Ünsü'l-Mühec'de "Tanûsîn ve Danûsiyye, Amasya'nın şimâl-i garbîsinde olup Amasya'ya iki merhale kadar karîb olduğu" mestûrdur. Şu ta'rîfden müstebân olduğu üzere "Tanûsîn, Tanûşîn" şimdiki Köprü ya'nî Kedağra kasabasıdır. Evliyâ Çelebi, Seyâhat-nâme'sinde Köprü kasabasını ta'rîf ederken "buraya Amâlika dilinde "Şîn" denir" demesi mezkûr Tenûşîn kelimesinin nısf-ı ahîrinden kinâye olmalıdır.
Çünkü Tanûş, lisân-ı Rûmî'de Tanûs okunur, Tânûş demekdir. Mu'ahharan Köprü'ye "Denûsiyye, Tenûsîn" ve Sivas mülhakâtından olan Kasabaya aslı üzere "Tanûs" denmişdir. Tanuş ve Tânış, lugaten "fehm ve idrâk" ma'nâsına olup Tûrânîler'den pek çok ricâle alem olmuşdur. [132] Şâm hükümdârı Tânış Hân-ı Selçûkî pek meşhûrdur.
Ba'dehû Amasya hükümdârı olan Avk Hân bu Tânûş Hân'ın oğlu olmalıdır. An'anât-ı mahalliyeden müstefâd olduğu üzere Avk Hân Amasya hükümdârının oğlu olup Mecîdözü Kasabası kurbunda vaktiyle bir kazâ merkezi olan şimdi Avgât karyesinin şimâl-i garbîsinde bir kale inşâ ve "Avgât" nâmıyla tesmiye etmişdir. Avgât, Avk'a mensûb demekdir.
Avk, "yavk" vezninde avcı bir kuşa denir. Lugaten "Avîk" dahi denmişdir. Evliyâ Çelebi, Seyâhat-nâme'sinde "Lâdik kasabasını binâ eden Amasya kayâsıresinden ya'nî mülûkından Hâvîk" dediği bu Avîk olmalıdır. Sivas mülhakâtından Hâfîk (حافيك), Hâfîk (حافيق), Hâfîk ( هافيك) kasabasını ve kalesini binâ eden her hâlde bu Avîk Hân olacaktır.
Ba'dehû kable'l-hicre 1520 târîhine kadar müte'addid Amâs, Argûn, İli, Sânûs, Sülîm, Kâvus, Mangır gibi hükkâm-ı Tûrâniyye Amasya'da hükûmet etdikleri zann olunur. Çünkü bunlardan Amâs Hân, târîhen Amentâs demekle ma'rûf olup Harşenûn kıt'asında akvâm-ı mütecâvire ile harb etmişdir.
Sânûs Hân Amasya'da hükûmet edib şimdiki Erba'a kazâsının eski merkezi olan Sonusa (Sanusa, Sanusât) karyesinde vâki' eski kasaba ve kaleyi diğer Amasya hükümdârı Kâvus Hân dahi şimdiki Havza (Hâvza, Kâvsâ) kasabasını ve kalesini ve Mangır Hân [133] dahi şimdiki Gümüş kasabasında bir kale inşâ etdikleri zann olunmakdadır. Sânûs "muhâsib" ve Kâvus "târid ve mâni'" ma'nâlarınadır.
Ünsü'l-Mühec de Sonusa kasabasını "Sânise" ve Havza kasabasını "Hâviz" ve Gümüş kasabasını da "Mankıriyye" kayd ediyor. Mangır, Mângır ya'nî "bakır" demekdir. Vesâ'ik-i atîka-i şer'iyyede şimdiki Havza kasabası "Hâvize (حاوزه), Hâvize (خاوزه), Kâvize (قاوزه), Hâvize (هاوزه)" nâmlarıyla mestûrdur ve hâlâ elsine-i âmmede "Kavza" nâmıyla mezkûrdur. Mukaddime'de tafsîl edilen "Ancere" şimdiki Havza'nın garb tarafında mu'ahharan binâ edilmiş bir kasaba-i meşhûre olmalıdır.
Amasya'da hâlâ müşâhedesi temâşâ-gerânın hayretini mûcib olan pek çok âsâr-ı atîka bu devrin âsâr-ı bâkiyesinden olduğu pek çok âsâr-ı atîka mütehassıslarının beyânâtından anlaşılmakdadır.
Ez-cümle Amasya'nın ortasından akan Yeşilırmak’a bu zamânlardan i'tibâren "İrîs, Îrîs" nâmı verilmekde olduğu bütün tevârîh-i şarkiyye ve garbiyyede mestûr olup bu ırmağın Amasya'ya menâfi'-i azîmesi olduğu münâsebetle encüm-perest olan Amâsîtler bu ırmağı ma'bûd ittihâz etdikleri İrîs'e teşbîh ve onun nâmıyla tesmiye etdikleri anlaşılır. Bu ırmağa "Nehr-i Amâs" dahi denir idi.
Medhal'de beyân olunduğu üzere encüm-perestlerin en büyük re'îs-i rûhânîsine bu İrîs'e nisbetle "İrîsât" ve galat olarak "İrîstât" dendiği nakl edilmiş idi. İşte bu İrîstâtlar'ın hânlar kadar nüfûzu [134] olduğu Amasya'da mevcûd olan dahmelerinden bellidir.
Şarl Teksiye'nin Amasya mağaralarını beyân ederken "birinin kapısı üzerinde bulunan bir kitâbe, büyük bir kâhinin, krallar kadar iktidâra mâlik olan büyük kâhinlerden birinin türbesi olduğunu gösterir" dediği, Ziyâre yolu üzerinde vâki' Aynalı Mağara olup bu İrîstâtlar'dan birinin türbesi olduğu şübhesizdir.
Aynalı Mağara'nın ortasındaki delik üzerinde görülen yazı Lagard, Hamilton gibi müdekkik seyyâhların istihrâcına göre pek eski bir zamâna âid olup "Sîbâl'in büyük kâhini Tîs Arsiyed" gibi okunabilmekde olduğu haber veriliyor.
Şu kitâbe bizim istidlâlimizi teshîl etmekle beraber bâlâdaki menkûlâtın sıhhatini te'yîd eder. Çünkü Sîbâl, bu müdekkiklerin beyânı üzere Hititler'in ma'bûd ittihâz etdikleri sanemin ya'nî bir heykelin adıdır. Bâlâda beyân olunan Hitit hükümdârı Sâbûl Hân ile bu Sîbâl'in ikisi de bir olup şekl-i telaffuzu Tûrânîler'in ve sûret-i zabtı müverrihlerin lehceleriyle tehâlüf etmişdir.
Binâ'en-aleyh Hitit hükümdârı olan Sâbûl Hân fevkalâde hidemât-ı milliye ibrâz etmekle vefâtından sonra Amâsîtler'in ma'bûdu sırasına geçip nâmına bir heykel rekz ve sanem ittihâz edildiği istidlâl olunur. Çünkü Sûriye kıt'asında ve Âmûd (Âmid) şehrinde Sûriyeliler'in ve Âmûtlular'ın ma'bûdu olduğu târîhen ma'lûm olan Sârûs (Sârîs) heykeli Hitit [135] hükümdârı Saru Hân nâmına rekz edilmiş olan heykel idi.
Şu istidlâlden müstebân olduğu üzere Aynalı Mağara'da taş oda içinde medfûn olup Amasya hükümdârı kadar nüfûza mâlik olan kimse, Amasya'da Hitit hükümdârı Sâbûl Hân nâmına rekz edilen heykelin ya'nî sanemin büyük kâhini İristâdî (Tîs, Tâyis) olduğu sâbit olur. "Tâyis ve Tâyiş" Hıtâ dilinde "mu'allim, hoca" ma'nâsınadır.
Mukaddime'de "Mağârât" bahsinde beyân olunduğu üzere Amasya'da bulunan mağaralardan ba'zılarının bu devre âid olduğu Teksiye gibi ekser müverrihîn tarafından iddi'â edilmekde ise de hangilerinin Amâsîtler'e hangilerinin Pont krallarına âid olduğu anlaşılamamakdadır. Her hâlde Kızlar Sarâyı'nın garb tarafında mahalle üzerinde bulunan büyük mağara bu devrin âsâr-ı bâkiyesinden olduğu ihtimâli kavîdir.
Fakat Harşenûn kıt'asında meskûn olan Amâsîtler'in hudûd komşusu olan Komânîtler ile arâzî münâza'asında bulundukları ve Komânîtler'in Harşenûn'u muvakkaten istîlâ etdikleri zann olunur. Çünkü Togât sancağı dâhilinde şimdi bir nâhiye merkezi olan Komanât (Kûmânât) kasabası kadîmen bir şehr-i vâsi' ve muntazam ve mükerreren Komânîtler'in merkezi olarak kesb-i ehemmiyet etmiş olduğu bu zamânların vekâyi'ini tahrîr eden tevârîhde mündericdir.
Her hâlde mu'ahharan Amâsîtler, Komânîtler'e galebe edib Amasya'nın ehemmiyeti i'âde ve te'mîn edilmiş ise de Anadolu'da Hititler'den sonra ufak Tûrân [136] hükûmetleri yek-diğeriyle münâza'a ve diğer ufak milletlerin de bunların aleyhinde ittifâk etmeleri, Tûrânîler'den bir kısmını Asyâ-yı vustâya doğru muhâcerete mecbûr etmişdir.
Morgan ve Maspero gibi Avrupa müverrihlerinin verdikleri ma'lûmâta göre Anadolu'da Hitit devleti zâ'il oldukdan sonra 1250 târîhlerine kadar ufak Tûrân hükûmetleri dûçâr-ı za'f olarak Palâzlar, Frigîler, Lîdîler, Menîrîler, Yunânîler gibi Ermenîler dahi bu şânlı milletin aleyhinde ittifâk etmekle Tûrânîler Kafkasya'ya çekilirler idi.
Bu zamânların ya'nî kable'l-hicre 1250 târîhlerinin ahvâl-i umûmiyyesi ta'kîb ve tedkîk olunursa Tûrânîler'in her tarafdan dûçâr-ı mesâ'ib olduğu görülür. Şu zamânlarda Çîn, Îrân, Âsûr, Mısır devletleriyle Küçük Asyâ'da türemiş olan hükûmetler Tûrânîler'i tazyîk etmekde idiler.
Tûrânîler'in her tarafda uğradıkları şu felâket bütün Tûrân anarlarını, kabarlarını ve oymaklarını son derece düşündürdüğü cihetle bunun def'i çâresini arıyorlardı. Bu zamânlarda Türk hâkânı olup Heytal kıt'asında ikâmet eden Onkây (Okây) Hân bin Bilik Hân bulunuyordu.
Okây Hân, eslâfının mesleğini terk ederek Îrânîler gibi âteş-perest olmuş ve mesleğini Türkler'e kabûl etdirmek için îkâ' eylediği mezâlim ve ta'addiyâtı bütün Türkler'i dil-gîr eylediği münâsebetle zulmünden [137] kinâye olarak "Kara Hân" ve çok insân kırmasından kinâye olarak Yaguz (Yavuz) Hân lakablarını almış idi. Kara Hân, pek zâlim olmakla beraber Tûrânîler'in uğradıkları felâketlerden müte'essir olmuyordu.
Moğol dilinde "Onkây", bizim lehcemizde "Okây" lafzı olup "olay" ya'nî "kolay" ma'nâsınadır. Bizim Türk ve Çağatây diliyle yazılmış olan târîhlerimizde Kara Hân'ın başka adı ma'lûm değil ise de Câmiu't-Tevârîh'de "Unvâkây, Unkây" olmak üzere mezkûr olup Oğuz Hân'dan başka evlâdı Moğol oymaklarına karışmakla bunlara "Unvâkât, Unkât, Unkût" ili dendiği ve Moğol içinde Unkût İli, Kara Hân evlâdı olduğu meşhûrdur. Silsile-nâmeler'de Kara Hân yerinde Yaguz Hân muharrerdir.
Kara Hân'ın üç oğlu olup iki büyük oğulları babalarının meslek ve meşrebinde oldukları hâlde "Kılık" nâmıyla ma'rûf olan üçüncü oğlu gâyet uslu, yiğit olmakla beraber babasının mezâlim ve seyyi'âtından Türkler gibi müteneffir ve kardaşlarının meşreblerinden de müte'essir idi.
Tûrân oymaklarını îkâz ederek cümlesini bir fikir ve i'tikâd üzerinde birleşdirmek ve Tûrânîler'i milel-i müstevliye tasallutâtından kurtarmak gibi bir gâye-i mes'ûdeyi ta'kîbe çalışan Türk dâhîlerinden "İrkil, Irkıl" nâmıyla meşhûr olan zât, Okây Hân oğullarının içinde Kılık Hân'ı efkârına muvâfık buldu. Irkıl, Karlıg ilinden ve Türk uluğlarından Burâk adlı bir kimsenin oğlu idi. [138]
Irkıl Ata, Kara Hân'ın zulmüne bir nihâyet vermek için "Tiri Kutug"²⁷⁷ nâmıyla Kara Hân'ın aleyhinde bir cem'iyyet teşkîl edib "Ogan" ya'nî kâdir ve muktedir olan yüce Tanrı Hazretleri'nin birliğini kabûl etdikden sonra Tiri Kutug'a girenlere "Ogar", Tiri Kutug'un verdiği karâra "Ogur", Tiri Kutug'un başına ya'nî re'îsine "Oğuz", Tiri Kutug'a verilecek paraya "Oguş", Tiri Kutug'un bölüklerinden ya'nî şu'belerinden her birine "Og", Tiri Kutug'u müdâfa'a edecek âlete "Oguk", her Og'un başına "Başbûg" adını vermişdir.²⁷⁸
Her Ogar (Acar), ulus arasında birbirini tanımak husûsında dîn için kan dökmeğe işâret olmak üzere yeşil üzerine kırmızı ve ak, sa'âdet Hris kan dökmeğe işâret olmak üzere ak üzerine kırmızı ve sa'âdet için dîn-i tevhîdi kabûl etmeğe işâret olmak [139] üzere ak üzerine yeşil renklerini kullanır; ak üzerine yeşil ve kırmızı sancakların ve yeşil üzerine kırmızı ve ak dahi bayrakların rengini teşkîl eder. Sarı rengi sulha delâlet etmekle hâkân sancağında sarı yerine sırma çekilir ve bayraklardaki²⁷⁹ yalaz (hilâl) şekli, nûr-ı ikbâlin tulû' ve terakkîsine alâmet sayılır idi.
Irkıl Ata, bu sûretle teşkîl eylediği cem'iyyet-i mukaddesenin re'îsi olmak üzere Kılık Hân'ı (Oğuz) nasb etmiş, Tiri Kutug'un ehemmiyeti artıp Kara Hân'ın en ziyâde i'timâd etdiği beyler "ogar" olmağa başlamış, gitdikçe ogarlar çoğalmış olduğu cihetle Oğuz Hân bunları muntazam bir idâre ve teşkîlât altına alıp Tûrânîler'in tecdîd-i hayâtına çalışdı. Binâ'en-aleyh bizim Türk târîhlerimizde her teşkîlât Oğuz Hân'a nisbet edildiği görülmekdedir.
Hulâsa Kara Hân, kendi hevâsında ve av peşinde iken aleyhinde teşekkül eden şu cem'iyyet tamâmiyle izhâr-ı kuvvet, ibrâz-ı kudret edecek bir hâle geldikde Tiri Kutug'un verdiği "ogur" üzerine bir gün Oğuz Hân ogarlardan bir bölük fedâkâr ile pederinin zulmüne nihâyet vermiş ve iki birâderini de harben mağlûb ederek Türk hâkânı olmuşdur. [140] Oğuz Hân hicret-i seniyyeden takrîben 1400 yıl kadar evvel Türk hâkânı oldukda Irkıl Ata'yı vezîr ve müsteşâr nasb ederek ibtidâ Heytal (Türkistân) kıt'asında meskûn olan Tûrânîler'i tevhîde çalışdı. Buna muvaffak oldukdan sonra Ceyhûn'u geçdi. Âteş-perest olan Îrânîler'in dest-i zulmünü kırıp Çîn'e haddini bildirdi.
Ba'dehû Kafkasya'daki akvâm-ı Tûrâniyye'yi kendine münkâd ederek Hıtâyîler'i (Hititler'i) Anadolu'da tazyîk eden hükûmât-ı muhtelifeyi çiğneyip, bir tarafdan Sûriye'yi istîlâ ve diğer tarafdan Tuna'ya kadar hudûdunu tevsî' etmekle Mısır'ı tehdîd eyledi. Çünkü Anadolu'da zâten mevcûd olan Tûrânîler'in dâhil-i ittihâd olmaları Oğuz Hân'ın istîlâsını teshîl etmiş idi.
Tevârîh-i umûmiyye mütâla'a ve 1400-1250 târîhlerinde Âsûr, Anadolu, Îrân, Türkistân, Kafkasya, Mısır, Hind ahvâl-i umûmiyyesi tedkîk olunursa şu tasvîr edilen vekâyi', esâtîr-i kadîmeden olmadığı anlaşılır. Çünkü kable'l-hicre 1380-1190 târîhlerine kadar Anadolu'da "Sît" nâmı altında Türk oymaklarının hükûmeti tevârîh-i garbiyyenin bile zabt eylediği vekâyi'-i mühimmedendir.
Fakat bizim Türk târîhleri Oğuz Hân'ın sülâlesini pek nâkıs ve gayr-i ma'kûl bir sûretde zabt etdiklerinde şübhe yokdur. Hattâ bizim Medhal'de Silsile-nâme'den naklen yazdığımız sülâlenin bile nâkıs olduğu zann olunur. Çünkü Silsile-nâme'de Oğuz Hân'ın Bars Hân evlâdından olması sahîh [141] olabilir, lâkin Bars Hân'ın Altay Hân oğlu olması vekâyi'-i târîhiyyeye nisbetle müşkildir. Her hâlde Bars Hân ile Altay Hân arasında bütûn-ı adîde olduğu tahmîn olunmakdadır.
İşte bu hengâme esnâsında Harşenûn kıt'ası ya'nî Amasya hükûmeti Oğuz Hân'ın livâ-yı ittihâdı altında arz-ı hizmet ederek Karsân Hân'ın sülâlesinden Argun Hân elinde bulunduğu zann olunur. Amasya'nın şimâl boğazı müntehâsında vâki' Arguma ya'nî Arhûniyye kalesi bu Argun Hân'ın eser-i binâsı olmalıdır.
Oğuz Hân yetmiş yıl kadar icrâ-yı hükûmet edib irtihâl eyledikde oğlu Güyün (Gün) Hân Türk hâkânı oldu. Müverrih Morgan'ın ta'rîfi üzere bu Gün Hân'ın oğlu Hâ'îg (Ayık) Hân Anadolu hükümdârı olduğu esnâda Bozoklar'dan Barsevinc, Harşenûn kıt'ası barı ya'nî Amasya vâlîsi olduğu zann olunur.
Çünkü Barsevinc, şimdiki Merzifon kasabası civârında el-yevm Marınca köyü yerinde bir kasaba binâsıyla nâmını ibkâ etmiş, oraya ibtidâ "Barsevinc", ba'dehû "Marsevinc" ve el-yevm bundan galat olarak "Marınca" denmiş olduğu hâlen elsine-i âmmede "Marsivân" denmesinden istidlâl olunmakdadır.
Barsevinc, takrîben kable'l-hicre 1340 hudûdunda Amasya vâlîsi oldukda, mensûb olduğu Bozok oymakları Harşenûn kıt'asına yayılıp mevâki'-i muhtelifede tavattun etdiler. [142]
Barsevinc, Harşenûn kıt'asını tevsî' ederek eski hudûduna îsâl etmiş ve Kapadokya'yı ele geçiren Ermenîler'den oraları tahlîs edib Amasya vilâyeti vâsi' bir eyâleti mümtâze olarak Anadolu'da eski şerefini i'âde etmişdir.
Ba'dehû Anadolu'daki ufak hükûmât-ı muhtelife Tûrânîler'in satvetini kesr etmeğe tekrâr çalışdıkları esnâda Türk hâkânı olan Gün Hân kendi guyagı ya'nî güyegisi ve Azak hükümdârı olan Hâtî (Atıg) Hân bin Kimer Hân'ı Anadolu'ya irsâl ve ma'iyyetine Komanit ili hükümdârı olan Tirak Hân ile Kimer ili hükümdârı olan Uman Hân'ı terfîk eyledi.
Şarl Teksiye, Küçük Asya hakkında yazdığı eserinde diyor ki: "Bu Sîtler, kralları Hadiyes'in kumândası altında olarak kable'l-mîlâd yedinci asrın nihâyetinde Asyâ-yı Sugrâ'yı istîlâ etmişler ve yirmi sekiz yıl orada hükümdâr olmuşlardır". Ve "Ermenîler Firikya muhâcirleri olup Tirâk'ın istîlâsı önünden kaçarak Küçük Ermeniyye'de tavattun etmişlerdir".
Teksiye'nin Sîtler dediği Anadolu'dan Kafkasya'ya giden Hititler ile Sâkîtler, Komanîtler ve Kimerliler olup Hadiyes dediği dahi "Hatis, Hati, Atıg Hân" ve ba'dehû Tirak dediği de Tîrâk Hân'dır.
Ermenîler mukaddemâ Barsevinc'in hücûmuyla Firikya'ya ya'nî Kızılırmak havzasının hâricine çıkmışlar iken ikinci ihtilâle karışdıkları cihetle Firikya'yı [143] dahi terke mecbûr olmuşlardır. Kable'l-mîlâd yedinci asrın nihâyeti, kable'l-hicre 1318 târîhlerine tesâdüf eder.
Tevârîh-i umûmiyyede mestûr olduğu üzere Tîrâk Hân Çanakkale Boğazı'ndan Rûmeli'ne geçip Tîrâkiye kıt'asını ve Umân Hân dahi Lidya hükümdârı İkinci Erdis nâm kimseyi def' ederek Lidya, Firikya, Karya kıt'alarını istîlâ etdikleri esnâda Bozoklar'dan Arsak Hân dahi Barsevinc yerine Amasya barı ya'nî nîm-müstakil vâlîsi olmuş idi.
İkinci def'a Anadolu kıt'asını istîlâ eden Tûrânîler, bütün Uygur olduğu hâlde Amasya dâ'iresinde meskûn olanlar, Medhal'de tafsîl edildiği üzere On Uygurlar'dan Bozoklar idi. On Uygurlar târîhen "Unlar, Hûnlar" demekle meşhûr olduğu münâsebetle Bozoklar'ın ikâmet etdiği Harşenûn kıt'ası da "Un, Hûn" kıt'ası diye şöhret bulmuş ve etrâfında meskûn olan Tibârîtler, Kutâyîtler tarafından "Unît, Hunît" tesmiye edilmiş idi.
Bu sûretle Bozoklar, Hunît kıt'asında kable'l-hicre 1132 târîhine kadar hükûmet etmiş olduğu maznûn olup 1162'de bunlardan Amasya hükümdârı Sevinc Hân nâmında bir kimse idi. Fakat Arsak Hân ile Sevinc Hân arasında kaç kimsenin geçdiği, her birinin kaç yıl hükûmet etdiği mechûldür.
Îrân hükümdârı Keyhusrev Ermeniyye, Bâbil, Mâdiyâ ve Sûriye [144] kıt'alarını istîlâ etmekle Amasya hükümdârı Sevinc Hân bi'z-zarûre Îrân himâyesini 1155 hudûdunda kabûl ederek mevki'ini muhâfaza etmiş ve 1150'de Keyhusrev, Hazar hükümdârı Tamir Hân nâmında bir Türk melikesinin harbinde esîr ve maktûl ve oğlu Keykâvus Îrân şâhı olmuşdur.
Ancak 1155 târîhinden i'tibâren Amasya Îrân'a tâbi' bir eyâlet-i mümtâze hükmünde oldu. Sevinc Hân, Amasya hükûmetinde devâm edib 1143'de Îrân şâhı olan Birinci Dârâ'nın cülûsundan sonra vefât etmekle oğlu İmâs Hân Amasya hükümdârı oldukdan sonra Dârâ'ya dâmâd olarak mevki'ini tahkîm eyledi.
Fransız müverrihlerinden Te'odor Reynak, Pont Târîhi nâm eserinde diyor ki: "Gemlik şehri Keyhusrev zamânında Acemler tarafından zabt edilmiş ve Dârâ devrinde Yunân isyânına iştirâk etmekle hükümdâr Dârâ'nın dâmâdı "Hime Âs, Himâs" tarafından kable'l-mîlâd 499 senesinde unveten istirdâd olunmuşdur".
Ahbâru'l-Bilâd'da Amasya beldesinin ortasından akan Nehr-i İmâs dendiği ırmak bu İmâs Hân'a izâfe edilmiş olduğu cihetle Reynak'ın "Hime Âs, Himâs" dediği, işte Amasya hâkimi İmas Hân olacakdır. Hattâ Amasya şehrini bu İmâs Hân i'mâr ve şimdiki Samsun civârında diğer bir kasaba binâ etdiği münâsebetle mu'ahharan Amasya'ya "İmis, Emis" ve kasaba-i mezkûreye "İmisos, Emizos" denmişdir. [145]
Müverrih Reynak'ın kable'l-mîlâd 499 dediği, hicret-i seniyyeden 1121 sene evvel demekdir. İmas Hân'ın vefâtından sonra kable'l-hicre 1053 târîhine kadar kaç kimsenin Amasya hâkimi olduğu ve kimlerden bulunduğu ma'lûm değildir. Fakat hicretden 1053 sene evvel Bozoklu "Buzanis, Basan"²⁸⁰ adlı bir kimse Amasya hâkimi bulunmuş idi.
Basan Hân Hun kıt'asında Bozoklar'ın son beyi olup Îrân şâhı Birinci Erdeşîr'in evâhir-i hükûmetinde Yunânîler'e mağlûb olduğu esnâda Lidya, Mısır ve Midya beyleri gibi i'lân-ı istiklâl eylediyse de kable'l-hicre 1045'de cülûs eden Îrân şâhı İkinci Erdeşîr, hicretden 1042 sene evvel tertîb eylediği büyük bir ordu ile hareket edib Anadolu'da Midyalılar'ı te'dîb ve Hun kıt'asını istîlâ ederek Amasya'da Sevincler'in hükûmetine hıtâm vermişdir.
Sanlar, Anadolu'da Tûrânîler'den bir oymak olup Fransız müverrihlerinden Luba'nın ta'rîfi üzere "Sevincler" demekdir. Amasya'da Sevincler'in merkez-i hükûmeti el-yevm Ziyâre demekle meşhûr bir kasaba-i latîfe olup bunların zamânında "Sanit" ve ba'dehû galatan "Semendû" dendiği Mukaddime'de îzâh edilmişdir.
Hulâsa Amasya şehrini binâ eden Amâsitler, ba'dehû Hunlar meskûn olarak "Amazon, Harşenûn, Hun" nâmlarıyla meşhûr üç sülâle-i Tûrâniyye [146] Amasya'da bin seneden ziyâde hükûmet etmişler, ba'dehû Îrânîler'in ta'arruzâtıyla târîh-i mezkûrda hükûmetleri zâ'il olduysa da Amasya'da kalmış olan Tûrânîler, milliyetlerini muhâfaza etmekle mükerreren varlıklarını göstermişlerdir.
Günümüz Türkçesiyle
"Ünsü'l-Mühec" adlı eserde "Tanûsîn ve Danûsiyye'nin Amasya'nın kuzeybatısında, Amasya'ya iki konak kadar yakın olduğu" yazılıdır. Bu tarifin gösterdiği üzere "Tanûsîn, Tanûşîn" bugünkü Köprü, yani Kedağra kasabasıdır. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde Köprü kasabasını anlatırken "buraya Amâlika dilinde "Şîn" denir" der; bu söz, adı geçen Tenûşîn kelimesinin ikinci yarısına işaret ediyor olmalıdır.
Çünkü Tanûş, Rum dilinde Tanûs diye okunur, yani Tânûş demektir. Sonradan Köprü'ye "Denûsiyye, Tenûsîn", Sivas'a bağlı olan Kasaba'ya ise aslına uygun olarak "Tanûs" denmiştir. Tanuş ve Tânış sözlükte "anlayış ve kavrayış" anlamına gelir ve Turanlılardan pek çok ileri gelene ad olmuştur. Şam hükümdarı Selçuklu Tânış Han çok ünlüdür.
Sonradan Amasya hükümdarı olan Avk Han bu Tânûş Han'ın oğlu olmalıdır. Yerel anlatılardan anlaşıldığına göre Avk Han Amasya hükümdarının oğlu idi; Mecidözü Kasabası yakınında bir zamanlar kaza merkezi olan, şimdi Avgât denen köyün kuzeybatısında bir kale yaptırıp ona "Avgât" adını verdi. Avgât, Avk'a ait demektir.
Avk, "yavk" vezninde avcı bir kuşa denir; sözlükte "Avîk" de denmiştir. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde "Ladik kasabasını kuran Amasya krallarından Hâvîk" dediği kişi bu Avîk olmalıdır. Sivas'a bağlı Hâfîk (üç ayrı yazılışla) kasabasını ve kalesini yaptıran da herhalde bu Avîk Han'dır.
Daha sonra, Hicret'ten 1520 yıl öncesine kadar Amâs, Argûn, İli, Sânûs, Sülîm, Kâvus, Mangır gibi pek çok Turanlı hükümdarın Amasya'da hüküm sürdüğü sanılmaktadır. Çünkü bunlardan Amâs Han, tarihte Amentâs adıyla bilinir ve Harşena bölgesinde komşu halklarla savaşmıştır.
Sânûs Han'ın Amasya'da hüküm sürdüğü, şimdiki Erbaa kazasının eski merkezi olan Sonusa (Sanusa, Sanusât) köyündeki eski kasaba ile kaleyi yaptırdığı; öteki Amasya hükümdarı Kâvus Han'ın şimdiki Havza (Hâvza, Kâvsâ) kasabasını ve kalesini, Mangır Han'ın da şimdiki Gümüş kasabasında bir kale yaptırdığı sanılmaktadır. Sânûs "hesap tutan", Kâvus ise "kovan ve engelleyen" anlamındadır.
Ünsü'l-Mühec Sonusa kasabasını "Sânise", Havza kasabasını "Hâviz", Gümüş kasabasını da "Mankıriyye" diye kaydeder. Mangır, Mângır, yani "bakır" demektir. Eski şer'î belgelerde şimdiki Havza kasabası "Hâvize" ve "Kâvize" gibi birkaç yazılışla geçer; halk dilinde hâlâ "Kavza" diye anılır. Giriş bölümünde ayrıntısı verilen "Ancere" ise şimdiki Havza'nın batısında sonradan yapılmış ünlü bir kasaba olmalıdır.
Amasya'da bugün de görenleri hayrete düşüren pek çok eski eserin bu dönemden kalan yapılardan olduğu, eski eser uzmanlarının açıklamalarından anlaşılmaktadır.
Bunların arasında Amasya'nın ortasından akan Yeşilırmak'a bu zamanlardan başlayarak "İrîs, Îrîs" adı verilmiş olduğu doğu ve batı tarihlerinin hepsinde yazılıdır. Bu ırmağın Amasya'ya büyük yararları olduğundan, yıldıza tapan Amâsîtler ırmağı tapındıkları İrîs'e benzetip onun adıyla andıkları anlaşılır. Bu ırmağa "Nehr-i Amâs" da denirdi.
Giriş bölümünde anlatıldığı üzere, yıldıza tapanların en büyük ruhanî önderine bu İrîs'e nispetle "İrîsât" ve yanlışlıkla "İrîstât" denmiş olduğu aktarılmıştı. Bu İrîstât'ların hanlar kadar nüfuzu olduğu, Amasya'daki mezar odalarından anlaşılır.
Charles Texier, Amasya mağaralarını anlatırken "birinin kapısı üzerinde bulunan bir kitabe, krallar kadar güce sahip büyük kâhinlerden birinin, büyük bir kâhinin türbesi olduğunu gösterir" der. Bu mağara Ziyaret yolu üzerindeki Aynalı Mağara'dır ve bu İrîstât'lardan birinin türbesi olduğu şüphesizdir.
Aynalı Mağara'nın ortasındaki delik üzerinde görülen yazının, Lagard ve Hamilton gibi dikkatli gezginlerin çıkardığına göre çok eski bir döneme ait olduğu ve "Sîbâl'in büyük kâhini Tîs Arsiyed" gibi okunabildiği bildirilir.
Bu kitabe, bizim çıkarımımızı kolaylaştırdığı gibi yukarıdaki aktarmaların doğruluğunu da destekler. Çünkü Sîbâl, bu araştırmacıların anlattığına göre Hititlerin tanrı edindiği bir putun, yani bir heykelin adıdır. Yukarıda anlatılan Hitit hükümdarı Sâbûl Han ile bu Sîbâl aynı kişidir; telaffuz biçimi Turanlıların lehçesiyle, yazılış biçimi tarihçilerin lehçesiyle ayrışmıştır.
Dolayısıyla Hitit hükümdarı Sâbûl Han, millete olağanüstü hizmetlerde bulunduğu için ölümünden sonra Amâsîtler'in tanrıları arasına girmiş, adına bir heykel dikilip put edinilmiş olmalıdır. Çünkü Suriye'de ve Âmûd (Âmid) şehrinde Suriyelilerin ve Âmûtluların tanrısı olduğu tarihen bilinen Sârûs (Sârîs) heykeli de Hitit hükümdarı Saru Han adına dikilmiş bir heykeldi.
Bu çıkarımdan anlaşıldığı üzere Aynalı Mağara'daki taş odada gömülü olan ve Amasya hükümdarı kadar nüfuza sahip bulunan kişi, Amasya'da Hitit hükümdarı Sâbûl Han adına dikilen heykelin, yani putun büyük kâhini olan İristâdî'dir (Tîs, Tâyis). "Tâyis ve Tâyiş" Hıtâ dilinde "öğretmen, hoca" anlamındadır.
Giriş bölümünde "Mağaralar" başlığı altında anlatıldığı gibi, Amasya'daki mağaralardan bazılarının bu döneme ait olduğunu Texier gibi tarihçilerin çoğu ileri sürmekteyse de hangilerinin Amâsîtler'e, hangilerinin Pont krallarına ait olduğu anlaşılamamaktadır. Ne olursa olsun, Kızlar Sarayı'nın batısında mahalle üzerinde bulunan büyük mağaranın bu dönemden kalan eserlerden olması güçlü bir ihtimaldir.
Ancak Harşena bölgesinde yaşayan Amâsîtler'in sınır komşusu Komânîtler ile toprak yüzünden çekişme içinde oldukları, Komânîtler'in Harşena'yı geçici olarak ele geçirdikleri sanılmaktadır. Çünkü Tokat sancağı içinde şimdi bir nahiye merkezi olan Komanât (Kûmânât) kasabasının eskiden geniş ve düzenli bir şehir, defalarca da Komânîtler'in merkezi olarak önem kazandığı, bu zamanları anlatan tarihlerde yazılıdır.
Nitekim sonradan Amâsîtler, Komânîtler'e üstün gelmiş ve Amasya'nın önemi yeniden sağlanmışsa da Anadolu'da Hititlerden sonra küçük Turan devletlerinin birbirleriyle çekişmesi ve öteki küçük milletlerin de bunlara karşı birleşmesi, Turanlılardan bir kısmını Orta Asya'ya doğru göç etmeye zorladı.
Morgan ve Maspero gibi Avrupalı tarihçilerin verdiği bilgilere göre Anadolu'da Hitit devleti yıkıldıktan sonra, Hicret'ten 1250 yıl öncesine kadar küçük Turan devletleri zayıf düştü; Palâzlar, Frigler, Lidyalılar, Menîrîler, Yunanlılar gibi Ermeniler de bu şanlı milletin aleyhinde birleşince Turanlılar Kafkasya'ya çekiliyorlardı.
Bu zamanların, yani Hicret'ten 1250 yıl öncesinin genel durumu izlenip incelenirse Turanlıların her yandan sıkıntıya uğradığı görülür. Bu sırada Çin, İran, Asur, Mısır devletleri ile Küçük Asya'da türemiş olan devletler Turanlılara baskı yapıyordu.
Turanlıların her yerde uğradıkları bu felaket, bütün Turan anarlarını, kabarlarını ve oymaklarını son derece düşündürdüğü için bunu gidermenin çaresini arıyorlardı. O sırada Türk hakanı olup Heytal bölgesinde oturan, Bilik Han'ın oğlu Onkay (Okay) Han idi.
Okay Han, atalarının yolunu bırakıp İranlılar gibi ateşe tapan biri olmuş ve kendi yolunu Türklere kabul ettirmek için yaptığı zulüm ve saldırılarla bütün Türkleri bezdirdiği için, zulmüne işaret olarak "Kara Han", çok insan öldürmesine işaret olarak da Yaguz (Yavuz) Han lakaplarını almıştı. Kara Han çok zalim olmakla birlikte Turanlıların uğradıkları felaketlerden etkilenmiyordu.
Moğol dilinde "Onkay", bizim lehçemizde "Okay" sözüdür ve "olay", yani "kolay" anlamına gelir. Türk ve Çağatay diliyle yazılmış tarihlerimizde Kara Han'ın başka bir adı bilinmiyorsa da Câmiu't-Tevârîh'te "Unvâkay, Unkay" diye geçer; Oğuz Han'dan başka çocukları Moğol oymaklarına karıştığı için bunlara "Unvâkât, Unkât, Unkût" eli denmiş ve Moğollar içindeki Unkût Eli'nin Kara Han'ın soyundan olduğu bilinmiştir. Soy kütüklerinde Kara Han yerine Yaguz Han yazılıdır.
Kara Han'ın üç oğlu vardı. İki büyük oğlu babalarının yolunda ve mizacında idi; "Kılık" adıyla bilinen üçüncü oğlu ise çok uslu ve yiğit olmakla birlikte, babasının zulüm ve kötülüklerinden Türkler gibi nefret ediyor, kardeşlerinin tutumlarından da üzülüyordu.
Turan oymaklarını uyandırıp hepsini tek bir fikir ve inanç etrafında birleştirmek ve Turanlıları istilâcı milletlerin baskısından kurtarmak gibi uğurlu bir amacın peşinde koşan Türk dahilerinden "İrkil, Irkıl" adıyla ünlü kişi, Okay Han'ın oğulları içinde Kılık Han'ı kendi düşüncesine uygun buldu. Irkıl, Karlık ilinden ve Türk ulularından Burak adlı bir kişinin oğluydu.
Irkıl Ata, Kara Han'ın zulmüne son vermek için "Tiri Kutug" adıyla Kara Han'ın aleyhine bir dernek kurdu. "Ogan", yani her şeye gücü yeten yüce Tanrı'nın birliğini kabul ettikten sonra, Tiri Kutug'a girenlere "Ogar", Tiri Kutug'un verdiği karara "Ogur", Tiri Kutug'un başına, yani reisine "Oğuz", Tiri Kutug'a verilecek paraya "Oguş", Tiri Kutug'un bölüklerinden, yani kollarından her birine "Og", Tiri Kutug'u savunacak araca "Oguk" ve her Og'un başına "Başbuğ" adını verdi.
Her Ogar (Acar), halk arasında birbirini tanımak için, din uğruna kan dökmeye işaret olmak üzere yeşil üzerine kırmızı ve beyaz; saadet için kan dökmeye işaret olmak üzere beyaz üzerine kırmızı; saadet için tevhid dinini kabul etmeye işaret olmak üzere beyaz üzerine yeşil renkleri kullanırdı. Beyaz üzerine yeşil ve kırmızı sancakların, yeşil üzerine kırmızı ve beyaz da bayrakların rengini oluştururdu. Sarı renk barışı gösterdiğinden hakan sancağında sarı yerine sırma çekilirdi; bayraklardaki yalaz (hilâl) şekli de talih ışığının doğuşuna ve yükselişine işaret sayılırdı.
Irkıl Ata bu şekilde kurduğu kutsal derneğin başkanı olmak üzere Kılık Han'ı (Oğuz) atamış; Tiri Kutug'un önemi artıp Kara Han'ın en çok güvendiği beyler "ogar" olmaya başlamış, ogarlar gittikçe çoğaldığı için Oğuz Han bunları düzenli bir yönetim ve örgüt altına alıp Turanlıların yeniden dirilmesi için çalışmıştı. Bu yüzden Türk tarihlerimizde her örgütlenme Oğuz Han'a bağlanmış görünmektedir.
Kısacası Kara Han, kendi keyfi ve av peşinde iken kendi aleyhine kurulan bu dernek tamamıyla güç ve kudret gösterecek duruma gelince, Tiri Kutug'un verdiği "ogur" üzerine bir gün Oğuz Han, ogarlardan fedakâr bir bölükle babasının zulmüne son vermiş, iki kardeşini de savaşta yenerek Türk hakanı olmuştur.
Oğuz Han, Hicret'ten yaklaşık 1400 yıl önce Türk hakanı olunca Irkıl Ata'yı vezir ve danışman atayarak önce Heytal (Türkistan) bölgesinde yaşayan Turanlıları birleştirmeye çalıştı. Bunda başarılı olduktan sonra Ceyhun'u geçti. Ateşe tapan İranlıların zulmünü kırdı, Çin'e haddini bildirdi.
Sonra Kafkasya'daki Turan halklarını kendine bağlayarak Hıtâyîler'i (Hititler'i) Anadolu'da sıkıştıran çeşitli devletleri çiğnedi; bir yandan Suriye'yi ele geçirdi, öte yandan sınırını Tuna'ya kadar genişleterek Mısır'ı tehdit etti. Çünkü Anadolu'da zaten bulunan Turanlıların birliğe katılmaları Oğuz Han'ın istilâsını kolaylaştırmıştı.
Genel tarihler okunup Hicret'ten 1400-1250 yıl öncesinin Asur, Anadolu, İran, Türkistan, Kafkasya, Mısır ve Hint'teki durumu incelenirse, anlatılan olayların eski efsanelerden olmadığı anlaşılır. Çünkü Hicret'ten 1380-1190 yıl öncesine kadar Anadolu'da "Sît" adı altında Türk oymaklarının hükümranlığı, batı tarihlerinin bile kaydettiği önemli olaylardandır.
Ancak bizim Türk tarihlerimizin Oğuz Han'ın soyunu çok eksik ve akla aykırı biçimde kaydettiklerinde şüphe yoktur. Hatta Giriş'te Silsilename'den aktararak yazdığımız soy ağacının bile eksik olduğu sanılmaktadır. Çünkü Silsilename'de Oğuz Han'ın Bars Han soyundan olması doğru olabilir, ama Bars Han'ın Altay Han'ın oğlu olması tarihî olaylara göre güçtür. Her halükârda Bars Han ile Altay Han arasında çok sayıda kuşak bulunduğu tahmin edilmektedir.
İşte bu karışıklık sırasında Harşena bölgesi, yani Amasya hükümeti Oğuz Han'ın birlik bayrağı altında hizmet arz ederek Karsân Han'ın soyundan Argun Han'ın elinde bulunuyordu, sanılır. Amasya'nın kuzey boğazının sonunda yer alan Arguma, yani Arhûniyye kalesi bu Argun Han'ın yaptırdığı bir eser olmalıdır.
Oğuz Han yetmiş yıl kadar hükümdarlık yapıp vefat edince oğlu Güyün (Gün) Han Türk hakanı oldu. Tarihçi Morgan'ın anlattığına göre bu Gün Han'ın oğlu Hâ'îg (Ayık) Han Anadolu hükümdarı olduğu sırada, Bozoklar'dan Barsevinç'in Harşena bölgesinin barı, yani Amasya valisi olduğu sanılmaktadır.
Çünkü Barsevinç, şimdiki Merzifon kasabası civarında bugün Marınca köyünün bulunduğu yerde bir kasaba yaptırarak adını yaşatmış; oraya önce "Barsevinç", sonra "Marsevinç" ve bugün bundan bozularak "Marınca" denmiştir. Bu, halk dilinde hâlâ "Marsivan" denmesinden anlaşılır.
Barsevinç, yaklaşık Hicret'ten 1340 yıl önce Amasya valisi olunca, mensup olduğu Bozok oymakları Harşena bölgesine yayılıp çeşitli yerlere yerleştiler.
Barsevinç Harşena bölgesini genişleterek eski sınırlarına ulaştırmış, Kapadokya'yı ele geçiren Ermenilerden o yerleri kurtarmış; Amasya vilayeti geniş bir ayrıcalıklı eyalet olarak Anadolu'da eski şerefini geri kazanmıştır.
Sonra Anadolu'daki çeşitli küçük devletler Turanlıların gücünü kırmak için yeniden çalıştıkları sırada Türk hakanı olan Gün Han, kendi güyegisi ve Azak hükümdarı olan Hâtî (Atıg) Han'ı, Kimer Han'ın oğlunu Anadolu'ya gönderdi ve beraberine Komanit eli hükümdarı Tirak Han ile Kimer eli hükümdarı Uman Han'ı katmıştı.
Charles Texier, Küçük Asya hakkında yazdığı eserinde şöyle der: "Bu Sîtler, kralları Hadiyes'in komutasında olarak, İsa'dan önce yedinci yüzyılın sonunda Küçük Asya'yı istilâ etmişler ve yirmi sekiz yıl orada hüküm sürmüşlerdir." Ve "Ermeniler Frigya göçmenleri olup Tirak'ın istilâsından kaçarak Küçük Ermenistan'a yerleşmişlerdir."
Texier'in Sîtler dediği, Anadolu'dan Kafkasya'ya giden Hititler ile Sâkîtler, Komânîtler ve Kimerlilerdir; Hadiyes dediği de "Hatis, Hati, Atıg Han" ve Tirak dediği de Tîrâk Han'dır.
Ermeniler daha önce Barsevinç'in saldırısıyla Frigya'ya, yani Kızılırmak havzasının dışına çıkmışlardı; ikinci karışıklığa katıldıkları için Frigya'yı da terk etmek zorunda kaldılar. İsa'dan önce yedinci yüzyılın sonu, Hicret'ten 1318 yıl öncesine rastlar.
Genel tarihlerde yazıldığına göre Tirak Han Çanakkale Boğazı'ndan Rumeli'ne geçip Trakya bölgesini, Uman Han da Lidya hükümdarı İkinci Erdis adlı kişiyi bertaraf ederek Lidya, Frigya, Karya bölgelerini ele geçirdikleri sırada, Bozoklar'dan Arsak Han da Barsevinç'in yerine Amasya barı, yani yarı bağımsız valisi olmuştu.
Anadolu'yu ikinci defa istilâ eden Turanlılar tamamen Uygur olduğu halde, Amasya çevresinde oturanlar, Giriş'te ayrıntısıyla anlatıldığı gibi On Uygurlar'dan Bozoklar idi. On Uygurlar tarihte "Unlar, Hunlar" diye ünlü olduğundan, Bozoklar'ın oturduğu Harşena bölgesi de "Un, Hun" bölgesi diye ün kazandı ve çevresinde oturan Tibârîtler ile Kutâyîtler tarafından "Unît, Hunît" diye adlandırıldı.
Böylece Bozoklar'ın Hunît bölgesinde Hicret'ten 1132 yıl öncesine kadar hüküm sürdükleri sanılır; 1162'de bunlardan Amasya hükümdarı Sevinç Han adında bir kişiydi. Ancak Arsak Han ile Sevinç Han arasında kaç kişinin geçtiği, her birinin kaç yıl hüküm sürdüğü bilinmemektedir.
İran hükümdarı Keyhüsrev, Ermenistan, Babil, Medya ve Suriye bölgelerini ele geçirince Amasya hükümdarı Sevinç Han mecburen 1155 dolaylarında İran'ın himayesini kabul ederek mevkiini korudu. 1150'de Keyhüsrev, Hazar hükümdarı Tamir Han adındaki bir Türk melikesiyle savaşında esir alınıp öldürüldü, oğlu Keykâvus da İran şahı oldu.
Ancak 1155'ten itibaren Amasya, İran'a bağlı ayrıcalıklı bir eyalet durumunda oldu. Sevinç Han Amasya hükümetinde kalmaya devam etti; 1143'te İran şahı olan Birinci Dârâ'nın tahta çıkışından sonra vefat edince oğlu İmâs Han Amasya hükümdarı oldu ve Dârâ'ya damat olarak mevkiini sağlamlaştırdı.
Fransız tarihçilerden Te'odor Reynak (Théodore Reinach), Pont Tarihi adlı eserinde şöyle der: "Gemlik şehri Keyhüsrev zamanında Acemler tarafından ele geçirilmiş ve Dârâ döneminde Yunan isyanına katılmakla, hükümdar Dârâ'nın damadı "Hime Âs, Himâs" tarafından İsa'dan önce 499 yılında zorla geri alınmıştır."
Ahbâru'l-Bilâd'da Amasya şehrinin ortasından akan ve Nehr-i İmâs denen ırmak bu İmâs Han'a nispet edilmiş olduğundan, Reinach'ın "Hime Âs, Himâs" dediği kişi işte Amasya hâkimi İmas Han olacaktır. Hatta Amasya şehrini bu İmas Han imar etmiş ve şimdiki Samsun civarında başka bir kasaba yaptırmış, bu yüzden sonradan Amasya'ya "İmis, Emis" ve adı geçen kasabaya "İmisos, Emizos" denmiştir.
Tarihçi Reinach'ın İsa'dan önce 499 dediği yıl, Hicret'ten 1121 yıl önce demektir. İmas Han'ın ölümünden sonra Hicret'ten 1053 yıl öncesine kadar kaç kişinin Amasya hâkimi olduğu ve kimlerden oldukları bilinmemektedir. Ancak Hicret'ten 1053 yıl önce Bozoklu "Buzanis, Basan" adlı bir kişi Amasya hâkimiydi.
Basan Han, Hun bölgesinde Bozoklar'ın son beyi olup İran şahı Birinci Erdeşir'in hükümdarlığının sonlarında Yunanlılara yenildiği sırada, Lidya, Mısır ve Medya beyleri gibi bağımsızlığını ilân ettiyse de Hicret'ten 1045 yıl önce tahta çıkan İran şahı İkinci Erdeşir, Hicret'ten 1042 yıl önce hazırladığı büyük bir orduyla harekete geçip Anadolu'da Medyalıları cezalandırdı, Hun bölgesini ele geçirdi ve Amasya'da Sevinçler'in hükümetine son verdi.
Sanlar, Anadolu'da Turanlılardan bir oymak olup Fransız tarihçilerden Luba'nın açıklamasına göre "Sevinçler" demektir. Sevinçler'in Amasya'daki yönetim merkezi bugün Ziyaret adıyla ünlü güzel bir kasabadır; bunların zamanında oraya "Sanit", sonradan yanlışlıkla "Semendû" denmiş olduğu Giriş'te açıklanmıştır.
Kısacası Amasya şehrini kuran Amâsîtler, sonra yerleşen Hunlar olmak üzere "Amazon, Harşena, Hun" adlarıyla ünlü üç Turan hanedanı Amasya'da bin yıldan fazla hüküm sürmüş; sonra İranlıların saldırılarıyla adı geçen tarihte hükümetleri sona ermiştir. Yine de Amasya'da kalan Turanlılar millî kimliklerini koruyarak defalarca varlıklarını göstermişlerdir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- kable'l-hicre: Hicret'ten önce. Hicret'ten 1520 yıl önce, yaklaşık MÖ 900'lere rastlar.
- kable'l-mîlâd: milattan, yani İsa'nın doğumundan önce
- kayâsıre: kaysarlar; burada krallar, hükümdarlar
- mülhakât: bir vilayete ya da sancağa bağlı yerler
- encüm-perest: yıldıza tapan
- dahme: mezar odası, kaya mezarı
- kitabe: taş üzerine yazılmış yazı
- istihrâc: yazıyı okuyup çıkarma
- sanem: put, heykel
- eyâlet-i mümtâze: ayrıcalıklı, geniş yetkili eyalet
- bar: Hüsameddin'e göre yarı bağımsız vali
- unveten: zorla, güç kullanarak
- silsile-nâme: soy kütüğü, soy ağacı
- mezâlim ve ta'addiyât: zulüm ve saldırılar
Metnin Yöntemi Üzerine
Bu bölümde Hüsameddin, Amasya'nın en eski dönemini bugün Hititler, Frigler, Persler ve Pontus krallarına bağlanan tarihin içine Turan ve Oğuz kimliğiyle yerleştirir. Adı geçen hükümdarların çoğu, kitabın kendi yöntemiyle bulunmuştur: bir yer adı ile bir kişi adı arasındaki ses benzerliğinden yola çıkılır. Havza'nın "Kâvus Han", Gümüş'ün "Mangır Han", Erbaa'daki Sonusa'nın "Sânûs Han", Amasya'nın da "İmas Han" tarafından kurulduğu bu yolla ileri sürülür. Bu adların hiçbiri için bir belge, kitabe ya da başka bir kaynak gösterilmez; metin de bunları "sanılır", "olmalıdır" diye sunar. Hicret'ten önceki yıllar da aynı yöntemle, bilinen tarihlerin hicrî takvime göre geriye sayılmasıyla verilmiştir.
Hititler konusunda da bugünkü bilgi Hüsameddin'inkinden ayrılır. Hititler, bilinen en eski Hint-Avrupa dillerinden olan Hititçe ve Luvice'yi konuşmuş, Orta Anadolu'da Hattuşa merkezli bir devlet kurmuş bir halktır. Bu devlet MÖ 14. yüzyılın ortalarında en güçlü dönemini yaşamıştır. Hititlerin Turan ya da Türk kökenli sayılması bugünkü araştırmalarda yer almaz; Hititçe, Türkçeyle bir akrabalık taşımayan bir dildir.
Amasya'nın Adı ve Eski Tarihi
Amasya'nın bilinen en eski adı Amaseia'dır. Şehrin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmez. Büyük İskender döneminden (MÖ 336-323) önce de var olduğu ve tarihinin Hititler dönemine kadar uzandığı sanılır. Helenistik dönemde, Seleukoslar çağında zaman zaman Pontus krallarının başkenti olmuş, MÖ 63 yılında Roma sınırları içine katılmıştır. Üçüncü yüzyılda bir piskoposluk merkezi olarak önem kazanmıştır.
Amasya Valiliği'nin hazırladığı adın kökenine ilişkin açıklamaya göre Amaseia adı, "ana" anlamına gelen ve özellikle Ana Tanrıça'yı anan "Ama" ve onun çeşitlemesi "Mâ" sözcükleriyle bağlantılıdır; yani "Ana Tanrıça Mâ'nın şehri" anlamına gelir. Mâ, Perslerin Anadolu'yu almasından sonra tapınımı yayılan, doğu kökenli bir tanrıçadır ve Kapadokya'nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia, Pers zamanındaki asıl söylenişin Yunanca'ya uydurulmuş biçimidir. Amasya, Hüsameddin'in önerdiği "Amâs", "Amentâs" ya da "İmâs" adlı hükümdarların adıyla değil, bu anlamla açıklanır. Roma döneminde ad pek değişmemiş, İmparator Septimius Severus, Caracalla ve Severus Alexander dönemlerinde basılan şehir sikkelerinde AMACIAC yazılmıştır. Selçuklu, İlhanlı, beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de ad aynı kalarak bugüne ulaşmıştır.
Strabon'un coğrafya eseri, Amaseia'yı bir kaya yamacında kurulmuş, doğal olarak çok güçlü bir şehir olarak tarif eder. Antik şehir Yeşilırmak'ın (antik adıyla Iris) batı yakasında, dar ve korunaklı bir yerde yükselmiştir. Arkasındaki yüksek kayalık Harşena Kalesi'ne ev sahipliği yapar; ikiz zirvelerin altında kayalıklar ırmağa 250 metre dikey iner ve şehri iki yandan kapatır. Kalenin eteğinde Helenistik duvar işçiliğiyle tutulmuş bir teras kraliyet sarayının yerini gösterir. Eski Pontus krallarının beş anıtı, ana kayaya oyulmuş ayakta duran mezar yapıları biçimindedir; bunlardan biri (Pharnakes I'inki olabilir) yarım kalmıştır. Şehir ayrıca coğrafyacı Strabon'un doğum yeridir.
Kral Kaya Mezarları ve Aynalı Mağara
Hüsameddin'in Amasya'daki mağaralar ve kitabeler konusundaki çıkarımları, bugün bilinen tarihle tam olarak örtüşmez. Kral Kaya Mezarları, Harşena Dağı'nın güney yamacında, Kızlar Sarayı bölgesinde bulunur. Kurucu kral I. Mithridates Ktistes'ten I. Pharnakes'e kadar beş Pontus kralına aittirler. Mezarlar ana kayadan galerilerle ayrılarak U biçiminde oyulmuştur; Anadolu'nun en anıtsal mezarları sayılırlar. Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları 2015'te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır. Kitap bu mezarları "Amâsîtler'e mi, Pont krallarına mı ait olduğu anlaşılamıyor" diye bırakır; bugün bunların Pontus krallarına ait olduğu bilinir.
Aynalı Mağara, Ziyaret yolu üzerinde, şehir merkezine yaklaşık 3,3 kilometre uzaklıktadır. Bir kaya mezarıdır ve MÖ ikinci yüzyılda, Helenistik çağda Amasya'da yaşayan Mitra rahibi Tes'in anıtsal mezarı olarak bilinir. Mağaranın alınlığında "Büyük Rahip Tes" yazar; Hüsameddin'in "Tîs" diye okuduğu ad büyük olasılıkla bu Tes'tir. Bunun "Sîbâl'in büyük kâhini" olduğu, yani bir Hitit tanrısına bağlandığı yolundaki okuma ise bugünkü kaynaklarda yer almaz. Mağaranın adı, güneş vurduğunda cephesinin parlamasından gelir. Mezar odasının içi on birinci yüzyılda Bizanslılar tarafından keşişhane olarak kullanılmış; bu dönemde yapıldığı sanılan renkli duvar resimleri vardır. Hüsameddin'in Aynalı Mağara'yı "büyük kâhinin türbesi" saymasında doğru bir yön, mezarın Büyük Rahip Tes'e ait olduğudur; fakat bu rahip Hitit değil Helenistik çağ insanıdır.
Oğuz Han Anlatısı
Kara Han ile oğlu Oğuz'un çatışması, tek tanrı inancının babanın putperestliğine karşı kurulduğu bu anlatı, Reşideddin'in Câmiu't-Tevârîh adlı eserinde ve Ebülgazi Bahadır Han'ın aktardığı rivayetlerde yer alır. Bu rivayete göre Oğuz'un tek Tanrı'ya inandığını duyan babası Kara Han onu avda öldürmeye karar verir; Oğuz, kendisini uyaran küçük hanımı sayesinde olanı öğrenir, babasıyla savaşır ve Kara Han'ın başına gelen bir okla ölmesi üzerine tahta çıkar. Uygur harfli Paris yazmasındaki Oğuz Kağan Destanı'nda ise Oğuz'un babasıyla çatışması anlatılmaz. Anlatının efsanevi bir yönü olduğu araştırmacılarca dile getirilir; Kara Han adının Moğolca bir lakap olması ve anlatının yazıya geçirildiği Moğol-İlhanlı dönemi, bu rivayetin sonradan biçimlendiğini düşündürür. Hüsameddin, Irkıl Ata'yı ve Tiri Kutug derneğini de bu rivayetten alır, ancak olayı Hicret'ten yaklaşık 1400 yıl önceye yerleştirerek Anadolu tarihiyle doğrudan bağlar. Bu tarihlendirme için başvurulan bir belge gösterilmez; kimi araştırmacılar Oğuz Han'ı Hun hükümdarı Mete ile özdeşleştirir, yani anlatıya çok daha geç bir çağ biçer.
Yer Adları
Havza, Gümüş, Merzifon ve Köprü gibi yerlerin adlarının kökeni konusunda Hüsameddin'in öne sürdükleri varsayımdır. Bölgede Gümüşhacıköy'ün adı gümüş madenlerinden gelir; antik dönemde gümüş ve arsenikli bakır buradan çıkarılmış, Danişmendname'ye göre Danişmend Gazi'nin hazinesine bu madenlerden gümüş verilmiştir. Selçuklular döneminde 1248'de burada darphane açılmıştır. Kitaptaki "Mangır Han" açıklaması bu madencilik tarihinden bağımsız, yalnızca ad benzerliğine dayanır. Merzifon çevresinden ise antik çağda bakır elde edilirdi.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 2. Cilt, s. 264–268. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Resmî kaynaklar
Kitaplar
Diğer kaynaklar
- "Oğuz Kağan Destanı", Paris yazması ve yayınlar üzerine genel bilgi.
- "Hititler" maddesi (Hitit dili, devleti ve adlandırma tarihi üzerine genel bilgi).