Amasya’nın eşrâf-ı kudâtından Üçler Mahallesi’nde câmii olan [399] Sa’dî Çelebi’nin Gürcü kölesidir. Efendisinin hücre-i terbiyesinde hıfz-ı Kur’ân etdikten sonra i’tâk edilip Sultân Bâyezîd medresesinde ikâmet ederek ders-i âm Bâlî Mehmed Efendi’den tahsîl-i ulûm etdi.
Bu esnâda Kâdızâde Küçük Mehmed, Yağmurköylü el-Hâc İsmâ’îl, Zileli muhaddis Abdurrahmân Efendilerden de usûl, tefsîr, hadîs ulûmunu ahz ederek mücâz u ders-i âm oldu. Esnâ-yı tahsîlinde Muslîzâde Şeyhü’l-kurrâ Mustafa Efendi’den de ilm-i vücûh-ı kırâ’at almışdı.
1028’de Atabeg müderrisi, 1031’de Sultân Bâyezîd câmii imâmı ve 1044’de Sultân Bâyezîd kürsî şeyhi olup mükerreren icâzet verdi. Fezâ’il-i ilmiyyesi her tarafa şâyi’ olduğundan talebe-i ulûm halka-i tedrîsine akın akın gelip istifâde etmişlerdir.
Hacı İlyâs Mahallesi’nde Sultân Bâyezîd câmii harîmine nâzır hânesinde ikâmet ve Sultân Bâyezîd câmi-i şerîfinde hadîs ve tefsîr ve usûl tedrîsâtına muvâzabet ve halka va’z ü nasîhat ve îfâ-yı vazîfe-i imâmet ederek imrâr-ı [400] evkât edib 1053 senesi ramazânının yirmisinde dâr-ı na’îme irtihâl etdi.
Gâyet âlim, fâzıl, muhakkik, ulûm-ı şer’iyye ve edebiyyede mütebahhir, akliyyede mâhir, müteşerri’, kanâ’atkâr, zâhid, tam ma’nâsıyla bir imâm-ı vâ’iz, şeyhü’l-kurrâ, savt ü edâsı güzel bir zât-ı sütûde-simât idi.
Mahdûmları Mustafa, Ma’rûf, Abdurrahmân Efendiler de ulemâ-yı kudâttan idiler. Telâmizesi çoktur. Bunların içinde tefsîr ve me’ânîde asrının üstâd-ı yegânesi olan Mevlânâ el-Hâc Hızır Efendi pek meşhûrdur. Mustafa Efendizâde Hasan Efendi de ma’rûftur. Evlâdına “Gürcü İmâmzâdeler” dendi.