12- Uşum: İctimâ' ma'nâsına olup "Uşmak" masdar-ı ma'lûmundan me'hûzdur. "Uşub" dahi "Uşum" ma'nâsına olup mu'arrebi "Huşûm" nâmıyla mukayyeddir. Moğol ve Hıtâ tîrelerinde nisbeti "Uşubat (Uşumat)" olup [25] el-yevm müsta'mel olan "Şubat", "Uşubat"ın ufak bir tağyîr ile aynı demekdir. Ya'nî "Uşum", "Şubat" ayı olur.
Bu sûretle üç yüz altmış beş gün i'tibâr edilen her yıl, "Bagar (Bahâr), Yaz, Güz, Kış" nâmlarıyla dört bölük olup her on iki yıla bir "Tomar" ve bunun her bir yılı şu tertîb üzere "Kesgü (Sıçan), Öküz, Pars, Koşkan (Tavşan), Luy (Luyun, Timsâh), İlan (Yılan), Yunt (At), Koy (Koyun), Biçin (Maymun), Dakuk (Tavuk), İt, Tonuz" nâmlarıyla meşhûr on iki hayvânâtdan birine nisbet olunarak bunlara "Sâl-i Türkân" ve her beş "Tomar"a ya'nî altmış yıla bir "Bogun" denir. "Bogun" üç kere tekrâr etdikden, ya'nî yüz seksen yıl geçdikden sonra yeniden başlar. Çünkü âdeten dokuz karın devr eder.²²⁵
Târîh tutmak husûsunda "Bogun" esâs olup hübût-ı Âdem'den Oğuz Hân'ın cülûsuna kadar 27017 bogun, ya'nî 1621020 ve Cengîz Hân'ın cülûsuna kadar 27062 bogun, ya'nî 1623720 ve Oğuz Hân ile Cengîz Hân arasında 45 bogun ya'nî 2700 yıl geçdiğini iddi'â ederler. [26]
İşte görülüyor ki Türkler'in pek eski zamânlarda teşkîl etdikleri hey'et-i ictimâ'iyyeleri arasında günlerinin, haftalarının, aylarının, yıllarının husûsî adları vardır. Erbâb-ı takvîm ve nücûm arasında "Sâl-i Türkân" meşhûrdur. Bu gibi müfîd, mûcez, telaffuzu kolay olan isimleri kaba görüp de "Ağustos, Teşrîn-i Evvel, Teşrîn-i Sânî, Kânûn-ı Evvel, Kânûn-ı Sânî" ve "Çehâr-şenbe, Penc-şenbe" gibi hakîkaten kaba, ma'nâsız, bârid olan kelimât-ı ecnebiyyeyi tercîh edecek bir sâhib-i tab'-ı selîm bulunmaz sanırım.
Türkler'in tâbi' olduğu usûl ve ahkâm "Tûrâ, Kânûn, Yasa" nâmlarıyla üç türlü idi. "Tûrâ", muhâfaza-i sükûn etmek, tanzîm eylemek ma'nâsına olan "Torgamak" yâhud "Türgamak" masdarından me'hûz olup tedbîr-i menzil demek olan siyâset ma'nâsını gösterir ki hâkân tarafından idâre-i memleket husûsunda ittihâz edilen tedâbîr-i siyâsiyyeye denir.
"Kânûn", te'mîn-i hukûk-ı ra'iyyet için "Oylak" tarafından karâr verilen ve hâkân tarafından kabûl edilen mevâdd-ı hukûkiyyeye denir. Kanâ'at etmek, toymak ma'nâsına olan "Kanmak" masdarından me'hûz olup, kanâ'at edilmiş olan ve halkı iknâ' edebilen nesne ma'nâsına bir sîga-i vasfiyyedir. Bâlûn vezninde "Kânûn" ve kalın vezninde "Kanın" denir. El-yevm Anadolu'da "Kanul, Kanıl, Kanın" denmekdedir. Bunlar "Kanak ve Kanık" kelimeleri gibi sırf Türkçedir.²²⁶ [27]
"Yasa", asâkir ve ahâlî-i memleket arasında inzibât ve itâ'atı te'mîn ve her ferdi âhere tecâvüzden men' ve memnû' olan şeyleri irtikâb edenlere cezâ ta'yîn edecek mevâdd-ı cezâ'iyyeye denir. Bir şeye nizâm vermek, tertîb ve tezyîn etmek ma'nâsına olan "Yasamak" masdarından me'hûz olup el-yevm "Yasak" lafzı müsta'meldir.
Altay Hân tûrâsında Türkler'in soyca inkisâm eylediği her "Anar", bir "Hân"; her "Tîre", bir "Bâr"; her "Oymak" bir "Şâd" idârelerinde bulunarak bunların cümlesi de bir hâkân emrine münkâd olurlardı. Hâkân ve Hân oğullarına ve hâssaten bunlardan müntahab velî-ahd-ı hâkânî olan zâta "İnal" denirdi.²²⁷
İşte bu intizâm ve tertîb-i medenî, bu medeniyyet-i kadîme sâyesinde Türkler Sîlan'ın şarkında kâ'in "Altay, Ural" dağlarının eteklerinden kalkıp [28] aksâ-yı şarkı ihâta ederek garba dönmüşler, cihât-ı erba'aya yayılarak Asya, Avrupa, Afrika, Amerika kıt'alarında satvetlerini tanıtmışlardı.
Türkân soyunun ya'nî â'ile-i Tûrâniyye'nin şu ittihâdı, kendilerini Asya'da büyük ve medenî bir millet olarak tanıtmış olduğu hâlde mu'ahharan bu'd-ı mesâfe, tûl-i hicrân ve bulundukları yerlerin tabâyi'i gibi te'sîrât-ı hâriciyye her Anar'ın, her Tîre'nin ahlâk ve âdât ve eşkâlini hattâ dillerini bile bir derece tağyîr ederek ittihâd-ı millî bozulmuş, her Anar, her Tîre, kendi hânlarını, bârlarını müdâfa'a ve bârlar dahi hânlıklarını i'lân ve yekdiğeri aleyhinde harb ve adâvet etmekle diğer milletlerin tefevvuku, bunları tanınmayacak bir hâle getirmişdir.
Binâ'en-aleyh Türkler ibtidâ "Uygur ve Moğol" nâmlarıyla iki fırka-i azîmeye ayrılmış²²⁸ olup "Uygurlar" dahi yekdiğerine düşmekle "Uygur, Uz uygur, On Uygur, Dokuz Uygur" nâmlarıyla dört bölük olmuşlar ve ba'zıları Moğollar'a muhâceret etmekle "Konug-Konuk" nâmını almışlar ve ba'dehû "Uz Uygur", "Uzgur, Hûz ve cem'inde Ahvâz"; ve "On Uygur", "Ongur, Hungar, Hûn"; ve "Tokuz Uygur", "Toğuzgur, Tohsi, Tanguz (Tonguz)"; ve Konug" dahi "Hunuc, Hunug, Havanıg" diye meşhûr-ı âlem olmuşlardır. [29]
Şu evsâf-ı muhtelife içinde Türkler'in bütün uruklarını umûmî bir nâm ile ta'rîf ve îzâh edebilmeğe "Türkân" muhaffefi olan "Tûrân" kelimesi daha muvâfık olduğu münâsebetle "Â'ile-i Tûrâniyye" terkîbi mustalahât-ı târîhiyye sırasına geçmişdir.
Tevârîh-i Arabiyye ve umûmiyye tedkîkâtından ve otuzdan ziyâde silsile-nâme-i umûmî mütâla'âtından müstefâd olduğu üzere "Tûrân" soyu dilleri ve kılıkları i'tibâriyle dokuz anara ayrılmış, her anardan pek çok tîreler, oymaklar²²⁹ teşa''ub ederek bunların cümlesi de "Olcâs, Tütük, Yaguz"dan türemişdir. Mezkûr dokuz anar şunlardır:
1- "Câmât Anarı"dır ki: İlm-i ensâl-i beşer ulemâsı arasında "Sâmidî Şu'besi" demekle iştihâr etmişdir. Bu şu'benin tekmîl efrâdı "Olcâs bin Türk" ahfâdından "Câmât bin Hucul" evlâdı tanınmışdır. Fakat "Câmât bin Hucul" ile "Olcâs bin Türk" arasında kaç vâsıta olduğu ma'lûm değildir.
"Câmât", "parıldayan silâh" ma'nâsına olan "Sâmât" kelimesinin mu'arrebi olup silâhlığa "Câmâtdân-Câmâdân" denir. "Hucul", hâ ve cîm'in zammeleriyle nev-civân-ı şecî' ma'nâsına olan "Koncul-Konkul" yâhud mukaddem [30] ve "Öndül" ma'nâsına olan "Öngül" kelimesinin mu'arrebidir.²³⁰ Bu Anar'dan "Enes, Cugur, Cafûn, Gura" gibi büyük tîreler zuhûr etmişdir.²³¹
2- "Hazar Anarı"dır ki: "Olcâs bin Türk" ahfâdından "Hazar Hân bin Mensil" adlı bir hükümdârdan türeyen evlâda, bütün nesle "Hazar" denir. Bunlar kurûn-ı ûlâda mu'azzam bir hükûmet sâhibi oldukları hâlde mu'ahharan parçalara münkasim olarak eski satvetleri zâ'il olup bunlardan Âs, Abhâs, Câcan, Sâkît, Hezâre"²³² gibi uluslar hâsıl olmuşlardır. [31] Hazar" kelimesi "Hâzâr"dan ya'nî "Havzâr"dan muhaffef olup "Uzar" kelime i ma'lûmesinden mu'arrebdir, "Hûzâr" dahi denir. "Mensil ve Mencil" kelimeleri "Mengli" lafzından mu'arrebdir. "Sakît", Türk dilinde "Müşterî" ve "Sakîk" de "Zühre" yıldızlarına denir. "Sâk, Sâkây" dahi denmişdir. "Sâkâr (Sâkâr (صاقار)", "Sâkâk (Şakagı)", "Sâkâl (Sâkâl (صاقال)", "Sâkân (Zekan)", "Sâkâv (Sâkav, pepe)", "Sâkûr (Zâgûr, Geyik yavrusu)", "Sâkûn (Feryâd ve ricâ)", "Sâkız (Sâkız (صاقيز)" gibi kelimât bu "Sakît ve Sakîk" gibi çekip sığamak, sıkıp çıkarmak ve çokça hareket etmek ma'nâsına olan "Sakmak" masdarından me'hûzdur. "Sâkît" kelimesi "Sakît ve Sakvît" sûretinde mestûr olup "İskît" nâmıyla meşhûr olmuşdur. Evlâdına târîhen "İskît" denir.
3- "Sîn Anarı"dır ki: "Yagur bin Türk" ahfâdından "Sayın bin Usturmay" demekle meşhûr bir kimseden türemişdir. Bunun evlâdında şu'ûb ve kabâ'il pek çok olduğu münâsebetle her bir tîresi birer anar olarak diğer şu'ûba münkasim olmuşdur. "Sîn", "Çin" lafzından ve "Sayın" dahi mes'ûd ve zengin ma'nâsına olan "Çayın, Sayın" lafzından mu'arreb ve "Çin", "Çayın" kelimesinden muhaffefdir. "Usturmay", "Usturtay ve Suturtay" gibi eşkâl-i muharrefede muharrer ve âkil ma'nâsına olan "Usurbay" lafzından mu'arrebdir.
4- "Tagmaç Anarı"dır ki: "Tütük bin Türk" ahfâdından "Tagmaç" nâmıyla meşhûr bir hânzâdeden türemişlerdir. Bunlara el-yevm "Tibet" denir. Arablar'ın tâ'nın zammı ve bâ'nın teşdîdiyle "Tübbet" diye zabt etdiklerine nazaran "Tûbât" lafzından ta'rîb eyledikleri anlaşılmakda ise de aslı, [32] "Tîbât" olmalıdır. Ba'dehû "Tibet" denmişdir. "Tagmaç", tâ-i mühmelenin fethi ve gayn-ı mu'cemenin sükûnuyla mazbût olup "Tevhâc, Tevgâc ve Tavgâc" dahi zabt olunmuşdur. Türkçemizde doğacak yer, ya'nî ufuk yâhud matla' ma'nâsına tâ'nın zammıyla "Tavgac"dır. Binâ'en-aleyh "Tagmâc", "Tavgac" lafzından muharrefdir.
5- "Fin Anarı"dır ki: "Yagur bin Türk" ahfâdından "Fin bin Cüyâr"dan hâsıl olan soya umûmen "Fin, Fene, Fenvâ, Feni" denir. Asya ve Avrupa'da meskûn "Ustun, Bulgar, Lanid, Macar" gibi Hristiyan tîreler bu soydandır. "Fin", huyu güzel ve sa'âdeti düzgün ma'nâsına olan "Bayın" lafzından ve "Cüyâr" dahi "koyula koyula yanar" ma'nâsına olan "Guyâr" kelimesinden mu'arreb olup bu neslin efrâdı "Altâyîler" ile pek karışmış bir hâldedir.
6- "Malây Anarı" olup Yagur bin Türk ahfâdından Malây nâm kimsenin evlâdına denir. Malay "hâlis süd ve südün yüzü" ma'nâsına olan "mâlây" ya'nî "bâlây"dır.
7- "Mancu Anarı" olup "Tütük bin Türk" ahfâdından "Mancu" nâm hükümdârın evlâdına denir. Türkler arasında "Mâncu, Mancur, İlmancur" demekle meşhûr olan "Mançur"dan muhaffef ve müzeyyen ma'nâsınadır. "Mançurya"da meskûn kabâ'il-i Tûrâniyye bunun soyundandır.
8- "Heralit Anarı"dır ki: "Tütük bin Türk" ahfâdından "Heral bin Süday" nâm kimseden türemişdir. "Hıtây, Kirayit" vesâ'ir Moğol [33] tîreleri bu soydan teşa''ub etmişdir. "Karalta" demekle de meşhûr olan "Heralit (Uralit)" lafzından mu'arreb olup "Ural", demircilerin üzerinde çivi vesâ'ire döğdükleri, vurdukları örs ma'nâsınadır. "Südây", istirâhat etmiş ma'nâsına olan "Süktây" lafzından mu'arrebdir.
9- "Heytal Anarı"dır ki: "Olcâs bin Türk" ahfâdından "Heytal bin Âlem ibni Sâm bin Turâs" nâmıyla meşhûr olan hâkânın evlâdına denir. "Heytal" iklîminde iştihâr eden "Bersahâniyye, Harlahiyye²³³, Tohâriyye ve Gûriyye²³⁴" gibi meşhûr tireler bu "Heytal Anarı"ndan türemişdir. "Heytal", altun ma'nâsına olan "Altay" kelimesinin mu'arrebi olup nisbetinde "Heytalî" ve cem'inde "Heyâtile" denmişdir. Çin'e kadar bilâd-ı Mâverâün-nehr'e "Bilâd-ı Heytal" denir. "Horasân bin Âlem bin Sâm bin Turâs", bu "Heytal"in birâderi gösterilmekdedir. "Horasân" dahi mukayyeddir.
Amel, Cîl, Alem nâmıyla da mukayyed olan Âlem, bütün Türk târîhlerinde Küyûl nâmıyla mestûr olan hânın isminden kinâye ve muharrefdir. Küyûl "altun külçesi" ma'nâsına olup Gulçe dahi denmişdir. Kaşgar kıt'asında Külçe beldesinin bânîsi olduğu mervîdir. [34]
Sâm, hayvân-ı ma'lûm ma'nâsına olan "Sâmûr, Sâmîr, Sûmer" demekle meşhûr bir kimsenin isminden muhaffef olduğu pederinin adı "Türâs" gösterilmesinden münfehim olur. Irâk (Îgrâk)'da hükûmet eden sülâle-i Sâmiriyye'nin ceddidir. Türâs, derilmiş bir top çiçek yâhud hayy (diri) ma'nâsına olan "tîrâs" demekdir. "Tirmek" masdarından me'hûzdur. Türkmen lehcesi buna "Tîrez" deyip temiz ve pâk ma'nâsında isti'mâl etmekdedir. "Târiş, tirâş, tîriş, ve hîriş" gibi eşkâl-i acîbe "Tîrâs"dan kinâye ve muharrefdir.
Şu dokuz anardan teferru' eden bütün kabâ'il-i Tûrâniyye'nin hasr ve ta'dâdı mümkün değil ise de her biri bir millet olacak derecede oymakları, efrâdı çok olan Türk kabarları hurûf-ı hecâ üzere şunlardır:
Âbâr (Âvâr, Âvâra, Hebâre)
Âtıg (Âdiga, Ezkeş)
Ârâmut (Armât, Îrâmûs)
Âsîg (Âs, Âsitîn, Kavasha)
Âmâs (Amazon, Mâsît)
Ânâk (Ânâgît, Anuhît)
Ercâs (Erlayit, Erlât)
Argûn (Argûnît, Arhûnût)
Erlâs (Erlâyit, Erlât)
Enes (Înôs, Aynôs)
Ûstâk (Ûstiyâk, Ûstiyâke)
Ûstûn (Ûstûnî, Ûstûnyâ)
Oyrât (Hoyrât, Hoyrât)
Îgrâk (Irâk, Herâgît)
Aylâk (Amlâk)
Becâr (Başkar, Başgarat)
Becenek (Becenâk)
Bershâr (Bershân, Bershâniye)
Barlâs (Barlâsît, Barlât)
[35] Berem (Bermî, Permî)
Bagdân (Bûgdân, Bahtî)
Bagrâc (Bûgrâk, Bügrek)
Balgâr (Bulgâr, Bulâr)
Belûc (Buluc, Buluş)
Bûrî (Bûriyât, Mûrî)
Bûrgâs (Bûrgâz, Bûrgût)
Bulak (Balk, Balh)
Bûsâr (Bûser, Bûkser)
Bûyâ (Bûyât, Bûyâvut)
Bulgân (Bûlân, Belen)
Tâvur (Tâgûr, Tâbgûr)
Tâvki (Tâbûk, Tâvâst)
Tahsî (Tagzî, Tunguzî)
Taşûd (Taşûdî, Tâsûdî)
Tekrîn (Mekrîn, Tâkrîn)
Tûrgâg (Tûrâgît, Tûrgât)
Tibet (Tebet, Tîbât)
Tîbâr (Tîbârûn, Tîbârît)
Tîrâk (Terâkî, Terâkiyâ)
Câcân (Câcen, Çeçen)
Cârık (Carah, Carak)
Cifer (Cefâcire, Sîbir)
Celâyir (Celâyirî, Çalayır)
Cemel (Sûmâl, Kûmâl)
Çerkes (Çerkeş, Çerkez)
Çermîş (Sermîş, Sarmes)
Çagatây (Sîgatây, Sogd)
Çekel (Şekel, Şekîl)
Çûpût (Cût, Sufût)
Hâlît (Gâlît, Kâlît)
Hatal (Kûtul, Kûtâl)
Huten (Hûten, Kûtân)
Horasân (Orasân, Hûrâsân)
Harlah (Karlıg, Karlıh)
Hıtâ (Hıtâ, Kûtây, Kûtây)
Halah (Kâlah, Kâlag)
Derleken (Terlekân)
Devrân (Devrânî)
[36] Dûrmân (Tûrbân)
Sâhit (Sakît, İskît)
Sâlîb (Hâlîb, Selîb)
Sân (Sânît, Cânît)
Serîr (Sârîr)
Sogdâk (Sogd, Sogdiyân)
Sevâzin (Sebâs, Sebâzûn)
Sevâm (Sebâm, Sevâmî)
Sûlîm (Sûlmût)
Sûmer (Sâmûr, Sâmîr)
Sîrî (Cerî, Zîrî)
Tugâc (Tû'âc, Tûgâc)
Tagar (Tahâr, Tâtâr)
Togan (Tohan, Tôgân)
Taylasân (Taylesân, Talsân)
Acar (Acâr, Âçâr)
Amil (Âmîl, Âmil)
Gacar (Gacâr, Agâcire)
Garîn (Garvîn, Garâvîn)
Guz (Aguz, Oğuz)
Gûr (Agûr, Ogur)
Filîb (Bâlîb, Bâlî)
Fûdek (Fûdekî, Fûtiyâke)
Fînlând (Findlândiyâ)
Kâlâç (Halac, Kalfâc)
Kâlmûk (Kalmûk, Kılmûk)
Kanık (Kanıh, Kânıg)
Kıbcâk (Kapcâk, Tafcâk)
Kırgız (Harhız, Âdây)
Kazâk (Kûzâk, Kazgâk)
Kamâs (Kûmâs, Kumâsîn)
Kangırât (Kângarât, Kungûrât)
Kotug (Kotûgûn, Kôkûn)
Korlâs (Korlâsît, Korlât)
Kugûl (Vugul, Vagûl)
Kumân (Kumânît, Kumânite)
Kûmûk (Kûmûh, Kumug)
Kıyât (Kıyân,Ceyân)
Kirayit (Kirâyût)
Kiryâk
[37] Kesâv (Kasâv, Pesâvâ)
Kîmâk (Kemâkiye)
Kîmâr (Kîmer, Kimârî)
Kencâk (Kecek, Keşek)
Kûçî (Gûşî, Gûşîn)
Kîlyâk (Kilyâk)
Lâçîn (Lâşîn, Âlâçîn)
Lâz (Âlâz, Âlâzîk)
Lâmût (Âlâmût, Âlmût)
Lân (Âlân, Lânîd)
Lezkî (Lâzîkî, Lezek, Lekez)
Macâr (Macar, Mancar)
Makrât (Tekrât, Tenkirât)
Malât (Bâlât)
Malâk (Bâlâk)
Malây (Bâlây)
Meleş (Belîş)
Malûk (Balûk)
Menkît (Menkît, Benkît)
Naymân (Naymât)
Nôgây (Nagây)
Nûyât (Nûgât)
Varsâk (Ârsâk)
Vûtyâk (Ûtâk, Vatâk)
Vîgûr (Vugûr)
Vînûk (Vunûk, Înûk)
Hercân (Ercân, Ercât)
Hezâcât (Azâc)
Hezâre (Âzâr, Hezâr)
Herûl (Ergûl)
Yapon (Capon, Japon)
Yazîg (Yâsıka, Yâsık)
Yâkût (Yâgût)
Yesmil (Yâsmûl, Yâsûl)
Yagmâ (Yagmât, Yagmâc)
Yemâk (Yebâkû, Bâkû)
Şu tahrîr edilen kabarlar içinde kesb-i temâyuz eden ba'zı oymaklar dahi [38] birer millet teşkîl edecek kadar fürû'u hâvî olup bunlardan hâl-i hâzırda "Guz, Tagar, Çerkes, Lâz, Gürcî, Becenek, Koman vesâ'ir Uygur kabâ'ili Amasya sancağında kesretle mevcûd ve her tarafında meskûndur.
"Guz", Oğuz lafzından muhaffef olup Bars Hân soyundan hâkân-ı meşhûr Oğuz Hân evlâdına alem olmuşdur. Oğuz Hân²³⁵ lakabıyla iştihâr eden "Kılık Hân bin Yagız Hân bin Bilik Hân bin Ohşu Hân bin Açkın Hân bin Bâlî Hân bin Tîmûr Hân bin Göküs Hân bin Bars Hân bin Altây Hân" ulu Türk ma'nâsına olan "Türkmen" lakabıyla da iştihâr etdiği münâsebetle bütün evlâdına "Türkmenler" denmişdir.²³⁶
Türkmenler kırk dört oymak olup yirmi dört oymağı "Ulu Türkmen" ve yirmi oymağı da "Öz Türkmen" nâmlarıyla meşhûr olmuşlardır. Bu oymakların her biri bütün Türkmenlerin anarları mesâbesinde olup yirmi dört boy ve her boy yirmi oba i'tibâr edilmekle Türkmen oymakları yirmi bir bin yüz yirmi oba ve bin elli altı boy diye sayılır. Ba'dehû her ocak dahi fevkalâde tekessür ederek birer oymak hâlini almışlar idi.
"Ulu Türkmenler"in yirmi dört oymağı, Oğuz Hân'ın altı [39] oğlundan teşa''ub ve her bir oğlundan dört torunu tevellüd etmekle her bir oymak bir torunun adıyla iştihâr etmiş ya'nî her bir torun, evlâdına nisbetle birer anar olmuşdur. Oğuz Hân'ın oğulları ve torunları şunlardır:
OĞUZ HÂN
(Oğlu): Güyün Hân
(Torunları): Kayı Hân, Bayât, Alkaivli, Karaivli
(Oğlu): Ayık Hân
(Torunları): Yazar, Yabar, Dodurga, Döger
(Oğlu): Yıldız Hân
(Torunları): Afşar, Kızık, Begdilili, Karkın
(Oğlu): Göyük Hân
(Torunları): Bayındur, Bezine, Çavdur, Çepni
(Oğlu): Dagak Hân
(Torunları): Salur, İmir, Alayuntlı, Özger[40]
(Oğlu): Tengiz Hân
(Torunları): İgdür, Begdür, Ava, Kınık
1- "Ayık": Uyanık, aklı başında ya'nî münevver kimseye denir. Bu zâta "Ayıg, Hâ'ig ve Ay" dahi denmişdir. Türkmenler arasında "Ay Hân" denmekdedir. Birâderzâdesi diğer "Ayık Hân" dahi vardır.
2- "Dagak": Takılıp kalan, ilişip duran şeye denir. "Zahâk, Tagâk, Tagâc, Tagmâc" nâmıyla mukayyed olup "Tagmâsb, Tahmâsb" denilen dahi budur. Türkmenler arasında buna "Dağ Hân, Tağ Hân" denir.
3- "Deniz": Bedîl ve halîf ya'nî değişik ma'nâsına olup "Tengîz" dahi denir. Deryâ arzın bedîli ya'nî bedeli olmakla "Deniz" tesmiye edilmişdir. "Tengiz Hân" dedikleri budur.
4- "Göyük": Yanıp parlamış olan şeye ya'nî göğe denir. Koyula koyula yakmak, yakıp parlatmak ma'nâsına olan "göymek" masdarından me'hûz olup yâ'nın hazf ve isbâtıyla müsta'meldir. "guyâr, gunâr (nûr) ve guyâş, günâş (güneş), göyük (gök) ve göyün (gün) gibi. Türkmenler arasında "Gök Hân" denir.
5- "Güyün": Yanıp parlayan ve parlamış ya'nî güneş ve gündüz ma'nâsına olan "gün" demekdir. "Gün Hân" buna denir. [41]
6- "Yıldız": Yıldarıcı şeye denir. Yıldûz, Yıldîs ve Ildûz dahi denmişdir. Türkmenler arasında "Yılduz Hân" denmekle meşhûrdur.
Oğuz Hân'ın şu altı oğlundan hâsıl olan yirmi dört ahfâdının ba'zen isimleri Çağatay lehcesi üzere yazılmış olduğundan her biri hurûf-ı hecâ üzere tavzîh olunur:
1- Alayuntlı: Ala atlı demekdir. Yunt, yabânî kısrak ma'nâsına olup ata dahi denir. Alayuntlı, bir lakab-ı mahsûs olup bu zâtın ismi mübârek ve sa'îd ma'nâsına olan "Kutuk"dur. Lakabı ismine gâlib olmakla evlâdına umûmen "Alayuntlı" denmişdir. Kastamonu hükkâmı İsfendiyârîler bunlardandır.
2- Alkaivli: Alaca evli demekdir. Bu zâtın adı muvâfık ve mutî' ma'nâsına olan "Uyug" olup Alkaivli kendisine bir lakab-ı mahsûs olmuşdur. Mu'ahharan adı unutulmuş ve lakabı şöhret almış olmakla Alkaivli, muvâfık ma'nâsına denmişdir. İvli kelimesini "kabûlî" vezninde (eyüli) okuyup "muvâfık" ma'nâsıyla tefsîr etmek Türkçemize muhâlifdir. Alkaivli mu'ahharan "Halkalı" demekle meşhûr olup "Hakala" bunun galatıdır.
3- Ava: Büyük baba ve büyük amca ma'nâsına olan "aba" kelimesinden ibâret olup mecâzen mertebesi yüce ma'nâsına denmişdir. "Ayva" dahi denir. Kutay lehcesinde kullanılan "abaka, abak"; "aba, ava ve ayva" lafızlarının aynıdır. Binâ'en-aleyh "Ava" kelimesini "sılâ" vezninde (ivâ) kırâ'at edib mertebesi yüce ma'nâsını vermeğe lügatın müsâ'adesi yokdur. [42] Bunlardan ba'zıları "Hâve ve Hîve" demekle meşhûr olmuşlardır.
4- Afşâr: İş gören ve çâlâk kimseye denir. İpsâr kelimesinden mu'arreb olup İvsâr ve Avşâr dahi denmişdir. İpsamak, mâhirâne iş görmek ma'nâsınadır. Îrân hükümdârı Nâdir Şâh Afşârlı'dır.
5- Özger: Sâlim ve sâlih ma'nâsına olan "Ozgar" kelimesinin aynı olup sulh ve mülâyemet etmek ma'nâsına olan "özgemek, ozgamak" masdarından me'hûzdur. Mu'ahharan inâyet-kâr ma'nâsı verilmişdir.
6- İgdür: Şiddet ve tehevvürle iş gören, yiğit kimseye denir. Bunlara "İgtürlü, Gitürlü, Gederlü" denmekde olup Anadolu'da "İgtürli" demekle meşhûr olan yerler bunların meskenleridir.
7- İmir: Sürülerle koyun sâhibi, zengin ma'nâsına olup "imar ve imür" dahi denir. Mu'ahharan tahfîf ve tağyîr olunarak "imrâ" denmişdir. "Kıyım" vezninde "iyim", koyun sürüsünün karaltısına ve "kîm" vezninde olan "îm" dahi parolaya denir. Bunlara İmirli, İmralı denmekdedir.
8- Bayındur: Zengin ve mes'ûd kimseye denir. Tedkîki "Fin" lafzında mezkûr olup Anadolu'da "Bayındurlu" nâmıyla müsemmâ olan yerler bunların meskenleridir. Diyârbekir, Bağdâd ve Musul'da meskûn olan Türkler Bayındurlu olup Akkoyunlu, Karakoyunlu hükümdârânı bunlardandır.
9- Bezine: Çalışan, kesip atan ma'nâsına olup "Bezin ve Bezen" dahi denir. Bunlar kadîmen "Biçene, Miçene" demekle ma'rûf olup "biçmek" masdarından me'hûzdur. Beçenekler bunlardan başka olup onlar Uygur ve bunlar [43] Türkmen'dir. Bunlar Kürdistân'da meskûn oldukları münâsebetle Kürdler'den add edilmekde ise de Türkmenler'den oldukları şübhesizdir.
10- Begdür: Beg sâhibî, mukarreb ma'nâsınadır, dendiğine nazaran "beg" ve "dur" kelimelerinden mürekkeb olup beylikçi ve teşrîfâtçı ma'nâsını ifâde eder. Bunlara Beydirli, Bedirli dahi denir.
11- Begdili: Azîz ve muhterem ma'nâsına denmişdir. Begtili de denir. Begdili kelimesi dahi mürekkeb olup beyin dili ya'nî sefîri yâhud başvekîli ma'nâsınadır. Bunların her ikisi de azîz ve muhterem oldukları münâsebetle ma'nâ-yı lâzımı i'tibâr edilmişdir. Bunlara Badıllı ve Bedilli denmekdedir.
12- Bayât: Mâl-dâr ma'nâsına olan "Bâyât" lafzından ibâretdir. Geceden bayağa ya'nî sabâha kalmış yemeğe dahi bâyât denir. Adana'da hükûmet eden "Âl-i Ramazân" bunlardandır.
13- Çavdur: Sâhib-i ırz ve nâmûs şânlı kimseye denir. Mu'ahharan bunlara "Çavdarlı" denmişdir. "Çavdurlı" demekdir.
14- Çepni: Çâyân, bahâdır ve kahramân ma'nâsına olup Gümüşhâne ve Karahisâr-ı Şarkî taraflarında meskûn idiler. Mu'ahharan her tarafa intişâr etmişlerdir.
15- Dodurga: Zabt-ı vilâyet, feth-i bilâd etme ma'nâsınadır. Mecâzen fâtih-i bilâda denir. Todurga dahi denmişdir. Mu'ahharan Turgudlı demekle meşhûr olmuşlardır.
16- Döger: Rehîne olan at ma'nâsınadır. Alnında ak nişânesi olan [44] ata dahi denir. "Töker" dahi denmişdir. Bunlar mu'ahharan "Tekürli" demekle meşhûr olmuşlardır.
17- Salur: Tenâsüb-i endâma mâlik meb'ûs ve müjdeci ma'nâsına olup "salgamak" masdarından me'hûzdur. Yâhud saldırıcı ve cesûr ma'nâsına olup "salmak" masdarından müştakdır. Bunlara "Salgurlı, Saluzcı" dahi denir. Mu'arrebi "salgar" olup Irâk ve Îrân vilâyetinde hükûmet eden Salgarîler bunlardandır.
18- Karkın: "Kargı" ma'nâsına olup bir kimseye dürtmek ve hakâretle sebb ü la'net etmek ma'nâsına olan "kargamak" yâhud "kargımak" masdarından me'hûzdur. Kargın, "Toyran" demekle benâm olan zâtın lakabıdır. Aşlı ve misâfir-perver, toyuran kelimesinin ma'nâsı olup ismi unutulmakla lakabı bu ma'nâya denmişdir.
19- Kayı: Muhkem ve kavî ma'nâsınadır. Sertlenmek ve buz tutmak ma'nâsına olan "kaymak" masdarından me'hûz olup "kayık, kayıg, kayk ve kay" dahi denmişdir. Türkmenler arasında bunlara "Kayı Hânlı" denmekdedir. El-yevm hilâfet-i İslâmiyyeyi hâ'iz olan selâtîn-i Osmâniyye hazerâtı bunlardandır.
20- Karaivli: Karaevli demekdir. Nerede sâkin olsa kıl çadırdan yapılmış olan hânede oturmakla bu lakabı almışdır. İsmi, yücelmiş ma'nâsına olan "Sülimiş" olmalıdır. Evlâdına "Karlı" denir. Rûmeli'de Karlıili bunların meskenleri olup "Karlı Oğulları" bunlardandır. [45]
21- Kızık: Gazûb, işine gâyet mücidd ve kavî-hâl olan kimseye denir. Kükremiş arslana "kızık" denmekdedir. Anadolu'da Kızık nâmıyla müsemmâ pek çok nevâhî ve kurâ vardır. Amasya Sancağı dâhilinde "Kızık Nâhiyesi" büyükdür.
22- Kınık: "Kıngık" kelimesinden muhaffef olup mu'annid, cesûr ve şecî' olmuş ma'nâsınadır. Bunun ma'nâ-yı lâzımîsi olan azîz ma'nâsına denmişdir. Bunlara "Kınıklı" denir. Kanıklı kabîlesi Uygurlar'dan olmakla bunlardan başkadır. Cihân-gîrâne bir devlet teşkîl eden Selçûkîler, Dânişmendliler, Karâmânîler bunlardandır.
23- Yabar: Yapan, önüne gelen mevâni'i iktihâm ederek işini beceren kimseye denir. "Yabgur" dahi denmişdir. Bunun evlâdına "Yaburlı, Yabarlı, Yafarlı" denmekdedir. Câfârlılar bunlar olmalıdır.
24- Yazar: Yazan ve sofrayı yayan kimsedir. Bu münâsebetle halkın büyüğü ma'nâsına denmişdir. Umûr-ı halkı yasaya tatbîk ve bilâdı tezyîn eden kimseye "Yasar" dendiğine nazaran "yazar" kelimesi "yasar" lafzından muhaffef olmalıdır. Buna "Yazur, Yazgur ve Yazgır" dahi denir. Evlâdı "Yazarlı" demekle meşhûrlardır. Amasya'da medfûn olan Cemâleddîn Bey Yazârî ve mahdûmu Muhyiddîn Mehmed Yazârî bunlardandır.
Türk ve Moğol târîhlerinin verdikleri şu ma'lûmâta Arab müverrihlerinin zabtı bir derece muhâlif olup yirmi dört batn yerine yirmi iki batn isbât ve bunların içinde Karkın, Kızık, Yabur oymakları Uygurlardan [46] ma'dûd olarak Yabur makâmında "Cârık" kabîlesi zikr edildiği Ikdu'l-Cümân'dan anlaşılmakdadır. Binâ'en-aleyh Kayılar Uygurlar'dan olmayıp Oğuzlar'dan olduğu muhakkakdır.
Oğuz Hân'ın amcası Öz hân'ın kızından tevellüd eden Güyün, Ayık, Yıldız nâm oğullarına ve ahfâdına "Bozok" ve diğer amcası Güz Hân'ın kızından mütevellid oğullarına ve ahfâdına "Üçok" nâmını vermiş ve hânlığı Bozoklar'a tahsîs ederek "Sağ Kol" ve büyük me'mûriyetleri de Üçoklar'a tahsîs ederek "Sol Kol" demişdir.
Oğuz Hân'ın bunlardan mâ-adâ câriyelerinden tevellüd eden evlâdı olup bunların ahfâdına "Öz Türkmenler" denir. Öz Türkmenler'den yirmi oymak temâyüz edib bunların her biri anar hükmündedir. İsimleri hurûf-ı hecâ üzere şunlardır:
Ok (Oguk), Oklân (Kelân), Tûrûm, Câmıc (Cumûg), Durman, Saltân (Sâltân (sad ile), Sevic (Sâyûc), Sürcek (Sürçâk), Karasa (Karaca), Kazgur, Koçuk, Kôy (Koyun), Kırgız, Kete, Gôdây, Girây (Gûrây), Gögül, Güne (Kunây), Hersân (Arsân), Yüzünc (Yasanc).
Bunların mecmû'u "Guz" nâmıyla meşhûr olan Türkmenler olup Arab âleminde Kureyş'in mevki'i kadar Türk âleminde Guzlar'ın nüfûz ve i'tibârı olmakla [47] yirmi dört soydan büyük devletler hükûmetler, emâretler zuhûr etmiş ve her biri cihâna dehşet vermişdir.
"Tagar", "doğar" lafzından mu'arreb olup "tahâr" dahi denir. Togar, Altay Hân'ın oğlu ve Bars Hân'ın kardaşı olup evlâdının meskûn oldukları yerlere Tahâristân denmiş ve mu'ahharan "Tâtâr" demekle meşhûr olmuşlardır.
Kurûn-ı ûlâda "İskît" nâmıyla pek meşhûr olan kabâ'il-i Turâniyye Hazerîler'den Sâkît evlâdıyla Altayîler'den Çağatây evlâdı olup her ikisi de akvâm-ı mütecâvireye tecâvüzleriyle "Tâtâr" nâmını almış ve ba'dehû Avarlar, Onguzlar, Togarlar bunlara iltihâk etmekle cümlesine "Tâtâr" denmişdir. Binâ'en-aleyh "Tâtâr" sıfat-ı gâlibesi bir nesle münhasır olmayıp Moğollara, Nogaylara hattâ Hıtâyîlere bile "Tâtâr" nâmı verilmişdir.
Çerkesler Anadolu'da hükûmet etmiş olan Hitit hükümdârlarının sülâlesinden Atıg²³⁷ Hân bin Kemîr Hân, Ayık Hân²³⁸ bin Gün Hân bin Oğuz Hân'ın hemşîresi Çirgâs ile izdivâc ederek bunların evlâdıdır.²³⁹ [48]
Atıg Hân'ın bu Çirgâs'dan tevellüd eden evlâdına Kutay lehcesi üzere "Çirgâst" ya'nî Çirgâslı ve nisbeti hazf olunarak "Çırgâs, Kirgâs" ve bi't-tahfîf "Çerkes" denmişdir. Fakat bu Çırgâs evlâdının babaları Atıg Hân olduğu münâsebetle nisbetinde Atıget (Atigat) ve tâ-i nisbetin hazfıyla "Atiga, Adiga" ve ta'rîbinde "Ezkeş" denmişdir.
Binâ'en-aleyh Çerkesler baba tarafından Ural şu'besinden "Hıtâ Kutây, Hitit" uruğundan olduğu gibi ana tarafından dahi Altay şu'besinden "Guz, Oğuz" uruğundan olduğu cihetle Tûrânîler'den ya'nî Türkler'den olduğu târîhen muhakkakdır.
Çerkesler'in Türkler'den bir şu'be olduğunu "Mürûcü'z-Zeheb, Mesâlikü'l-Ebsâr, Nihâyetü'l-Ereb, Ikdu'l-Cümân, Ta'rîfü'l-Ümem" gibi yirmi kadar müdevvenât-ı târîhiyyede fuzalâ-yı Arab tasrîh u beyân ve Fransız müdekkiklerinden "Morgan" gibi pek çok Avrupa müverrihleri de ba'de't-tedkîk Çerkesler'in Tûrânîler'den olduğunu teslîm ve fuzalâ-yı Arab'ı tasdîk etmekdedirler.
Mısır hükümdârı Melik Zâhir Berkûk hakkında te'lîf etdiği "Er-Ravzu'z-Zâhir fî Sîreti'l-Meliki'z-Zâhir" nâm eserinde efâzıl-ı müverrihînden Bedreddîn Mahmûd El-Aynî, mülûkundan efrâdına kadar târîh-i millîlerine vâkıf olan eski Çerkesler'in iddi'â ve rivâyeti üzere "fi'l-hakîka Çerkesler'in Türkler'den [49] olduklarını" kemâl-i belâgatla i'lân ediyor, daha doğrusu bu fikir ve kanâ'at için o zamân bütün Çerkesler tarafından bir tercümân-ı sâdıku'l-beyân oluyor.
Çerkesler, Türkler'in ve bi'l-hâssa Osmânlılar'ın ikbâl ü sa'âdeti zamânlarında kendilerinin Türk olduklarını kemâl-i samîmiyetle iddi'â ve Türkler'in bile fevkinde menâfi' u sa'âdet te'mîn etmişlerdi. Şu iddi'â-yı kadîmin müdâfa'ası dînen intizâr olunduğu bir sırada kendilerinin Tûrânî olmadıklarını i'lân eden ba'zı Çerkes müverrihleri kendi dedelerini ve fuzalâ-yı Arab'ı tekzîb edemeyeceklerdir.
Memâlik-i Osmâniye ve Mısır ve Kafkâs'da mukîm olan eski Çerkesler'in işâretleri ve âdetleri, oymakları ve rü'esâya itâ'atları Tûrânî olduklarına şehâdet etmekdedir. Çünkü bu âdât ve işârât aynıyla eski Türkler'de mevcûd olduğunu bâlâda mezkûrü'l-esâmî olan tevârîh-i Arabiyye isbât eylemekdedir.
Çerkeslerin dili Tûrân, Îrân, İslav gibi milel-i mühimmenin istîlâsı hasebiyle bunların te'sîrât-ı muhtelifesine ma'rûz olarak sadâ-yı tuyûra müşâbih bir râddeye gelmiş olmakla beraber kelimât ve terkîbât-ı umûmiyyesi Kutay lehcesini muhâfaza etmekdedir. Binâ'en-aleyh Çerkes dilinde Alman, Fransız, Rus lugâtının mevcûdiyyeti Çerkesler'in Ârî neslinden olduklarına delîl olamaz.
Bârhâtî denilen Atıg'ın ya'nî şimdiki Çerkes şîvesiyle Hatukay'ın Çirgâs'dan tevellüd eden "Abây, Bilkây, Çinkây" [50] nâmlarıyla meşhûr üç oğlu ma'lûm olup bunların her biri pek çok oymakların aslı olduğu münâsebetle anar hükmünü almışdır.
1- Abây: Müstened ve mu'temed ma'nâsına olup "abamak" masdarından me'hûz bir sîga-i vasfiyyedir. Bunun nisbetinde Kutay lehcesi üzere "abâyet, abât" ve ba'dehû tahfîfen "bâyet, mâyet, meyût, met" denmişdir. Müverrih-i meşhûr Morgan Abâyetler'in Serset olduklarını ya'nî Çirgâs bulunduklarını tasrîh ve Çerkes müverrihleri de bunu kabûl ederek Abâyetler'in Metler'den ibâret olduğunu tercîh etmekdedirler.
2- Bilkây: Âlim ve alîm ya'nî bilici ve bilgiç ma'nâsına olup Kutay lehcesi üzere bir sîga-i vasfiyyedir. Nisbetinde Bilkâyet ve Bilkât ve Bilkût ve bi't-tahfîf Belût denmişdir. Çerkes müverrihleri buna Çerkes lehcesi üzere Belütokây demekdedirler.
3- Çinkâs²⁴⁰: Gâlib ve muzaffer ya'nî çiyneyici ma'nâsına olup "Çingîz" vasfına müsâvîdir. Çinkamak ya'nî çiynemek masdarından me'hûz olup nisbetinde "Arlâs, Arlât" gibi "Çinkâst, Çinkât" ve bi't-tahfîf "Çikes, Çiket" denmişdir. Bu Çiketler'in Sersetler'den ya'nî Çirgâs evlâdından olduklarını Çerkes müverrihleriyle beraber Avrupa müverrihleri de kabûl ve tasdîk etmekdedirler.
Binâ'en-aleyh "Abhâs, Pesâvâ, Kabartây, Kosha" gibi akvâm-ı Tûrâniyye Çirgâs evlâdından olmayup Atıg Hân'ın mensûb olduğu Kutay ve Hazar anarlarından birer tîredir. Mu'ahharan bunların Çerkesler'e lehce ve âdât-ı kavmiyyede [51] münâsebetleri olmakla Çerkes nâmı bunlara da teşmîl edilmişdir.
Gürcüler, fuzalâ-yı Arab'ın tedkîkâtını kabûl eden müverrih-i meşhûr Morgan ve sâ'îr müverrihînin rivâyeti üzere Tûrânî olup Altay şu'besinden ayrılmış bir Türk oymağıdır. Bunlar hicretden yüz elli sene kadar evvel Avrupa'ya giden Avar (İbâr)lar'ın yerinde ikâmet eden Gurşistân Türklerinden ya'nî Gûrîler'dendir.
Günümüz Türkçesiyle
12- Uşum: Toplanma anlamına gelir ve "uşmak" mastarından alınmıştır. "Uşub" da "uşum" anlamındadır; Arapçalaşmış biçimi "huşûm" olarak kayıtlıdır. Moğol ve Hıtay boylarında bunun nispet biçimi "Uşubat (Uşumat)"tır; bugün kullanılan "Şubat", "Uşubat"ın küçük bir değişmeyle aynısıdır. Yani "Uşum", Şubat ayı olur.
Böylece üç yüz altmış beş gün sayılan her yıl "Bagar (Bahar), Yaz, Güz, Kış" adlarıyla dört bölüme ayrılır. Her on iki yıla bir "Tomar" denir ve bunun her yılı şu sırayla, "Kesgü (Sıçan), Öküz, Pars, Koşkan (Tavşan), Luy (Luyun, Timsah), İlan (Yılan), Yunt (At), Koy (Koyun), Biçin (Maymun), Dakuk (Tavuk), İt, Tonuz" adlarıyla anılan on iki hayvandan birine bağlanır; bunlara "Türk yılı" (Sâl-i Türkân) denir. Her beş "Tomar"a, yani altmış yıla bir "Bogun" denir. "Bogun" üç kez tekrarlandıktan, yani yüz seksen yıl geçtikten sonra yeniden başlar. Çünkü dokuz kuşağın dönmesi âdettir.
Tarih tutmada "Bogun" esastır. Hz. Âdem'in yeryüzüne inişinden Oğuz Han'ın tahta çıkışına kadar 27017 bogun, yani 1.621.020 yıl; Cengiz Han'ın tahta çıkışına kadar 27062 bogun, yani 1.623.720 yıl geçtiğini; Oğuz Han ile Cengiz Han arasında 45 bogun, yani 2700 yıl bulunduğunu ileri sürerler.
Görülüyor ki Türkler, çok eski zamanlarda kurdukları toplumsal düzen içinde günlerinin, haftalarının, aylarının, yıllarının özel adlarını koymuşlardır. Takvim ve yıldız bilginleri arasında "Türk yılı" meşhurdur. Yararlı, kısa ve söylenişi kolay bu adları kaba görüp de "Ağustos, Teşrin-i Evvel, Teşrin-i Sani, Kânun-ı Evvel, Kânun-ı Sani" ve "Çehâr-şenbe, Penc-şenbe" gibi gerçekten kaba, anlamsız ve soğuk yabancı sözleri yeğleyecek sağlıklı zevke sahip bir kimse bulunmaz sanırım.
Türklerin bağlı olduğu kural ve hükümler "Türe, Kanun, Yasa" adlarıyla üç türlüydü. "Türe", düzeni korumak, düzenlemek anlamındaki "torgamak" ya da "türgamak" mastarından alınmıştır; evin yönetimi demek olan siyaset anlamını taşır ve hakanın ülkeyi yönetmek için aldığı siyasi önlemlere denir.
"Kanun", halkın haklarını güvenceye almak için "Oylak" tarafından karara bağlanan ve hakanca kabul edilen hukuk maddelerine denir. Doyma, kanaat etme anlamındaki "kanmak" mastarından alınmış olup kanaat edilmiş ve halkı ikna edebilmiş şey anlamında bir sıfattır. "Bâlûn" vezninde "Kânûn", "kalın" vezninde "Kanın" denir. Bugün Anadolu'da "Kanul, Kanıl, Kanın" denmektedir. Bunlar "Kanak ve Kanık" sözleri gibi tamamen Türkçedir.
"Yasa", ordu ve halk arasında düzeni ve itaati sağlamak, herkesi başkasına saldırmaktan alıkoymak ve yasaklanan şeyleri yapanlara ceza belirlemek için konan ceza maddelerine denir. Bir şeye düzen vermek, sıralamak ve süslemek anlamındaki "yasamak" mastarından alınmıştır; bugün "yasak" sözü kullanılmaktadır.
Altay Han'ın yasası döneminde Türklerin soyca ayrıldığı her "Anar" bir "Han"ın, her "Tîre" bir "Bar"ın, her "Oymak" bir "Şad"ın yönetiminde bulunur, bunların hepsi de bir hakanın emrine uyardı. Hakana ve han oğullarına, özellikle bunlar arasından seçilen veliaht hakan oğluna "İnal" denirdi.
İşte bu düzen ve medenî tertip sayesinde, bu eski uygarlık sayesinde Türkler, Sîlan'ın doğusundaki "Altay, Ural" dağlarının eteklerinden kalkıp en uzak doğuyu kuşatarak batıya dönmüşler, dört yöne yayılarak Asya, Avrupa, Afrika ve Amerika kıtalarında güçlerini tanıtmışlardı.
Turan soyunun, yani Turanî ailenin bu birliği onları Asya'da büyük ve uygar bir millet olarak tanıtmışken sonradan uzaklık, ayrılık süresinin uzunluğu ve bulundukları yerlerin yapısı gibi dış etkiler her Anar'ın, her Tîre'nin ahlâkını, âdetlerini, görünüşünü, hatta dilini bile bir ölçüde değiştirerek millî birlik bozuldu. Her Anar ve her Tîre kendi hanlarını, barlarını savunmaya, barlar da hanlıklarını ilân etmeye ve birbirleri aleyhinde savaşıp düşmanlık etmeye başladı. Başka milletlerin üstünlük kurması, bunları tanınmayacak bir hâle getirmiştir.
Bu yüzden Türkler önce "Uygur ve Moğol" adlarıyla iki büyük kola ayrılmış, "Uygurlar" da birbirine düşmekle "Uygur, Uz Uygur, On Uygur, Dokuz Uygur" adlarıyla dört bölük olmuşlardır. Bazıları Moğollara göç etmekle "Konug-Konuk" adını almıştır. Sonra "Uz Uygur" "Uzgur, Huz ve çoğulunda Ahvaz"; "On Uygur" "Ongur, Hungar, Hun"; "Tokuz Uygur" "Toğuzgur, Tohsi, Tanguz (Tonguz)"; "Konug" da "Hunuc, Hunug, Havanıg" diye dünyaca tanınmışlardır.
Bu çeşitli adlar içinde Türklerin bütün boylarını ortak bir adla tanımlamaya ve açıklamaya "Türkân"ın kısaltılmışı olan "Turan" sözü daha uygun düştüğü için "Turanî aile" terkibi tarih terimleri arasına girmiştir.
Arap ve genel tarih incelemelerinden ve otuzdan fazla genel soy kütüğü kitabının okunmasından anlaşıldığı üzere "Turan" soyu, dilleri ve görünüşleri bakımından dokuz anara ayrılmış, her anardan pek çok tîre ve oymak türemiştir; bunların hepsi "Olcas, Tütük, Yaguz"dan çıkmıştır. Söz konusu dokuz anar şunlardır:
1- "Camat Anarı": İnsan soyları bilginleri arasında "Samidî Kolu" adıyla tanınmıştır. Bu kolun bütün fertleri "Olcas bin Türk" torunlarından "Camat bin Hucul"un çocuklarıdır. Fakat "Camat bin Hucul" ile "Olcas bin Türk" arasında kaç kuşak bulunduğu bilinmemektedir.
"Camat", "parıldayan silâh" anlamındaki "Samat" sözünün Arapçalaşmışıdır; silâhlığa "Camatdan-Camadan" denir. "Hucul", Arapça yazımda h ve c harflerinin ötre ile okunduğu, yiğit genç anlamındaki "Koncul-Konkul" ya da öndeki, önder anlamındaki "Öngül" sözünün Arapçalaşmışıdır. Bu Anar'dan "Enes, Cugur, Cafun, Gura" gibi büyük tîreler çıkmıştır.
2- "Hazar Anarı": "Olcas bin Türk" torunlarından "Hazar Han bin Mensil" adlı bir hükümdardan türeyen çocuklara, bütün bu soya "Hazar" denir. Bunlar ilk çağlarda büyük bir devlete sahip oldukları hâlde sonradan parçalara bölünerek eski güçlerini yitirmişler ve bunlardan "As, Abhas, Cacan, Sakit, Hezare" gibi ulusler oluşmuştur. "Hazar" sözü "Hazar"dan, yani "Havzar"dan kısaltılmış olup "Uzar" sözünün Arapçalaşmışıdır; "Huzar" da denir. "Mensil ve Mencil" sözleri "Mengli" sözünden Arapçalaşmıştır. "Sakit", Türk dilinde Müşteri ve "Sakik" de Zühre yıldızlarına denir; "Sak, Sakay" da denmiştir. "Sakar", "Sakak (Şakağı)", "Sakal", "Sakan (Zekan)", "Sakav (Sakav, pepe)", "Sakur (Zagur, geyik yavrusu)", "Sakun (feryat ve rica)", "Sakız" gibi sözler, bu "Sakit ve Sakik" gibi, çekip sığmak, sıkıp çıkarmak ve çokça hareket etmek anlamındaki "sakmak" mastarından alınmıştır. "Sakit" sözü "Sakit ve Sakvit" biçiminde yazılı olup "İskit" adıyla meşhur olmuştur. Çocuklarına tarihte "İskit" denir.
3- "Sin Anarı": "Yagur bin Türk" torunlarından "Sayın bin Usturmay" diye tanınan bir kimseden türemiştir. Bunun çocuklarında kol ve kabile pek çok olduğu için her tîresi birer anar olarak başka kollara bölünmüştür. "Sin", "Çin" sözünden ve "Sayın" da mutlu ve zengin anlamındaki "Çayın, Sayın" sözünden Arapçalaşmıştır; "Çin" ise "Çayın" sözünden kısaltılmıştır. "Usturmay", "Usturtay ve Suturtay" gibi bozulmuş biçimlerde yazılmış, akıllı anlamındaki "Usurbay" sözünün Arapçalaşmışıdır.
4- "Tagmaç Anarı": "Tütük bin Türk" torunlarından "Tagmaç" adıyla tanınmış bir han oğlundan türemişlerdir. Bunlara bugün "Tibet" denir. Araplar'ın ta harfini ötre, be harfini şeddeli olarak "Tübbet" diye yazmalarına bakılırsa "Tubat" sözünden Arapçalaştırdıkları anlaşılıyorsa da aslı "Tibat" olmalıdır; sonra "Tibet" denmiştir. "Tagmaç", ta harfinin üstün, gayn harfinin sükûn ile okunduğu biçimde belirlenmiştir; "Tevhac, Tevgac ve Tavgac" olarak da yazılmıştır. Türkçemizde doğacak yer, yani ufuk ya da yükseliş yeri anlamında ta harfi ötre ile "Tavgac" sözü vardır. Bu yüzden "Tagmaç", "Tavgac" sözünün bozulmuş biçimidir.
5- "Fin Anarı": "Yagur bin Türk" torunlarından "Fin bin Cüyar"dan türeyen soya genel olarak "Fin, Fene, Fenva, Feni" denir. Asya ve Avrupa'da yaşayan "Ustun, Bulgar, Lanid, Macar" gibi Hristiyan tîreler bu soydandır. "Fin", huyu güzel ve talihi düzgün anlamındaki "Bayın" sözünden ve "Cüyar" da "koyula koyula yanar" anlamındaki "Guyar" sözünden Arapçalaşmıştır; bu neslin fertleri "Altaylılar"la çok karışmış durumdadır.
6- "Malay Anarı": Yagur bin Türk torunlarından Malay adlı kimsenin çocuklarına denir. Malay, "halis süt ve sütün yüzü" anlamındaki "malay", yani "balay"dır.
7- "Mancu Anarı": "Tütük bin Türk" torunlarından "Mancu" adlı hükümdarın çocuklarına denir. Türkler arasında "Mancu, Mancur, İlmancur" diye tanınan "Mançur"dan kısaltılmış olup süslenmiş, bezenmiş anlamınadır. "Mançurya"da yaşayan Turanî kabileler bunun soyundandır.
8- "Heralit Anarı": "Tütük bin Türk" torunlarından "Heral bin Süday" adlı kimseden türemiştir. "Hıtay, Kirayit" ve diğer Moğol tîreleri bu soydan çıkmıştır. "Karalta" diye de tanınan "Heralit (Uralit)" sözünden Arapçalaşmış olup "Ural", demircilerin üzerinde çivi ve benzeri şeyleri dövdükleri, vurdukları örs anlamınadır. "Süday", dinlenmiş anlamındaki "Süktay" sözünden Arapçalaşmıştır.
9- "Heytal Anarı": "Olcas bin Türk" torunlarından "Heytal bin Âlem ibni Sam bin Turas" adıyla tanınan hakanın çocuklarına denir. "Heytal" ülkesinde ün yapmış "Bersahaniyye, Harlahiyye, Tohariyye ve Guriyye" gibi meşhur tîreler bu "Heytal Anarı"ndan türemiştir. "Heytal", altın anlamındaki "Altay" sözünün Arapçalaşmışıdır; nispetinde "Heytalî", çoğulunda "Heyatile" denmiştir. Çin'e kadar Maveraünnehir ülkelerine "Heytal Ülkesi" denir. "Horasan bin Âlem bin Sam bin Turas" bu "Heytal"in kardeşi gösterilmektedir. "Horasan" da kayıtlıdır.
Amel, Cîl, Alem adlarıyla da kayıtlı olan Âlem, bütün Türk tarihlerinde Küyul adıyla yazılan hanın adından kinaye ve bozulmuş biçimdir. Küyul "altın külçesi" anlamınadır; Gulçe de denmiştir. Kaşgar kıtasında Külçe şehrinin kurucusu olduğu rivayet edilir.
Sam, bilinen bir hayvan anlamına gelen "Samur, Samir, Sumer" diye tanınan bir kimsenin adından kısaltılmıştır; babasının adının "Turas" gösterilmesinden bu anlaşılır. Irak'ta (Igrak) hüküm süren Samiriyye hanedanının atasıdır. Turas, derilmiş bir top çiçek ya da diri anlamındaki "tiras" demektir; "tirmek" mastarından alınmıştır. Türkmen lehçesi buna "Tirez" diyerek temiz ve pak anlamında kullanır. "Tariş, tiraş, tiriş ve hiriş" gibi acayip biçimler "Tiras"tan kinaye ve bozulmuştur.
Bu dokuz anardan türeyen bütün Turanî kabilelerin sayılıp dökülmesi mümkün değilse de her biri bir millet olacak derecede oymaklara ve çok sayıda fertlere sahip olan Türk kabarlarının harf sırasıyla dökümü şöyledir:
- Âbâr (Âvâr, Âvâra, Hebâre)
- Âtıg (Âdiga, Ezkeş)
- Ârâmut (Armât, Îrâmûs)
- Âsîg (Âs, Âsitîn, Kavasha)
- Âmâs (Amazon, Mâsît)
- Ânâk (Ânâgît, Anuhît)
- Ercâs (Erlayit, Erlât)
- Argûn (Argûnît, Arhûnût)
- Erlâs (Erlâyit, Erlât)
- Enes (Înôs, Aynôs)
- Ûstâk (Ûstiyâk, Ûstiyâke)
- Ûstûn (Ûstûnî, Ûstûnyâ)
- Oyrât (Hoyrât, Hoyrât)
- Îgrâk (Irâk, Herâgît)
- Aylâk (Amlâk)
- Becâr (Başkar, Başgarat)
- Becenek (Becenâk)
- Bershâr (Bershân, Bershâniye)
- Barlâs (Barlâsît, Barlât)
- Berem (Bermî, Permî)
- Bagdân (Bûgdân, Bahtî)
- Bagrâc (Bûgrâk, Bügrek)
- Balgâr (Bulgâr, Bulâr)
- Belûc (Buluc, Buluş)
- Bûrî (Bûriyât, Mûrî)
- Bûrgâs (Bûrgâz, Bûrgût)
- Bulak (Balk, Balh)
- Bûsâr (Bûser, Bûkser)
- Bûyâ (Bûyât, Bûyâvut)
- Bulgân (Bûlân, Belen)
- Tâvur (Tâgûr, Tâbgûr)
- Tâvki (Tâbûk, Tâvâst)
- Tahsî (Tagzî, Tunguzî)
- Taşûd (Taşûdî, Tâsûdî)
- Tekrîn (Mekrîn, Tâkrîn)
- Tûrgâg (Tûrâgît, Tûrgât)
- Tibet (Tebet, Tîbât)
- Tîbâr (Tîbârûn, Tîbârît)
- Tîrâk (Terâkî, Terâkiyâ)
- Câcân (Câcen, Çeçen)
- Cârık (Carah, Carak)
- Cifer (Cefâcire, Sîbir)
- Celâyir (Celâyirî, Çalayır)
- Cemel (Sûmâl, Kûmâl)
- Çerkes (Çerkeş, Çerkez)
- Çermîş (Sermîş, Sarmes)
- Çagatây (Sîgatây, Sogd)
- Çekel (Şekel, Şekîl)
- Çûpût (Cût, Sufût)
- Hâlît (Gâlît, Kâlît)
- Hatal (Kûtul, Kûtâl)
- Huten (Hûten, Kûtân)
- Horasân (Orasân, Hûrâsân)
- Harlah (Karlıg, Karlıh)
- Hıtâ (Hıtâ, Kûtây, Kûtây)
- Halah (Kâlah, Kâlag)
- Derleken (Terlekân)
- Devrân (Devrânî)
- Dûrmân (Tûrbân)
- Sâhit (Sakît, İskît)
- Sâlîb (Hâlîb, Selîb)
- Sân (Sânît, Cânît)
- Serîr (Sârîr)
- Sogdâk (Sogd, Sogdiyân)
- Sevâzin (Sebâs, Sebâzûn)
- Sevâm (Sebâm, Sevâmî)
- Sûlîm (Sûlmût)
- Sûmer (Sâmûr, Sâmîr)
- Sîrî (Cerî, Zîrî)
- Tugâc (Tû'âc, Tûgâc)
- Tagar (Tahâr, Tâtâr)
- Togan (Tohan, Tôgân)
- Taylasân (Taylesân, Talsân)
- Acar (Acâr, Âçâr)
- Amil (Âmîl, Âmil)
- Gacar (Gacâr, Agâcire)
- Garîn (Garvîn, Garâvîn)
- Guz (Aguz, Oğuz)
- Gûr (Agûr, Ogur)
- Filîb (Bâlîb, Bâlî)
- Fûdek (Fûdekî, Fûtiyâke)
- Fînlând (Findlândiyâ)
- Kâlâç (Halac, Kalfâc)
- Kâlmûk (Kalmûk, Kılmûk)
- Kanık (Kanıh, Kânıg)
- Kıbcâk (Kapcâk, Tafcâk)
- Kırgız (Harhız, Âdây)
- Kazâk (Kûzâk, Kazgâk)
- Kamâs (Kûmâs, Kumâsîn)
- Kangırât (Kângarât, Kungûrât)
- Kotug (Kotûgûn, Kôkûn)
- Korlâs (Korlâsît, Korlât)
- Kugûl (Vugul, Vagûl)
- Kumân (Kumânît, Kumânite)
- Kûmûk (Kûmûh, Kumug)
- Kıyât (Kıyân, Ceyân)
- Kirayit (Kirâyût)
- Kiryâk
- Kesâv (Kasâv, Pesâvâ)
- Kîmâk (Kemâkiye)
- Kîmâr (Kîmer, Kimârî)
- Kencâk (Kecek, Keşek)
- Kûçî (Gûşî, Gûşîn)
- Kîlyâk (Kilyâk)
- Lâçîn (Lâşîn, Âlâçîn)
- Lâz (Âlâz, Âlâzîk)
- Lâmût (Âlâmût, Âlmût)
- Lân (Âlân, Lânîd)
- Lezkî (Lâzîkî, Lezek, Lekez)
- Macâr (Macar, Mancar)
- Makrât (Tekrât, Tenkirât)
- Malât (Bâlât)
- Malâk (Bâlâk)
- Malây (Bâlây)
- Meleş (Belîş)
- Malûk (Balûk)
- Menkît (Menkît, Benkît)
- Naymân (Naymât)
- Nôgây (Nagây)
- Nûyât (Nûgât)
- Varsâk (Ârsâk)
- Vûtyâk (Ûtâk, Vatâk)
- Vîgûr (Vugûr)
- Vînûk (Vunûk, Înûk)
- Hercân (Ercân, Ercât)
- Hezâcât (Azâc)
- Hezâre (Âzâr, Hezâr)
- Herûl (Ergûl)
- Yapon (Capon, Japon)
- Yazîg (Yâsıka, Yâsık)
- Yâkût (Yâgût)
- Yesmil (Yâsmûl, Yâsûl)
- Yagmâ (Yagmât, Yagmâc)
- Yemâk (Yebâkû, Bâkû)
Yazılan bu kabarlar içinde temayüz etmiş bazı oymaklar da birer millet oluşturacak kadar çok kola sahiptir. Bunlardan bugün "Guz, Tagar, Çerkes, Laz, Gürcü, Becenek, Koman ve diğer Uygur kabileleri" Amasya Sancağı'nda çok sayıda bulunmakta ve her yanında yaşamaktadır.
"Guz", Oğuz sözünden kısaltılmıştır ve Bars Han soyundan meşhur hakan Oğuz Han'ın çocuklarına ad olmuştur. Oğuz Han lakabıyla tanınan "Kılık Han bin Yagız Han bin Bilik Han bin Ohşu Han bin Açkın Han bin Bâlî Han bin Timur Han bin Göküs Han bin Bars Han bin Altay Han", ulu Türk anlamındaki "Türkmen" lakabıyla da anıldığı için bütün çocuklarına "Türkmenler" denmiştir.
Türkmenler kırk dört oymaktır; yirmi dört oymağı "Ulu Türkmen", yirmi oymağı da "Öz Türkmen" adlarıyla meşhur olmuştur. Bu oymakların her biri bütün Türkmenlerin anarları gibidir. Yirmi dört boy, her boy yirmi oba sayıldığından Türkmen oymakları yirmi bir bin yüz yirmi oba ve bin elli altı boy diye hesaplanır. Sonra her ocak da son derece çoğalarak birer oymak hâline gelmişti.
"Ulu Türkmenler"in yirmi dört oymağı, Oğuz Han'ın altı oğlundan türemiş, her oğlundan dört torun doğmakla her oymak bir torunun adıyla anılmıştır; yani her torun, çocuklarına göre birer anar olmuştur. Oğuz Han'ın oğulları ve torunları şunlardır:
OĞUZ HAN
- Oğlu Güyün Han; torunları: Kayı Han, Bayât, Alkaivli, Karaivli
- Oğlu Ayık Han; torunları: Yazar, Yabar, Dodurga, Döger
- Oğlu Yıldız Han; torunları: Afşar, Kızık, Begdilili, Karkın
- Oğlu Göyük Han; torunları: Bayındur, Bezine, Çavdur, Çepni
- Oğlu Dagak Han; torunları: Salur, İmir, Alayuntlı, Özger
- Oğlu Tengiz Han; torunları: İgdür, Begdür, Ava, Kınık
1- "Ayık": Uyanık, aklı başında, yani aydın kimseye denir. Bu zata "Ayıg, Hâ'ig ve Ay" da denmiştir. Türkmenler arasında "Ay Han" denmektedir. Kardeşinin oğlu olan başka bir "Ayık Han" da vardır.
2- "Dagak": Takılıp kalan, ilişip duran şeye denir. "Zahak, Tagak, Tagac, Tagmac" adıyla kayıtlıdır; "Tagmasb, Tahmasb" denilen de budur. Türkmenler arasında buna "Dağ Han, Tağ Han" denir.
3- "Deniz": Bedel ve halef, yani değişik anlamına gelir; "Tengiz" de denir. Deniz yerin bedeli olduğu için "Deniz" adı verilmiştir. "Tengiz Han" dedikleri budur.
4- "Göyük": Yanıp parlamış olan şeye, yani göğe denir. Koyula koyula yakmak, yakıp parlatmak anlamındaki "göymek" mastarından alınmış olup ye harfinin düşürülüp getirilmesiyle kullanılır: "guyar, gunar (nur) ve guyaş, günaş (güneş), göyük (gök) ve göyün (gün)" gibi. Türkmenler arasında "Gök Han" denir.
5- "Güyün": Yanıp parlayan ve parlamış, yani güneş ve gündüz anlamındaki "gün" demektir. "Gün Han" buna denir.
6- "Yıldız": Yıldıran şeye denir. Yıldûz, Yıldîs ve Ildûz da denmiştir. Türkmenler arasında "Yılduz Han" diye meşhurdur.
Oğuz Han'ın bu altı oğlundan türeyen yirmi dört torunun adları bazen Çağatay lehçesine göre yazılmış olduğundan her biri harf sırasıyla açıklanır:
1- Alayuntlı: Ala atlı demektir. Yunt, yabanî kısrak anlamına gelir ve ata da denir. Alayuntlı özel bir lakaptır; bu zatın adı mübarek ve mutlu anlamındaki "Kutuk"tur. Lakabı adına üstün geldiği için çocuklarına genel olarak "Alayuntlı" denmiştir. Kastamonu hükümdarları İsfendiyaroğulları bunlardandır.
2- Alkaivli: Alaca evli demektir. Bu zatın adı uygun ve itaatli anlamındaki "Uyug"tur; Alkaivli kendisine özel bir lakap olmuştur. Sonradan adı unutulmuş ve lakabı ün kazanmış olduğundan Alkaivli, uygun anlamında denmiştir. "İvli" sözünü "kabûlî" vezninde (eyüli) okuyup "uygun" anlamıyla tefsir etmek Türkçemize aykırıdır. Alkaivli sonradan "Halkalı" diye tanınmış; "Hakala" bunun yanlışıdır.
3- Ava: Büyük baba ve büyük amca anlamındaki "aba" sözünden ibarettir; mecaz olarak mertebesi yüce anlamında denmiştir. "Ayva" da denir. Kutay lehçesinde kullanılan "abaka, abak"; "aba, ava ve ayva" sözlerinin aynısıdır. Bu yüzden "Ava" sözünü "sıla" vezninde (iva) okuyup mertebesi yüce anlamını vermeye sözlük izin vermez. Bunlardan bazıları "Have ve Hive" diye tanınmıştır.
4- Afşar: İş gören ve çalâk kimseye denir. İpsar sözünden Arapçalaşmış olup İvsar ve Avşar da denmiştir. İpsamak, ustaca iş görmek anlamındadır. İran hükümdarı Nadir Şah Afşarlıdır.
5- Özger: Sağlam ve salih anlamındaki "Ozgar" sözünün aynıdır; barış ve yumuşaklık göstermek anlamındaki "özgemek, ozgamak" mastarından alınmıştır. Sonradan inayetkâr anlamı verilmiştir.
6- İgdür: Şiddetle ve coşkuyla iş gören, yiğit kimseye denir. Bunlara "İgtürlü, Gitürlü, Gederlü" denmektedir; Anadolu'da "İgtürli" diye tanınan yerler bunların yurtlarıdır.
7- İmir: Sürülerle koyun sahibi, zengin anlamınadır; "imar ve imür" de denir. Sonradan hafifletilip değiştirilerek "imra" denmiştir. "Kıyım" vezninde "iyim", koyun sürüsünün karaltısına; "kîm" vezninde "îm" de parolaya denir. Bunlara İmirli, İmralı denmektedir.
8- Bayındur: Zengin ve mutlu kimseye denir. İncelemesi "Fin" sözünde belirtilmiştir; Anadolu'da "Bayındurlu" adıyla anılan yerler bunların yurtlarıdır. Diyarbekir, Bağdat ve Musul'da yaşayan Türkler Bayındurlu'dur; Akkoyunlu ve Karakoyunlu hükümdarları bunlardandır.
9- Bezine: Çalışan, kesip atan anlamınadır; "Bezin ve Bezen" de denir. Bunlar eskiden "Biçene, Miçene" diye tanınmıştır; "biçmek" mastarından alınmıştır. Beçenekler bunlardan başkadır; onlar Uygur, bunlar Türkmen'dir. Bunlar Kürdistan'da oturdukları için Kürtler'den sayılıyorsa da Türkmenler'den oldukları şüphesizdir.
10- Begdür: Beg sahibi, yakın anlamınadır, denildiğine göre "beg" ve "dur" sözlerinden oluşmuştur ve beylikçi ve teşrifatçı anlamını verir. Bunlara Beydirli, Bedirli de denir.
11- Begdili: Aziz ve saygın anlamında denmiştir. Begtili de denir. Begdili sözü de birleşiktir; beyin dili, yani elçisi ya da başvekili anlamınadır. Bunların her ikisi de aziz ve saygın oldukları için asıl anlamı bu sayılmıştır. Bunlara Badıllı ve Bedilli denmektedir.
12- Bayat: Mal sahibi anlamındaki "Bayat" sözünden ibarettir. Geceden bayağa, yani sabaha kalmış yemeğe de bayat denir. Adana'da hüküm süren "Ramazanoğulları" bunlardandır.
13- Çavdur: Onur ve namus sahibi, şanlı kimseye denir. Sonradan bunlara "Çavdarlı" denmiştir; "Çavdurlı" demektir.
14- Çepni: Çayan, bahadır ve kahraman anlamına gelir; Gümüşhane ve Karahisar-ı Şarkî taraflarında otururlardı. Sonradan her yana yayılmışlardır.
15- Dodurga: Vilâyet zaptetme, ülke fethetme anlamınadır. Mecaz olarak ülke fatihine denir. Todurga da denmiştir. Sonradan "Turgudlı" diye tanınmışlardır.
16- Döger: Rehin olan at anlamınadır. Alnında ak işareti bulunan ata da denir. "Töker" de denmiştir. Bunlar sonradan "Tekürli" diye tanınmışlardır.
17- Salur: Vücut düzgünlüğüne sahip, gönderilmiş ve müjdeci anlamına gelir; "salgamak" mastarından alınmıştır. Ya da saldırgan ve cesur anlamına gelir ve "salmak" mastarından türemiştir. Bunlara "Salgurlı, Saluzcı" da denir. Arapçalaşmışı "salgar"dır; Irak ve İran ülkesinde hüküm süren Salgarîler bunlardandır.
18- Karkın: "Kargı" anlamına gelir; bir kimseye dürtmek, hakaretle sövüp lanet etmek anlamındaki "kargamak" ya da "kargımak" mastarından alınmıştır. Kargın, "Toyran" diye tanınan zatın lakabıdır. Toyuran sözünün anlamı aşlı ve misafirperverdir; adı unutulduğu için lakabı bu anlamda denmiştir.
19- Kayı: Sağlam ve güçlü anlamınadır. Sertleşmek ve buz tutmak anlamındaki "kaymak" mastarından alınmıştır; "kayık, kayıg, kayk ve kay" da denmiştir. Türkmenler arasında bunlara "Kayı Hanlı" denmektedir. Bugün İslâm hilâfetini elinde bulunduran Osmanlı sultanları bunlardandır.
20- Karaivli: Karaevli demektir. Nerede otursa kıl çadırdan yapılmış evde oturduğu için bu lakabı almıştır. Adı, yükselmiş anlamındaki "Sülimiş" olmalıdır. Çocuklarına "Karlı" denir. Rumeli'de Karlıili bunların yurdudur; "Karlı Oğulları" bunlardandır.
21- Kızık: Öfkeli, işine son derece çalışkan ve güçlü kimseye denir. Kükremiş aslana "kızık" denmektedir. Anadolu'da Kızık adıyla anılan pek çok bölge ve köy vardır. Amasya Sancağı sınırları içinde "Kızık Nahiyesi" büyüktür.
22- Kınık: "Kıngık" sözünden kısaltılmış olup inatçı, cesur ve yiğit olmuş anlamınadır. Bunun gerektirdiği anlam olan aziz anlamında denmiştir. Bunlara "Kınıklı" denir. Kanıklı kabilesi Uygurlar'dan olduğu için bunlardan başkadır. Dünyayı fetheden bir devlet kuran Selçuklular, Danişmendliler, Karamanoğulları bunlardandır.
23- Yabar: Yapan, önüne çıkan engelleri aşarak işini beceren kimseye denir. "Yabgur" da denmiştir. Bunun çocuklarına "Yaburlı, Yabarlı, Yafarlı" denmektedir. Câfârlılar bunlar olmalıdır.
24- Yazar: Yazan ve sofrayı yayan kimsedir. Bu yüzden halkın büyüğü anlamında denmiştir. Halkın işlerini yasaya uygulayan ve ülkeyi süsleyen kimseye "Yasar" denmesine bakılırsa "yazar" sözü "yasar"dan kısaltılmış olmalıdır. Buna "Yazur, Yazgur ve Yazgır" da denir. Çocukları "Yazarlı" diye meşhurdur. Amasya'da gömülü olan Cemaleddin Bey Yazarî ve oğlu Muhyiddin Mehmed Yazarî bunlardandır.
Türk ve Moğol tarihlerinin verdiği bu bilgilere Arap tarihçilerinin kaydı bir ölçüde aykırıdır; yirmi dört boy yerine yirmi iki boy kaydetmişler ve bunların içinde Karkın, Kızık, Yabur oymaklarını Uygurlar'dan sayarak Yabur yerine "Carık" kabilesini anmışlardır; bu durum "Ikdu'l-Cümân"dan anlaşılmaktadır. Bu yüzden Kayılar'ın Uygurlar'dan değil, Oğuzlar'dan olduğu kesindir.
Oğuz Han, amcası Öz Han'ın kızından doğan Güyün, Ayık, Yıldız adlı oğullarına ve çocuklarına "Bozok", öteki amcası Güz Han'ın kızından doğan oğullarına ve çocuklarına "Üçok" adını vermiş; hanlığı Bozoklar'a ayırarak "Sağ Kol", büyük görevleri de Üçoklar'a ayırarak "Sol Kol" demiştir.
Oğuz Han'ın bunlardan başka cariyelerinden doğan çocukları da olup bunların çocuklarına "Öz Türkmenler" denir. Öz Türkmenler'den yirmi oymak temayüz etmiş, bunların her biri anar hükmündedir. Adları harf sırasıyla şunlardır:
Ok (Oguk), Oklan (Kelan), Turum, Camıc (Cumug), Durman, Saltan (Saltan, sad ile), Sevic (Sayuc), Sürcek (Sürçak), Karasa (Karaca), Kazgur, Koçuk, Köy (Koyun), Kırgız, Kete, Goday, Giray (Guray), Gögül, Güne (Kunay), Hersan (Arsan), Yüzünc (Yasanc).
Bunların tamamı "Guz" adıyla meşhur olan Türkmenler'dir. Arap âleminde Kureyş'in yeri ne kadar ise Türk âleminde Guzlar'ın nüfuz ve itibarı o kadar olmuştur. Bu yirmi dört soydan büyük devletler, hükümetler, emirlikler ortaya çıkmış ve her biri dünyaya korku salmıştır.
"Tagar", "doğar" sözünden Arapçalaşmıştır; "tahar" da denir. Togar, Altay Han'ın oğlu ve Bars Han'ın kardeşidir. Çocuklarının yaşadığı yerlere Tahâristan denmiş, sonradan "Tatar" diye tanınmışlardır.
İlk çağlarda "İskit" adıyla pek meşhur olan Turanî kabileler, Hazerîler'den Sakit çocukları ile Altaylılar'dan Çağatay çocuklarıdır. Her ikisi de komşu kavimlere saldırdıkları için "Tatar" adını almış, sonra Avarlar, Onguzlar, Togarlar bunlara katılmakla hepsine "Tatar" denmiştir. Bu yüzden "Tatar" sıfatı bir tek nesle özgü olmayıp Moğollara, Nogaylara, hatta Hıtaylılara bile "Tatar" adı verilmiştir.
Çerkesler, Anadolu'da hüküm sürmüş Hitit hükümdarlarının hanedanından Atıg Han bin Kemir Han'ın, Ayık Han bin Gün Han bin Oğuz Han'ın kız kardeşi Çirgas ile evlenmesinden doğan çocuklarıdır.
Atıg Han'ın bu Çirgas'tan doğan çocuklarına Kutay lehçesine göre "Çirgast", yani Çirgaslı; nispet eki atılarak "Çırgas, Kirgas" ve hafifletilerek "Çerkes" denmiştir. Fakat bu Çırgas çocuklarının babası Atıg Han olduğu için nispetinde Atıget (Atigat), nispet ta'sının atılmasıyla "Atiga, Adiga" ve Arapçalaştırılmasında "Ezkeş" denmiştir.
Bu yüzden Çerkesler baba tarafından Ural koluna bağlı "Hıta Kutay, Hitit" soyundan olduğu gibi ana tarafından da Altay koluna bağlı "Guz, Oğuz" soyundan oldukları için Turanîlerden, yani Türklerden olduklarına tarihen kesin gözüyle bakılır.
Çerkesler'in Türkler'den bir kol olduğunu "Mürûcü'z-Zeheb, Mesâlikü'l-Ebsâr, Nihâyetü'l-Ereb, Ikdu'l-Cümân, Ta'rîfü'l-Ümem" gibi yirmi kadar tarih kitabında Arap bilginleri açıkça belirtmiş, Fransız araştırmacılardan "Morgan" gibi pek çok Avrupalı tarihçi de inceleme sonunda Çerkesler'in Turanîlerden olduğunu kabul edip Arap bilginlerini doğrulamaktadır.
Mısır hükümdarı Melik Zâhir Berkuk hakkında yazdığı "Er-Ravzu'z-Zâhir fî Sîreti'l-Meliki'z-Zâhir" adlı eserinde tarihçilerin önde gelenlerinden Bedreddin Mahmud el-Ayni, hükümdarlarından fertlerine kadar millî tarihlerini bilen eski Çerkesler'in iddiası ve rivayeti üzere "gerçekten Çerkesler'in Türkler'den olduklarını" tam bir belagatle ilân ediyor; daha doğrusu bu fikir ve kanaat için o zaman bütün Çerkesler adına doğru sözlü bir sözcü oluyor.
Çerkesler, Türklerin ve özellikle Osmanlıların yükseliş ve mutluluk zamanlarında kendilerinin Türk olduklarını tam bir samimiyetle ileri sürmüşler ve Türklerin bile üstünde yararlar ve mutluluk sağlamışlardır. Bu eski iddianın savunulması dinen beklenen bir sırada kendilerinin Turanî olmadıklarını ilân eden bazı Çerkes tarihçileri, kendi dedelerini ve Arap bilginlerini yalanlayamayacaklardır.
Osmanlı ülkelerinde, Mısır'da ve Kafkasya'da yaşayan eski Çerkesler'in işaretleri ve âdetleri, oymakları ve başkanlara itaatleri Turanî olduklarına tanıklık etmektedir. Çünkü bu âdet ve işaretlerin eski Türklerde aynen bulunduğunu yukarıda adları sayılan Arap tarihleri kanıtlamaktadır.
Çerkesler'in dili, Turan, İran, Slav gibi önemli milletlerin istilâsı yüzünden bunların çeşitli etkilerine maruz kalarak kuş sesine benzer bir dereceye gelmişse de genel kelime ve terkipleriyle Kutay lehçesini korumaktadır. Bu yüzden Çerkes dilinde Alman, Fransız, Rus sözlüğünden sözlerin bulunması Çerkesler'in Arî soydan olduklarına delil olamaz.
Bârhatî denilen Atıg'ın, yani şimdiki Çerkes şivesiyle Hatukay'ın Çirgas'tan doğan "Abay, Bilkay, Çinkay" adlarıyla meşhur üç oğlu bilinmektedir. Bunların her biri pek çok oymağın aslı olduğu için anar hükmünü almıştır.
1- Abay: Dayanılan ve güvenilen anlamınadır; "abamak" mastarından alınmış bir sıfattır. Bunun nispetinde Kutay lehçesine göre "abayet, abat" ve sonra hafifletilerek "bayet, mayet, meyut, met" denmiştir. Meşhur tarihçi Morgan, Abayetler'in Serset olduklarını, yani Çirgas bulunduklarını belirtmiş, Çerkes tarihçileri de bunu kabul ederek Abayetler'in Metler'den ibaret olduğunu tercih etmektedirler.
2- Bilkay: Âlim ve alîm, yani bilici ve bilgiç anlamına gelir; Kutay lehçesine göre bir sıfattır. Nispetinde Bilkayet ve Bilkat ve Bilkut, hafifletilerek Belut denmiştir. Çerkes tarihçileri buna Çerkes lehçesine göre Belütokay demektedirler.
3- Çinkas: Galip ve muzaffer, yani çiğneyici anlamına gelir; "Çingiz" sıfatına eşittir. Çinkamak, yani çiğnemek mastarından alınmış olup nispetinde "Arlas, Arlat" gibi "Çinkast, Çinkat" ve hafifletilerek "Çikes, Çiket" denmiştir. Bu Çiketler'in Sersetler'den, yani Çirgas çocuklarından olduklarını Çerkes tarihçileriyle birlikte Avrupalı tarihçiler de kabul ve tasdik etmektedirler.
Bu yüzden "Abhas, Pesava, Kabartay, Kosha" gibi Turanî halklar Çirgas çocuklarından değil, Atıg Han'ın mensup olduğu Kutay ve Hazar anarlarından birer tîredir. Sonradan bunların Çerkesler'e lehçe ve millî âdetlerde yakınlıkları bulunduğu için Çerkes adı bunlara da yayılmıştır.
Gürcüler, Arap bilginlerinin incelemelerini kabul eden meşhur tarihçi Morgan ve diğer tarihçilerin rivayetine göre Turanî olup Altay kolundan ayrılmış bir Türk oymağıdır. Bunlar, hicretten yüz elli yıl kadar önce Avrupa'ya giden Avar (İbar)ların yerinde oturan Gurşistan Türklerinden, yani Gurîler'dendir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- akvâm: halklar, kavimler
- anar, tîre, oymak: Hüsameddin'in soy basamakları için kullandığı terimler; en genişten dara doğru anar, tîre, oymak sıralanır
- hâkân: hükümdarların hükümdarı, büyük han
- velî-ahd: tahtın varisi, veliaht
- mu'arreb: Arapçalaştırılmış, Arap diline uydurulmuş
- muhaffef: kısaltılmış, hafifletilmiş
- me'hûz: alınmış, türemiş
- masdar: mastar, fiilin kök adı
- şu'be, batn: kol, boy
- ahfâd: torunlar, sonraki kuşaklar
- nisbet: bir adın "-lı, -î" gibi ekle bağlandığı soy ya da yer ilişkisi
- kinâye: bir sözü başka bir sözle üstü kapalı anlatma
- muharref: bozulmuş, değişmiş
- hurûf-ı hecâ: harf sırası
- akvâm-ı mütecâvire: komşu kavimler
- kabâ'il: kabileler
- sîga-i vasfiyye: sıfat kalıbı
- mevsûk, mestûr, mukayyed: yazılı, kayıtlı
Bu Bölümün Konusu
Bölüm Türkçedeki ay ve yıl adlarından başlayıp Turan soyunun dokuz ana koluna, oradan Oğuz boylarına ve Çerkesler'in kökeni tartışmasına uzanır. Hüsameddin yöntem olarak her ad için bir Türkçe kök arar; Arapça ve Farsça görünen sözleri de Türkçe mastarlara bağlar. Okurun dikkat etmesi gereken nokta, bu bağlantıların çoğunun yazarın kendi çıkarımı olmasıdır. Aynı yazar maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi'nde eserin etimolojik yorumlarının zorlama sayılabilecek yönleri bulunduğu ve kaynakların her zaman gösterilmediği yönünde değerlendirilmiştir. Bu bölümdeki Turanî soy ağacı da Arap kaynaklarındaki nesep geleneğinden alınan ad ve silsilelere dayanır; ad benzerliği ile akrabalık kurmak, bugünkü tarih yazıcılığının benimsemediği bir yöntemdir.
Oğuz Boyları ve Hüsameddin'in Listesi
Oğuzlar'ın yirmi dört boydan oluştuğu bilgisi gerçekten eskidir. Kâşgarlı Mahmud on birinci yüzyılda yirmi dört boy bulunduğunu söyler, ancak yalnız yirmi ikisinin adını verir. Boyların tam listesi on dördüncü yüzyılın başında yazılan Reşîdüddin'in Câmiu't-tevârîh'inde bulunur; sonraki listelerin çoğu doğrudan ya da dolaylı olarak buna dayanır. Reşîdüddin'de Oğuzlar, Dede Korkut destanlarında olduğu gibi yirmi dört boyla ve Bozok ile Üçok adlı iki kola ayrılmıştır. Bozoklar ve Üçoklar eşit sayıda boydan oluşur.
Hüsameddin'in verdiği yirmi dört ad büyük ölçüde bu geleneğe uyar. Kayı, Bayat, Alkaivli (Alka Evli), Karaivli (Kara Evli), Dodurga, Avşar, Kızık, Begdili, Karkın, Bayındır, Çepni, Salur, Kınık gibi adlar kaynaklarda aynı biçimde geçer. Bazı adlarda ise ayrılık vardır: Hüsameddin'in Yabar dediği boy, Reşîdüddin listesinde Yaparlı olarak görünür; Bezine yerine Beçenek, Çavdur yerine Çavuldur, İmir yerine Eymür, Özger yerine Üregir, Begdür yerine Bügdüz, Ava yerine Yıva yazılır. Ayrıca Hüsameddin'in "Yazar" biçimi, kaynaklarda "Yazır" olarak geçer. Bu farkların bir kısmı okuma ve yazım ayrılığından kaynaklanıyor olabilir; hangisinin asıl biçim olduğunu bu eserden anlamak mümkün değildir.
Yazar, Kızık boyunu Amasya Sancağı'ndaki büyük "Kızık Nahiyesi"ne bağlar. Boy hakkındaki ansiklopedi maddesine göre Kâşgarlı Mahmud, Karkın gibi bazı bakımlardan diğer boylardan ayrılan Kızıklar'ı Halaç adıyla anıp listesine almamıştır. Buna rağmen bu boy da Anadolu'ya gelmiş ve Anadolu'daki yer adlarıyla çok iz bırakmıştır; on altıncı yüzyıl Osmanlı kayıtlarında Kızık'a ait yirmi sekiz köy tespit edilmiştir. Dolayısıyla Amasya yöresinde Kızık adlı yerleşmelerin bulunması, Hüsameddin'in söylediği gibi boy ile yer adı arasında bir bağ bulunabileceğini düşündürür; ancak hangi yerleşmenin hangi boyla ilişkili olduğu tek tek belgelerle gösterilmelidir.
Boy Adlarından Hanedanlara
Hüsameddin her boyun adının yanında bir hanedanı da anar: Kayı için Osmanlılar, Kınık için Selçuklular, Danişmendliler ve Karamanoğulları, Bayındır için Akkoyunlular ve Karakoyunlular, Afşar için Nadir Şah, Salur için Salgurlular, Bayat için Ramazanoğulları. TDV'nin Oğuzlar maddesindeki dökümde de Selçuklular Kınık, Osmanlılar Kayı, Akkoyunlular Bayındır, Nadir Şah Afşar boyuna bağlanır. Artuklular Döğer, Ramazanoğulları ise Yüreğir boyuyla eşleştirilir. Dulkadırlılar için Bayat şüphe işaretiyle verilir. Yani Hüsameddin'in her eşleştirmesi bu dökümle örtüşmez. Karamanoğulları için TDV, soru işaretiyle Avşar boyunu verir; Danişmendliler'in Kınık'a bağlanması ise bu çalışmada okunan kaynaklarda doğrulanamamıştır. Aynı ansiklopedi maddesine göre Salgurlu, Bayındırlı ve Osmanlı hanedanları kendi boylarının damgalarını aile arması olarak kullanmıştır.
Yazar, Amasya ile bağlantılı olarak Yazarî ailesini de anar. Cemaleddin Yazarî ve oğlu Muhyiddin Mehmed Yazarî'nin Amasya'da gömülü olduklarını yazar ve onları Yazar boyunun Amasya'daki izi olarak gösterir.
Bozok ve Üçok
Hüsameddin'in Oğuz Han'ın amcası Öz Han'ın ve Güz Han'ın kızlarından doğan oğullar üzerinden anlattığı Bozok ve Üçok ayrımı, Reşîdüddin'in aktardığı Oğuz Han destanı geleneğinin bir yansımasıdır. TDV'ye göre bu iki kol, bütün boylar üzerinde eşit sayıda boy bulunacak biçimde ayrılır; Bozoklar on beşinci yüzyılın başında Yozgat çevresine yerleştikleri için kol adı olarak Bozok anılmış, Bozok yer adı 1933 yılına kadar kullanılmıştır. Üçoklar'ın çoğu ise Çukurova'ya yerleşmiştir. Hüsameddin'in "Sağ Kol" ve "Sol Kol" ayrımının hangi kaynağa dayandığı eserde belirtilmemiştir.
Çerkesler'in Kökeni Tartışması
Hüsameddin Çerkesler'i, Atıg Han ile Oğuz soyundan Çirgas'ın evliliği üzerinden Turanî, yani Türk soyuna bağlar ve bu görüşü Arap kaynaklarına ve Morgan adlı bir Fransız yazara dayandırır. Bugünkü araştırmalar bu görüşü paylaşmaz. TDV'nin Çerkezler maddesine göre kendilerine Adige diyen bu halkın eski çağlardaki ataları Kuzey Kafkasya'nın yerli kabileleridir; ilk çağ kaynaklarında Sind, Meot ve Kerket adlarıyla geçen kavimler İskitler ve Yunan kolonileriyle komşudur, bunların Zihler içinde eridiği belirtilir. Çerkes adı ilk kez 1245'te kullanılmış, Çerkezler'in etnik oluşumu ise onuncu ile on ikinci yüzyıllar arasında tamamlanmıştır. Yani Çerkesler'in Oğuz Han'ın kız kardeşinden türediği yönündeki anlatı, tarihsel bir kayda değil, Hüsameddin'in kullandığı nesep geleneğine dayanır.
Metindeki "Çerkes" adının Türkçe kökenden geldiği iddiası ("çırgamak" mastarından) da yazarın kendi kök arayışıdır. Aynı bölümde Abhas, Kabartay gibi halkların Çerkes kolundan sayıldığına dair bugünkü bilgi daha geniştir: Çerkezler Batı (Abzeh, Bjeduğ, Şapsığ gibi) ve Doğu (Kabartaylar ve Besleneyler) olmak üzere iki gruba ayrılır; Ubıhlar ise ayrı bir dil konuştuğu hâlde Çerkezler'in bir kolu sayılır. TDV maddesi ayrıca Çerkezler'in Kafkas-Rus savaşları (1763-1864) başlamadan önce Karadeniz kıyılarından Sunja nehrine kadar uzanan geniş bir bölgede yaşadığını kaydeder.
On İki Hayvanlı Takvim
Metnin başında anlatılan on iki hayvanlı yıl sistemi, Asya'da Türkler, Çinliler, Moğollar ve başka halklarca yüzyıllarca kullanılmış bir zaman ölçme usulüdür. Her yıl bir hayvanla anılır, on iki yıllık döngü tekrarlanır. Kaynaklarda köken konusunda iki görüş vardır: Kâşgarlı Mahmud takvimi bir Türk hakanına bağlar, bazı Batılı araştırmacılar da sistemin göçebe Türkler tarafından geliştirilip Çin'e geçtiğini savunur; Çin kaynakları ise Jüpiter'in yörüngesini izlemek için gök dairesinin on iki bölüme ayrılmasından doğduğunu söyler. Hüsameddin'in verdiği "Bogun" ve "Tomar" adları ile milyonlarca yıllık hesabı, bu takvimin genel bilgisinden çok yazarın kendi yorumudur ve başka kaynakta doğrulanamamıştır. Müslüman olduktan sonra Türkler resmî işlerde hicrî takvimi kullanmış, hayvan yılları ise Yörük ve Türkmen aşiretleri arasında, edebî eserlerde ve belgelerde varlığını sürdürmüştür.
Kanun Sözcüğü Üzerine
Hüsameddin, metnin dipnotunda "kanun" sözünün Arapça olmadığını, Latince "kan" (kamış) sözünden gelmediğini ve "kanmak" mastarından türediğini ileri sürer. Bu açıklama bu çalışmada başka bir kaynakla doğrulanamamıştır. Bu not, yazarın Türkçe sözlerin kökenini mümkün olduğunca Türkçe mastarlarda arama eğilimini gösterir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 223–233. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Faruk Sümer, "Oğuzlar", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/oguzlar
- Faruk Sümer, "Kızık", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kizik
- "Çerkezler", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cerkezler
- Eda Durmuş, "Oğuz Boy Adlarının Anlamları", Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 69, 2025, s. 101–115.
Diğer kaynaklar