Bahar aylarında Hızır Paşa Mahallesi'ndeki evinin bahçesi sümbüllerle dolar, dostları orada toplanırdı; Amasya, şiirlerinde "Tâlibî" mahlasını kullanan bu XVII. yüzyıl imamını "Hâfız Bahâr" adıyla tanıyordu. Ebû Tâlib Efendi, Hızır Paşa Medresesi'nde muîdlik, Ok Meydanı'ndaki iki türbede türbedarlık ve cüzhanlık yaptıktan sonra Hızır Paşa Camii'nin imamı olmuş, camide medrese öğrencilerine Mesnevî, Gülistân ve Bostân okutmuş, 1099 (1687-88) dolaylarında ölmüştür. Hakkındaki bilgilerin bir kısmı, Amasya şairlerini toplayan ve bugün kayıp olan Abdî Efendi tezkiresinden gelir; Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar o tezkirenin onu nasıl anlattığını aktarır, ama tek beytini vermez. Hüsameddin'in metni bugünkü Türkçesiyle, Hızır Paşa külliyesine dair notlarla birlikte Ebû Tâlib Efendi-Hâfız Bahâr sayfasındadır.

Amasya Tarihi'ndeki Madde

Amasya ulemâsından ve hâssaten müfessir-i meşhûr Amasya müftüsü Hızır Efendi'den tahsîl-i ilm edib Hızır Paşa Medresesi mu'îdi, Ok Meydânı'nda kâin Atik Ali Paşa ve Şerefeddîn Hamza Türbesi türbedâr ve cüz-hânı, ba'dehû Hızır Paşa Câmii imâmı olarak iştihâr etdi.
Câm'i-i mezkûrda Hızır Paşa Medresesi talebesine Mesnevî, Gülistân, Bostân gibi âsâr-ı sûfiyye ve edebiyye okutur; halka tefsîr ve hadîsden naklederek va'z u nasîhat eder; bahar mevsiminde Hızır Paşa Mahallesi'ndeki menzil ve bahçesi sünbülistân ve mahfel-i yârân olurdu. 1099 senesi hudûdunda vefât etdi.
Müderris Abdî Efendi Tezkire-i Şu'arâ-yı Amasya'sında bunu zikredib edebiyât-ı Arabî ve Fârisiyyede mâhir, latîf, şâir, beşûş, meclis-ârâ, her dem bahâr bir zât idi; şiirinde "Tâlibî" tahallüs ederdi. "Hâfız Bahâr" demekle iştihâr etmişdi, diyor. Mahdûmu Ali Efendi'ye "Bahâroğlu" dendi.

Bugünkü söyleyişle: Amasya âlimlerinden, özellikle ünlü müfessir ve Amasya müftüsü Hızır Efendi'den ilim tahsil ederek Hızır Paşa Medresesi muîdi, Ok Meydanı'nda bulunan Atik Ali Paşa ve Şerefeddin Hamza türbelerinin türbedarı ve cüzhanı, sonra Hızır Paşa Camii imamı olarak tanındı. Bu camide Hızır Paşa Medresesi öğrencilerine Mesnevî, Gülistân, Bostân gibi tasavvufi ve edebî eserler okutur, halka tefsirden ve hadisten nakillerle vaaz ve nasihat ederdi. Bahar mevsiminde Hızır Paşa Mahallesi'ndeki evi ve bahçesi bir sümbül bahçesine, dostların toplandığı bir meclise dönerdi. 1099 dolaylarında öldü. Müderris Abdî Efendi, Amasya şairleri tezkiresinde ondan söz ederek şöyle der: Arap ve Fars edebiyatında usta, zarif, şair, güler yüzlü, meclislere neşe veren, her daim bahar gibi bir zattı; şiirlerinde "Tâlibî" mahlasını kullanırdı. "Hâfız Bahâr" adıyla tanınmıştı. Oğlu Ali Efendi'ye "Bahâroğlu" denildi.

Hayatı

Hocası olarak anılan "müfessir-i meşhûr Amasya müftüsü Hızır Efendi" için en uygun aday, Hüsameddin'in dokuzuncu ciltte uzun bir maddeyle anlattığı Müfessir el-Hâc Hızır Efendi'dir: 1006'da Amasya'nın Hacı İlyas Mahallesi'nde doğmuş, 1058'de Amasya müftüsü olmuş, Köprülü Mehmed Paşa ile ters düşüp azledilmiş, sonra yeniden müftülüğe dönmüş ve birkaç yüz öğrenciye ders vermiş bir âlim. Hüsameddin iki maddeyi birbirine bağlamaz; eşleştirme, unvanların ve tarihlerin uyuşmasına dayanır. Ebû Tâlib'in doğum tarihi ve babasının adı ise kaynakta yer almaz.

Ebû Tâlib'in bütün görevleri, Yörgüç Paşa'nın kardeşi Hayreddin Hızır Paşa'nın kurduğu cami ve medrese çevresinde toplanır. Önce medresede dersleri öğrencilerle tekrarlayan muîd olmuş, sonra Ok Meydanı'ndaki Atik Ali Paşa ve Şerefeddin Hamza türbelerinde hem türbe bekçiliği hem de vakıf şartı gereği her gün Kur'an cüzü okuma görevi almış, en sonunda caminin imamı olmuştur. İmamlığı sırasında yaptığı iş, Hüsameddin'in cümlesinde ayrıntısıyla durur: medrese talebesine Mevlânâ'nın Mesnevî'sini, Sa'dî'nin Gülistân ve Bostân'ını camide okutmuş, halka da vaaz vermiştir. Bir imamın bu üç kitabı ders olarak okutması, onun Farsça ve tasavvufi edebiyatla ne kadar içli dışlı olduğunu gösterir; Abdî Efendi'nin "edebiyât-ı Arabî ve Fârisiyyede mâhir" demesi de aynı yöne gider.

"Hâfız Bahâr" Lakabı

Lakap iki parçalıdır. "Hâfız", Kur'an'ı ezbere bilen anlamında bir unvandır ve cüzhanlık görevine de uyar. "Bahâr" ise kişiliğine bağlanır. Abdî Efendi onu "her dem bahâr", yani her zaman bahar gibi diye anlatır; Hüsameddin de bahar aylarında Hızır Paşa Mahallesi'ndeki evinin bahçesinin bir sümbül bahçesine dönüştüğünü ve dostların burada toplandığını yazar. Lakabın bu bahçeden mi, güler yüzlü mizacından mı doğduğunu kaynak açıkça söylemez; iki açıklama da aynı cümlelerin içinde yan yana durur. Ad oğluna da geçmiş, Ali Efendi "Bahâroğlu" diye anılmıştır.

Şiiri

Abdî Efendi'nin tezkiresi, Hüsameddin'e göre 1000-1081 (1591-1671) yılları arasında Amasya'da yetişen şairlerin şiirlerini ve kısa hayat hikâyelerini içeriyordu; Tâlibî'nin şiirleri de muhtemelen oradaydı. Hüsameddin bu eseri Amasya'da "pek nâkıs", yani çok eksik bir nüsha hâlinde bulmuş ve Tâlibî'nin maddesine şiirinden bir örnek almamıştır. Bugün Tâlibî'nin tek bir beytine ulaşılamamaktadır. Tezkire ve Hüsameddin'in ondan yaptığı aktarmalar Abdî Efendi: Amasya Şairlerinin Kayıp Tezkiresi ve Şiirleri yazısında anlatılır; Tâlibî'ye ait bir beyit orada da çıkmaz.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar