Amasya'nın adı üzerine konuşan herkes er geç Amazonlara varır. Antik Yunan ve Roma yazarlarının hayal ettiği, atın sırtında yaşayan, ok ve mızrakla savaşan savaşçı kadınlar, haritada Karadeniz'in güney kıyısına, Yeşilırmak'ın denize ulaştığı ovaya yerleştirilmiştir. Amasya'nın bu efsaneyle bağı iki ayrı düzlemde kurulur. Birincisi coğrafyadır: Amazonların yurdu sayılan Themiskyra Ovası'nı besleyen Iris, yani Yeşilırmak, kentin surlarının dibinden geçerek oraya gider. İkincisi addır: kentin antik adı Amaseia, geleneğe göre bir Amazon kraliçesinden gelir. Aşağıdaki anlatı, antik yazarların gerçekte ne yazdığını, hangi bilginin sonraki yüzyıllarda eklendiğini ve arkeolojinin bu konuda neyi gösterip neyi göstermediğini ayırarak ilerler.
Amazonlar Kimdi?
Yunan mitolojisinde Amazonlar, yalnızca kadınlardan oluşan, atlı ve okçu bir halktır. Homeros'un İlyada'sında onlar için "erkeklerle boy ölçüşen kadınlar" anlamına gelen bir sıfat kullanılır; Priamos'un gençliğinde Frigya'da onlara karşı savaştığı anlatılır. Bu en eski anılardan sonra Amazonlar Yunan sanatının vazgeçilmez konularından biri hâline geldi. Vazo resimlerinde, tapınak kabartmalarında ve heykellerde işlenen Amazonomakhia, yani Yunanlar ile Amazonların savaşı, Atina'nın barbarlara karşı kazandığı zaferlerin mitolojik karşılığı olarak okundu. Erkeklerin buyruğunu tanımayan, kendi yasasını kendi koyan bir kadın toplumu Yunan düşüncesinde hem korku hem hayranlık uyandırdı; kendi düzeninin tersine çevrilmiş bir aynası gibi durdu.
Amazon adının kökeni de tartışmalıdır. Antik Yunanlar sözcüğü "amazos", yani "göğüssüz" diye açıkladı. Buna göre Amazon kızları yayı rahat çekebilmek için sağ memelerini yakar ya da keserdi. Bu açıklama halk etimolojisinden öteye geçmez, çünkü antik sanatta Amazonlar iki memeleriyle, çoğu zaman bir memeleri açıkta olacak biçimde betimlenir ve göğüssüz bir Amazon figürü bilinmez. Kimi dilbilimciler sözcüğü İran dillerinde "savaşçılar" anlamına gelen bir kökle ilişkilendirir; kesin bir köken ortaya konabilmiş değildir. Adrienne Mayor gibi araştırmacılar göğüssüz Amazon rivayetinin sonradan, yanlış bir etimolojiden doğduğunu düşünür. Aynı geleneğe göre Amazonlar savaş tanrısı Ares'in kızlarıdır, erkek çocuklarını sakat bırakır ya da komşu halklara verir, kız çocuklarını kendi yurtlarında yetiştirirlerdi.
Yunanlar Amazonlar için Skit dilinden de bir ad aktarır. Herodotos'a göre Skitler onlara "oiorpata" der; Skit dilinde "oior" erkek, "pata" öldürmek demektir, yani ad "erkek öldürenler" anlamına gelir.
Thermodon Kıyısında Themiskyra
Antik yazarların büyük çoğunluğu Amazonların yurdunu bugünkü Terme Çayı'nın, antik adıyla Thermodon'un çevresine yerleştirir. Burası Karadeniz'in güney kıyısında, bugünkü Samsun'un doğusundadır. Ovaya Themiskyra denir ve Çarşamba Ovası ile özdeşleştirilir. Themiskyra kimi yazarda bir kent, çoğunda ise Thermodon ile Iris'in suladığı ovanın adıdır. Antik kaynaklardaki bu coğrafya yüzyıllar boyunca birbirine yaslanan bir gelenek hâlinde kurulmuştur.
Gelenekte ilk büyük anlatıcı Herodotos'tur (MÖ 5. yüzyıl). Tarihler'in dördüncü kitabına göre Yunanlılar Thermodon kıyısında Amazonları yenmiş, canlı yakaladıkları Amazonları üç gemiye doldurup denize açılmıştır. Amazonlar denizde gemidekileri öldürmüş, ama yelken, dümen ve kürek kullanmayı bilmedikleri için rüzgârın sürüklediği yere, Maiotis Gölü kıyısındaki Kayalıklar'a varmışlardır. Orada ilk rastladıkları at sürüsüne el koyup Skit topraklarını yağmalamaya başlamış, sonunda Skit gençleriyle birleşmiştir. Bu birleşmeden Sauromatlar doğmuştur. Herodotos, Sauromat kadınlarının ata biner, ava çıkar, savaşa katılır ve bir düşman öldürmemiş kızın evlenemediği bir âdeti sürdürdüğünü yazar. Metinde savaşın yeri Thermodon olarak geçer; Themiskyra adı bu pasajda yoktur, kent adı sonraki yazarlarla yerleşmiştir. Pindaros'un Amazonlardan "Suriyeli" bir ordunun başındaki kadınlar olarak söz ettiği dizeyi de Strabon aktarır ve bunu Amazonların Themiskyra'da oturduğunun açık göstergesi sayar, çünkü Amisos topraklarında oturan halk antik yazarlarca "Beyaz Suriyeliler" diye anılırdı.
Aiskhylos'un Zincire Vurulmuş Prometheus'unda Amazonların asıl yurdunun daha kuzeyde, Azak Denizi çevresinde olduğu ve Themiskyra'ya sonradan yerleştikleri söylenir. Bu bilgi önceki yazılardan aktarılmıştır; metnin kendisi bu çalışmada doğrulanamamıştır.
Rhodoslu Apollonios (MÖ 3. yüzyıl), Argonautika'da en ayrıntılı tabloyu çizer. Argonautlar Halys'i ve Iris'i geride bırakır, "Amazonların limanlı burnu"nu dolaşır ve Thermodon'un ağzındaki körfeze çıkar. Apollonios'a göre Thermodon, "Amazon dağları" denen yüksekliklerden doğar, ovada doksan dört kola ayrılır, bir kısmı kumlara karışır, bir kısmı denize ulaşır. Amazonlar tek bir kentte toplanmaz, üç kola ayrılmış ve ülkenin her yerine dağılmış olarak yaşarlar. Bu kollar arasında Lykastai ve ok atan Khadesiai adlı iki başka kadın savaşçı topluluğu da anılır.
Latin yazarlarda tablo sakinleşir. Pomponius Mela (MS 1. yüzyıl), Halys'ten sonra Thermodon ovasını ve burada eskiden Themiskyra kentinin ve Amazon kalelerinin bulunduğunu geçmiş zamanla anlatır; burası bu yüzden "Amazonion" diye anılırdı. Yaşlı Plinius ise Thermodon'un Phanoroia kalesi yakınında doğduğunu ve "Amazon Dağı"nın eteğinden aktığını yazar; bir zamanlar Amazonion, Themiskyra, Sotira, Amaseia ve Komana adlı beş kentin bulunduğunu belirtir. Plinius Amazonlarla ilgilenmez, yalnızca coğrafyayı kaydeder. Arrianos (MS 2. yüzyıl) Karadeniz Periplus'unda Amisos'tan Iris'in ağzına 160, oradan Herakleion limanına 360, oradan Thermodon'a 40 stadion saydıktan sonra, "Amazonların yaşadığı söylenen ırmak" der. "Söylenen" sözcüğü, Amazonların artık bir görgü tanıklığına değil, duyuma dayanan bir anıya dönüştüğünü gösterir.
İki Irmağın Karıştırılması
Thermodon, antik yazarların gözünde Iris'ten çok daha ünlüdür, oysa gerçekte küçük bir akarsudur. Iris ve kollarının suladığı havza 36 binden fazla kilometrekareyi bulur; Thermodon ise iç kesimlere yalnızca elli kilometre kadar uzanan küçük bir havzayı boşaltır. Ksenophon, Anabasis'te iki ırmağı da üç plethron genişliğinde olarak anar, yani aralarındaki fark kıyıdan bakan bir yolcuya pek belli olmaz. Antik edebiyat ise Strabon'un en ünlü Karadeniz ırmakları listesinde Thermodon'u anar, Iris'i anmaz; Mela da Iris'i hiç saymaz. Thermodon'un şöhreti Amazonlarla kurduğu bağdan gelir.
Iris'in bir özelliği antik yazarların çoğuna yabancı kalmıştır. Yeşilırmak, yüksek dağların erimiş karıyla beslenir ve nisan sonunda en yüksek debisine ulaşır. Aktığı tortul kayaçlardan topladığı açık renkli silt suda asılı kaldığı için suyu donuk ve soluk yeşil görünür; modern adı buradan gelir. Antik yazarlar ise ırmağı çoğu zaman "beyaz girdaplı" olarak anar. İskenderiyeli Dionysios'un MS 2. yüzyılın başında hegzametreyle yazdığı Dünyanın Tasviri bu bakımdan ilginçtir. Dionysios Amazonlar için Thermodon'un "beyaz sular" saldığını, Iris'in ise "temiz" aktığını yazar. Tønnes Bekker-Nielsen ve Marit Jensen, bu betimlemenin gerçekle ters düştüğünü, Apollonios'taki "beyaz girdaplı Iris" tasvirinin Dionysios'ta ya da onun kaynağında Thermodon'a aktarıldığını, yani iki ırmağın yer değiştirdiğini göstermiştir. Hata, Avienus (MS 4. yüzyıl) ve Priscianus (MS 6. yüzyıl) gibi Latince çevirmenlerce ve Tesalonikeli Eustathios (12. yüzyıl) gibi yorumcularca fark edilmemiş, Dionysios'un ters çevrilmiş tablosu yaklaşık bin beş yüz yıl boyunca kabul görmüştür. Bu örnek, Amazon coğrafyasının önemli bir bölümünün Pontos kıyısını hiç görmemiş yazarların kütüphane bilgisiyle kurulduğunu gösterir.
Strabon'un Tanıklığı
Amazon hikâyesinde Amasya'nın en sağlam tanığı, kentin kendi evladı Strabon'dur (yaklaşık MÖ 64 - MS 24). Coğrafya'nın on ikinci kitabında bölgeyi bir yerli olarak, ilk elden anlatır ve Themiskyra'yı da bu anlatının içinde ele alır.
Strabon'a göre Themiskyra bir ovadır; bir yanını deniz yıkar ve kentten, yani Amisos'tan yaklaşık altmış stadion uzaktadır, öbür yanı ormanlık, derelerle yarılmış dağların eteğindedir. Thermodon bu derelerin hepsiyle beslenerek ovadan geçer. Iris ise Pontus'ta doğar, Komana'nın ortasından ve verimli Dazimonitis ovasından geçer, Gaziura'yı dolaşıp doğuya döner ve "benim vatanım Amaseia'nın surlarının dibinden", son derece sağlam bir kalenin eteğinden akarak Phanaroia'ya ulaşır. Orada Armenia'dan gelen Lykos'la birleşir ve ondan sonra Themiskyra ovasına ve denize varır. Strabon bu yüzden ovanın hep nemli ve otlak dolu olduğunu, at ve sığırı doyurduğunu, darı ve sorgum ekiminin neredeyse sınırsız yapılabildiğini, suyun bolluğunun kuraklığı karşıladığını ve bölgede kıtlığın hiç görülmediğini söyler. Dağlarda yabani üzüm, armut, elma ve fındık o kadar boldur ki, yılın her zamanı ormana gidenler ya dalda ya da yaprak yığınlarının altında meyve bulur; av hayvanı da çoktur. Amazonlardan çok ovanın bereketi bu cümlelerin asıl konusudur.
Bir ayrıntı önemlidir. Strabon Themiskyra'yı Amaseia'nın değil Amisos'un, yani bugünkü Samsun'un topraklarına dahil eder. Amazonların efsanevi başkenti bu durumda kıyıda aranmalıdır; Amasya ile bağ coğrafyacının kendi vatanını da içine alan geniş bir ırmak sistemi üzerinden ve adın hafızası yoluyla kurulur.
Strabon efsane karşısında dikkatlidir. On birinci kitapta Amazon anlatılarının özel bir durumundan söz eder: başka halklar için masal ile tarih birbirinden ayrılır, çünkü eski ve yalan şeylere mit denir, tarih ise gerçeği ister; oysa Amazonlar için bugün de eskiden anlatılan inanılmaz hikâyeler anlatılır. Bir kadın ordusunun, hatta bir kentin ya da boyun erkeksiz kurulabileceğine kim inanır, diye sorar; üstelik bu ordunun komşu halkları yenip İyonya'ya kadar ilerlediği, denizden Attika'ya sefer düzenlediği söylenir. Strabon'a göre bu, o çağın erkeklerinin kadın, kadınlarının erkek olduğunu söylemekle aynı şeydir. Yine de Ephesos, Smyrna, Kyme ve Myrina gibi kentlerin kuruluşunun ve çeşitli mezarların, anıtların Amazonlara atfedildiğini, Themiskyra ovasının, Thermodon'un ve üstündeki dağların bütün yazarlarca Amazonlara ait sayıldığını, ama Amazonların "oralardan sürülüp çıkarıldığını" aktarır.
Amazonların sonraki yurdu konusunda iki farklı görüş vardır. Skepsisli Metrodoros ve Hypsikrates'e göre Amazonlar Kafkas dağlarının kuzeyinde, Gargarlar'ın sınırında yaşar. Yılın iki baharlık ayında dağda Gargarlarla buluşup çocuk sahibi olurlar; kız çocukları Amazonlarda kalır, oğlanlar Gargarlara verilir. İskender'in Hyrkania'da Amazon kraliçesi Thalestria ile buluştuğu hikâyesini ise Strabon güvenilir bulmaz; güvenilir tarihçilerin bundan söz etmediğini, anlatanların birbirini tutmadığını ve Kleitarkhos'un Thalestria'nın Hazar Kapıları ile Thermodon arasında altı bin stadionu aşan bir yolu aştığını söylemesinin ölçüsüzlüğünü belirtir. Amasyalı bir coğrafyacının kendi çevresinin gururu olan bir efsaneyi bile eleştiriyle tartabilmesi, antik coğrafya yazımının ciddiyetini gösterir.
Strabon'un Troya savaşı müttefikleri üzerine uzun bir tartışması da vardır. Homeros'un Halizonları, yani Alybe'den gelen kuvvetleri nereye yerleştirmek gerektiğini ele alırken Ephoros'un metni değiştirip Amazonları Kyme yakınlarına yerleştirdiğini, Skepsisli Demetrios'un bu görüşü kabul etmediğini aktarır ve Ephoros'un değişikliğini "eski nüshalara aykırı bir pervasızlık" sayar. Amazonlar bu tartışmada bile antik bilgin dünyasının çözülmemiş sorularından biridir.
Amaseia'ya gelince, Strabon'un anlatısı tamamen coğrafi ve savunma odaklıdır. Kent büyük ve derin bir vadide, Iris'in akışı üzerinde kurulmuş, doğanın ve insan öngörüsünün birlikte tasarladığı bir yerdir; hem şehir hem kaledir. İki tepeyi birbirine bağlayan dar bir boyun, kayanın içine açılmış su kanalları ve iki köprü vardır. Surların içinde kralların sarayları ve anıtları bulunur. Strabon kendi şehrini anlatırken Amazonlardan hiç söz etmez; Amazon efsanesinin bu en yetkili tanığı, hikâyeyi Amaseia'nın surlarının içine değil, Themiskyra ovasına yerleştirir.
Kahramanların Amazonları
Amazonlar Yunan mitolojisinin büyük kahramanlarıyla defalarca karşılaştı. Herakles'in dokuzuncu işi, Amazon kraliçesi Hippolyte'nin kemerini almak için Thermodon kıyılarına gitmesidir. Anlatılardan birine göre iki taraf da savaşmak niyetinde değildir; bir yanlış anlama kavgaya dönüşür ve Herakles kraliçeyi öldürür. Başka bir anlatıda kahraman kraliçenin kardeşi Melanippe'yi kaçırır ve onu kemerle takas eder. Atinalı Theseus ise bir Amazon kraliçesini, kaynağa göre Hippolyte'yi ya da Antiope'yi, Atina'ya kaçırır; Amazonlar bunun intikamı için Attika'ya sefer düzenler, Atina'yı kuşatır. Atina'nın Amazonomakhia anlatıları büyük ölçüde bu olaya dayanır.
Troya savaşında Troyalıların yardımına gelen Amazon kraliçesi Penthesileia, Akhilleus'un elinde ölür. Akhilleus miğferini çıkarıp ölünün yüzünü görünce yas tutar. Antik dünya bu sahneyi sevmiştir, çünkü sahne Amazonların hem korkulan hem sevilen çifte doğasını tek bir anda toplar.
Amazonlar Strabon'dan sonra tarihe de sızar. Appianos'a göre Lucullus, MÖ 71'de Üçüncü Mithridates Savaşı sırasında Themiskyra'yı kuşatır; yazar, bu kuşatma bağlamında yerin görünümünü ve Amazonların adıyla anılan Amazonia'yı tasvir eder. Suetonius'a göre Caesar bir konuşmasında Amazonların Asya'nın büyük bir bölümüne egemen olduğunu hatırlatmıştır. Roma çağında bile Amazonlar hem yarı efsanevi hem yarı siyasi bir hafıza olarak yaşar. Thermodon ırmağı ise Roma İmparatorluk Dönemi sikkelerinde sazlık, dal ve amfora taşıyan erkek bir ırmak tanrısı olarak betimlenir; Amaseia sikkelerinde de Iris, yanında bir tekne ile oturan kişileştirilmiş bir figür olarak görülür.
Amaseia Adı ve Amazon Kraliçesi
Amasya'nın antik adı Amaseia'dır; sikkelerde Amaseia, Amasia ve Amassia biçimlerinde görülür. Adın kökeni konusunda pek çok yerde şu cümle tekrarlanır: "Strabon'a göre kentin adı, Amazon kraliçesi Amasis'ten gelmektedir." Strabon'un Themiskyra ile Amaseia bölümlerini ve Amazonlara ayrılmış on birinci kitap bölümünü baştan sona taradığımızda ise "Amasis" adına rastlamadık. Rivayetin kökeni daha geç bir kaynağa ya da Strabon'un metninin başka bir yerine dayanıyor olabilir; bu yüzden bağı "Strabon kesin böyle yazmıştır" diye değil, "Strabon'a atfedilen, gelenekte yerleşmiş bir rivayet" olarak aktarmak daha doğrudur. Amaseia adının kökeni ayrı bir başlıkta ele alınmaktadır ve ad üzerine daha geniş bir tartışma orada bulunur.
Çağdaş tarihçiler rivayeti halk etimolojisi, yani ses benzerliğinden doğmuş bir hikâye olarak görür. Amazon geleneği Amaseia'ya özgü hiçbir arkeolojik ya da yazıtsal kanıt sunmaz. Yine de rivayetin gücü bir kentin onu benimseme biçiminde yatar. Amasyalı, şehrinin adında bir kadın gücünün yankısını duymayı sever, bu da yüzyıllardır adın etrafında bir anlatı biriktirmiştir.
Efsanenin Ardında Gerçek Var mı?
Amazonların gerçekten yaşayıp yaşamadığı sorusu modern araştırmada dikkatle tartışılır. Arkeolojik kanıt Karadeniz'in güney kıyısından değil, kuzeyinden ve doğusundan gelir. Güney Rusya ve Ukrayna'daki kurgan mezarlıklarında silahlarla gömülmüş Skit ve Sarmat kadınları bulunmuştur. Aşağı Don ve Aşağı Volga bölgesindeki savaşçı mezarlarının yaklaşık yüzde yirmisinde, Sarmat askerî mezarlarının ise yüzde yirmi beşine kadarında kadınlar savaşçı kılığında gömülmüştür. 2019'da Voronej yakınında altın başlıklı, silahlı birkaç kuşak Skit kadın savaşçının mezarı bulunmuştur. Gürcistan'da Tiflis yakınındaki Zemo Avçala Mezarı, Demir Çağı'ndan kalma en eski Amazon kadın mezarlarından biri olarak anılır; Ermenistan'da ve Nahçıvan'da da silahlarla gömülmüş kadın mezarlarına dair haberler vardır.
Rus arkeolog Vera Kovalevskaya, Skit erkekleri sefer ve avdayken kadınların sürülerini ve otlaklarını savunmaya hazır olması gerektiğini ileri sürer. Bu bulgular, Amazon efsanesinin ardında atlı göçebe kadın savaşçıların bulunabileceğini düşündürür. Ancak mezarlar Thermodon kıyısında değil, bozkırdadır. Güney Karadeniz'de, yani Themiskyra'da şimdilik Amazonlarla ilişkilendirilebilecek bir kalıntı bulunmamıştır. Harun Oy'un 2025 tarihli makalesi, antik kaynakların betimlediği ovanın bugün de benzer özellikler taşıdığını, ama kalıntıların toprak altında kalmış olabileceğini belirtir; bu bir yorumdur, kanıt sayılmaz. Herodotos'un anlattığı Sauromat kadınlarının bozkırdaki yaşam tarzı ile bu mezar buluntuları arasındaki uyum ise dikkat çekicidir ve Amazon mitinin kaynağı konusundaki başlıca varsayımı besler.
Bir başka ilginç karşılaştırma Türk destan geleneğinden gelir. Ekici ve Kınacı, 15. yüzyılın ikinci yarısında yazıya geçirilen, ama 6. ile 11. yüzyıllar arasında oluştuğu kabul edilen Dede Korkut hikâyelerinde Trabzon Tekfuru'nun kızı Selcen Hatun, Burla Hatun ve Banu Çiçek gibi savaşçı kadın tiplerine rastlandığını, özellikle Uzun Burla Hatun'un çevresinde kırk kız savaşçının bulunduğunu ve bu benzerliğin dikkat çekici olduğunu belirtir. Yazarlar bu benzerliği bir akrabalık iddiası olarak değil, bölgede savaşçı kadın tasavvurunun uzun süre yaşadığını gösteren bir işaret olarak sunar.
Bugün Amazonlar ve Amasya
Terme'de her yıl Amazonlar adına bir festival düzenlenir; ilçede ayrıca bir Amazon heykeli bulunur. Amazon efsanesinin yerel sahibi bu bakımdan Samsun'un Terme ilçesidir. Amasya ise efsaneyi adıyla, ırmağıyla ve kentin tarihinde öne çıkan kadın figürleriyle sahiplenir. Ferhat ile Şirin'in dağı delen aşkından Mihri Hatun'un şiirlerine kadar Amasya kadınların ve sevdaların kente yön verdiği bir yer olarak hatırlanmak ister. Bu tarihsel bir iddiadan çok kentin kendi hafızasına bakışıdır ve efsanenin Amasya'da bu kadar kolay yer bulmasında payı vardır.
Kronoloji
MÖ 5. yüzyıl: Herodotos, Tarihler'de Amazonların yenilgisini Thermodon kıyısına yerleştirir ve Sauromatların kökenini Skit gençleriyle Amazonların birleşmesine bağlar.
MÖ 3. yüzyıl: Rhodoslu Apollonios, Argonautika'da Thermodon'un doksan dört kola ayrılan akışını ve Amazonların üç kolunu anlatır.
MÖ 71: Lucullus, Üçüncü Mithridates Savaşı sırasında Themiskyra'yı kuşatır.
MÖ 1. yüzyıl - MS 1. yüzyıl başı: Amaseialı Strabon, Coğrafya'yı yazar; Iris'i ve Themiskyra ovasını yerinde gözlemlenmiş bir tanık olarak anlatır.
MS 1. yüzyıl: Mela ve Plinius, Thermodon ovasını ve Amazon kalelerini geçmiş zamanla kaydeder.
MS 2. yüzyıl: Arrianos, Thermodon'u "Amazonların yaşadığı söylenen ırmak" diye anar; İskenderiyeli Dionysios iki ırmağı karıştırır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographika (Coğrafya), XI. kitap 5. bölüm ve XII. kitap 3. bölüm (H. L. Jones çevirisi, Perseus Digital Library).
- "Strabon'a Göre Antikçağda Amaseia ve Çevresi", Karadeniz Araştırmaları, XV/58, 2018.
Akademik çalışmalar
- Kansu Ekici ve Mesut Kınacı, "The Rivers of The Pontos Region in Ancient and Medieval Sources: The Halys, Iris and Thermodon", Tarih İncelemeleri Dergisi XXXIX-1 (2024), 145-162.
- Harun Oy, "Amazonlar, Themiskyra ve Thermodon", Journal of History School, 2025.
Kitaplar
- Herodotos, Tarihler, IV. kitap 110-117 (A. D. Godley çevirisi, Perseus Digital Library).
Diğer kaynaklar
- Tønnes Bekker-Nielsen ve Marit Jensen, "Two Pontic Rivers / İki Pontos Irmağı", Cedrus III (2015), 231-242.
- Vikipedi: "Amazons", "Amazonlar", "Amasya", "Thermodon" maddeleri (yardımcı kaynak). en.wikipedia.org
- "Terme, Temiskyra, Termedon ve Amazon", Ünye Kent Haber.
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus:text:1999.01.0198:book=12:chapter=3
- https://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus:text:1999.01.0198:book=11:chapter=5
- https://www.perseus.tufts.edu/hopper/text?doc=Perseus:text:1999.01.0126:book=4:chapter=110
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/929133
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3515180









