Eyyüplü Nûh Efendi'nin oğludur. Vüzerâdandır. 1160 muharremi gurresinde Amasya mutasarrıfı olup Îrân harbi ile meşgûl olduğundan a'yândan harem kethüdâsı Hacı Süleymân Ağa Amasya mütesellimi ve intihâbda Rahtuvân Paşazâde Hacı Ahmed Bey baş a'yân, Fazlıoğlu Hacı Hâfız Mustafâ Efendi hacıbaşı oldu.
Saferde mîrlivâ Hacı Osmân Bey'e Elbasan sancağı verildi. Îrân seferleri uzadığından bir i'ânât-ı harbiyye meclisi kurulup a'yân ve hâcıyândan üçer zât a'zâ, müftü Hacı Ömer Efendi re'îs, mütesellim Hacı Süleymân Ağa nâzır, Murtazâ Paşa kethüdâsı Mehmed Ağa da toplanan zahîre ve i'âneleri alıp paşaya götürmeğe me'mûr olmuşdu.
Nakid ve zahire gibi halkdan toplanan i'âneleri Fazlıoğlu Hacı Mustafâ ve Alî Efendiler müftü efendiden ahz ve tesellüm ederek kethüdâ [77] Mehmed Ağa'ya teslîm etmek üzere Samsun anbâr me'mûruna gönderildiği esnâda yarı yarıya i'ânelerden ihtilâs edildiği anbar emîninin gönderdiği musaddak defterden anlaşıldı.
Mütesellim Hacı Süleymân Ağa ile Paşa'nın ağası isticvâb edildi. Mütesellim re'îsden sorulmasını beyân ve ahz ve teslîme me'mûr, Fazlıoğulları da re'îsden noksân aldıklarını ve re'îs olan müftü de bilâ-noksân teslîm etdiğini meclis huzûrunda defter ibrâz ederek dermiyân etdi. Mütesellim, Fazlıoğulları'na mu'în olduğundan bîçâre müftü yalnız kaldı.
Meclis a'zâsı vilâyete ve bâb-ı âlîye takdîm etdikleri mahzar üzerine müftü Hacı Ömer Efendi cemâziyelevvelin on üçüncü günü azl ile Ziyâre'de ikâmete me'mûr olup Şeyh Mustafâ Efendi yine Amasya müftüsü oldu.
Günümüz Türkçesiyle
Eyüplü Nuh Efendi'nin oğludur. Vezirlerdendir. 1160 [1747] yılı muharrem ayının ilk günü Amasya mutasarrıfı oldu. İran savaşıyla meşgul olduğundan ayandan harem kethüdası Hacı Süleyman Ağa Amasya mütesellimi oldu; yapılan seçimde Rahtuvan Paşazade Hacı Ahmed Bey baş ayan, Fazlıoğlu Hacı Hafız Mustafa Efendi de hacıbaşı seçildi.
Safer ayında sancakbeyi Hacı Osman Bey'e Elbasan sancağı verildi. İran seferleri uzadığından bir savaş yardımı meclisi kuruldu. Ayandan ve hacılardan üçer kişi bu meclise üye, müftü Hacı Ömer Efendi başkan, mütesellim Hacı Süleyman Ağa da denetçi oldu. Murtaza Paşa'nın kethüdası Mehmed Ağa ise toplanan zahireyi ve yardımları alıp paşaya götürmekle görevlendirilmişti.
Halktan toplanan para ve zahire gibi yardımları Fazlıoğlu Hacı Mustafa ve Ali Efendiler müftü efendiden teslim alarak, kethüda Mehmed Ağa'ya teslim edilmek üzere Samsun ambar memuruna gönderdiler. Bu sırada ambar emininin gönderdiği onaylı defterden, yardımların yarı yarıya zimmete geçirildiği anlaşıldı.
Mütesellim Hacı Süleyman Ağa ile paşanın ağası sorguya çekildi. Mütesellim, bunun başkana sorulması gerektiğini söyledi. Malları teslim alıp teslim etmekle görevli olan Fazlıoğulları da başkandan eksik aldıklarını ileri sürdü. Başkan olan müftü ise meclisin huzurunda defterini göstererek her şeyi eksiksiz teslim ettiğini anlattı. Mütesellim Fazlıoğulları'na arka çıktığından zavallı müftü yalnız kaldı.
Meclis üyelerinin vilayete ve Babıâli'ye sundukları toplu şikâyet dilekçesi üzerine müftü Hacı Ömer Efendi cemaziyelevvel ayının on üçüncü günü azledilerek Ziyare'de oturmakla görevlendirildi; Şeyh Mustafa Efendi yeniden Amasya müftüsü oldu.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- vüzerâ: vezirler
- harem kethüdâsı: bir paşanın konağında iç işlerini yöneten kâhya
- intihâb: seçim
- hacıbaşı: Amasya'da hacılar arasından seçilen temsilci
- i'ânât-ı harbiyye: savaş için toplanan yardımlar
- hâcıyân: hacılar
- a'zâ: üyeler
- nâzır: gözetici, denetçi
- nakid: nakit para
- ahz ve tesellüm: alma ve teslim alma
- anbar emîni: devlet ambarının sorumlusu
- ihtilâs: zimmete geçirme, yolsuzluk
- musaddak: onaylı, tasdikli
- isticvâb: sorguya çekme
- dermiyân etmek: ileri sürmek, anlatmak
- mu'în: yardımcı, arka çıkan
- mahzar: birçok kişinin imzasıyla sunulan toplu dilekçe
- bâb-ı âlî: sadrazamlık makamı, Babıâli
Antlaşmadan Sonra Süren Seferberlik
Hüsameddin, Murtaza Paşa'nın 1160 muharreminde, yani Ocak 1747'de, "İran harbi ile meşgul" olduğu için sancağına gelemediğini ve "İran seferleri uzadığından" Amasya'da bir savaş yardımı meclisi kurulduğunu yazar. Oysa Nâdir Şah ile Osmanlı Devleti arasındaki son savaş, 17 Şaban 1159 (4 Eylül 1746) tarihli Kerden Antlaşması ile resmen sona ermişti. Nâdir Şah ise 20 Haziran 1747'de kendi kumandanları tarafından çadırında öldürüldü. Hüsameddin'in kaydı, antlaşmadan aylar sonra bile doğu sınırındaki ordunun dağıtılmadığını ve taşradan yardım toplanmaya devam edildiğini düşündürmektedir; bu bir çıkarımdır. Nâdir Şah'ın ölümünden sonra İstanbul'da yapılan bir danışma toplantısında sınır boylarındaki paşa ve subayların barışa bağlı kalmaları yolunda uyarılmalarına karar verilmesi de cephede hâlâ hatırı sayılır bir askerî varlık bulunduğunu gösterir. Murtaza Paşa hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Savaş Yardımları Nasıl Toplanırdı
Osmanlı Devleti XVII. yüzyılın sonlarından itibaren uzun savaşların yükünü karşılamak için "imdâdiyye" adıyla olağanüstü yardımlar toplamaya başlamıştı. Ahmet Tabakoğlu'nun açıkladığına göre ilk uygulamalarda "imdâd-ı seferiyye" adıyla anılan ve geçici bir nitelik taşıyan bu yardımlar, XVIII. yüzyıldan itibaren "imdâd-ı seferiyye" ve "imdâd-ı hazariyye" diye ikiye ayrılarak düzenli vergiler haline gelmiş ve beylerbeyi ile sancakbeyi gibi yüksek dereceli taşra yöneticilerinin gelirleri arasına girmişti. Amasya sancağının mutasarrıflara düşen bu gelirleri, 1772'ye ait bir kayıtta imdâd-ı hazariyye için üç bin kuruş, imdâd-ı seferiyye için on altı buçuk kese olarak görünür.
Hüsameddin'in anlattığı meclis, bu yükün şehir içinde nasıl paylaştırılıp toplandığını gösteren değerli bir örnektir. Mecliste ayanın ve hacıların temsilcileri yer almış, başkanlığa şehrin dinî ve hukukî otoritesi olan müftü getirilmiş, mütesellim ise denetçi olmuştur. Toplanan para ve zahire, mutasarrıfın kethüdasına ulaştırılmak üzere Karadeniz kıyısındaki Samsun'da bir ambara gönderilmiştir. Yolsuzluğun ortaya çıkması da bu zincirin en son halkasındaki ambar eminin tuttuğu onaylı defter sayesinde olmuştur.
Bir Soruşturmanın İlk Perdesi
Bu maddede anlatılan, uzun sürecek bir davanın yalnızca ilk aşamasıdır. Ambara eksik mal ulaştığı anlaşılınca suç, teslim zincirinin her halkasında bir başkasına atılmış; mütesellim başkanı, malları taşıyan Fazlıoğulları da yine başkanı işaret etmiştir. Hüsameddin'in "mütesellim Fazlıoğulları'na yardımcı olduğundan zavallı müftü yalnız kaldı" cümlesi, yazarın bu olayda müftünün haksızlığa uğradığı kanaatinde olduğunu açıkça gösterir. Fazlıoğulları, önceki maddelerde de mahkeme kâtipliği ve şehir kethüdalığı gibi görevleri ele geçirmiş nüfuzlu bir Amasya ailesi olarak karşımıza çıkar. Bir sonraki maddede ilk soruşturmada Fazlıoğulları'nın sorumluluğunun anlaşılmasına rağmen sonuçta tazminin müftüye yükletildiği, iki madde sonra ise eksik malın aslında Samsun'daki ambar memuru ile paşanın kethüdasının zimmetinde kaldığı ortaya çıkarak müftünün aklandığı anlatılacaktır.
Azledilen müftünün oturmak zorunda bırakıldığı Ziyare, kendi memleketidir. Amasya'nın kuzeydoğusunda, Akdağ'dan Yeşilırmak'a doğru inen bir dağın eteğinde kurulan bu yerleşim, XIX. yüzyıl ortalarında Akdağ nahiyesine bağlı 254 haneli büyük bir köydü ve bugün Ziyaret adıyla anılmaktadır. Hüsameddin buranın eski bir kale ve kasaba olduğunu, daha eski adının "Zemendu" ya da "Semendu" olduğunu kaydeder. Maddede adı geçen harem kethüdası Hacı Süleyman Ağa ile kethüda Mehmed Ağa hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
- Azmi Özcan, "Nâdir Şah", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2006, https://islamansiklopedisi.org.tr/nadir-sah--iran
- Abdülkadir Özcan, "Abdullah Paşa, Seyyid", TDV İslâm Ansiklopedisi, Ek-1, 2020, https://islamansiklopedisi.org.tr/abdullah-pasa-seyyid
- Ahmet Tabakoğlu, "İmdâdiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/imdadiyye
- Yücel Özkaya, "Canikli Ali Paşa", Belleten, c. 36, sayı 144, 1972, https://belleten.gov.tr/tam-metin/453/tur