Amasya Mevlevihanesi'nin çilehanesinde yetişip bir süre aynı tekkenin postunda oturan Kelîmî Ahmed Efendi, XVII. yüzyılın ilk yarısında yolunu Bursa'ya çevirmiş, orada bir Zeyniyye tekkesinin şeyhi olmuş ve 1057 (1647-48) yılında Bursa'da ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar Amasya Tarihi'nde onu Amasyalı sayar ve "şâir, edîb" diye niteler. Bursa'daki tekke kayıtlarına dayanan TDV İslâm Ansiklopedisi ise aynı kişiyi "Ankaralı Ahmed Kilimî" adıyla anar, yani doğum yeri konusunda iki kaynak ayrılır. Hüsameddin onun hayatının kalanını ve eserlerini "kef" harfinde ayrıca yazacağını bildirmiştir; kitabın bugün elimizdeki ciltleri "ayın" harfinde bittiği için o madde okunamamaktadır. Ondan bugüne bir beyit bile kalmamıştır; Hüsameddin'in yazdıkları Ahmed Efendi-eş-Şeyh Kelimî sayfasında sözlükçesiyle birlikte okunabilir.

Hüsameddin'in Kaydı

Madde, altıncı ciltte "Ahmed" adını taşıyan Amasyalıların arasında yer alır:

Ahmed Efendi-eş-Şeyh Kelimî Amasyalıdır. Mûsâ Çelebizâde İbrâhim Efendi'nin mahdûmudur. Amasya'da tahsîl-i ilim ve ma'rifet edib ibtida Amasya Mevlevihanesi Şeyhi Garibî Mehmed Dede Efendi'nin Çilehanesinde tekmil-i süluk etdi. Bu esnâda edebiyât-ı Arabiyye ve Farisiyye'yi ondan öğrendi. Ba'dehû İstanbul'a ve buradan Bursa'ya gidip Saburi Tekkesi Şeyhi Amasyalı Abdülğani Efendi'ye intisab ederek tarikat-ı Zeyniyyeden hilafetnâme aldı. Ba'dehû Amasya'ya avdetle Garibî Dede'nin irtihaline bina'en Amasya Mevlevi-hânesi şeyhi oldu. Ancak Amasya'da hâdis olan Hüftadî vak'asında takibata düçar olduğundan dolayı 1037'de tegayyüb etdi. 1039'da Bursa'da olduğu anlaşıldı. 1041'de Bursa'da kâin Ali Paşa Tekkesi Şeyhi olduğundan 1044 senesi rebiülevvelinde vekâletle idare etdiği Amasya Mevlevihanesi meşihâtı uhdesinden ref' edilip vekili olan Sâlih Dede Efendi'ye verildi. Yıllarca Ali Paşa Tekkesi'nde meşîhat edib 1057'de vefât etdi. Tekke derûnunda medfûndur. Âlim, edebiyat-ı Arabiyye ve Farisiyye'de mâhir, müteşerri', şâir, edîb bir şeyh olup "Kelimî Ahmed Efendi" demekle meşhûr olup bakıyye-yi ahvâl ve âsârı aşağıda "kef" harfinde gelir.

Bugünkü dille: Amasyalıdır, Mûsâ Çelebizâde İbrâhim Efendi'nin oğludur. Amasya'da okuduktan sonra tarikat eğitimini Amasya Mevlevihanesi şeyhi Garibî Mehmed Dede Efendi'nin çilehanesinde tamamladı ve bu sırada Arap ve Fars edebiyatını da ondan öğrendi. Sonra İstanbul'a, oradan Bursa'ya giderek Sabûrî Tekkesi şeyhi Amasyalı Abdülğani Efendi'ye bağlandı ve Zeyniyye tarikatından hilafetname, yani irşat izni aldı. Amasya'ya dönünce Garibî Dede'nin ölümü üzerine Amasya Mevlevihanesi'nin şeyhi oldu. Ancak Amasya'da çıkan Hüftâdî olayında kovuşturmaya uğradığı için 1037'de ortadan kayboldu; 1039'da Bursa'da olduğu anlaşıldı. 1041'de Bursa'daki Ali Paşa Tekkesi'nin şeyhi olunca, 1044 yılı Rebiülevvel ayında vekil eliyle yürüttüğü Amasya Mevlevihanesi şeyhliği üzerinden alınıp vekili Sâlih Dede Efendi'ye verildi. Yıllarca Ali Paşa Tekkesi'nde şeyhlik etti, 1057'de öldü ve tekkenin içine gömüldü. Âlim, Arap ve Fars edebiyatında usta, şeriata titizlikle bağlı, şair ve edip bir şeyhti; "Kelîmî Ahmed Efendi" diye tanınırdı. Hayatının geri kalanı ve eserleri aşağıda "kef" harfinde gelecektir.

Hayatı

Ne zaman doğduğu kayıtlı değildir. Hocası Garibî Mehmed Dede, Hüsameddin'in başka bir maddesine göre zâkirbaşı iken, 1011 (1602-03) yılındaki eşkıya baskınında ölen Ünsî Ahmed Dede'nin yerine Mevlevihane şeyhi olmuştu. Kelîmî'nin çilesini bu yıllardan sonra, Garibî Dede'nin şeyhliği sırasında doldurduğu anlaşılır. Mevlevî çilehanesinde yetişmiş birinin Bursa'da bir Zeyniyye şeyhine neden bağlandığını Hüsameddin söylemez.

Bursa'daki hocası konusunda iki kaynak birbirini tamamlar. Hüsameddin, Abdülğani Efendi'yi Amasyalı ve Sabûrî Tekkesi şeyhi olarak tanıtır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Zeyniyye" maddesinde Reşat Öngören, Abdülganî Efendi'nin Bilecik'teki Zeyniyye tekkesinde Resul Efendi'nin yanında yetiştiğini, sonra Bursa'da Ali Paşa Tekkesi adıyla da bilinen Kâsım Subaşı Zâviyesi'nde posta oturduğunu yazar. Aynı maddeye göre Ahmed Kilimî, Abdülganî Efendi'nin hem damadı hem halifesidir ve 1057'de ölünce zâviyenin son Zeyniyye şeyhi olmuştur; tekke ondan sonra başka tarikatların eline geçmiştir. Kelîmî'nin Ali Paşa Tekkesi'ndeki şeyhliği böylece kayınpederinin makamına geçmesi olarak görünür. Hüsameddin bu evlilikten söz etmez.

Amasya'daki şeyhliğinin nasıl bittiğini Hüsameddin iki yerde iki ayrı gerekçeyle anlatır. Maddede şeyhliğin, Kelîmî Bursa'da başka bir tekkenin şeyhi olduğu için 1044 Rebiülevvelinde (Ağustos-Eylül 1634) elinden alındığı söylenir. Kitabın olaylar kısmında, Köprülü Mehmed Bey'in sancak beyliği sırasındaki kayıtlarda ise aynı ay için "mevlevîhâne şeyhi Ahmed Dede'nin tegayyüb etmesine binâen", yani ortadan kaybolduğu için Mevlevî ileri gelenlerinden Derviş Sâlih Dede'nin şeyh yapıldığı yazılıdır. Ay ve halef aynıdır; gerekçelerden biri resmî kararın, öteki halkın gördüğü durumun ifadesi olabilir.

Hüftâdî Olayı

Kelîmî'nin Amasya'dan kaçmasına yol açan olay, Amasya Tarihi'nin dördüncü cildinde ayrıntılı biçimde anlatılır. Gürcü asıllı Hüftâdî Ahmed Bey 1038 Rebiülahirinde (Kasım-Aralık 1628) Amasya sancak beyi olarak gelmiş, yanındaki Gürcülerin vergi toplarken yaptıkları zorbalıklar ve sokaklardan genç kaçırmaları halkı bezdirmişti. 13 Ramazan 1038'de (Mayıs 1629) bir gencin kaçırılması üzerine halk beyin konağını kuşattı; Hüftâdî Bey, amcası Keyhüsrev Bey ve pek çok Gürcü öldürüldü, konak yağmalandı. Ardından şehrin ileri gelenleri İstanbul'a götürülüp Yedikule'ye kapatıldı ve ancak birkaç ay sonra, Sadrazam Hüsrev Paşa'nın araya girmesiyle bağışlandı.

Kelîmî'nin bu olayda neyle suçlandığı bilinmez; Hüsameddin yalnız "takibata düçar" olduğunu söyler. Tarihlerde de bir uyumsuzluk vardır. Madde onun 1037'de kaybolduğunu yazar, oysa Hüftâdî Bey Amasya'ya ancak 1038'de gelmiş ve olay o yılın Ramazanında çıkmıştır. Ya kaybolma yılı ya da olayla ilişki yanlış kaydedilmiştir; eldeki metinlerle hangisi olduğu çözülemez. 1039'da Bursa'da görülmesi, olaydan sonraki aylarda Amasya'dan uzaklaştığını düşündürür.

Şiiri

Hüsameddin onu "şâir, edîb" sayar ve eserlerini "kef" harfine bırakır, ama altıncı ciltteki maddede tek beyit yoktur. "Kelîmî" adının bir mahlas mı, yoksa çevresinin taktığı bir lakap mı olduğu da belirtilmez; Hüsameddin yalnız bu adla "meşhûr" olduğunu yazar. Öngören'in dayandığı Bursa kaynakları, İsmâil Belîğ'in Güldeste-i Riyâz-ı İrfân'ı (s. 183-184) ve Mehmed Şemseddin'in eseri (s. 464-465), bu çalışmada görülemedi; bunlarda bir manzume bulunup bulunmadığı bilinmiyor. Şimdilik Kelîmî'ye ait tek bir manzume elde yoktur.

Kaynakların Durumu

Kişiyi tanıtan iki kaynak üç noktada ayrılır. Doğum yeri Hüsameddin'de Amasya, TDV'de Ankara'dır. Ad Hüsameddin'de "Kelimî", TDV'de "Kilimî" diye yazılmıştır. Abdülğani Efendi'nin tekkesi Hüsameddin'de Sabûrî Tekkesi, TDV'de Kâsım Subaşı Zâviyesi'dir. Hüsameddin ayrıca kaybolma yılı ile Hüftâdî olayının yılını birbirine uymayan biçimde verir. Buna karşılık ölüm yılı (1057), şehir (Bursa), son tekke (Ali Paşa Tekkesi), hoca (Abdülganî Efendi) ve tarikat (Zeyniyye) iki kaynakta aynıdır. Bu ortaklık, aynı kişiden söz edildiğini kabul etmeye yeter; doğum yerindeki ayrılık ise Hüsameddin'in kaybolan "kef" maddesi görülmeden çözülemez.

Kronoloji

1037 (1627-28): Hüsameddin'e göre Hüftâdî olayı yüzünden kovuşturmaya uğrayıp Amasya'dan kaybolur; olayın kendisi 1038'dedir.

1038 (1629): 13 Ramazan'da Amasya'da Hüftâdî olayı çıkar.

1039 (1629-30): Bursa'da olduğu anlaşılır.

1041 (1631-32): Bursa'daki Ali Paşa Tekkesi'nin şeyhi olur.

1044 (1634): Rebiülevvelde Amasya Mevlevihanesi şeyhliği Sâlih Dede'ye verilir.

1057 (1647-48): Bursa'da ölür, Ali Paşa Tekkesi'ne gömülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar