta zorlandı, çünkü Ebû Saîd onun Anadolu'da oğluyla birleşip kendisine karşı çıkmasından çekiniyordu. Sonunda ağır yeminlerle izin alıp kışın, hasta olduğu hâlde Anadolu'ya yürüdü. İki ordu karşılaşmadan önce Çoban, Timurtaş'ın komutanlarına gizlice mektuplar yazarak savaşın vahim sonuçlarını anlattı. Ertesi sabah askerler yürüyüşte isteksiz davrandı ve Timurtaş'a, bir emirin oğlunun babasına karşı asker çekmesinin Moğol töresine aykırı olduğunu söyledi. Ordusunun denetimini yitirdiğini gören Timurtaş atından inip yaya olarak babasını karşıladı. Çoban, onu merkeze götürürken isyana teşvik eden Emir Sürkaci ile Kadı Necmeddin Tabesî'yi idam ettirdi. Ebû Saîd, Timurtaş'ı bağışladı ve onu yeniden Anadolu genel valisi yaptı.

İkinci Valilik ve Beyliklerin Ezilişi

Timurtaş ikinci valiliğinde daha sert davrandı. Önce itaatten çıkan Türkmen beylerine yöneldi. Eşrefoğulları'nın beyi II. Süleyman Bey'in başkenti Beyşehir'e saldırdı; 9 Ekim 1326'da şehri aldı ve Süleyman Bey'i işkenceyle öldürtüp cesedini Beyşehir Gölü'ne attırdı. Bu olayla Eşrefoğulları Beyliği son buldu. Hamidoğlu Dündar Bey'in üzerine yürüdü, onu Eğridir'den Antalya'ya kaçmak zorunda bıraktı ve yakalatıp öldürttü; kaynaklar bu olayı 1324'e de, 1326'dan sonrasına da yerleştirir ve kronolojiyi tam olarak oturtmak güçtür. Karahisar ve çevresinde Sahib Ataoğulları ile Germiyanoğulları üzerine komutanı Eratna'yı gönderdi. Eratna, 1327'de Karahisar'ı aldı. Denizli'deki İnançoğulları'na da yürümeyi planlıyordu, ancak Sultaniye'den gelen haberler bu planı bozdu.

Sert siyasetin hedefi yalnızca Türkmen beyleri değildi. Faruk Sümer'in aktardığına göre Timurtaş, Selçuklu hanedanına mensup dokuz çocuğu Akşehir, Konya, Sinop ve Simre'de (Amasya) öldürttü; hanedanın öteki üyeleri canlarını kurtarmak için kaçtı. Aynı dönemde Mısır'a köle ticaretini engellemesi de Memlûk Sultanı ile arasını açtı. Timurtaş, 1325'ten itibaren kuzey ve doğudan getirilen kölelerin Anadolu üzerinden Mısır'a gönderilmesini yasakladı. Babasının uyarması üzerine bu kararından döndü, Nâsır da ona bir hil'at gönderdi; ilişkiler düzelmiş göründü, ama Timurtaş Anadolu'nun güney sınırında Mısır'a karşı tedbirlerini sürdürdü.

Çobanlıların Tasfiyesi

Ebû Saîd bu sırada kendisine gölge düşüren Çobanlı ailesinden kurtulmak için harekete geçti. Önce Emir Çoban'ın oğlu Dımaşk Hoca'yı öldürttü, ardından Horasan'daki ve Timurtaş'ın maiyetindeki emirlere gizli mektuplar yolladı. Timurtaş'a da sultanın onu özlediği ve sarayına çağırdığı haberi gönderildi. Mektupları getiren heyet Derbent sınırında Timurtaş'ın adamlarının eline düştü; yapılan sorguda kardeşlerinin öldürüldüğünü ve babasının Ebû Saîd'e karşı asker çektiğini öğrendi. Elçileri öldürttü. Babası yenilirse sıranın kendisine geleceğini biliyordu.

Timurtaş önce emirlerini toplayıp danıştı; bir kısmı savaşı, bir kısmı Mısır'a kaçmayı öneriyordu. Her emirini bir kaleye yerleştirip kendisi de Larende'ye çekildi, ama sonra cesareti kırıldı. Memlûk Sultanı'na yazdığı mektupta babasının ve kardeşinin başına gelenleri anlattı, Anadolu valiliğini Mısır'a bırakmaya hazır olduğunu bildirerek can güvenliği istedi. Ailesini ve bol erzakı Larende Kalesi'ne yerleştirdi; sefere çıkıyormuş gibi yola koyuldu ve Behisni yakınlarında gerçek niyetini açıklayıp isteyenlerin geri dönebileceğini söyledi. Yaklaşık üç yüz atlı ile yoluna devam etti. Anadolu'daki yetkilerini kayınbiraderi olduğu belirtilen Uygur emiri Eratna'ya bıraktı. Ayrılış tarihi konusunda kaynaklar 1327'nin başı ile sonu arasında ayrışır.

Kahire'de Son

Şam'da Seyfeddin Tengiz tarafından, Gazze'de Memlûk görevlileri tarafından karşılanan Timurtaş, Kahire'ye büyük bir törenle girdi. Nâsır onu yanına oturttu, hil'at giydirdi, kalenin içindeki bir saraya yerleştirdi ve kendisine emirlik verdi. Timurtaş, sultana yüz iğdiş at, seksen Horasan devesi, köleler ve değerli giysiler hediye etti; Nâsır bunların yalnızca bir kısmını kabul etti. Timurtaş ondan Anadolu'ya yürümesi için kalabalık bir ordu istedi, ama sultan İlhanlı sarayındaki durumdan emin olmadığı için bu isteği geri çevirdi.

Zamanla ilişki bozuldu. Memlûk tarihçileri bu değişimi onun aşırı cömertliğine, gururlu tutumuna ve halk arasında kazandığı itibara bağlar. Makrîzî'nin aktardığına göre Kahire'ye gelirken yanında yüz binlerce koyun getirmiş, bunları emirlere dağıtmış, hamamcıya ve bekçiye bile bin ve beş yüz dirhem bahşiş vermişti; insanlar onun ihsanını beklemek için yollarda ateş yakıyordu. Sultan, Timurtaş'ın kendisine karşı bir iç ayaklanma çıkarabileceğinden kuşkulandı. Karamanoğlu İbrahim Bey'in mektubu ile Dündar Bey'in oğlunun sultanın huzurunda Timurtaş'tan babasının kanını istemesi bu kuşkuyu pekiştirdi. Timurtaş ile Hamidoğlu arasında geçen gergin konuşmanın ardından Nâsır onu 18 ya da 19 Haziran 1328'de tutuklatıp Burcü's-Seba Kalesi'ne kapattı. Timurtaş hapiste günlerce yemek yemedi ve Mısır'a gelmiş olmaktan pişman olduğu anlatılır.

Bu sırada Ebû Saîd'in elçileri Kahire'ye ulaşmıştı. Elçilerin başında Abacı vardı ve sultandan, Memlûk devletine ihanet ederek İlhanlılara kaçmış olan Kara Sungur'a karşılık Timurtaş'ın canlı teslim edilmesini istiyorlardı. Nâsır önce kabul etti, sonra Timurtaş sağ gönderilirse Bağdad Hatun aracılığıyla affedilebileceğini ve kendisinden öç alabileceğini düşünerek fikrini değiştirdi. Elçilerin gözü önünde Timurtaş, elleri ve ayakları bağlı hâlde kalenin Karafe kısmına götürüldü ve yay kirişiyle boğduruldu. Son sözleri olarak aktarılan cümleler, kendisine güvence verenleri sorması ve neden bir kılıçla öldürülmediğini sormasıdır. Cesedin başı ayrılıp derisi doldurulmuş olarak elçilere teslim edilmek istendi; elçiler canlı alma emri taşıdıkları için kabul etmedi ve Nâsır cesedi kendisi Ebû Saîd'e gönderdi. Ölüm tarihi Ağustos 1328'dir (Şevval 728); kimi anlatılarda 12 Ağustos verilir, bazı kaynaklar da ayı Ramazan gösterir. Otuz yaşlarında ölen Timurtaş Kahire'de Karafe kapısı dışında bir yere gömüldü. Oğlu Küçük Şeyh Hasan'ın sonradan Memlûk Sultanı'ndan babasının kemiklerini istediği, ancak mezarın yeri bilinmediği için bu isteğin geri çevrildiği anlatılır.

Ölümünün Anadolu'daki Sonuçları

Timurtaş'ın ölümü Anadolu'da dengeleri değiştirdi. Beylikler rahat bir nefes aldı. Karamanoğulları genişleme fırsatı buldu, Hamidoğlu İshak Bey Mısır'dan dönüp Antalya'daki beyliği yeniden kurdu, Eşrefoğulları toprakları Karamanoğulları ile Germiyanoğulları arasında paylaşıldı. Timurtaş'ın çocukları Bağdad Hatun'un nüfuzu sayesinde zarar görmedi ve Sivas, Kayseri, Niğde dolaylarında yaşamaya devam etti. Ebû Saîd önce Uyrat Muhammed'i, sonra başkalarını genel vali olarak atadı, ama bunların Anadolu'da fazla bir etkisi görülmez. 1333-1334'te genel valilik Celayirli Şeyh Hasan'a verildi; Şeyh Hasan İran'a gidince Anadolu'daki naibi Eratna fiilen bağımsız hareket etti.

Amasya açısından bu sürecin en belirgin sonucu, Eratna ile başlayan yeni dönemdir. 1335'te Ebû Saîd'in ölümüyle İlhanlı merkezi çözülürken Eratna, Sivas ve Kayseri'yi merkez edinen bir beylik kurdu; Eretnaoğulları adıyla anılan bu beyliğin nüfuz alanı Amasya dolaylarını da kapsadı. Böylece Timurtaş'ın valiliğiyle başlayan düzen, onun çevresinden çıkmış bir komutanın elinde yerel bir devlete dönüştü.

Timurtaş'ın halk hafızasındaki yeri de ölümüyle kapanmadı. Ölümünden on yıl dolmadan "Sahte Timurtaş" diye anılan biri ortaya çıktı ve çevresinde Türkmenler, Moğol kabilelerinden gruplar ve Çobanlı taraftarları toplandı. Bu hareket onun adının Anadolu'da uzun süre taşıdığı saygıyı gösterir. Oğlu Küçük Şeyh Hasan ise Ebû Saîd'in 1335-1336'da çocuksuz ölmesinden sonra Celayirlilerle mücadele edip Çobanlı hanedanını devletin başına geçirdi.

Kaynaklar Üzerine

Timurtaş'ın hayatı büyük oranda dönemin Moğol, Fars ve Arap tarihçilerinin anlatılarına dayanır. Aksarayî'nin Müsâmeretü'l-Ahbâr'ı, Eflâkî'nin Menâkıbu'l-Ârifîn'i, Ebü'l-Fidâ'nın Takvîmü'l-Büldân'ı, Hâfız-ı Ebrû'nun Zeyl-i Câmiu't-Tevârîh'i ve Makrîzî'nin Sülûk'u başlıca belgelerdir. Modern araştırmada İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Belleten'deki "Emir Çoban Sulduz ve Demirtaş" makalesi, Osman Turan'ın Selçuklular Zamanında Türkiye'si ve Faruk Sümer'in çalışmaları temel kabul edilir. Kaynaklar tarihleri çoğu kez bir iki yıl ayrı verir. Timurtaş'ın Amasya içindeki doğrudan faaliyetlerine dair ayrıntılı bir belge ise elimizdeki kaynaklarda yer almaz; şehirle bağı, genel valiliğin sınırları içinde kalması, Selçuklu hanedanına yönelik sert tutumu ve Eratna'dan doğan sonraki siyasi tablo üzerinden kurulabilmektedir.

Kronoloji

1243: Kösedağ Savaşı; Anadolu İlhanlı nüfuzuna girer.

1298-1299 civarı: Timurtaş doğar.

1314: Emir Çoban Anadolu'ya gelir, Konya'yı Karamanoğulları'ndan alır ve genel valiliği oğluna bırakır (kaynaklarda 1314-1317 arası).

1319: Sultaniye'de Çobanlılara karşı suikast girişimi; Timurtaş'a da saldırı.

1321: Kilikya'da Ayas'ın alınması.

1322: Hutbe ve sikke ile bağımsızlık ilanı; mehdilik iddiası.

1323: Konya'nın geri alınması; Samsun'daki mescidin yapımı.

1325: Mısır'a köle sevkinin yasaklanması.

9 Ekim 1326: Beyşehir'in alınması, II. Süleyman Bey'in öldürülmesi.

1327: Karahisar'ın alınması; Timurtaş'ın Mısır'a kaçışı.

Haziran 1328: Kahire'de tutuklanma.

Ağustos 1328: Boğdurularak öldürülme.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Haykıran, Kemal Ramazan. "Anadolu'da Bir İlhanlı Valisi: Demirtaş Noyan (1314-1328)." Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE), sayı 23, Güz 2009. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/217271
  • Tuysuz, Ş. Cem. "İlhanlı Devletinin Anadolu Genel Valisi Temürtaş'ın Siyasi, Askeri ve Sosyal Hayatı." Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 22(3), 2018, s. 1649-1675. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/553643
  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. "Emir Çoban Sulduz ve Demirtaş." Belleten, XXXI/124.
  • Sümer, Faruk. "Anadolu'da Moğollar." Selçuklu Araştırmaları Dergisi, I, 1970.

Kitaplar

  • Turan, Osman. Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1996.

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar