Amasyalı Hızır Paşa’nın utekâsından olduğu vakfiyesinde mezkûrdur. Küçük yaşında Amasya’ya gelip Hızır Paşa’ya bir müddet hizmet etdi. Ba’dehû Sultân Bâyezîd-i Sânîye takdîm edilip sarây-ı hümâyûnunda hüsn-i terbiyye gördü.
886’da Sultân-ı müşârün-ileyhin cülûsunda ümerâdan olup 890’da Kayseriyye beyi olduğu hâlde 891’de Mısır harbine gitdi. 893’de esîr olup Mısır’a gönderildi. Ba’de’l-müsâlaha ıtlâk edilip avdetinde Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed’in ma’iyyet ümerâsından oldu.
907’de Sultân Bâyezîd evkâfı mütevellîsi olup 909’da Sultân Ahmed’in vezîr ü lalası Kâsım Paşa’nın Trabzon’a firârında müşârün-ileyhe vezîr ve müsteşâr-ı saltanat oldu. 917’de Serdâr Atîk Paşa’nın ma’iyyetinde Şâhkûlu muhârebesine [427] gitdi.
Fakat Şâhkûlu derneklerine karşı Ali Paşa mecrûh ve ordu mağlûb olup bakiyyetü’s-selef ile avdet ederek makâm-ı vezâretini muhâfaza etdiyse de 918 senesi şevvâlinde Şehzâde Sultân Ahmed ve birâderi Sultân Selîm muhârebesinde efendisi tutulup ihnâk edildikte habs u tevkîf edildi.
920’de Çaldıran harbinden muzafferen Amasya’ya gelen Sultân Selîm Hân’a dehâlet eylediğinden afv u ıtlâk edilip Osmâncık civârında kâ’in Hacı Hamza Derbendi muhâfızı olarak Hacı Hamza Kalesi derûnunda ikâmete me’mûr oldu.
925 senesi saferinde Amasya muhâfızı ve sancâğı mutasarrıfı olarak gelip sancâğın garb taraflarında dolaşan Celâlîlere karşı Amasya’yı müdâfa’a ederken 927’de Mecidözü civârında eşkiyâ pususuna düşüb şehîden vefât etdi.
Âkil, müdebbir, gâyet mümtezic, mu’tedil idi. Amasya’da Çukurbâğçe’de mescidi ve Selağzında hamâmı vardır. Çukurbâğçe ile Sedbaşı evkâfı cümlesindendir. 917’de Amasya’ya âid vakfiyesini tanzîm etdirdi. Mu’ahhâran Hacı Hamza [428] kasabasında câmi, mekteb ve imâret binâ ederek orada kâ’in emlâkini de vakf edib tevliyetlerini birleşdirdi.
Mahdûmları Mustafa, İskender Beyler ve birâderi de ümerâdan Ali Bey’dir. Tevliyeti ekber evlâdına ve inkırâzlarında birâderi evlâdına meşrûttur. Mustafa Bey, mu’ahharan Erzurum Beylerbeyi oldu. İskender Beyzâde Ahmed Paşa da meşhûrdur. Bunlara “Yularkısdıoğulları” dendi.
Yularkısdı bir lakabtır. Kinâyeten iki ma’nâyı ifâde ider. Birincisi meydân-ı muhârebede umûmî hücûmlardan geri duran, atın yularını kısıp geriye kalan korkak, cebîn ma’nâsınadır. İkincisi sahâvetten geri duran, mümsik, bahîl ma’nâsınadır.