İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB

MEDHAL (5)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 2. Cilt, s. 249–256 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Nihâyet Anadolu kıt'asını feth u teshîr eden Selçûk Türkleri'nin azm ve irâdetleri Moğol oymaklarının tesâdümünden kırıldığı esnâda Cenâb-ı Vâhibü'l-Atâyâ Hazretleri livâ-yı İslâmı haşre kadar i'lâ etmek için bezl-i hayât edecek Osmanlı Türkleri'nin dûş-ı azmine inâyet buyurdu.

Osmanlı Türkleri şu fazl-ı celîl-i İlâhî'nin şükrünü edâ için dîn uğurunda kanlarını îsâr, varlıklarını bezl ederek livâ-yı İslâmı Avrupa'ya doğru i'lâ etdiler. Büyük Tuna havzasını ya'nî Arnavutluğu, [96] Bulgaristân'ı, Hırvatistân'ı, Sırbistân'ı, Karadağ'ı ve İstanbul ravzasını yalnız Osmanlı Türkleri gülşen-i İslâm etdiler.

Fethi müşkil sayılan binlerce kaleleri teshîr, kahramân geçinen nice milletlerin itâ'atlarını te'mîn ve Arnavutları, Boşnakları ve ba'dehû kendilerinin birer uzv-ı kıymet-dârı olan Lazlar'ı, Gürciler'i, Çerkesleri tenvîr ederek âlem-i İslâma hidemât-ı meşkûre ibrâz etdiler, Hristiyânlığı titretdiler.

Bu kadar azîm fedâkârlığa, asırlarca ibrâz etdikleri hidemât-ı meşkûre-i dîniyyeye mükâfât olmak üzere Hallâk-ı Âlem celle şânuhû ani'l-cehli ve'z-zulm Hazretleri, hilâfet-i mu'azzama-i İslâmiyyeyi bi'l-fi'l isbât-ı liyâkat eden hânedân-ı celîl-i Âl-i Osmân'a ihsân ve ümem-i İslâmiyyenin eşrefi Türkler olduğunu i'lân buyurdu.

Tanrı Ta'âlâ Hazretleri'nin şu tevcîh-i celîli ya'nî Türkler'e ihsân buyurduğu şu hilâfet-i İslâmiyye, bir mevhibe-i celîle-i Sübhâniyye ve atiyye-i mukaddese-i Rabbâniyyedir. Yoksa Hristiyânlar'ın mu'âvenetleriyle, müşriklerin muzâharetleriyle zoraki husûle gelen kuru bir unvân-ı hilâfet değildir.

Ekremü'l-ekremîn olan Hazret-i Allâh'ın Türklere ihsân-ı hilâfet buyuracağını yine vahy-i İlâhî ile bilen hâce-i âlem, zübde-i benî-Âdem, risâlet-penâh-ı a'zam efendimiz Hazretleri bu ihsân-ı İlâhî'ye işâret ederek "Âhiru mâ yemlikü emra ümmetî Benû Kantûrâ" buyurduğunu kibâr-ı muhaddisîn tashîh [97] ve Benî Kantûrâ'dan²⁶¹ maksad-ı Nebevî Türkler olduğunu tasrîh ediyorlar.

Hazret-i Resûlullâh sallalâhu aleyhi ve sellem efendimiz, "ümmetimin umûrunu kemâl-i istiklâl üzere tasarruf ve rü'yetde ibrâz-ı kudret edenlerin ya'nî livâ-yı İslâmı i'lâda bezl-i cehd ederek ihrâz-ı hilâfet edenlerin sonu Türkler olacakdır" buyuruyor.

Hilâfet-i İslâmiyyeyi Türkler, asırlarca fî-sebîlillâh gazâ ederek i'lâ-yı dîn uğurunda akıtdıkları deryâlar gibi kanlar bahâsı olarak Hazret-i Allâh'ın ihsânı, Hazret-i Peygamber'in emr ve iş'ârı vechile ihrâz edebilmişlerdir. Binâ'en-aleyh emr-i hilâfetde Türkler'in mu'îni, nâsırı Hazret-i Allâh'dır, Hazret-i Resûlullâh'dır, istinâdgâhı da dîn-i İslâmdır.

Amasya'da meskûn olan ehl-i İslâm, umûmen amelde İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe Nu'mân bin Sâbit el-Kûfî ve itikâdda İmâm Ebû Mansûr Muhammed Mâturîdî mezhebinde olup mezâhib-i sâ'ire sâliklerinden yokdur. Bu cihetden aralarında tefrikayı îcâb eden bir hareket aslâ mutasavver değildir.

Fakat tarîkat babalarının mensûbları arasında sünnîlik, alevîlik dâ'iyesi derin bir iz bırakmış olduğu cihetle kasabâtda yüzde seksen râddesinde [98] Sünnî ve kurâda yüzde kırk nisbetinde Alevî bulunmakdadır. Şu ufak bir tefrikanın vücûdu, ancak sâ'ika-i cehâlet ve dâ'iye-i menfa'at ile kâ'im olup ulûm u ma'ârif neşr-i envâr etdikçe bu tefrikadan eser kalmayacağı âşikârdır.

Kürtler Ârî şu'besinden olup Îrânîler ile münâsebât-ı ırkıyye ve siyâsiyyeleri olduğunu lisânları, târîhleri göstermekdedir. Bunların Âsûr sülâlesinden i'tibâr edilmeleri Âsûrîler'in taht-ı idâresinde bulunmalarından kinâye olmalıdır. Anadolu'da Hititler'in nüfûzu zâ'il oldukdan sonra zuhûr eden Mâdî hükûmeti Kürtler tarafından teşkîl edilmiş olduğu maznûndur. Şimdiki ikâmet etdikleri Bidlîs, Diyârbekir, Musul, Van vilâyetlerinin bir kısmı hilâfet-i Fârûkiyye ve tamâmı hükûmet-i Abbâsiyye zamânlarında feth edildikden sonra Kürtler umûmen kabûl-i İslâm ederek müslim olmuşlardır.

Fakat 142-342 târîhlerinden i'tibâren bu vilâyât ile Bağdâd, Haleb, Harpût, Şâm, Kudüs, Mısır vilâyâtına ve havâlîsine akın akın milyonlarca Türkmenler, Türkler gelip tavattun ve devlet-i Osmâniyye'nin zabtına kadar burada Türkler'den Artukiyye, İhşidiyye, İlhâniyye, Bayındıriyye, Barsakiyye, Celâyiriyye, Selçûkiyye, Salguriyye, Sunkuriyye, Tolûniyye, memâlik-i Bahriyye ve ba'dehû devlet-i Osmâniyye bin seneden beri hükûmet etmiş oldukları münâsebetle buralara Kürdistân, Arabistân demekden ziyâde Türkmenistân yâhud Türkistân unvânı pek târîhî ve hakîkat-i hâle daha mutâbıkdır. Çünkü bu vilâyâtda tavattun eden milyonlarca Türkler'in ensâli tabî'î bu vilâyât dâhilinde tekessür ve temekkün [99] etdikleri cihetle yerli ahâlînin sülüsânı derecesinde bir ekseriyyet teşkîl ederek zimâm-ı hükûmeti elde etmiş idi.

Mu'ahharan bulundukları muhîtin te'sîrât-ı lisâniyyesi bu Türkler'in ensâlini temsîl ve yerli ahâlî ile mecz eylediğinden bugün ced-be-ced Kürdî ve Arabî oldukları ma'lûm ve mazbût olan kimselerden başkalarının Kürtlüğü, Arablığı pek garîb görünüyor.

Bunlardan bir kısm-ı azîmin cedd-i a'lâları tabakât ve terâcim kitâblarında Türk olmak üzere mazbût oldukları hâlde bunların evlâdı mücerred lisânlarına bakıp da kendi dîn ve milletlerini nisyân edecek kadar bir hıffet izhâr etmeleri agreb ve Türkler'e bir numûne-i metânetdir. Milliyet yalnız lisân değildir.

Binâ'en-aleyh Kürtler, bin seneden beri Türkler ile bir halîta-i müttahide olmuşdur ki yek-diğerinden temeyyüz ve infikâkı mümkün değildir. Kürt, lafzen Türk kelimesinin aks-i müstevîsi olduğu hâlde dînen, rûhen ve terkîben aynı olduğunu tedkîk edenler, Kürtler'i Türk, Türkler'i de Kürt olarak görebilir. Bugün şu vilâyât efrâdından biri Kürdî, Arabî olduğunu iddi'â ederse ced-be-ced Türk olmadığını isbât edemez.

Amasya Sancağı'nda meskûn olan Hristiyânlar, Becenek, Kumân, Ermenî, Rûm milletlerinden ibâretdir. Fakat Becenekler ile Kumânlar, Ermenîler ile Rûmlar'a karışmış gibi bir hâlde olduklarından Amasya'da Hristiyânlar yalnız Ermenî ve Rûm zann olunur. [100]

Becenekler, Altay şu'besinden ayrılmış bir Türk ili olup Uygurlar'dan²⁶² ma'dûd idi. Hicret-i seniyyeden iki asır kadar mukaddem Türkler'in Asyâ-yı Garbî ve Avrupa'ya muhâcemâtı esnâlarında bunlar gelip Erzurûm, Sivas ile Trakya kıt'asında Tuna boyuna kadar meskûn olmuşlar idi.

Becenek, "ekenek" vezninde olup "bezenek" lafzının aynı olmakla bezenmiş demekdir. Nüzhetü'l-Müştâk'dan ve sâ'ir tetebbu'âtdan münfehim olduğu üzere Becenekler'den Erzen, Bâbert, Zara, Kemâh, Helken oymakları târîhen meşhûr olup müslim Türkler'in Anadolu kıt'asını istîlâ etdikleri zamâna kadar bunlar mevcûd idi.

Ersen oymağı, "Ersan Hân" demekle meşhûr bir Becenek hükümdârından türemiş olup el-yevm Erzincân ve Türkler arasında "Erzingân" demekle meşhûr olan belde bu hükümdâr Ersan Hân adından galat olarak Becenekler'in vatanı olmuş idi.²⁶³

Erzurûm vilâyeti bu Ersan Hân'ın taht-ı hükmünde olan bir kıt'a [101] olduğu münâsebetle buralara "Erzenü'r-Rûm" denmişdir. Çünkü Îrân ve Âmid vilâyetleri dâhilinde "Ersan" nâmıyla meşhûr iki şehir olup Diyârbekir vilâyetindeki şehre "Arzân" ve Îrân'ın dâhilindeki şehre "Erzenü'l-Acem denmişdi.

Bu oymak Türkler arasında "Ersanlu" demekle meşhûr olup mu'ahharan kabûl-i İslâm ederek Selçûkîler'e karışmış ve ta'rîb olunarak "Erzenlü" denmişdir. Meşâhîr-i ulemâdan Ebu'l-Hasan Alî bin Mes'ûd el-Erzenî bunlardandır. Hattâ Erzincân ve Erzurum hükümdârı Emîr Mengücek bunlardan olmalıdır.²⁶⁴

Bâbert oymağı, Bay Burt demekle meşhûr Becenek baylarından ya'nî beylerinden birinin evlâdı olup el-yevm Bayburt nâmıyla meşhûr olan kasaba bunların merkezi idi. Bâbert, Bayburt'un mu'arrebi olup "burt" Becenek dilinde "kurt" dediğimizdir.

Bu oymak, Selçûkîler'in Anadolu'ya bidâyet-i vürûdunda kabûl-i İslâm etmekle aslına rücû' etmişdir. Bayburt evlâdından Kutlu Bey ve ba'dehû Hızır Bey ve ba'dehû Kâsım Bey pek meşhûr olup Hızır Bey'in Sivas hükümdârı Eretnâ Hân ile musâdakası vardır. Allâme-i meşhûr Ekmeleddîn Muhammed Bâbertî bu kasabadan, belki bunlardandır. [102]

Zâra oymağı, Becenekler'den "Sârâ" demekle meşhûr bir bayın evlâdı olup merkezleri Sivas vilâyeti dâhilinde Zâra kasabası idi. Zâra'nın aslı olan Sârâ, Türkmenler'in "sarı" dedikleri avcı bir kuş olup "saru" bülbüle denir. Bunlar mu'ahharan kabûl-i İslâm etmiş cesûr adamlar olmakla evâ'ilde başıbozuk olan cesûr askere "sarıca" denmişdir.

Kemâh oymağı, Beceneklerden "Kimâk" nâmında bir kimsenin evlâdı olup meskenleri el-yevm "Kemâh" nâmıyla meşhûr olan kasaba ve havâlîsi idi. Kemâh ve Kemah'ın aslı olan "Kimâk ve Kimâk" bizim "kimük, kemük" dediğimizin aynıdır.

Helken oymağı "İlgün Hân" demekle meşhûr Becenek inallarından birinin evlâdı olup merkezi "Kigûn, Kigûniye" demekle mazbût olan Karahisâr-ı Şarkî livâsının merkezi idi. Karahisâr-ı Şarkî şehrinin ismi "Kigûn, İlgün, Helgüne, Helkine" nâmıyla da muharrerdir. İlgün ve Ilgun yüksek tepe ve bizim "ılgın ağacı" dediğimizdir. "Kigün ve Kıgun" dahi bizim "kın" dediğimizdir.

Kumânlar, Ural şu'besinden ayrılmış büyük bir kabâr olup kısm-ı a'zamı Makedonya kıt'asında ve esâsen Kubân Nehri etrâfında sâkin olduğu hâlde bir kısmı da Sinop lîmânından Batum lîmânına kadar Karadeniz'in Yalı taraflarında meskûn olmuşlar idi. Buralara Kumânistân denmiş idi. Lazlar ile karışık bir hâlde olup hânları Afşin²⁶⁵ [103] unvânıyla meşhûr ve merkezleri Of şehri idi. Opa (Hopa) dahi bunların bilâd-ı meşhûresinden idi.

Kumân lafzı, "mu'în ve nâsır" ma'nâsınadır. Kubân dahi Kumân demekdir. Bunun fürû'u olan kuma, kumât, "körpe çocukları bağladıkları şey", kumâc (gömec), kumâs (kümes), kumâş, kumâk (yava), kûmâl (müdevver) kelimeleri bir derece müsta'meldir. Kumânlar'dan Kulahît, Kelkît, Künît oymakları pek meşhûrdur.

Kulahît oymağı "Kulah Afşin" demekle meşhûr olan bir hükümdârın evlâdı ve kabîlesi efrâdı olup bunlara "Kulkîd" dahi denmekdedir. Kulahît, Kulah'a mensûb ya'nî Kulahlı demekdir. Kulah, bizim "kulu, kula" dediğimizdir. Meşhûr "Kulakîd Hükûmeti" bunlar tarafından teşkîl edilmişdi.

Kelkît oymağı, Kilki nâmıyla ma'rûf bir beyin evlâdı olup el-yevm Kelkît kazâsı ve kasabası ve nehri bunlara mensûbdur. Kilki, "kilân" ya'nî büyük ma'nâsınadır. Künît oymağı "ûnît ve kîvnît" demekle dahi mukayyed olup merkezi el-yevm "Kûnye, Ûnye" beldesi idi. Becenekler'in bilâd-ı meşhûresinden biri de "Bâküsvenli" beldesi görülmekde ise de bu beldenin el-yevm hangi şehr olduğu anlaşılamadı. [104]

Ermenîler, Ermen bin Tûcrem evlâdı olup Erminâk bin Hâ'ik bunun ahfâdındandır. Irken ve lisânen Ârî olduğu muhakkak olan bu Ermen, Cevmer "Kiyûmers" evlâdından olan "Aryâs" neslinden olduğu der-kâr olmakla Ermenîler'in Îrânîler ve Kürtler ile karâbet-i cinsiyyeleri vardır.

Ermenîler, Bâziye (Bâsniyân), Hûriye (Hûrûnyân) ve Minvâsiye (Minâsyân) nâmlarıyla meşhûr üç şu'beden türemişlerdir. Vatan-ı evvel ittihâz etdikleri Nahcivân (Nahsivân) etrâfında meskûn iken gâlib milletlerin himâyesinde olarak Anadolu ve Rûmeli ve sâ'ir kıta'ât-ı arzın her tarafına intişâr etmişlerdir.

Türkler, anayurdu olan Anadolu'ya kavuşdukları zamân Rûm teba'ası olarak buldukları Ermenîler'i şerî'at-ı İslâmiyyenin emr eylediği vech üzere hüsn-i kabûl ederek Rûmlar'dan daha müreffeh bir sûretde idâre eylediklerine Ermenîler'in bu günki vaz'iyyet ve i'tibârı, redd ve inkârı muhâl olan bir şâhid-i belîgdir.

Ermenîler, Hititler'den Sâ'ibiyye ya'nî encüm-perestliği, Îrânîler'den Mecûsîliği ya'nî âteş-perestliği ve Romalılar'dan İşrâkî ya'nî put-perestliği ahz ve kabûl etdikden sonra Roma imparatoru Kalûd zamânında kısmen Hristiyânlığı da kabûl etmişler idi.

Fakat zâlim imparator Neron Hristiyânları kanlı işkencelerle ta'zîb ve re'îs ve üskuflarını katl ve ihrâk ederek te'dîb etmekle Hristiyân Ermenîler de tekrâr dönüp put-perest oldular. İki yüz elli sene kadar bu [105] hâl üzere kalıp 306 sene-i mîlâdiyyesinde Roma imparatoru Kostantin Hristiyânlığı kabûl etmekle İstanbul patrîki Gregorius tarafından gönderilen emr üzerine Ermenîler 310 sene-i mîlâdiyyesinde sâniyen Hristiyân oldular. Şu vekâyi'-i târîhiyye bir hey'et-i Îseviyye tarafından te'lîf edilen "Dâ'iretü'l-Ma'ârif"de mestûrdur.

Şu kuyûd-ı târîhiyyeden müstebân olduğu üzere Ermenîler, tâbi' oldukları devletlerin dîn-i resmîlerini kabûle mecbûr olarak yaşadıkları hâlde müslim Türkler'in ve bilhâssa Osmânlılar'ın zîr-i idâresinde bulundukları hâl-i hâzıra kadar yaşamak için böyle mecbûriyetlere tesâdüf etmedikleri göz ile görünecek hakâyık-ı bâhiredendir.

Rûmlar, Ârîler'den Rûm bin Nîtî evlâdı olup Yûnânîler ile karâbet-i ırkıyyeleri vardır. Pek çok vekâyi'-i târîhiyyeden dolayı Rûmlar, kurûn-ı ûlâda Hititler'in taht-ı hâkimiyyetinde bulunan Anadolu kıt'asına ibtidâ müste'men şeklinde hicret ederek Ak ve Karadeniz sevâhilinde meskûn olmuşlar idi.

Bu hicret mu'ahharan Roma devletinin nüfûzunu Anadolu kıt'ası üzerinde te'sîs etmiş olmakla Hitit ve Îrân devletlerinin kuvvetleri za'fa mübeddel olduğu esnâda kıt'a-i mezkûrenin iç taraflarına doğru intişâr etmişlerdir.

Kurûn-ı ûlâdan beri Türkler'in sılası ya'nî muhterem anayurdu olan Anadolu kıt'asını Rûmlar yedi yüz sene kadar çiğnedikden sonra [106] gasbın harâreti zâ'il olarak sâhib-i aslîsine i'âde etmeğe mecbûr oldukları hâlde dîn ve milletlerini Türkler'in insâniyyeti sâyesinde muhâfaza etdiler.

Fakat Rûmlar ve Ermenîler bilâd ve kasabâtda ikâmet ederek nevâhî ve kurâda meskûn olan Becenekler'in, Kumânlar'ın her türlü iktisâbından te'mîn-i servet etmekle hâ'iz oldukları nüfûz-ı hükûmet sâyesinde bunları Hristiyân etmişler idi.

Mu'ahharan bu Hristiyân olan Becenekler'den, Kumânlar'dan Ortodoks olanları Rûmluğa ve Gregoryen olanları da Ermenîliğe temsîl edilmiş oldukları münâsebetle müslim Türkler'in Anadolu'ya vürûdunda Becenekler'den, Kumânlar'dan ba'zıları kabûl-i İslâm ederek Türkler'e ve bâkîleri de Ermenîler'e ve Rûmlar'a karışdılar. Binâ'en-aleyh zamânımızda Erzurûm, Sivas, Trabzon vilâyâtı kurâsında meskûn ve Ermenî, Rûm diliyle mütekellim ve Hristiyân gördügümüz köylüler umûmen Rûm ve Ermenî olmayıp Hristiyânlığı kabûl eden Ermenî dilli Becenekler ve Rûm dilli Kumânlar'dan ibâretdir.

Hele göçebe hâlinde ve İslâm şeklinde bulunup da yakın vakitlere kadar Türk diliyle mütekellim ve müslim adıyla müsemmâ oldukları hâlde elekçi tâ'ife-i Pûşiyân dediğimiz Becenekler'in cehâletlerinden bi'l-istifâde bizim gafletimiz derecesinde Ermenîler'in gayreti bu bîçâre Türkleri Ermenî hesâbına kayd ederek Hristiyân göstermeleri bize bir numûne-i ibret olmalıdır.

Amasya Sancağı Amasya, Erba'a, Havza, Zünnûn, Zeytûn, [107] Zile, Osmâncık, Gelgirâs, Köprü, Gümüş, Lâdik, Mecîdözü, Merzifon kazâlarından müteşekkil olduğu 1254'de ikmâl edilen tahrîr-i umûmîde nüfûs-ı zükûrunun bâliğ olduğu mecmû'u şudur:

Amasya Sancağı'nın nüfûs-ı umûmiyyesi:

Müslim: 44560

Kıbtî: 65

Ermenî: 6350

Ma'denci Rûm: 416

(Yekûn): 51391

Şu nüfûs-ı zükûra bir misli nüfûs-ı inâsın ilâvesiyle hâsıl olan netîce-i umûmiyye dahi şudur:

Müslim: 89120

Kıbtî: 130

Ermenî: 12700

Rûm: 832

Mecmû'-ı Nüfûs-ı Livâ: 102782

Hristiyân: 13662

Müslim: 89120

Ba'dehû tevârîh-i muhtelifede Gelgiras Merzifon ile Zünnûnâbâd Mecidözü ile, Zeytûn Köprü ile tevhîd ve Erba'a, Zile Tokat Sancağı'na, Osmâncık da Çorum Sancağı'na ilhâk olunarak Amasya Sancağı yedi kazâdan [108] müteşekkil olduğu 1330'da:

Yerli nüfûs-ı umûmiyye-i livâ şudur:

Amasya Merkez Kazâsı:

Müslim:

Zükûr: 23268

İnâs: 23082

Ermenî:

Zükûr: 4652

İnâs: 4514

Rûm:

Zükûr: 1314

İnâs: 1247

Kıbtî:

Zükûr: 21

İnâs: 19

Havza Kazâsı:

Müslim:

Zükûr: 8283

İnâs: 8072

Ermenî:

Zükûr: 28

İnâs: 49

Rûm:

Zükûr: 4652

İnâs: 4514

Gümüş Hacıköyü:

Müslim:

Zükûr: 12288

İnâs: 12021

Ermenî:

Zükûr: 1788

İnâs: 1672

Rûm:

Zükûr: 1791

İnâs: 1763

Köprü Kazâsı:

Müslim:

Zükûr: 20280

İnâs: 19871

Ermenî:

Zükûr: 557

İnâs: 548

Rûm:

Zükûr: 2273

İnâs: 2151

Kıbtî:

Zükûr: 137

İnâs: 149

Lâdik Kazâsı:

Müslim:

Zükûr: 7867

İnâs: 7641

Ermenî:

Zükûr: 134

İnâs: 146

Rûm:

Zükûr: 2626

İnâs: 2250

Mecidözü Kazâsı:

Müslim:

Zükûr: 18268

İnâs: 17538

Ermenî:

Zükûr: 202

İnâs: 198

Rûm:

Zükûr: 466

İnâs: 356

[109]Merzifon Kazâsı:

Müslim:

Zükûr: 12017

İnâs: 11850

Ermenî:

Zükûr: 4373

İnâs: 4221

Rûm:

Zükûr: 389

İnâs: 365

Kıbtî:

Zükûr: 310

İnâs: 347

(Yekûn):

Müslim: 202246

Ermenî: 23079

Rûm: 24560

Kıbtî: 1033

Mecmû'-ı Nüfûs-ı Livâ: 250918

Hristiyân: 48672

Müslim: 202246

Müsâfir müslim ve hristiyân hâric olan şu yerli nüfûs-ı umûmiyye-i livâ içinden 491 nefer Katolik ve 1665 nefer Protestan Ermenîler de dâhildir. Binâ'en-aleyh hâl-i hâzırda Amasya Sancağı'nda yerli Hristiyânların mecmû'u sancak nüfûsunun ancak beşde birini teşkîl etmekdedir. Fakat 1254'de muharrer olan Hristiyânlar mecmû'-ı nüfûsun yedide biri idi.

1254 yılından 1330 târîhine kadar Amasya Sancağı'na binlerce müslim muhâcir geldiği ve Erba'a, Zile, Osmâncık gibi üç mühim kazâ diğer livâlara verildiği hâlde Ermenîler'in 12700 nüfûsu 23079, Rûmlar'ın 416 nüfûsu 24560 hattâ 65 Kıbtî bile 1033 adedlerine [110] bâliğ oluyor da 89120 nüfûs-ı İslâmiyye ancak 202246 adedini buluyor. Binâ'en-aleyh Hristiyânların hele Rûmlar'ın tezâyüdü şâyân-ı hayretdir.

Çünkü 1294 târîhinden i'tibâren Trabzon vilâyeti ve Canik sancağı kurâsından her sene yüzlerce Rûm dilli Hristiyân Becenekler, Kumânlar gelip Amasya sancağı kurâsına müste'cir sıfatıyla yerleşdiler. Müste'ciren yerleşdikleri İslâm çiftliklerini on beş, yirmi sene sonra cebren zabt ve tasarruf ederek eski mutasarrıflarını def' etmişlerdir.

Bâlâda muharrer 202246 nüfûs-ı İslâmiyyeden sülüsânı Oğuz Hân neslinden ya'nî Türkmen olup sülüs-ı ahîrin nısfı Tatar, Kumuk, Lezgi, Nogay ve nısfı-ı diğerinin sülüsânı Çerkes, Kürt ve sülüs-i diğeri de Gürci, Laz olduğu tahmîn olunmakdadır.

Dipnotlar

  • 261 Kantûrâ, "Hân Tûrây" lafzından mu'arreb olduğu pek meydândadır. Hân Tûrây, Heytal bin Âlem'in ya'nî Türkler'in cedd-i a'lâsı olan Altay Hân bin Küyûl Hân'ın zevcesi olduğu cihetle Arablar bu Heytal'ın Hân Tûrây'dan mütevellid olan evlâdına "Benû Kantûrâ" demişler idi. Bu hadîs-i şerîf Arablar'ın bu kabûl-i meşhûru üzere vârid olmuşdur.
  • 262 Uygurlar, Oğuz Hân ile Pars Hân arasında olan atalardan ayrılmış oymaklara denmişdir. Bunlara umûmen "Hıyâtile" denir.
  • 263 Ersan ve Ersen, def'aten savlet ve ibrâz-ı metânet eden şeye denir. Bu münâsebetle hayvân-ı sâ'il olun esede ve şimşîr ağacı gibi metîn olan acı bâdem ağacına denmişdir. Fakat aralarını tefrîk için esed ma'nâsına olan "arsan" kelimesine bir lâm ilâvesiyle "arslan" denmişdir. Erzen lafzı bu "ersen" kelimesinden mu'arrebdir.
  • 264 Çünkü Mengücek, Tengricik ya'nî küçük tengri demekdir. Böyle ad Oğuz tîresinde ba'de'l-İslâm yokdur. Binâ'en-aleyh emîr-i müşârün-ileyhin kabûl-i İslâmından mukaddem vaz' edilmiş olduğu âşikârdır. Becenek ve Harezm Türkleri'nin dilinde bengü, bengi, mengü, mengi lafızları "tengri" dediğimizdir.
  • 265 Afşin, hemzenin zammıyla "Opçin" lafzından mu'arreb olup Kumân dilinde müsellah ve gazûbâne müdâfi' ma'nâsınadır. "Of", ya'nî "op", silâh demekdir. Tevârîh-i garbiyyede "Oksin" dedikleri budur.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Sonunda Anadolu kıtasını fetheden ve egemenliği altına alan Selçuklu Türklerinin azim ve iradesi Moğol oymaklarının çarpışmasıyla kırıldığı sırada, bağışı bol olan Yüce Allah, İslâm bayrağını kıyamete kadar yüceltmek için canını verecek Osmanlı Türklerinin omuzlarına bu görevi lütfetti.

Osmanlı Türkleri bu büyük ilâhî lütfun şükrünü eda etmek için din uğrunda kanlarını akıttılar, varlıklarını harcadılar ve İslâm bayrağını Avrupa'ya doğru yükselttiler. Büyük Tuna havzasını, yani Arnavutluk'u, Bulgaristan'ı, Hırvatistan'ı, Sırbistan'ı, Karadağ'ı ve İstanbul bahçesini yalnızca Osmanlı Türkleri İslâm gül bahçesi yaptılar.

Fethi zor sayılan binlerce kaleyi ele geçirdiler, kahraman geçinen nice milletin itaatini sağladılar; Arnavutları, Boşnakları ve sonra kendilerinin değerli birer uzvu olan Lazları, Gürcüleri, Çerkesleri aydınlatarak İslâm âlemine övgüye değer hizmetler gösterdiler, Hristiyanlığı titrettiler.

Bu kadar büyük fedakârlığa, asırlarca gösterdikleri övgüye değer dinî hizmetlere karşılık olarak, âlemlerin yaratıcısı, cehaletten ve zulümden münezzeh Allah, büyük İslâm halifeliğini fiilen yeterliliğini kanıtlayan yüce Osmanoğulları hanedanına bağışladı ve İslâm ümmetlerinin en şereflisinin Türkler olduğunu ilân buyurdu.

Yüce Tanrı'nın bu yüce yöneltmesi, yani Türklere bağışladığı bu İslâm halifeliği, ilâhî bir hediye ve kutsal bir ihsandır. Yoksa Hristiyanların yardımlarıyla, müşriklerin desteğiyle zoraki elde edilmiş kuru bir halifelik unvanı değildir.

Cömertlerin en cömerdi olan Allah'ın Türklere halifelik bağışlayacağını yine ilâhî vahiyle bilen âlemin efendisi, Âdemoğullarının özü, en büyük peygamber Efendimiz bu ilâhî bağışa işaret ederek "Ümmetimin işini en son ele alacak olanlar Benû Kantûrâ'dır" buyurduğunu büyük hadis bilginleri sahih bulmuş ve Benî Kantûrâ'dan Peygamber'in kastının Türkler olduğunu açıklamışlardır.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şunu kasteder: Ümmetimin işlerini tam bağımsızlıkla yürütüp görme ve güç gösterme imkânı bulanların, yani İslâm bayrağını yükseltmek için çaba göstererek halifeliği ele geçirenlerin sonuncusu Türkler olacaktır.

Türkler halifeliği asırlarca Allah yolunda savaşarak, din yüceltme uğrunda akıttıkları denizler gibi kanların bedeli olarak Allah'ın bağışı, Peygamber'in emri ve işareti uyarınca elde edebilmişlerdir. Bu yüzden halifelik işinde Türklerin yardımcısı ve destekçisi Allah'tır, Peygamber'dir; dayanağı da İslâm dinidir.

Amasya'da yaşayan Müslümanlar genel olarak amelde İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Nu'mân bin Sâbit el-Kûfî, itikatta İmam Ebû Mansûr Muhammed Mâtürîdî mezhebindedir; diğer mezheplere bağlı olan yoktur. Bu bakımdan aralarında ayrılığı gerektirecek bir davranış asla düşünülemez.

Ancak tarikat babalarının müritleri arasında Sünnîlik ve Alevîlik davası derin iz bıraktığından kasabalarda yüzde seksen oranında Sünnî, köylerde yüzde kırk oranında Alevî bulunmaktadır. Bu küçük ayrılığın varlığı ancak cehaletin sürüklemesi ve çıkar telkiniyle ayakta durmaktadır; ilim ve bilgi nur yaydıkça bu ayrılıktan eser kalmayacağı açıktır.

Kürtler Ari kolundan olup İranlılarla ırkî ve siyasî ilişkileri bulunduğunu dilleri ve tarihleri göstermektedir. Bunların Asur soyundan sayılmaları, Asurluların yönetimi altında bulunmalarından kinaye olmalıdır. Anadolu'da Hititlerin nüfuzu sona erdikten sonra ortaya çıkan Med devletinin Kürtler tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Şimdi oturdukları Bitlis, Diyarbekir, Musul, Van vilâyetlerinin bir kısmı Ömer döneminde, tamamı Abbasî hükümeti zamanında fethedildikten sonra Kürtler genel olarak İslâm'ı kabul edip Müslüman olmuşlardır.

Fakat 142-342 yıllarından itibaren bu vilâyetlere ve Bağdat, Halep, Harput, Şam, Kudüs, Mısır vilâyetlerine ve çevrelerine akın akın milyonlarca Türkmen ve Türk gelip yerleşmiş, Osmanlı devletinin ele geçirmesine kadar burada Türklerden Artuklular, İhşidîler, İlhanlılar, Bayındırlar, Barsaklılar, Celayirliler, Selçuklular, Salgurlular, Sungurlular, Tolunoğulları, Bahrî memlûkler ve sonra Osmanlı devleti bin yıldan beri hüküm sürmüşlerdir. Bu yüzden buralara Kürdistan, Arabistan demekten ziyade Türkmenistan ya da Türkistan unvanı çok daha tarihî ve gerçek duruma uygundur. Çünkü bu vilâyetlere yerleşen milyonlarca Türkün soyları bu vilâyetler içinde çoğalıp kök saldıklarından yerli halkın üçte ikisi kadar bir çoğunluk oluşturarak yönetimi ellerine almışlardı.

Sonradan içinde bulundukları çevrenin dil etkisi bu Türklerin soyunu temsil edip yerli halkla kaynaştırdığından, bugün baba-dede Kürt ve Arap oldukları bilinen ve kayıtlı olan kimselerden başkalarının Kürtlüğü ve Arablığı çok garip görünüyor.

Bunlardan büyük bir kısmının büyük dedeleri tabakat ve biyografi kitaplarında Türk olarak kayıtlı olduğu hâlde, bunların çocuklarının yalnızca dillerine bakıp kendi din ve millîyetlerini unutacak kadar hafiflik göstermeleri tuhaf olup Türklere bir sağlamlık örneğidir. Millîyet yalnızca dil değildir.

Bu yüzden Kürtler bin yıldan beri Türklerle öyle birleşmiş bir karışım olmuştur ki birbirinden ayrılmaları mümkün değildir. Kürt sözü lafzen Türk sözünün tersi olduğu hâlde dinen, ruhen ve yapı bakımından aynı olduğunu inceleyenler, Kürtleri Türk, Türkleri de Kürt olarak görebilirler. Bugün bu vilâyetlerin fertlerinden biri Kürt veya Arap olduğunu ileri sürerse, baba-dede Türk olmadığını kanıtlayamaz.

Amasya Sancağı'nda yaşayan Hristiyanlar Becenek, Kuman, Ermeni ve Rum milletlerinden oluşur. Fakat Beceneklerle Kumanlar, Ermenilere ve Rumlara karışmış gibi bir hâlde olduklarından Amasya'da Hristiyanların yalnız Ermeni ve Rum olduğu sanılır.

Becenekler, Altay kolundan ayrılmış bir Türk ili olup Uygurlardan sayılırdı. Peygamber'in hicretinden iki asır kadar önce Türklerin Batı Asya'ya ve Avrupa'ya saldırdıkları sırada bunlar gelip Erzurum, Sivas ile Trakya kıtasında Tuna boyuna kadar yerleşmişlerdi.

Becenek, "ekenek" vezninde olup "bezenek" sözünün aynı olduğundan süslenmiş demektir. Nüzhetü'l-Müştak'tan ve diğer incelemelerden anlaşıldığına göre Beceneklerden Erzen, Babert, Zara, Kemah, Helken oymakları tarihen ünlü olup Müslüman Türklerin Anadolu kıtasını ele geçirdikleri zamana kadar bunlar var idi.

Ersen oymağı, "Ersan Han" diye ünlü bir Becenek hükümdarından türemiş olup bugün Erzincan ve Türkler arasında "Erzingan" diye ünlü kent, bu hükümdar Ersan Han'ın adından yanlış olarak Beceneklerin yurdu olmuştu.

Erzurum vilâyeti, bu Ersan Han'ın hükmü altında olan bir bölge olduğundan oralara "Erzenü'r-Rum" denmiştir. Çünkü İran ve Âmid vilâyetleri içinde "Ersan" adıyla ünlü iki şehir olup Diyarbekir vilâyetindeki şehre "Arzan", İran'ın içindeki şehre "Erzenü'l-Acem" denmişti.

Bu oymak Türkler arasında "Ersanlu" diye ünlü olup sonradan İslâm'ı kabul ederek Selçuklulara karışmış ve Arapçalaştırılarak "Erzenlü" denmiştir. Ünlü âlimlerden Ebü'l-Hasan Ali bin Mes'ud el-Erzenî bunlardandır. Hatta Erzincan ve Erzurum hükümdarı Emir Mengücek de bunlardan olmalıdır.

Babert oymağı, Bay Burt diye ünlü Becenek baylarından, yani beylerinden birinin çocukları olup bugün Bayburt adıyla ünlü kasaba bunların merkeziydi. Babert, Bayburt'un Arapçalaşmış biçimi olup "burt" Becenek dilinde bizim "kurt" dediğimizdir.

Bu oymak, Selçukluların Anadolu'ya ilk gelişinde İslâm'ı kabul ederek aslına dönmüştür. Bayburt çocuklarından Kutlu Bey ve sonra Hızır Bey ve sonra Kasım Bey çok ünlü olup Hızır Bey'in Sivas hükümdarı Eretna Han ile dostluğu vardır. Ünlü âlim Ekmeleddin Muhammed Babertî bu kasabadan, hatta bunlardan olmalıdır.

Zara oymağı, Beceneklerden "Sara" diye ünlü bir bayın çocukları olup merkezleri Sivas vilâyeti içinde Zara kasabası idi. Zara'nın aslı olan Sara, Türkmenlerin "sarı" dedikleri avcı bir kuş olup "saru" bülbüle denir. Bunlar sonradan İslâm'ı kabul etmiş cesur adamlar olduklarından başlarda başıbozuk olan cesur askere "sarıca" denmiştir.

Kemah oymağı, Beceneklerden "Kimak" adında bir kimsenin çocukları olup yurtları bugün "Kemah" adıyla ünlü kasaba ve çevresi idi. Kemah ve Kemah'ın aslı olan "Kimak ve Kimak", bizim "kimük, kemük" dediğimizin aynıdır.

Helken oymağı, "İlgün Han" diye ünlü Becenek inallarından birinin çocukları olup merkezi, "Kigun, Kigüniye" diye kayıtlı olan Karahisar-ı Şarkî livasının merkezi idi. Karahisar-ı Şarkî şehrinin adı "Kigun, İlgün, Helgüne, Helkine" adlarıyla da yazılmıştır. İlgün ve Ilgun yüksek tepe ve bizim "ılgın ağacı" dediğimizdir. "Kigün ve Kıgun" da bizim "kın" dediğimizdir.

Kumanlar, Ural kolundan ayrılmış büyük bir kabar olup büyük kısmı Makedonya kıtasında ve esasen Kuban Nehri çevresinde otururken, bir kısmı da Sinop limanından Batum limanına kadar Karadeniz'in kıyı taraflarına yerleşmişlerdi. Buralara Kumanistan denmişti. Lazlarla karışık hâlde olup hanları Afşin unvanıyla ünlü, merkezleri Of şehri idi. Opa (Hopa) da bunların ünlü ülkelerindendi.

Kuman sözü "yardımcı ve destekçi" anlamındadır. Kuban da Kuman demektir. Bunun türevleri olan kuma, kumat ("körpe çocukları bağladıkları şey"), kumac (gömeç), kumas (kümes), kumaş, kumak (yava), kumal (yuvarlak) sözleri bir dereceye kadar kullanılmaktadır. Kumanlardan Kulahit, Kelkit, Künit oymakları çok ünlüdür.

Kulahit oymağı, "Kulah Afşin" diye ünlü bir hükümdarın çocukları ve kabile fertleri olup bunlara "Kulkid" de denmektedir. Kulahit, Kulah'a bağlı, yani Kulahlı demektir. Kulah, bizim "kulu, kula" dediğimizdir. Ünlü "Kulakid Hükümeti" bunlar tarafından kurulmuştu.

Kelkit oymağı, Kilki adıyla bilinen bir beyin çocukları olup bugün Kelkit kazası, kasabası ve ırmağı bunlara bağlıdır. Kilki, "kilan" yani büyük anlamındadır. Künit oymağı "unit ve kivnit" diye de kayıtlı olup merkezi bugün "Künye, Unye" kenti idi. Beceneklerin ünlü ülkelerinden biri de "Bakusvenli" kenti görülmekteyse de bu kentin bugün hangi şehir olduğu anlaşılamadı.

Ermeniler, Ermen bin Tucrem'in çocukları olup Erminak bin Haik bunun torunlarındandır. Irk ve dil bakımından Ari olduğu kesin olan bu Ermen, Cevmer "Kiyumers" çocuklarından olan "Aryas" nesline mensup olduğu açık olduğundan Ermenilerin İranlılar ve Kürtlerle soy yakınlığı vardır.

Ermeniler, Bazi (Basniyan), Huri (Hurunyan) ve Minvasi (Minasyan) adlarıyla ünlü üç koldan türemişlerdir. İlk yurt edindikleri Nahçıvan (Nahsivan) çevresinde otururken, galip milletlerin himayesinde Anadolu'ya, Rumeli'ye ve yeryüzünün öteki kıtalarının her yanına yayılmışlardır.

Türkler, ana yurdu olan Anadolu'ya kavuştukları zaman Rum tebaası olarak buldukları Ermenileri İslâm şeriatının emrettiği biçimde iyi karşılayıp Rumlardan daha refah içinde yönettiklerine, Ermenilerin bugünkü durum ve itibarı, reddi ve inkârı imkânsız, açık bir tanıktır.

Ermeniler Hititlerden Sabiliği, yani yıldıza tapmayı, İranlılardan Mecusîliği, yani ateşe tapmayı ve Romalılardan İşrâkiyi, yani putperestliği aldıktan sonra Roma imparatoru Kalud zamanında kısmen Hristiyanlığı da kabul etmişlerdi.

Fakat zalim imparator Neron, Hristiyanları kanlı işkencelerle azap edip başkanlarını ve piskoposlarını öldürüp yakarak cezalandırınca Hristiyan Ermeniler de tekrar dönüp putperest oldular. İki yüz elli yıl kadar bu hâl üzere kalıp miladî 306 yılında Roma imparatoru Konstantin Hristiyanlığı kabul edince, İstanbul patriği Gregorius tarafından gönderilen emir üzerine Ermeniler miladî 310 yılında ikinci kez Hristiyan oldular. Bu tarihî olaylar bir İsevî heyet tarafından yazılan "Daire-i Maarif"te yazılıdır.

Bu tarihî kayıtlardan anlaşıldığı üzere Ermeniler, bağlı oldukları devletlerin resmî dinlerini kabul etmeye mecbur olarak yaşadıkları hâlde, Müslüman Türklerin ve özellikle Osmanlıların yönetiminde bulundukları şimdiki zamana kadar yaşamak için böyle zorunluluklarla karşılaşmadıkları, gözle görülür açık gerçeklerdendir.

Rumlar, Arilerden Rum bin Niti'nin çocukları olup Yunanlılarla ırk yakınlıkları vardır. Pek çok tarihî olay yüzünden Rumlar, ilk çağlarda Hititlerin egemenliği altında bulunan Anadolu kıtasına önce sığınmacı biçiminde göç ederek Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına yerleşmişlerdi.

Bu göç sonradan Roma devletinin nüfuzunu Anadolu kıtası üzerinde kurmuş, Hitit ve İran devletlerinin güçleri zayıflayınca adı geçen kıtanın iç taraflarına doğru yayılmışlardır.

İlk çağlardan beri Türklerin sılası, yani saygın ana yurdu olan Anadolu kıtasını Rumlar yedi yüz yıl kadar çiğnedikten sonra gasbın sıcaklığı sona erip asıl sahibine geri vermeye mecbur oldukları hâlde dinlerini ve milletlerini Türklerin insanlığı sayesinde korudular.

Fakat Rumlar ve Ermeniler, ülkelerde ve kasabalarda oturup nahiye ve köylerde yaşayan Beceneklerin, Kumanların her türlü kazancından servet edinerek elde ettikleri hükümet nüfuzu sayesinde bunları Hristiyan etmişlerdi.

Sonradan bu Hristiyan olan Beceneklerden, Kumanlardan Ortodoks olanları Rumluğa, Gregoryen olanları da Ermeniliğe katıldıklarından, Müslüman Türklerin Anadolu'ya girişinde Beceneklerden, Kumanlardan bazıları İslâm'ı kabul ederek Türklere, geri kalanları da Ermenilere ve Rumlara karıştılar. Bu yüzden zamanımızda Erzurum, Sivas, Trabzon vilâyetleri köylerinde yaşayan ve Ermeni, Rum diliyle konuşan ve Hristiyan gördüğümüz köylüler genellikle Rum ve Ermeni olmayıp Hristiyanlığı kabul eden Ermeni dilli Beceneklerden ve Rum dilli Kumanlardan oluşmaktadır.

Hele göçebe hâlinde ve İslâm biçiminde bulunup yakın zamanlara kadar Türk dili konuşan ve Müslüman adını taşıdıkları hâlde elekçi taife Puşiyan dediğimiz Beceneklerin cahilliğinden yararlanarak, bizim gafletimiz derecesinde Ermenilerin gayreti, bu zavallı Türkleri Ermeni hesabına kaydedip Hristiyan göstermeleri bize bir ibret örneği olmalıdır.

Amasya Sancağı, Amasya, Erbaa, Havza, Zünnun, Zeytun, Zile, Osmancık, Gelgiras, Köprü, Gümüş, Ladik, Mecidözü, Merzifon kazalarından oluştuğu 1254'te tamamlanan genel sayımda erkek nüfusunun varan toplamı şudur:

Amasya Sancağı'nın genel nüfusu:

Müslüman: 44560

Kıpti: 65

Ermeni: 6350

Madenci Rum: 416

(Toplam): 51391

Bu erkek nüfusa bir kat kadın nüfus eklenmesiyle elde edilen genel sonuç da şudur:

Müslüman: 89120

Kıpti: 130

Ermeni: 12700

Rum: 832

Livanın toplam nüfusu: 102782

Hristiyan: 13662

Müslüman: 89120

Sonra çeşitli zamanlarda Gelgiras'ın Merzifon ile, Zünnunabad'ın Mecidözü ile, Zeytun'un Köprü ile birleştirilmesi, Erbaa ve Zile'nin Tokat Sancağı'na, Osmancık'ın da Çorum Sancağı'na bağlanması sonucu Amasya Sancağı yedi kazadan oluştuğu 1330 yılında:

Livanın yerli genel nüfusu şudur:

Amasya Merkez Kazası:

Müslüman: erkek 23268, kadın 23082

Ermeni: erkek 4652, kadın 4514

Rum: erkek 1314, kadın 1247

Kıpti: erkek 21, kadın 19

Havza Kazası:

Müslüman: erkek 8283, kadın 8072

Ermeni: erkek 28, kadın 49

Rum: erkek 4652, kadın 4514

Gümüş Hacıköyü:

Müslüman: erkek 12288, kadın 12021

Ermeni: erkek 1788, kadın 1672

Rum: erkek 1791, kadın 1763

Köprü Kazası:

Müslüman: erkek 20280, kadın 19871

Ermeni: erkek 557, kadın 548

Rum: erkek 2273, kadın 2151

Kıpti: erkek 137, kadın 149

Ladik Kazası:

Müslüman: erkek 7867, kadın 7641

Ermeni: erkek 134, kadın 146

Rum: erkek 2626, kadın 2250

Mecidözü Kazası:

Müslüman: erkek 18268, kadın 17538

Ermeni: erkek 202, kadın 198

Rum: erkek 466, kadın 356

Merzifon Kazası:

Müslüman: erkek 12017, kadın 11850

Ermeni: erkek 4373, kadın 4221

Rum: erkek 389, kadın 365

Kıpti: erkek 310, kadın 347

(Toplam):

Müslüman: 202246

Ermeni: 23079

Rum: 24560

Kıpti: 1033

Livanın toplam nüfusu: 250918

Hristiyan: 48672

Müslüman: 202246

Misafir Müslüman ve Hristiyanlar hariç olan bu yerli genel liva nüfusu içinde 491 Katolik ve 1665 Protestan Ermeni de dahildir. Bu yüzden şu anda Amasya Sancağı'nda yerli Hristiyanların toplamı sancak nüfusunun ancak beşte birini oluşturmaktadır. Fakat 1254'te yazılan Hristiyanlar toplam nüfusun yedide biri idi.

1254 yılından 1330 tarihine kadar Amasya Sancağı'na binlerce Müslüman göçmen geldiği ve Erbaa, Zile, Osmancık gibi üç önemli kaza diğer livalara verildiği hâlde, Ermenilerin 12700 nüfusu 23079'a, Rumların 416 nüfusu 24560'a, hatta 65 Kıpti bile 1033'e ulaşıyor da 89120 İslâm nüfusu ancak 202246'ya çıkıyor. Bu yüzden Hristiyanların, hele Rumların artışı şaşılacak bir durumdur.

Çünkü 1294 tarihinden itibaren Trabzon vilâyeti ve Canik sancağı köylerinden her yıl yüzlerce Rum dilli Hristiyan Becenek, Kuman gelip Amasya sancağı köylerine kiracı sıfatıyla yerleştiler. Kiracı olarak yerleştikleri İslâm çiftliklerini on beş, yirmi yıl sonra zorla ele geçirip kullanarak eski sahiplerini uzaklaştırdılar.

Yukarıda yazılan 202246 İslâm nüfusunun üçte ikisinin Oğuz Han soyundan, yani Türkmen, son üçte birinin yarısının Tatar, Kumuk, Lezgi, Nogay, öbür yarısının üçte ikisinin Çerkes, Kürt, kalan üçte birinin de Gürcü ve Laz olduğu tahmin edilmektedir.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • livâ: Sancak, idarî birim.
  • kaza, nahiye: Sancağın alt idarî birimleri.
  • zükûr, inâs: Erkek, kadın.
  • kıbtî: Kıpti, Çingene.
  • müste'cir: Kiracı.
  • muhâcir: Göçmen.
  • mezâhib, tarîkat: Mezhepler ve tarikatlar.
  • Gregoryen, Ortodoks: Ermeni Apostolik kilisesi ve Rum Ortodoks kilisesi mensubu.
  • inal: Eski Türklerde han oğlu, kağan ailesinden olan.

Peçenekler ve Kumanlar

Hüsameddin Beceneklerin (Peçeneklerin) ve Kumanların Anadolu'ya gelişini Erzurum, Sivas ve Karadeniz yöresine bağlar. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Peçenekler 9. yüzyıldan itibaren Arap kaynaklarında görünür, sekiz boydan ve kırk obadan oluşan bir topluluktu ve Oğuzların baskısıyla Aşağı Seyhun'dan batıya çekilmişlerdi. 1048'den sonra birçoğu Bizans hizmetine girdi; Anadolu'ya yerleştirilen Peçeneklerden kalan yer adları çoktur, bir kısmı da Alparslan'ın ordusuyla 1071 Malazgirt Savaşı'na katılmıştır. Kumanlar (Kıpçaklar) ise 1060'tan sonra Peçeneklerin Karadeniz'in kuzeyindeki topraklarını ele geçirdi. Hüsameddin'in "Peçenekler Hicretten iki asır önce Anadolu'ya gelmişti" anlatısı bu kronolojiyle uyuşmaz; ansiklopedide Peçenek varlığı Anadolu'da 11. yüzyıldan itibaren belgelidir.

Mengücek hanedanının Peçeneklerden geldiği yorumunu da yazar kendisi "olmalıdır" diye sunar. Mengücekler Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar çevresinde hüküm sürmüş bir Anadolu beyliğidir; hanedanın kökeni için bu çalışmada okunan kaynaklarda ayrıca belge bulunamadı.

Kürtler Hakkında

Metin Kürtlerin kökeni konusunda Hüsameddin'in döneminin bakışını yansıtır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Kürtler maddesine göre Kürtlerin kökeni konusunda farklı yaklaşımlar vardır; anayurtları Zağros dağlarının eteklerinde olup etnik kökenden çok tarih ve dil yakınlığı bakımından İranî kavimlerle akraba gösterilir. Kimi araştırmacılar Kürtleri Van gölünün batısındaki Cyrtii (Kırtiler) ile, kimileri de Medlerle ilişkilendirir. Hüsameddin'in Med devletini Kürtlere bağlaması bu yaklaşımlardan birine yakındır. Kürt adının Türk sözünün tersi olduğu ve Kürtlerin Türkmenlerle kaynaştığı iddiası ise ansiklopedik bilgiyle desteklenmez; bu, yazarın dönemine ait bir yorum olarak okunmalıdır.

Amasya'nın Nüfusu

Hüsameddin'in verdiği 1254 (yaklaşık 1838-39) sayımı ve 1330 (yaklaşık 1912) rakamları, Amasya'nın 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başındaki nüfus yapısına ilişkin önemli bir kayıttır. Selim Özcan'ın incelediği 1840 tarihli Amasya nüfus defteri de 1830-31 sayımından sonra düzenlenmiştir; 1830-31 sayımında yalnız hanelerdeki erkekler esas alınmıştı. Özcan, 1840 nüfus defteri ile 1844-45 temettuat defterlerindeki mahalle ve hane sayılarının dört yıl gibi kısa bir sürede büyük ölçüde farklılaştığını, bunun uzun süren savaşlara, göçlere ve salgın hastalıklara ve iki kaydın hazırlanma yöntemindeki farka bağlanabileceğini belirtir. Yani bu dönemin nüfus rakamlarında kesinlik beklememek gerekir.

Metindeki tablo, 1330 yılı için Müslüman, Ermeni, Rum ve Kıpti nüfusu kaza kaza verir. Havza'daki Rum nüfusu, Amasya merkezindeki Ermeni nüfusuyla birebir aynı rakamlarla (4652 erkek, 4514 kadın) yazılmıştır; bu bir yazım ya da dizgi hatası olabilir ve tablo toplamlarının doğruluğu bu çalışmada yeniden hesaplanmamıştır. Hüsameddin toplamda 24560 Rum ve 23079 Ermeni gösterir; bu rakamları kendi yorumuna ("Rumların artışı şaşılacak bir durumdur") dayandırır.

Ermenilerin Hristiyanlığı kabul tarihine ilişkin metindeki yıllar (306, 310) bu çalışmada başka bir kaynakla karşılaştırılamadı ve doğrulanamadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 249–256. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

2. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.