Amasya'ya Tokat yönünden girenler, Yeşilırmak vadisi daralıp yol sarp bir kayanın dibine yaklaştığında, kayanın yüzüne oyulmuş uzun bir yarığı görürler. Yerli halk bu kayaya Ferhat Kayası, ardındaki sırta Ferhat Dağı, kayanın önündeki boğaza Ferhatarası, yarığın kendisine de Ferhat Su Kanalı der. Kanalın hemen yanında bir müze, tepede ise biri külüngünü havaya kaldırmış, öbürü kendini boşluğa bırakmak üzere olan iki tunç figür durur. Bütün bu adlar ve anıtlar aynı hikâyeye çıkar: Şirin'e kavuşabilmek için dağı delen nakkaş Ferhat'ın, kavuşmanın eşiğinde bir yalanla can verişinin ve sevgilisinin onun ardından gidişinin hikâyesine. Bilimsel araştırmalar kanalın Ferhat'tan çok önce, antik Amaseia'nın su ihtiyacı için açıldığını gösterir, ama bu bilgi hikâyenin şehirdeki yerini sarsmamıştır. Kaya ile hikâye yüzyıllardır yan yana durur; biri öbürüne ad vermiş, öbürü de birincisine bir mekân kazandırmıştır.
Ferhat ile Şirin hikâyesi İran'da, Azerbaycan'da, Orta Asya'da ve Anadolu'nun hemen her yöresinde anlatılmış; mesnevilere, halk kitaplarına, âşık repertuvarlarına, Karagöz perdesine, opera ve bale sahnelerine, sinemaya girmiştir. Amasya bu geniş anlatının yalnızca bir kolunda sahnedir, ama o kol şehre öyle kök salmıştır ki bugün kentte bir kanal, bir kaya, bir dağ, bir mevki, bir müze ve bir anıt Ferhat'ın adını taşır. Kaya yüzyıllardır aynı yerde durur, hikâye ise her anlatıcının ağzında biraz daha uzar.
Amasya'da Anlatılan Hikâye
Amasya'ya bağlanan Ferhat ile Şirin hikâyesinin tek bir metni yoktur. Elimizdeki yazılı biçimlerin başlıcaları üç tanedir. Birincisi Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Kültür Atlası'nda yer alan kısa derlemedir: burada Şirin, Amasya Sultanı Mehmene Banu'nun kız kardeşidir ve hikâye köşk, şart, yalan haber ve iki ölümle sınırlıdır. İkincisi, A. Demiray'ın 1954'te yayımlanan Resimli Amasya kitabındaki uzun anlatıdır; bu metin Keziban ve Metin Orbay'ın 2021 tarihli çalışmasında özetlenmiştir ve olayları Horasan'da başlatıp Amasya'nın on beş kilometre güneyindeki Şahinkaya'da bitirir. Üçüncüsü, yüzyıllardır taş baskı ve halk kitabı olarak okunan "Hikâye-i Ferhad ile Şirin"dir; Kültür Bakanlığı'na bağlı HAGEM kütüphanesinde 398.222 FER numarasıyla kayıtlı, Hüseyin Hüsnî'nin istinsah ettiği bir nüshası, Metin Özarslan'ın Ferhat ile Şirin Mukayeseli Bir Araştırma adlı kitabında yayımlanmış, Mehmet Emin Bars da 2014'te bu metnin olay örgüsünü yirmi madde hâlinde çıkarmıştır. Bunlara, Hüseyin Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'nde "halkın dilini meşgul eden tuhaf rivayet" diyerek kaydettiği Ferhat Kayası inanışı eklenmelidir. Bu metinler ortak bir olay örgüsü kurar, ama her biri onu kendi ayrıntılarıyla doldurur ve kimi yerde ötekilerden ayrılır.
Köşk ve Nakkaş
Halk kitabı hikâyeye bir şehir tasviriyle başlar. Horasan diyarında, "hevâsı hûb yerde vâki' olub etrâfı bağ bahçe gül gülistân ve her bağçede bir ırmak akardı" denen büyük bir şehir vardır; halkı eğlenceye düşkün, kadınları ve erkekleri güzeldir, hükümdarı da bir hatundur. Bu hükümdar Mehmene Banu'dur. Onun on üç on dört yaşlarında, güzelliği şehirde dillere düşmüş Şirin adında bir yeğeni vardır; metin onu divan şiirinin güzeli gibi anlatır: kaşları keman, başında devlet külahı. Mehmene Banu Şirin için yıldızların hükmüne göre renk değiştiren yedi renkli bir köşk yaptırır ve köşkün nakışlarını şehrin en usta nakkaşı Behzat ile oğlu Ferhat'a verir. Ferhat da on beş yaşındadır; halk kitabı onu kaşı kirpiği siyah, teni ak, gözleri mahmur, ay parçası bir delikanlı olarak tarif eder ve hünerde babasını geçtiğini söyler. Kültür Atlası'ndaki kısa anlatım ise Ferhat'ı köşkler ve saraylar süsleyen, yaptığı işlere bakanı hayrete düşüren yiğit bir nakkaş olarak tanıtır ve ekler: Ferhat'ın fırçasından dökülen güzellikler hep Şirin içinmiş, böyle derler.
İki gencin karşılaşması da anlatıcıya göre değişir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Nurettin Albayrak'ın özetlediği halk hikâyesinde Şirin köşkü gezmeye gelir, Ferhat'ı görünce ona âşık olur, Ferhat da ona gönül verir ve aralarında uzun sürecek bir gönül macerası başlar. Halk kitabında sahne daha inceliklidir: köşkü Mehmene Banu ile gezmeye gelen Şirin kendini bahçeye gizler, sevgisini bildirmek için Ferhat'a altın bir turunç ile altın bir limon atar; Ferhat o gece gözüne uyku girmez, sabah babasından üç saat önce işe başlar. Demiray'ın anlatımında Şirin ile Ferhat köşkte ilk kez karşılaşır ve yürekleri ilahî aşkın sönmez ateşiyle tutuşur. Kültür Atlası metninde ise iki genç bir bakışta birbirine sevdalanır ve gizliden gizliye buluşmaya başlar. Köşkün duvarlarındaki nakışlar o günden sonra iki kişinin bildiği bir dil konuşmaya başlamıştı.
Olmayacak Şart
Uzun anlatımlarda Ferhat dağla iki kez sınanır ve ilk sınav henüz bir evlilik şartı değildir. TDV'deki halk hikâyesinde köşk bitince Şirin, köşkünün önünden bir derenin akmasını istediğini söyler; Mehmene Banu tellallar bağırtarak bu işi başaranın her muradını vereceğini duyurur. Halk kitabında suyu cariyeler bulur, Demiray'da ise Mehmene Banu ile Şirin bir bahar günü kırda gezerken bir koru eteğinde tatlı tatlı çağlayan berrak bir suya rastlarlar ve Şirin bu suyun kendi köşkünden de akmasını ister. Ferhat işe talip olur. TDV'deki biçimde yakındaki Bîsütun dağını delip dağın ötesindeki pınarı kırk günde getireceğini söyler ve işi otuz dokuz günde bitirir; halk kitabında bir rivayete göre kırk günde, bir rivayete göre bir yılda dağı delip suyu akıtır. Karşılığında saray ağalığını ister, kendisine kapı ağalığı verilir, Mehmene Banu aşçıbaşına onun için günde üç sofra kurdurur. Demiray'daki biçimde Ferhat bu ilk işi bin beş yüz kiloluk bir külüngle kısa zamanda bitirir ve kendi isteğiyle saraya alınır.
Kültür Atlası'ndaki kısa Amasya biçiminde ise yalnızca tek bir dağ ve tek bir şart vardır, bu şart da doğrudan Şirin'in eline bağlıdır. Ferhat, Şirin'i istetmek için dünürcü gönderir. Sultan kız kardeşini vermek istemez ve işi zora sokmak için olmayacak bir iş ister: "Su sıkıntısı çekilen şehrimize suyu getir, Şirin'i vereyim." En yakın su Elma Dağı denen uzak mı uzak bir yerdedir. Uğur Biryol'un 2014'te bir gezi yazısında aktardığı benzer anlatımda suyun bulunduğu yer Şahinkayası olarak geçer. Şartı koyanların amacı Ferhat'ı oyalamak, onu dağın içinde unutup Şirin'den uzak tutmaktır, çünkü kimse bir insanın dağı delebileceğine inanmaz. Ferhat külüngü eline alır ve anlatının deyişiyle kayaların böğrüne vurmaya başlar. Şart konmuştu, şartın içinde ise baştan bir hile saklıydı.
Zindan, Mağara ve Hürmüz Şah
Kısa Amasya biçiminde doğrudan dağa geçen hikâye, uzun anlatımlarda araya bir sürgün ve bir savaş alır. Halk kitabında Mehmene Banu, mümkün olsa Ferhat'ı kendisine nikâhlatmak istediğini Şirin'e söyler; Mehmet Emin Bars'ın yorumuna göre metin bunu açıkça söylemese de Mehmene Banu'nun Ferhat'ı Şirin'den uzak tutmasının ardında kendi gönlü vardır. Cariyelerden biri iki gencin gizlice buluştuğunu haber verince Mehmene Banu olayın duyulmaması için cariyeyi öldürtür, Ferhat'ı da zindana attırır. TDV'deki özet bu zindanı Demir Kale, Kal'a-i Âhenîn olarak adlandırır. Ferhat zindanda durmadan feryat eder, sesi halkı rahatsız eder; Şirin için yazdığı şiirler cariye Servinaz eliyle sevgilisine ulaşır. Demiray'ın anlatımında ise zindanın önünden geçenler Ferhat'ın sazını ve içli türkülerini dinleyip gözyaşı döker.
Ferhat'ı kurtaran bir rüyadır. Mehmene Banu düşünde nur yüzlü bir pîr görür; Demiray'ın aktardığı sözlerle pîr ona ya Ferhat'ı ertesi gün zindandan çıkarmasını ya da helak olacağını söyler. Korkan hükümdar Ferhat'a bin altın verip onu salıverir. Ferhat altınları yoksullara dağıtır, dağlara düşer, kendine bir mağara yapar. TDV'deki özete göre canavarlarla arkadaşlık eder, yılanlar ve kaplanlar onun karşısında divan durur; mağaranın duvarlarına Şirin'in resimlerini yaparak teselli bulmaya çalışır. Babası Behzat gelip eve dönmesini ister, Ferhat dönmez. Halk kitabı onun "âh" çektiğinde ağzından ateş çıktığını da söyler.
Bir gün Amasya hükümdarı Hürmüz Şah avda bir ses duyar. Demiray'ın anlatımında vezirler ormana dalar ve bir ağacın altında, etrafını yabani hayvanlar sarmış, perişan kılıklı bir adamın saz çaldığını görürler. Ferhat şahın huzurunda derdini sazıyla ve türküleriyle anlatır, yufka yürekli Hürmüz Şah'ın gözleri dolar. Şah Mehmene Banu'ya bir mektup yazar: Şirin çeyiziyle gönderilsin ve Ferhat'la evlendirilsin, yoksa kız zorla alınacaktır. Mehmene Banu mektubu yırtar ve iki hükümdar arasında kanlı bir savaş başlar. Halk kitabında bu savaş başlı başına bir destan gibidir: Kehrâb ile Behrâm, Tâhir ile Filsüvar gibi pehlivanlar teke tek dövüşür, Ferhat rüyasında bir pîrden savaş tekniklerini öğrenir, Mehmene Banu yenilmemek için Azraka ve Tantana adlı iki cadıyı getirir, ama yine de bozguna uğrar. Demiray'da Mehmene Banu'nun en değerli pehlivanları Ferhat'ın külüngüyle yere serilir, Şirin esir alınıp şahın sarayına getirilir. Savaş bitmiş, kavuşmaya yalnızca bir düğün kalmıştı.
Şehzade Hüsrev ve İkinci Dağ
Hikâye tam bu noktada yön değiştirir. Hürmüz Şah'ın oğlu Şehzade Hüsrev Şirin'i görür ve ona âşık olur; Demiray'ın anlatımında düğün hazırlıkları başlamak üzereyken şehzade Şirin'in sevdasından hastalanır. Klasik mesnevide İran şahı olan Hüsrev, halk hikâyesinde Amasya hükümdarının oğluna dönüşmüştür; Albayrak bu değişikliği, hikâyenin Anadolu'ya uyarlanırken geçirdiği dönüşümler arasında anar. Babasının bütün ısrarlarına rağmen şehzade sevdasından vazgeçmez. Hürmüz Şah, Ferhat'a verdiği sözle oğlunun derdi arasında kalır. TDV'deki biçimde çareyi dadıdan ister; halk kitabında veziri Bahtigân üç gün mühlet ister ve sonunda Ferhat'tan delinmesi imkânsız bir dağı delmesini istemeyi önerir; Demiray'da çareyi Hüsrev'in dadısı bulur. Şart her yerde aynıdır: Ferhat karşıdaki dağı delip ötesindeki suyu şehre getirirse düğün hemen başlayacaktır.
Demiray'ın anlatımı bu dağa bir ad ve bir mesafe verir: Amasya'nın on beş kilometre güneyindeki Şahinkaya. Ferhat bu kez kayalara üç bin kiloluk bir külüngle saldırır ve suyu otuz dokuz günde açtığı kanalla şehre getirir. Halk kitabında Ferhat için yüz ve iki yüz batmanlık külünkler yaptırılır, ikinci dağ için üç yüz batmanlık bir külünk ister; Bars bir batmanın yaklaşık 7,7 kilogram olduğunu hatırlatarak bu ağırlıkların anlatının kendi mantığına ait olduğunu belirtir. Şirin zaman zaman dağa gelip Ferhat'ı izler, cariyesi Gülbeyaz iki sevgili arasında haber taşır. Bir ayrılık anında Ferhat Şirin'e halk kitabının diliyle "efendim üç güne dek bu dağı delerim muradımıza ereriz" der. Dağın başında çalışan Ferhat'ı gören Hürmüz Şah ona acır ve oğlu sevdasından vazgeçerse Şirin'i Ferhat'a vereceğini söyler. Külüngün sesi gece gündüz vadiden şehre iniyor, şehirde onu dinlemeyen kalmıyordu.
Kocakarının Lokması
Hikâyenin en karanlık sahnesi bu noktada açılır. TDV'deki ve halk kitabındaki biçimde Hürmüz Şah oğlunun dadısına, şehzadeyi bu sevdadan vazgeçirmesini söyler. Dadı şehzadenin asla vazgeçmeyeceğini, ama izin verilirse Ferhat'ı ortadan kaldırabileceğini söyler; şah izin verir. Dadı kocakarı kılığına girer, bir tabak lokma alır ve ağlayarak Ferhat'ın yanına gider. Demiray'ın anlatımında gözlerinden sahte yaşlar akıtarak şöyle der: Oğlum, bu dağları Şirin için deldin, ama Şirin dün gece ansızın öldü, şimdi onun için lokma dağıtılıyor. Anadolu'da ölünün ardından lokma ve helva dağıtma âdeti düşünülünce, kocakarının elindeki tabak yalanın en inandırıcı kanıtıdır.
Kültür Atlası'ndaki kısa biçimde yalanı gönderen Mehmene Banu'dur. Kız kardeşinin elden gideceğini gören sultan sinsi planlar kurar ve bir yaşlı kadını Ferhat'a yollar; Biryol'un aktardığı anlatımda bu kadın bir cadıdır. Kadın açılan kanalı izleyerek, külüngün sesini dinleyerek Ferhat'ı bulur. Dağları delen külüngün sesi onu korkutur, ama acı acı güler ve sesini yükseltir: "Ne vurursun kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim." Hüsrev ü Şîrîn mesnevisinde ise ölüm haberini Ferhad'a yollayan doğrudan Hüsrev'dir; Samed Vurgun'un 1941 tarihli oyununda bu yalanı ressam Şapur söyler, Karagöz oyununda da kocakarıyı gönderen Şirin'in annesidir. Haberciler değişir, haber aynı kalır. Yalan, külüngün açamadığı yolu bir anda açmıştı.
Ferhat'ın Ölümü
Kültür Atlası'ndaki anlatımda Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. "Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır" der, dağları deldiği demir külüngü havaya atar; külünk bütün ağırlığıyla başına iner, Ferhat'ın "Şirin" diye bağırışı kayalarda yankılanır, sonra sesi kesilir. TDV'deki halk hikâyesinde Ferhat "O öldükten sonra ben nasıl yaşarım" diyerek külüngünü havaya atar ve başını altına tutar. Demiray'ın anlatımında haber Ferhat'ın yüreğine yıldırım gibi düşer, külüngü başına düşürüp ölmek niyetiyle havaya fırlatır ve niyetine ulaşır. Kimi özetlerde külüngün yerinde bir gürz vardır; Nâzım Hikmet'in oyununda da Ferhad dağı yüz batmanlık bir gürzle deler. Ölümün bu biçimi Amasya ve Anadolu anlatısına özgü değildir: Samed Vurgun'un Nizâmî'den yola çıkan oyununda da Ferhad külüngü kendi başına vurur. Nizâmî'nin mesnevisinde ise Ferhad'ın ölümü sessizdir; TDV'deki özete göre duyduğu haberle yıkılan Ferhad derin bir ıstırapla hemen can verir. Kayalar o çağrıyı uzun süre geri verdi, sonra vadi yeniden sustu.
Şirin'in Ölümü
Haberi saraya taşıyan da çoğu zaman aynı kocakarıdır. Kültür Atlası'ndaki biçimde yaşlı kadın saraya koşup Ferhat'ın öldüğünü haber verir. Şirin acıyla kayalıklara koşar, Ferhat'ı cansız yatarken bulur ve hiç düşünmeden kendini kayalıklardan aşağı atar; cansız bedeni Ferhat'ın yanına boylu boyunca uzanır. Amasya'daki heykel bu biçimi seçmiştir. Halk kitabında haberi Şirin'e cariyesi Gülbeyaz verir; TDV'deki halk hikâyesinde Şirin hemen Ferhat'ın yanına gider, ağlayarak cesedine kapanır ve belinden çıkardığı hançeri göğsüne saplayarak yanına yığılır. Demiray'ın anlatımında ise ne kaya ne hançer vardır: Şirin aklını yitirmiş gibi sevgilisinin cesedine götürülür, üzerine kapanır, yıllardır süren gözyaşları ve derinleşen hıçkırıklar sonunda diner ve Şirin canını sevgilisinin kollarında teslim eder.
Bu son sahnenin klasik mesnevideki karşılığı dikkat çekicidir. Nizâmî'nin Hüsrev ü Şîrîn'inde Şirin de bir hançerle can verir, ama bunu Ferhad için yapmaz. Hüsrev, oğlu Şîrûye tarafından öldürülür; Şîrûye Şirin'i kendisiyle evlenmeye zorlar, Şirin kabul etmiş görünerek onu oyalar ve Hüsrev'in tabutu türbeye götürüldüğünde türbeye tek başına girip tabutun başında, ona sarılmış olarak hançerle hayatına son verir. Halk hikâyesi aynı hançeri ve aynı sadakati almış, onu Ferhat'ın cesedinin yanına taşımıştır. Mesnevide Hüsrev'e ait olan son kucaklaşma, halkın anlatısında Ferhat'ın olmuştur.
İki Mezar, İki Gül ve Karaçalı
Hikâyenin kapanışı ölümden sonra gelir. TDV'deki biçimde Hürmüz Şah dadıyla birlikte olay yerine ulaştığında dağdan inen bir aslan dadıyı parçalar. Halk kitabında aslanın parçaladığı dadının kanından sıçrayan bir damla, Ferhat ile Şirin'in arasına düşer. Demiray'ın anlatımında dadıyı parçalayan dağdan inen bir canavardır. Hürmüz Şah bu dünyada birleşemeyen iki sevgili için büyük bir cenaze töreni düzenler ve onları yan yana gömdürür. Demiray bu cenazeye bir yer de verir: iki "şehidin" naaşları sesi güzel hafızların ağıtları arasında bugün Ferhat Dağı denen dağın tepesine çıkarılır ve yan yana defnedilir. Halk kitabı bir ayrıntı daha ekler: Şirin'in elbiseleri Mehmene Banu'ya gönderilir, Mehmene Banu kırk gün yas tutar ve elbiseleri hazinesine koydurur.
Bütün anlatımların birleştiği son, bir bahar motifidir. Kültür Atlası'ndaki biçime göre her bahar iki mezarın üzerinde birer gül biter; tam güller kavuşacakken iki mezarın ortasından bir karaçalı çıkar ve buluşmalarını engeller. TDV'deki özette güllerin biri kırmızı, biri beyazdır ve aralarına giren karaçalı merhametsiz dadının kendisidir. Demiray'ın anlatımında mezarların üzerinde iki fidan yeşerir, biri her yıl kırmızı, öbürü beyaz gül açar; fidanlar birbirine ulaşacak kadar büyüdüğünde aralarına dikenli bir çalı girer. Demiray bu imgeyi açıkça yorumlar: kırmızı ve beyaz güller Ferhat ile Şirin'in temiz ruhları, çalı ise canavarların parçaladığı cadı kadının kötü ruhudur. Kimi özetlerde kırmızı gül Ferhat'ın, beyaz gül Şirin'in mezarında açar. Hüsâmeddîn'in kaydettiği Amasya inanışı ise bu mezarı somut bir yere bağlar: Ferhat Kayası'nın üstünde gösterilen beş metre uzunluğunda, iki buçuk metre genişliğinde büyük bir mezar "Âşık Ferhad"a ait sayılır. Her bahar güller yine açar, karaçalı da her bahar aynı yerde biter.
Rivayetin Varyantları
Ferhat ile Şirin hikâyesinin Anadolu'daki biçimleri ortak bir iskelet taşır: bir nakkaş, bir köşk, bir kadın hükümdar, dağın ardındaki su, yalan haber ve iki ölüm. Bu iskeletin üzerindeki ayrıntılar ise anlatıcıdan anlatıcıya, yazılı metinden sözlü derlemeye ve hatta aynı metnin içinde bile değişir. Albayrak'ın belirttiği gibi hikâye divan edebiyatından halk edebiyatına geçerken önemli değişikliklere uğramış, birçok varyantı ortaya çıkmış, tarihî ve coğrafî çerçevesi de farklılaşarak bir kısmıyla Anadolu'ya uyarlanmıştır. Orbay'ların çalışması, Murat Uraz'a dayanarak Amasya varyantını Anadolu'da ortaya çıkan Ferhat ile Şirin hikâyelerinin en bilineni olarak niteler. Başlıca farklar şöyle sıralanabilir.
- Şirin'in kimliği: Kültür Atlası'ndaki derlemede, TDV'deki halk hikâyesi özetinde, Nâzım Hikmet'in oyununda ve Amasya'daki anıtın tabelasında Şirin hükümdarın kız kardeşidir. Firdevsî'de, Nizâmî'de, Nevâyî'de, halk kitabında ve Demiray'ın anlatımında ise Mehmene Banu'nun yeğenidir. Karagöz oyununda Amasyalı bir tüccarın kızıdır ve şartı annesi koşar; Samed Vurgun'un oyununda hükümdar Mehin Banu'nun kızıdır. Kimi yerel anlatımlarda dağı delmesini isteyen Şirin'in babası olarak geçer.
- Hükümdarın ve ülkenin adı: Kültür Atlası'nda Mehmene Banu doğrudan Amasya Sultanı'dır. TDV'deki halk hikâyesinde Horasan'da bir şehrin hükümdarıdır, Amasya ise Hürmüz Şah'ın ülkesidir. Nizâmî'de Ermen diyarının melikesi Mihîn Bânû, kimi özetlerde Azerbaycan'da Erzen şehrinin hükümdarı, Nâzım Hikmet'te Arzen'in sultanı, Samed Vurgun'da Berde'nin hükümdarıdır.
- Delinen dağın adı: TDV'deki halk hikâyesinde ilk sınavda Bîsütun dağı geçer. Kültür Atlası'ndaki Amasya biçiminde suyun bulunduğu yer Elma Dağı'dır; Karagöz ve ortaoyununda da Ferhat'ın delmesi gereken dağ Amasya'daki Elmadağı'dır. Biryol'un aktardığı anlatımda Şahinkayası, Demiray'da Amasya'nın on beş kilometre güneyindeki Şahinkaya, Nâzım Hikmet'te Demirdağ adını alır.
- Sürenin uzunluğu: TDV'deki halk hikâyesinde ilk iş kırk gün istenip otuz dokuz günde bitirilir. Halk kitabında kırk gün ya da bir yıl, kimi özetlerde kırk gün ya da kırk yıl denir. Hüsâmeddîn'in kaydettiği Amasya inanışında Ferhat kanalı otuz dokuz günde açmıştır; Gediz Urak ile Işık Aksulu'nun makalesinde ise folklorik kaynaklara göre kanalın on dokuz günde tamamlandığı yazılıdır. Nâzım Hikmet'in Ferhad'ı on yıldır dağı delmektedir ve iş hâlâ bitmemiştir.
- Külüngün ağırlığı ve adı: halk kitabında yüz, iki yüz ve üç yüz batman, Demiray'da bin beş yüz ve üç bin kilo. Kimi özetlerde külünk yerine gürz geçer, kimi yerel anlatımlarda ise Ferhat'ın elindeki alet künk olarak anılır.
- Yalanı taşıyan: Kültür Atlası'nda Mehmene Banu'nun gönderdiği yaşlı kadın, Biryol'un aktardığı anlatımda bir cadı, TDV'de, halk kitabında ve Demiray'da Hüsrev'in dadısı, Nizâmî'de Hüsrev'in kendisi, Samed Vurgun'da ressam Şapur, Karagöz'de Şirin'in annesinin gönderdiği kocakarı.
- Son: Amasya anlatılarında iki sevgili de ölür, ama Şirin'in ölümü kayadan atlayış, hançer ya da kederden can veriş olarak üç biçimde anlatılır. Karagöz ve ortaoyununda son mutludur; anıtın tabelasındaki özette ise ölümden söz edilmez, Ferhat suyu getirdiği hâlde Şirin ona verilmez. Nâzım Hikmet'in oyunu ucu açık biter.
Bu varyantlar bir arada okununca, Amasya'ya bağlanan hikâyenin iki ayrı katmandan oluştuğu görülür. Birinci katman, halk kitabının ve Demiray'ın uzun anlatısıdır; burada Amasya, Horasan'da başlayan bir maceranın son durağıdır ve hikâyeyi Amasya'ya bağlayan Hürmüz Şah ile Şahinkaya'dır. İkinci katman, Kültür Atlası'ndaki ve anıtın tabelasındaki kısa biçimdir; burada Horasan, Hürmüz Şah ve Şehzade Hüsrev tamamen düşmüş, Mehmene Banu doğrudan Amasya sultanı olmuş, hikâye de köşk ile kanal arasında geçen sıkı bir aşk ve hile hikâyesine dönüşmüştür. Kanalın yanındaki Ferhatarası'nda dinlenen, heykele ve müzeye ilham veren bu ikinci, sadeleşmiş biçimdir.
Folklorcuların Gözüyle
Pertev Naili Boratav, Ferhat ile Şirin'i kahramanlarının tasavvufî görünüşüne rağmen aşkın kaderle karşılaştığı ve daha başlangıçta kaderin galip geldiği halk hikâyeleri arasında sayar; TDV maddesi bu tespite yer verir. Mehmet Emin Bars ise 2014'te halk kitabındaki metni Danimarkalı halkbilimci Axel Olrik'in halk anlatıları için ortaya koyduğu on beş "epik yasa" ile karşılaştırmış ve hikâyenin bu yasaların tümüne uyduğu sonucuna varmıştır. Bars'a göre dağ delme motifi iki kez, neredeyse aynı sözlerle tekrarlanır, üç sayısı anlatıyı baştan sona dolaşır ve hikâyenin en güçlü tablosu yan yana iki mezar ile üzerlerindeki iki güldür.
Bars'ın en dikkat çekici gözlemi hikâyenin iyi ile kötü arasındaki dengesine ilişkindir. Hürmüz Şah her iki tarafta da yer alır: başta Ferhat'ın sevdiğine kavuşması için savaşan iyi hükümdar, oğlu araya girince ona olmayacak bir iş veren zalim bir babaya dönüşür. Masallarda iyi ile kötünün savaşından iyi galip çıkar; bu halk hikâyesinde ise iki sevgili kavuşamaz, kötüler de istediklerine ulaşamaz. Bars'a göre hikâyenin bütün olayları ayrılık üzerine kurulur: engellerin kalktığı düşünüldüğü her anda yeni bir engel ortaya çıkar.
Doğu Edebiyatında Hüsrev ü Şîrîn'den Ferhâd ü Şîrîn'e
Tarihteki Hüsrev ve Şîrin
Ferhat'ın hikâyesi doğrudan Amasya'da doğmamıştır; kökü, 590-628 yılları arasında hüküm süren Sasani hükümdarı II. Hüsrev Perviz'in sarayına uzanır. Mustafa Erkan'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Hüsrev ve Şîrin" maddesine göre Hüsrev'in şaşaalı saltanatı, sevgilisi Şîrin, atı Şebdîz, musikişinasları Bârbed ve Nekîsâ ile hazineleri hakkında daha kendi zamanında efsaneler doğmuştur. Tarihî kaynaklar Hüsrev'in siyasî hayatına geniş yer verir, Şîrin'le ilişkisine ise birkaç satırla değinir ve Şîrin hakkında verdikleri bilgiler birbirini tutmaz: Taberî onu Hüsrev'in cariyesi, Mîrhând ile Hândmîr İran büyüklerinden birinin cariyesi, kimi Batılı tarihçiler Romalı Hristiyan bir kız olarak anar. Şehnâme ise Şîrin'i Ermen ülkesinin melikesi Mihîn Bânû'nun yeğeni olarak tanıtır ve Nizâmî ile Nevâyî de bu çizgiyi izler. Ferhad'ın tarihî kişiliği ise tamamen meçhuldür. Şehnâme'de ve Ravzatü's-safâ'da adı hiç geçmez; Cemal Kurnaz'ın TDV'deki "Ferhad" maddesine göre milliyeti ve mensup olduğu toplumsal tabaka şairden şaire değişir, değişmeyen tek vasfı sevdiği Şîrin'in aşkıyla dağları delmesidir.
Firdevsî ve Nizâmî
Olayları ilk kez edebî bir metne taşıyan, onuncu yüzyılın sonu ile on birinci yüzyılın başında Şehnâme'yi yazan Firdevsî'dir. Ancak Firdevsî için asıl konu İran şahlarının tarihidir; Hüsrev ile Şîrin bu tarihin içinde bir bölüm olarak yer alır, ağırlık siyasî mücadelelerdedir ve Ferhad'dan hiç söz edilmez. Konu on ikinci yüzyılda Senâî tarafından edebî bir amaçla ele alınmış, ona asıl biçimini ise Gence'de yaşayan Nizâmî-i Gencevî vermiştir. Mehmet Kanar'ın TDV'deki maddesine göre Nizâmî Hüsrev ü Şîrîn'i on yılda yazıp 1180-81'de tamamlamıştır; beyit sayısı nüshalara göre 5700 ile 7700 arasında değişir. Nizâmî'nin bu mesnevisi güçlü aşk duygularının tahliliyle bir çeşit aşk romanına dönüşmüş, ardından yazılacak benzerleri için bir tür oluşturmuştur. Ayşe Ulusoy Tunçel'in aktardığına göre Nizâmî eserin sonunda o sırada ölmüş olan karısı Âfâk'a duyduğu sevgiden söz eder ve Şîrin ile onun arasında bir bağ kurar.
Nizâmî'nin anlattığı hikâyede Ferhad sonradan giren üçüncü kişidir. Hüsrev, ressam nedimi Şâpûr'un çizdiği resimlerle Şîrin'e âşık olur; Şîrin de Hüsrev'in resmine bakarak ona gönül verir ve atı Şebdîz'e binip Medâin yolunu tutar. Uzun ayrılıklar ve Hüsrev'in Rum kayserinin kızı Meryem'le gönülsüz evliliği bu aşkın önünü keser. Şîrin, Medâin'deki köşkünde inzivaya çekildiği günlerde çevresinde otlak olmadığı için taze süt bulamaz; Şâpûr ona bir çare olarak Ferhad'ı getirir. Ferhad bir ay içinde sarp kayalar arasından bir yol açar ve uzaktaki otlaklardan Şîrin'in köşkünün önündeki havuza süt akıtır. Daha Şîrin'in sesini ilk duyduğu anda ona âşık olmuştur; verdiği mücevherleri kabul etmez, kırlara ve dağlara düşer. Hüsrev, rakibini önce para ve servetle vazgeçirmeye çalışır, olmayınca başarırsa Şîrin'den uzak durmayı vaat ederek baştan sona sert bir kayadan ibaret Bîsütun dağını delip ordunun geçebileceği bir yol açmasını ister. Ferhad her kazma vuruşunda dağın bir parçasını indirir, kayalara Şîrin'in ve Şebdîz'in suretlerini işler; bir gün atı sakatlanıp yuvarlanmak üzere olan Şîrin'i atıyla birlikte havada yakalayıp köşke taşır. Yolun dağın öbür ucuna ulaşacağından korkan Hüsrev ona Şîrin'in öldüğü haberini gönderir ve Ferhad bu haberle can verir.
Nizâmî'nin Ferhad'ı Kurnaz'a göre su yolları yapmakla ünlü bir mühendis-mimar ya da ressamdır; Erkan'ın maddesi onu Rum diyarında, yani Bizans topraklarında su yolları yapmakla ün salmış usta bir mimar olarak tanıtır. Ferhad'ın Rum diyarının su ustası olarak hikâyeye girmesi, onun bir gün Anadolu'da bir kayaya ve bir kanala ad olmasını kolaylaştıran ayrıntılardan biri sayılabilir. Ferhad'ın açtığı ilk kanalın sudan önce süt taşıması da divan şiirine "bennâ-yı çeşme-i şîr", yani süt çeşmesinin yapıcısı sıfatıyla geçmiştir. Azerbaycan Millî Bilimler Akademisi'nden Könül Hacıyeva'nın karşılaştırmasına göre Nizâmî'nin Şîrin'i Ferhad'a âşık değildir, onu çalışkan ve emeğini seven bir sanatkâr olarak yalnızca takdir eder.
Nizâmî'nin Ardından İran'da
Erkan'a göre İran edebiyatında bu aşk üzerine mesnevi yazanların sayısı otuzu geçer ve hepsi bazı farklarına rağmen Nizâmî'den ilham alır. Emîr Hüsrev-i Dihlevî'nin 1299 tarihli Şîrîn ü Hüsrev'i bunların ilkidir; Hacıyeva'ya göre Dihlevî'nin Şîrin'i Nizâmî'ninkinden farklı olarak Ferhad'ı bütün kalbiyle sever ve ona Bîsütun'u delecek gücü verir, Dihlevî'nin Ferhad'ı ise daha karamsar ve kırgın bir âşıktır. Ardından Türk asıllı olup Azerbaycan ve Şirvan'da bulunan Ârifî'nin 1368-69'da yazdığı Ferhâdnâme, Vahşî-i Bâfkī'nin başlayıp çok sonra Visâl-i Şîrâzî'nin 1846'ya doğru tamamladığı Ferhâd ü Şîrîn, Urfî-i Şîrâzî'nin Ferhâd ü Şîrîn'i ve Şah Abbas devri şairi Bezmî'nin Şîrîn ü Ferhâd'ı gelir. Bu başlıklar, Ferhad'ın zamanla Hüsrev'in gölgesinden çıkıp hikâyenin adına yerleştiğini gösterir. Hikâye yirminci yüzyılda da İran'da yaşamış, Zebîh Bihrûz'un 1920'de İngilizce yazdığı Hüsrev ü Şîrîn senaryosu filme alınıp İran'da ve başka ülkelerde gösterilmiştir.
Türkçenin İlk Hüsrev ü Şîrîn'leri
Hikâye Türk edebiyatına on dördüncü yüzyılın ortalarında, Altın Orda şairi Kutb'un Nizâmî'den tercüme ettiği 1341 tarihli Hüsrev ü Şîrîn ile girmiştir. Anadolu'daki ilk Hüsrev ü Şîrîn'i Fahrî, 1367'de Aydınoğlu Îsâ Bey adına yazmış, Nizâmî'yi çevirirken Şehnâme'den de yararlanmış ve konuyu kimi yerlerde değiştirmiştir. Erkan, Türk edebiyatında bu konuyu işleyen yirmi iki mesnevi sayar ve bunların bir kısmının doğrudan tercüme, çoğunun ise hikâyenin aslında bulunmayan yeni ve yer yer mahallî unsurlar kazanmış uyarlamalar olduğunu belirtir; Albayrak ile Şeyda Yeşilyurt ise konuyu işleyen şair sayısını yirmi bir olarak verir. Bu yerlileşme eğilimi, hikâyenin bir gün Amasya'nın kayalarına inmesinin edebî zeminidir.
Bu silsilenin en parlak halkası Germiyanlı Şeyhî'nin II. Murad adına yazdığı Hüsrev ü Şîrîn'idir. Erkan onu Türkçede yazılan en güzel ve en başarılı Hüsrev ü Şîrîn olarak niteler. Halit Biltekin'in TDV'deki maddesine göre 6944 beyitlik eser, Türk edebiyatında yazılan ikinci Hüsrev ü Şîrîn'dir. Tezkireci Sehî, Şeyhî'nin şiir güzelinin omzundan eski Acem elbisesini çıkarıp ona Türkî elbiseler ve yeni hil'atler biçip giydirdiğini söyler; Latîfî de esere birçok nazire yazıldığını, ama hiçbirinin Şeyhî'nin yanına yaklaşamadığını belirtir. Mesnevide Hüsrev, Ferhad ve Şîrin ağzından söylenmiş yirmi altı gazel, Şîrin'in dilinden bir münacat ve Ferhad'ın dilinden yedi bentlik bir terci-i bend bulunur. Şeyhî'nin Ferhad'ı, Erkan'ın aktardığına göre Hüsrev'in müşaviri Şâvur'un Çin'deki ders arkadaşıdır.
Nevâyî'nin Ferhad'ı
Hikâyeyi Ferhad'ın etrafında yeniden kuran ilk büyük eser, Ali Şîr Nevâyî'nin Çağatay Türkçesiyle 1484'te yazdığı Ferhâd ü Şîrîn'dir. Günay Kut'un TDV'deki maddesine göre Hamse'nin ikinci mesnevisi olan eser 5780 beyittir ve "mefâîlün mefâîlün feûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Erkan'ın aktardığına göre Nevâyî işe Nizâmî'nin ve Dihlevî'nin eserlerini inceleyerek başlamış, ama konunun özünde bir değişiklik yaparak Hüsrev'in yerine Ferhad'ı merkeze almıştır. Gerekçesi açıktır: aşkı terennüm eden bir eserde, aşkın lezzetinden çok ıstırabını yaşayan kişinin ön planda tutulması gerekir. Nevâyî, Hüsrev'in duygularını bir hevesten ibaret sayar ve onun maddî aşkını önemsiz bulur; Ferhad'ın aşkı ise platonik bir sevdadan ilahî aşka uzanan bir yolun basamaklarıdır.
Nevâyî'nin Ferhad'ı sıradan bir usta da değildir; Çin hakanının ikbal yolları kapanmış bir şehzadesi, aynı zamanda bir mimar ve ressamdır. Hikâyeye Şark masallarından ejderha, Ehrimen, sihirli ayna ve tılsım açma gibi motifler girer ve Ferhad'ın macerası başlı başına bir masal hâline gelir. TDV'deki bir minyatür, Nevâyî'nin eserinin Topkapı Sarayı'ndaki bir nüshasından Ferhad'ın Hüsrev tarafından esir alınışını gösterir. Orbay'ların aktardığına göre Nevâyî, Ferhâd ü Şîrîn'de hiç asker çekmeden, yalnızca divanını göndererek Çin sınırından Tebriz'e kadar bütün Türk ve Türkmen illerini fethettiğini söyler. Gerçekten de hiç Anadolu'ya gelmemiş olan Nevâyî'nin Ferhad'ı, Anadolu'nun hikâyecilerine ve âşıklarına ulaşmış, Amasya'da anlatılan Ferhat'ın soy kütüğüne yazılmıştır.
Osmanlı Sahasında Ferhâdnâmeler
Nevâyî'den sonra bu aşkı mesnevi biçiminde anlatan şairlerin çoğu Osmanlılardır. Erkan'ın sıraladığı adlar arasında II. Bayezid devrinden Ahmed Rıdvan, Muîdî, Sadrî, Hayâtî, Âhî ve Celîlî ile Harîmî mahlasını kullanan Şehzade Korkut vardır. II. Bayezid'in Amasya'da doğan bu oğlunun bir Ferhâd ü Şîrîn yazmış olması, hikâyenin şehirle kurduğu bağlar arasında ayrıca anılmaya değer. Bursalı Lâmiî Çelebi'nin 1512'de tamamladığı Ferhâdnâme, Albayrak'a göre küçük farklarla Nevâyî'nin eserinin Osmanlı Türkçesine aktarılmış hâlidir; Âşık Çelebi'nin anlattığına göre eseri çok beğenen Yavuz Sultan Selim Lâmiî'yi bir köy vererek ödüllendirmiştir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde Ârif Çelebi bir Ferhâd ü Şîrîn, bir başka şair de bir Ferhâdnâme yazmıştır; bu şairin adı Albayrak'ın maddesinde Şâmî, Erkan'ın maddesinde Şânî olarak geçer. Azerbaycan sahasında Nâkâm'ın (ö. 1906) bir Ferhâd ü Şîrîn'i, Ömer Bâkî'nin de Doğu Türkçesiyle bir Ferhâdnâme'si bilinir.
Divan Şiirinde Ferhad
Ferhad mesnevilerden çıkıp divan şiirinin gazellerine de yerleşmiş, başlı başına bir mazmun olmuştur. Kurnaz'a göre divan şiirinde Ferhad, sevgilisine kavuşmak uğruna gerçekleşmesi imkânsız görünen işleri göze alan, fakat aşkının derin ıstırabı içinde vuslata eremeden ölen âşığın simgesidir. Adı Mecnun ve Vâmık gibi büyük aşk hikâyelerinin kahramanlarıyla, Şîrin, Hüsrev, Bîsütun, Şebdîz ve Gülgûn atlarıyla birlikte anılır; telmih, tevriye ve irsâl-i mesel sanatlarına konu olur. Lâle, Bîsütun'da Ferhad'ın dökülen kanı ya da tutuşmuş ateşi olarak düşünülür. Bîsütun denildiğinde hep Ferhad kastedilir ve "Bîsütûn-ı mihnet, Bîsütûn-ı derd, kûh-i gam, derbend-i mihnet" gibi tamlamalar bu ilişkiden doğar. Ferhad'ın dağı delmek için kullandığı külünk de bir mazmundur; Şîrin'e kavuşmak için dağ yaran Ferhad'a "kûh-ken", yani dağ kazan denir. Şirin güzelliğin, Ferhad ise sabrın, metanetin ve tahammülün simgesi olmuştur.
Bu mazmunun Amasya'ya özgü bir örneği, Hüsâmeddîn'in Amasya Tarihi'nin birinci cildinde şehrin semtlerini anlatırken araya koyduğu manzum bentlerden birinde görülür. Çakallar ve Karakaya bağlarını anlattıktan sonra kayaya geçen bent şöyle başlar: "Garbında bunun kûh-ı celî şöhre-i Ferhâd / Gûyâ eser-i aşk ile vermiş ana bünyâd." Günümüz Türkçesiyle: bunun batısında Ferhad'ın şöhretini taşıyan yüce dağ vardır, sanki Ferhad onu aşkın eseri olarak kurmuştur. Bendin son dizesi aynı dağ için "Lâkin budur u'cûbe-i ahbâr-ı Amasya" der, yani Amasya haberlerinin en tuhafı budur. Divan şiirinin Bîsütun'u, burada Amasya'nın batısındaki kayanın adı olmuştur.
Halk Hikâyesi, Türkü ve Âşık Şiirinde Ferhat
Mesneviden Halk Kitabına
Ferhat ile Şirin mesnevilerde kalmamış, aynı adla bir halk hikâyesine dönüşmüştür. Tunçel'in Murat Uraz'a dayanarak aktardığına göre Hüsrev ve Şirin hikâyesi Osmanlı Türkiye'sinde önce aydın şairlerin elinde dolaşmış, oradan halk arasına girmiştir. Albayrak, bu hikâyenin yerli ve Türk kökenli halk hikâyeleri gibi saz eşliğinde anlatılmadığını, dinleyicilere yazılı metinden okunduğunu belirtir; içindeki manzum parçalar da Kerem ile Aslı gibi hikâyelerden farklı olarak çoğunlukla aruzla söylenmiştir. İlk taş baskısı 1854'te İstanbul'da yapılmış, ardından resimli taş baskıları ve matbaa harfli baskıları gelmiştir. Latin harfli ilk yayını 1930'da Süleyman Tevfik Özzorluoğlu hazırlamıştır. Tunçel'in Ertop'a dayanarak aktardığına göre hikâyenin "Halk Kitapları Serisi, Saz Şairleri Hikâyeleri" dizisinde çıkan 1944 tarihli baskısı, pazar yerlerinde ve cami avlularındaki seyyar kitapçılardan kolayca alınabilen ucuz kitaplardandı.
Hikâye Anadolu'nun dışında da yaşamıştır. Albayrak'a göre Türkmenler ve Tarançi Türkleri arasında da anlatılır; Azerbaycan varyantı 1937-1949 yılları arasında Âşık Ali Köçesgerli tarafından düzenlenmiştir. Orbay'lar hikâyenin İran, Azerbaycan, Türkiye ve Balkanlar'da derin izler bıraktığını belirtir. Bu geniş coğrafyada anlatı her yerde biraz değişmiş, her yerde de yerel bir dağa, bir pınara ya da bir şehre bağlanmıştır. Bars'ın aktardığı bir tespite göre hikâyenin trajik sonla bitmesi, halk arasında bu kadar okunmasının ve sevilmesinin sebeplerinden biridir.
Âşıkların Repertuvarında
Ferhat ile Şirin, Behçet Mahir, Mevlüt İhsanî, Yaşar Reyhanî ve Çıldırlı Âşık Şenlik gibi Doğu Anadolu âşıklarının hikâye repertuvarlarında yer almıştır. Bars'ın Aslan'dan aktardığı bir değerlendirmeye göre on beşinci yüzyıldan sonra destan söyleyen ozanın yerini halk hikâyesi anlatan âşık almış, âşıklar ilk zamanlarda Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin ve Yusuf ile Züleyha gibi Arap ve İran edebiyatlarının klasik konularını âşık tarzı halk hikâyesine dönüştürerek anlatmıştır. Hikâyenin içinde de bir âşık vardır: halk kitabındaki Ferhat'ın elinde üç telli bir saz bulunur, Demiray'ın anlatımında ise zindanda ve ormanda derdini sazıyla söyler. Aynı anlatımda Şirin de bir türkü söyler; Orbay'ların İngilizceye aktardığı bu dizelerde Şirin, canın bedenden ayrıldığını kimsenin görmediğini, kendisinin ise şimdi gözüyle gördüğünü, giden gölgenin kendi canı olduğunu söyler.
TDV maddesi Ferhat ile Şirin'in manilere ve halk türkülerine de konu olduğunu kaydeder. Ferhat adı halk şiirinde, kahramanı olduğu halk hikâyesinin motifleriyle birlikte anılmaya devam etmiştir; Kurnaz'a göre çağdaş sanat ve edebiyat için de bir ilham kaynağıdır. Amasya'daki Âşıklar Müzesi bu geleneği Anadolu âşıklarına ayrılmış bir bölümle sürdürür: Âşık Veysel'in, Karacaoğlan'ın, Âşık Mahzuni Şerif'in ve Dadaloğlu'nun aşk üzerine sözleri burada tezene sesiyle canlandırılır.
Karagöz ve Ortaoyunu
Hikâye geleneksel Türk seyirlik sanatlarına da uğramıştır. Karagöz'de olaylar Hacivat ile Karagöz'ün yaşadığı İstanbul çevresine taşınır, kısaltılır ve sonu facia yerine mutlu biter. Karagöz'ün evinin bir yanında toprak yığını, Hacivat'ın tarafında bir köşk durmaktadır. Hacivat, köşkün Amasya'da yaşayan bir tüccarın kızı Şirin'e ait olduğunu, toprak yığınının ise Ferhat'ın delmek zorunda kaldığı Elmadağı olduğunu anlatır. Şirin'in annesi kızını vermek için Amasya'daki Elmadağı'nı delip susuzluk çeken şehre su getirmeyi şart koşar, Ferhat Karagöz'ün verdiği kazmayla dağı deler. Anne kızını yine de vermek istemez ve bir kocakarı gönderip Şirin'in öldüğünü bildirir; Ferhat kocakarıyı öldürür, tam kendi canına kıyacağı sırada Şirin yetişir ve iki sevgili muradına erer. Ortaoyununda konu daha da sadeleşir: Şirin'in köşkünü süsleyecek nakkaş, Kavuklu'nun demirci dükkânına başvuranlar arasından seçilir, Ferhat Kavuklu'nun verdiği kazmayla Elmadağı'nı deler, kocakarının yalanı hemen ortaya çıkar ve oyun düğün hazırlığıyla biter.
Karagöz repertuvarında oyun "Fasl-ı Ferhâd" ya da "Ferhad ile Şîrin yahut Hâin Vâlide" adlarıyla geçer. Manzum parçaları halk hikâyesindekilerle aynı olmamakla birlikte onlar gibi daha çok aruzla yazılmıştır ve bazı beyitler yerine göre Fuzûlî'den ve öteki büyük divan şairlerinden alınmıştır. Oyunun J. Gottfried Wetzstein'ın Şam'dan derlediği biçimi 1906'da Leipzig'de "Die Liebenden von Amasia, Ein Damascener Schattenspiel" adıyla Almancaya çevrilmiştir. Başlık kendi başına bir tanıklıktır: yirminci yüzyılın başında Şam'da oynanan bir gölge oyununda bile Ferhat ile Şirin "Amasyalı âşıklar"dır. Perdedeki iki sevgili, en azından orada, birbirine kavuşabildi.
Anadolu'da Ferhat'ın Yerleri
Ferhat ile Şirin'in maceralarıyla ilgili rivayetler, Albayrak'ın deyişiyle Anadolu'da ve özellikle Amasya ile Erzurum'da bazı yer adlarına bağlanarak bugün de yaşar. Bars, hikâyenin Anadolu'nun hemen her yöresinde hem hikâye olarak anlatıldığını hem de efsaneleşmiş biçimde yaşadığını, Anadolu'da "Şirin tepelerine ve Ferhat mağaralarına" rastlandığını belirtir. Bu adlandırmaların ardındaki düşünce bellidir: halk, sarp bir kayada açılmış bir yol, bir mağara ya da dağdan inen bir su gördüğünde onu Ferhat'ın emeğine bağlamıştır. Hüsâmeddîn bu eğilimin geniş bir coğrafî karşılığını da kaydeder: Ferhat Dağı Pontus dağlarının batıdaki başlangıcı sayılır, dağlar Erzurum'a, oradan İran'a uzanıp Gilan yakınlarında Bîsütun'a kavuşur; bu yüzden kimi Arapça coğrafya kitaplarında bu dağların tamamına Bîsütun dendiği görülür.
Amasya'yı öteki Ferhat yerlerinden ayıran şey, hikâyeye somut ve ölçülebilir bir eser eşlik etmesidir. Burada Ferhat'ın adı kayaya oyulmuş, tünellerle dağın içinden geçen, kilometrelerce uzunlukta gerçek bir su kanalına bağlanmıştır. Orbay'ların deyişiyle halk arasında Ferhat ile Şirin hikâyesinin doğal mekânı, bu su yoluyla ilişkilendirilen Amasya şehri olarak kabul edilmiştir.
Modern Edebiyatta, Sahnede ve Sinemada
Tanzimat'tan Meşrutiyet'e
Hikâye modern sahneye on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında çıkmıştır. 1870'li yıllarda "M. R." rumuzuyla, muhtemelen Manastırlı Mehmed Rifat tarafından Hüsrev ü Şîrîn adlı on dört fasıllık bir tiyatro eseri yazılmıştır. Tunçel'in Özarslan'a dayanarak aktardığına göre Halid Ziya Uşaklıgil'in 1909'da yazdığı Ferhad ile Şirin hikâyesi, Mehmed Rauf tarafından tiyatro eserine dönüştürülmüştür. Azerbaycanlı besteci Üzeyir Hacıbeyli hikâyeyi 1912'de aynı adla operaya aktarmış, Ali Şeyhülislâm bir "Operet-i Hüsrev ü Şîrin" düzenlemiş, Özbek şair ve musikişinas Hurşid Şeref Bey de Nevâyî'nin Ferhâd ü Şîrîn'ini besteleyerek operaya dönüştürmüştür.
Samed Vurgun'un Oyunu
Azerbaycanlı şair Samed Vurgun'un manzum oyunu Ferhad ve Şirin, 1941 Kasım'ında Azerbaycan Devlet Dram Tiyatrosu'nda sahnelenmiş, 1946'da Moskova'da, 1947'de Azerbaycan Rus Dram Tiyatrosu'nda yeniden oynanmıştır. Tunçel'in karşılaştırmasına göre Vurgun oyununu Nizâmî'nin mesnevisine dayandırmış, ama Nizâmî'den farklı olarak Ferhad'ı baştan sona hikâyenin merkezinde tutmuştur. Oyun Berde'de, Ferhad'ın inşa ettiği bir kalenin açılış şenliğiyle başlar; Şirin hükümdar Mehin Banu'nun kızıdır, Hüsrev ve oğlu Şîrûye ise İran'dan gelen istilacılardır. Vurgun, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yazdığı bu oyuna vatan ve hürriyet sevgisini eklemiştir. Sonunda Şapur Ferhad'a Şirin'in öldüğü yalanını söyler, Ferhad külüngü kendi başına vurur, Şirin de hançerle kendini öldürür.
Nâzım Hikmet'in Ferhad'ı
Hikâyenin modern Türk edebiyatındaki en bilinen yorumu, Nâzım Hikmet'in 1948'in haziran ile ekim ayları arasında Bursa Cezaevi'nde yazdığı üç perdelik oyundur: Ferhad, Şirin, Mehmene Banu ve Demirdağ Pınarının Suyu. Tunçel'in aktardığı mektuplarda Nâzım, eşi Piraye'ye halk kitabından yalnızca birkaç şeyi aldığını yazar: Ferhad'ın nakkaş olması, Şirin'in Mehmene Banu adlı bir kadın hükümdarın kardeşi oluşu ve Şirin'e yaptırılan köşke su getirmek için Ferhad'ın dağı delmesi. Gerisini kendisi kurmuştur. Oyunda Şirin kırk gündür hastadır; saraya gelen fakir ve çirkin bir ihtiyar onu iyileştirmek için Mehmene Banu'dan yüzünün güzelliğini feda etmesini ister ve Mehmene Banu kardeşi için kabul eder. Köşkte çalışan Ferhad'a hem Şirin hem Mehmene Banu âşık olur; Şirin ona bir elma atar, iki genç kaçar, yakalanırlar. Mehmene Banu onları cezalandırmaz, ama bir şart koyar: Arzen halkı yıllardır çeşmelerden akan kirli su yüzünden kırılmaktadır ve Ferhad, Demirdağ'ı delip Demirdağ pınarının suyunu şehre getirecektir.
Nâzım'ın Ferhad'ı on yıldır yüz batmanlık gürzüyle dağı delmektedir ve bu sürede sevgilisinin yüzünü unutmuştur. Mehmene Banu sonunda şartından vazgeçer; Ferhad işi bırakıp dönerse iki sevgili hemen kavuşacaktır. Ferhad ise insanlara temiz su götürme işini Şirin'in sevgisinden ayrı düşünmez ve işi bitirmek ister; Şirin önce alınır, sonra beklemeyi kabul eder ve iki sevgili belirsiz bir süre için vedalaşır. Oyun bu yüzden geleneksel hikâyenin trajik sonuyla bitmez, ucu açık kalır: su henüz akmamıştır ve insanlar Ferhad'ın gürzünün sesini umutla dinlemektedir. Tunçel'in aktardığına göre Nâzım, Piraye'ye bu oyuna uzaktan uzağa kendi maceralarını da koyduğunu yazmış, Kemal Tahir'e de Piraye'den başkasına sevgi sözleri yazmanın kendisi için ne kadar zor olduğunu anlatmıştır; eşine kavuşmayı bekleyen şair, Ferhad'ı öldürmeye yüreği el vermemiştir. Mesnevilerdeki Bîsütun'un yerini Demirdağ'ın alması, Tunçel'e göre hikâyeyi millîleştirme isteğinin işaretidir; Ferhad'ın Şirin'e söylediği "Türkçe gibi güzelsin, Şirin" sözü de aynı isteğin bir yansımasıdır. Bu Ferhad'ın külüngü hiç düşmedi, sesi hâlâ dağın içinden gelir.
Oyunun dünyadaki ilk gösterimi Ekim 1953'te Moskova Dram Tiyatrosu'nda "Bir Aşk Masalı" adıyla yapılmıştır. Türkiye'de ilk kez 1965'te De Yayınevi tarafından basılmış ve aynı yıl Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir. Oyun sonraki yıllarda İstanbul Şehir Tiyatroları'nda, Ankara ve İstanbul devlet tiyatrolarında defalarca yeniden sahnelenmiştir.
Aşk Efsanesi Balesi
Nâzım Hikmet'in oyunu bir bale olarak da dünya sahnelerine çıkmıştır. Azerbaycanlı besteci Arif Melikov'un müziğini yazdığı, Bolşoy Balesi'nin başkoreografı Yuri Grigoroviç'in koreografisini yaptığı "Aşk Efsanesi" 23 Mart 1961'de Leningrad'daki Kirov Balesi'nde sahnelenmiştir; Tunçel'e göre balenin librettosunu da Nâzım Hikmet yazmıştır.
Yeniden Yazımlar
Nâzım Hikmet'in oyunu Türk tiyatrosunda hikâyeyi yeniden yorumlamak isteyen yazarlar için Tunçel'in deyişiyle bir sıçrama tahtası olmuştur. Ümit Denizer'in AÇOK tarafından 1974-1975 sezonunda sahnelenen Ferhad ile Şirin'i 1975'te İsmet Küntay Ödülü'nü almıştır. Yüksel Pazarkaya hikâyeyi Ferhat'ın Yeni Acıları adlı oyununda Almanya'daki yabancı düşmanlığı etrafında güncellemiştir; oyunun tarihi kimi kaynaklarda 1992, kimilerinde 1993 olarak geçer. Hasan Kayıhan'ın 1992 tarihli Ferhat ile Şirin'i hikâyeyi günlük toplumsal ve siyasal olaylarla birlikte kurgulamış, Zeynep Kaçar'ın Böyle Bir Aşk Masalı (2001) hikâyeyi Şirin'in bakış açısından anlatmış, Ertan Akman'ın Bir Su Masalı (2004) da çağdaş yeniden yazımlar arasına girmiştir.
Beyazperde ve Televizyon
Hikâye sinemaya da birçok kez aktarılmıştır. 1970'te Türkiye ile İran'ın ortak yapımı olarak çekilen Ferhat ile Şirin'i İranlı Esmail Kushan yönetmiş, senaryosunu Bülent Oran yazmış, müziğini İsmet Nedim yapmıştır; Erler Film yapımı filmde Ferhat'ı Cüneyt Arkın, Şirin'i Nilüfer canlandırmıştır. 1978'de Ejder İbrahimov'un yönettiği, Tuğra Film ile Mosfilm'in ortak yapımı Bir Aşk Masalı, Nâzım Hikmet'in oyununu beyazperdeye taşımıştır; filmde Banu'yu Türkan Şoray, Ferhat'ı Faruk Peker, Şirin'i Alla Sigalova oynamıştır. 2012'de FOX'ta yayımlanan beş bölümlük Esir Şehrin Gözyaşları - Bir Ferhat ile Şirin Hikâyesi dizisinde başrolleri Yiğit Özşener ile Sedef Avcı paylaşmıştır.
Amasya'daki İzler
Ferhat Su Kanalı
Ferhat'ın dağı delerek açtığı söylenen su yolu, Gediz Urak ile Işık Aksulu'nun 2006'da yayımladıkları belgeleme çalışmasına göre Geç Hellenistik ile Erken Roma dönemi arasında antik Amaseia'nın su ihtiyacını karşılamak üzere yapılmış bir kanaldır. Yerel kalkere demir keskilerle oyulmuş, gerektiği yerlerde tünellerle dağın içinden geçirilmiş, iç yüzü Horasan harcıyla sıvanmıştır; Yörgüç Paşa Camii'nin duvarındaki Yunanca bir yazıt su yollarının MS üçüncü yüzyılda onarıldığını bildirir, kanal ise yaklaşık on ikinci yüzyılda işlevini yitirmiştir. Ferhatarası'ndaki yaklaşık 675 metrelik bölüm 1997'de Amasya Müzesi'nin kazısıyla temizlenmiştir. Kanalın toplam uzunluğu kaynaklarda altı kilometreden on sekiz ve yirmi beş kilometreye kadar farklı verilir. Kanalın güzergâhı, yapım tekniği ve kazı bulguları Ferhat Su Kanalı yazısında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Ferhat Kayası ve Dev Mezar
Hüsâmeddîn, hikâyenin Amasya'daki mekânını bir tarihçi gözüyle tarif eder. Karakaya'nın güneybatısına düşen yüksek ve yalçın kayaya Ferhat Kayası, kayanın doğuya uzanan sırtına Ferhat Dağı, kayanın şehrin güneybatı boğazında denk geldiği yerlere Ferhatarası denir. Yerden üç yüz metre kadar yükselen kayanın batıya bakan eteğinde, üç metre kadar yükseklikte kemer biçiminde bir oyuk görülür; Hüsâmeddîn'in deyişiyle bu oyuk sanki dün oyulmuş gibi yeni durur. Rivayetin dayandığı yer bu oyuktur. Hüsâmeddîn'in aktardığına göre halk, Ferhat'ın Şirin'e kavuşmak için o büyük ve uzun su yolunu otuz dokuz günde açarken önüne çıkan bu kayayı aşk ile deldiğine, kayanın adını da bundan aldığına inanır; tarihçi her iddiayı ünlem işaretleriyle karşılayarak aktarır.
Aynı rivayetin bir parçası da kayanın üstündeki mezardır. Hüsâmeddîn'e göre bu masala güç kazandırmak için Ferhat Kayası'nın üstünde gösterilen beş metre uzunluğunda ve iki buçuk metre kadar genişliğindeki mezar Âşık Ferhad'a bağlanmış, eski zaman insanlarının boylarının uzun olduğu söylenmiştir. Hüsâmeddîn ayrıca Amasya tarihçisi Kara Müftüzâde Mustafa Vâzıh Efendi'nin kendi tarihinde bu meseleyi incelediğini ve kayayı Şirin'e âşık olan Ferhad'ın deldiği sonucuna vardığını, ama bu görüşünde galiba yanıldığını yazar. Bugün Âşıklar Müzesi'nin bahçesindeki temsilî mezar, Ferhat Kayası'nın üstünde yüzyıllardır gösterilen bu eski mezarın günümüzdeki karşılığı gibidir.
Ferhat ile Şirin Heykeli
Hikâyenin şehirdeki en görünür anıtı, Ferhat Dağı'nın kayalık bir tepesine dikilen Ferhat ile Şirin Heykeli'dir. Böyle bir heykelin düşüncesi aslında 1997-98'deki koruma projesine kadar gider: Urak ile Aksulu'nun makalesine göre şehrin giriş kapısı işlevi gören kanal başlangıcının, Ferhat ile Şirin efsanesini yaşatacak bir heykelle taçlandırılması öngörülmüştü. Tunçtan yapılan iki figür yaklaşık beş metre yüksekliğindedir ve 2012 Aralık ayına kadar yerine konmuştur. Amasya Belediyesi'nin haberine göre dönemin belediye başkanı Cafer Özdemir, Ferhat'ın Şirin'e kavuşmak için şart koşulduğu su kanalını kazdığı dağın üzerine beş metre uzunluğundaki heykelleri yaptırdıklarını söylemiş, heykel hakkında çoğu olumlu olmak üzere olumsuz tepkiler de aldıklarını belirtmiştir. Heykeli yapan sanatçının adına okuduğumuz kaynaklarda rastlanmamıştır.
Heykel anlatının iki ayrı anını tek sahnede toplar. Ferhat bir elinde külüngüyle, Şirin ise tepenin kenarından kendini boşluğa bırakmak üzere betimlenmiştir; Özdemir'in sözleriyle heykeller, Ferhat'ın öldüğünün söylenmesi üzerine Şirin'in kayadan kendini atmasını ve Ferhat'ın külüngünü havaya fırlatıp canına kıymasını simgeler. Anıtın tanıtım tabelasında ise hikâye bambaşka bir biçimde özetlenir: Ferhat insan gücünü aşan isteği yerine getirmiş, dağları delerek şehre suyu getirmeyi başarmış, ama Amasya Sultanı kız kardeşini yine de ona vermemiştir; Ferhat Şirin'e, Şirin de Ferhat'a kavuşamamıştır. Bu özet yalan haberi ve ölümleri anmaz, şartın yerine getirildiği hâlde sözün tutulmadığı bir ihaneti öne çıkarır. Heykelin durduğu tepe, şehri yukarıdan görmek isteyenlerin uğradığı bir seyir noktasıdır; buradan Yeşilırmak'ın vadiyi yararak akışı, Yalıboyu evleri ve karşı yamaçtaki kaya mezarları aynı bakışta görülür. Tunç Şirin her akşam aynı kenarda durur, ama hiçbir akşam düşmez.
Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi
Efsaneyi bugünkü Amasya'da canlı tutan yerlerin başında, kanalın Ferhatarası kesiminde yer alan Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi gelir. Orbay'ların çalışmasına göre Amasya Belediyesi'nin 2011'de hazırladığı ve Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı'nın desteklediği proje, 2013 sonunda hikâyenin geçtiği söylenen alanda hayata geçmiştir. Özdemir, 20 Kasım 2012'de Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada kanalın çevresinde özel mülkiyet bulunduğu için fabrikaların ve atıkların yer aldığını, alanı önce kamulaştırdıklarını, projenin yüzde otuz sekizini kalkınma ajansının karşıladığını ve projenin yaklaşık 2,5 milyon liraya mal olacağını belirtmiştir; çalışmalar Anıtlar Yüksek Kurulu'nun onayıyla başlamıştır. Kamulaştırılan alan 8,5 dönümdür ve müze, kanalın görüntüsünü kapatmamak için yer altına yerleştirilmiştir. Özdemir'in açıklamasına göre müze altmış metre uzunluğunda, sekiz metre genişliğinde tünel biçiminde bir yapıdır ve sekiz ayrı holden oluşur. Müzenin 2013'te hizmete açıldığı bildirilir; kimi tanıtımlarda açılış olarak 2014'ün Sevgililer Günü de anılır.
Müzenin içeriği tek bir efsaneyle sınırlı kalmaz. Bölümlerde Ferhat ile Şirin'in yanı sıra Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan ve Romeo ile Juliet hikâyeleri üç ve iki boyutlu silikon maketler, heykeller, kabartmalar, anlatılan dönemlere özgü dekorlar ile ışık ve müzik efektleriyle sergilenir. Anadolu âşıklarına ve yavuklu kültürüne ayrılmış bölümlerden sonra gezi, Mevlânâ, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Velî'nin dile getirdiği ilahî aşk bölümüyle biter. Belediye Başkan Yardımcısı Osman Akbaş 2018'de müzenin adını, efsanenin Amasya'da yaşandığına inandıkları için seçtiklerini söylemiştir. Müzenin ortasında bir nikâh salonu bulunur ve alan gelin ile damatların dış çekim için sık seçtiği yerlerden biridir. Bahçede Ferhat ile Şirin'e ait temsilî mezarlar yer alır.
Ziyaretçi sayıları ilgiyi gösterir, ama sınırlarını da ortaya koyar. Orbay'ların belediyeden aldığı verilere göre müzeyi 2014'te 25.265, 2015'te 29.523, 2016'da 32.299, 2017'de 76.505, 2018'de 71.727, 2019'da 71.433 kişi ziyaret etmiştir. Aynı çalışmanın aktardığı araştırmalarda Amasya'ya gelen yerli turistlerin yalnızca yüzde 3,8'i müzeyi ilk gezmek istedikleri yer olarak göstermiş, Amasya'yı hiç ziyaret etmemiş kişilerin yüzde 5,3'ü de şehir anılınca ilk olarak Ferhat ile Şirin'i düşünmüştür.
Şehrin Öteki Kavuşamayanları
Amasya'nın hafızasında Ferhat ile Şirin'in tek başına durmadığını Hüsâmeddîn'in kendi kayıtları da gösterir. Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildindeki biyografilerden biri, Hatibzâde Hulûsî Mehmed Efendi'nin hikâyesidir. Hulûsî Efendi sahaf Gürcü Mehmed Emin Efendi'nin kızına gönül vermiş, kız da ona tutulmuş, aralarında ateşli bir sevda başlamıştır. Hüsâmeddîn'in anlatımına göre annenin inadı ve babanın kibri yüzünden, Hacı Emin Efendi'nin rızasına rağmen, iki genç birbirine kavuşamaz ve ayrılık acısıyla yatağa düşer. Sevgilisinin ölümüne çok üzülen Hulûsî Efendi kırk gün sonra derin bir keder içinde hayata veda eder. İkisi Kübceğiz Mahallesi'nin üstünde Kaşukpınarı denen gezinti yerinde yan yana gömülür; Hüsâmeddîn bu âşıkanenin Amasya'da çok meşhur olduğunu yazar. Şehrin kaya mezarlarından Aynalı Mağara'nın adı da peçesini kaldıran yiğitle birlikte can veren Güzelce Kız'ın hikâyesine bağlanır. Amasya'da kavuşamayan sevgililer, görünen o ki, hep yan yana gömülür.
Efsane ile Tarih
Hikâyeyi kanala bağlayan rivayetin en sert eleştirmeni Hüsâmeddîn'dir. Ona göre bu rivayet bir hurafedir ve "Ferhad ile Şîrin" masalı zaten hayalî bir romandır. Tarihçi Ferhatarası'ndaki oyuğu iki yönden izleyerek bunun Şâhin Kayası önünden başlayıp şehrin mahallelerini dolaşan ve Kibrithane'nin güneyinde biten, on sekiz kilometre kadar uzunlukta bir su yolu olduğunu, içindeki kalın kireç tortularının da suyun yüzyıllarca aktığını gösterdiğini yazar. Tarihçi şöyle akıl yürütür: üç saatlik bir mesafede yapılan bu su yollarına harcanan kireç bile otuz dokuz günde yakılamaz, bir Ferhad bu işi otuz dokuz günde değil otuz dokuz yılda bile tek başına yapamaz, dört beş yerde tünel biçiminde kayalara oyulan büyük işleri tek bir adama bağlamak saflıktır. Bu su yollarını yaptıranın çok büyük bir siyasî ve malî güce sahip olması gerekir; Kâmûsü'l-A'lâm'da Pontus hükümdarı Mithridates'in Zile'de yaptırdığı anlatılan su yolları göz önüne alınırsa, yapıyı Mithridates ya da ataları yaptırmış olabilir.
Hüsâmeddîn, Ferhat adının kayaya nereden geldiği konusunda da bir dizi ihtimal sıralar. Birincisine göre "Kisrâ ile Şîrin" aşkı zamanla "Ferhad ile Şîrin" aşkına dönüşmüştür; Kisrâ İran şahı Hüsrev Perviz, Şîrin ise ona göre Bizans imparatoru Maurikios'un kızı Marya'dır ve suretleri İran'daki Bîsütun Dağı'nda kazılıdır. Bîsütun sözünün Pontus'tan bozulmuş olması ve Amasya'nın Pontus dağlarının eteğinde bulunması bu rivayeti doğurmuş olabilir. İkinci ihtimal, yazarı ve tarihi belirsiz bir tarih mecmuasından gelir: Hüsrev Perviz Küçük Asya'yı istila edip Amasya'yı ele geçirdiğinde emirlerinden Ferhâd bin Efrûhte'yi bölgenin valiliğine atamış, su yollarını bu vali onarmış ve kaya onun adını almıştır. Amasya Tarihi'nin birinci cildinin bir başka yerinde aynı bilgi biraz farklı verilir: İranlılar Amasya'yı istila ettiğinde Efrûhte adlı bir emir Pontus valiliğine atanmış, ardından oğlu Ferhâd Amasya valisi olmuştur. Hüsâmeddîn bu bilgiyi şüpheli bulur; Amasya istiladan sonra dört yüz yetmiş yıl kadar yeniden Bizans'ın elinde kaldığına göre İranlı bir kumandanın adının Türk fethine kadar korunması ona akla yatkın gelmez. Üçüncü ihtimal Târîh-i Âl-i Dânişmend'e dayanır: Melik Ahmed Dânişmend Gazi 1074-75 yıllarında Harşena'yı kuşattığında emirlerinden Ferhâd Gazi, Helvacı Pınarı önünden Fon dağını aşıp şehre güneyden inmekle görevlendirilmiş, savaşta şehit düşüp oraya gömülmüştür. Hüsâmeddîn'e göre dağın üstündeki tuhaf mezar bu Dânişmendli emirinin mezarı olmalı, mezar sonradan büyütülüp Âşık Ferhad'a bağlanmıştır.
Bu açıklamaların hiçbiri kesinlik kazanmamıştır ve bazıları başka kaynaklarla çelişir. Hüsâmeddîn'in Şîrin'i Maurikios'un kızı Marya ile özdeşleştirmesi, edebî gelenekle bağdaşmaz: Nizâmî'de ve onu izleyen mesnevilerde Hüsrev'in evlendiği Rum kayserinin kızı Meryem'dir ve Şîrin ondan ayrı, Ermen ülkesinden gelen başka bir kadındır. Tarihî kaynaklar ise Şîrin'i kimi zaman bir cariye, kimi zaman Romalı Hristiyan bir kız olarak anar. Hikâyenin otuz dokuz günlük süresi de kaynaktan kaynağa değişir; Urak ile Aksulu'nun makalesinde folklorik kaynaklara göre kanalın on dokuz günde açıldığı yazılıdır. Hüsâmeddîn'in temel tespiti ise sonraki araştırmalarla doğrulanmıştır: 1997 kazısının bulguları kanalın Helenistik ve Roma dönemine ait olduğunu, Ferhat adının hikâyeyle ilişkisinin bilimsel bir temeli bulunmadığını göstermiştir. Urak ile Aksulu'ya göre rivayetin kaynağı büyük olasılıkla kanalın üzerinde bulunduğu kaya ile dağın Ferhat adını taşımasıdır.
Efsanenin kanala ne zaman bağlandığını gösteren kesin bir belge yoktur, ama bazı ipuçları bu bağın eskiliğine işaret eder. Kara Müftüzâde Vâzıh Efendi'nin kayayı âşık Ferhad'a bağlayan görüşü, Hüsâmeddîn'den önce yazılmış yerel bir tarihe aittir. Karagöz oyununun Ferhat'a Amasya'daki Elmadağı'nı deldirmesi, Kültür Atlası'ndaki Amasya anlatısında suyun Elma Dağı'nda bulunmasıyla örtüşür; Wetzstein'ın 1906'da yayımladığı Şam gölge oyununun adı da "Amasyalı Âşıklar"dır. Bu tanıklıklar, Ferhat ile Şirin'in Amasya'ya bağlanmasının yalnızca yerel bir inanış olarak kalmadığını, en geç yirminci yüzyılın başında Osmanlı coğrafyasının seyirlik sanatlarında yerleşik bir bilgi olduğunu düşündürür. Kanal Pontus krallarının, kaya ise Ferhat'ındır; Amasya ikisinden de vazgeçmemiştir.
Hikâyenin Anlamı Üzerine
Bu bölümdeki değerlendirmeler Amasya05 Yayın Kurulu'nun kendi okumasıdır ve yukarıdaki kaynaklara dayanan bir yorum olarak sunulmuştur. Bize göre Ferhat ile Şirin'in Amasya kolunu öteki aşk hikâyelerinden ayıran ilk şey emektir. Leyla ile Mecnun'da âşık çöle düşer, Kerem ile Aslı'da yollara; Ferhat ise bir işçidir. Nakkaştır, mimardır, su ustasıdır; sevdasını külüngle, nakışla, kayaya açılan yolla söyler. Nizâmî'de süt kanalını açan, Nevâyî'de dağ yaran, halk kitabında yüz batmanlık külüngü kaldıran hep aynı el emeğidir. Amasya halkının antik bir su yolunu bir âşığa bağlamasını bu yüzden basit bir tarih hatası diye geçmemek gerekir. Adları unutulmuş taşçıların yüzyıllar önce kayaya açtığı yol, halkın hafızasında bir insanın tek başına, sevgiyle ve inatla yaptığı bir işe dönüşmüştür. Hüsâmeddîn bu işin bir hükümdarın serveti olmadan yapılamayacağını haklı olarak söyler; halk ise o emeği sevgiye yazmayı seçmiştir.
İkinci katman suyun ve dağın simgeselliğidir. Şirin'in adı tatlı anlamına gelir ve hikâyenin istediği şey de tatlı sudur: Nizâmî'de süt, halk hikâyesinde köşkün önünden akacak dere, Amasya anlatısında susuz şehre getirilecek su, Nâzım Hikmet'te kirli çeşmelerden kırılan halka gidecek temiz su. Dağ ise önce aşılmaz engeldir, sonra aşılır; ama hikâyede kazanan hiçbir zaman dağ olmaz. Ferhat her seferinde dağı yener, onu yenen bir kocakarının elindeki bir tabak lokma ve iki cümlelik bir yalandır. Boratav'ın tespit ettiği kader, bu hikâyede bir sözün içinden iş görür. Yalanın bu kadar kolay inanılması da Ferhat'ın sevgisinin ölçüsüdür: Şirin'siz bir dünya düşüncesi, onun için dağdan ağır gelir.
Üçüncü katman ayrılığın ölümden sonra da sürmesidir. İki mezar yan yanadır, iki gül her bahar yeniden açar, karaçalı da her bahar yeniden araya girer. Bu son, hikâyeyi bitirmek yerine onu doğanın döngüsüne bağlar: kavuşamamak bir kez yaşanıp biten bir talihsizlik olmaktan çıkar, her ilkbahar yeniden görülen bir hâl olur. Demiray'ın yorumunda güller iki sevgilinin temiz ruhları, çalı ise cadının kötü ruhudur; bize göre imgenin gücü, kötülüğün de tıpkı sevgi gibi ölümle bitmeyen bir şey olarak gösterilmesindedir.
Hikâyenin kadınları da kendi ağırlıklarını taşır. Mehmene Banu, kimi anlatımda kıskanç bir sultan, Nâzım Hikmet'te kardeşi için yüzünün güzelliğini feda eden ve sonunda şartından vazgeçen trajik bir kahramandır. Şirin ise neredeyse bütün anlatımlarda son kararı veren kişidir: kayadan atlar, hançeri kendisi çeker ya da canını sevgilisinin kollarında kendisi teslim eder. Nâzım'ın Şirin'i Ferhad'a kendisini kaçırmasını teklif eder, Zeynep Kaçar'ın oyunu da hikâyeyi bütünüyle onun gözünden anlatır. Ferhat'ın emeği kadar Şirin'in sadakati de hikâyenin taşıyıcı direğidir.
Son olarak hikâyenin Amasya'nın kimliğindeki yeri üzerine. Amasya, Yeşilırmak'ın vadisinde suyla kurulmuş, suyunu dağlardan kanallarla, çeşmelerle, vakıf su yollarıyla getirmiş bir şehirdir; Hüsâmeddîn'in sayfaları Kaya Paşa Suyu'ndan Acem Ali Suyu'na kadar bu su yollarının hayır sahipleriyle doludur. Böyle bir şehrin en sevdiği aşk hikâyesinin de bir su getirme hikâyesi olması şaşırtıcı değildir. Hüsâmeddîn'in "Amasya haberlerinin en tuhafı" dediği rivayet, bugün şehrin girişindeki kayanın, müzenin ve tepedeki heykelin anlattığı hikâye olmuştur. Tarih kanalı Pontus'a, edebiyat Ferhat'ı Gence'ye ve Herat'a bağlar; Amasya ise ikisini aynı kayanın üzerinde buluşturmuştur. Ferhat'ın külüngü bir kez düştü, hikâye ise o günden beri dağın üstünde ayakta duruyor.
Kronoloji
MÖ 2. yüzyıl: Ferhat Su Kanalı'nın yapım tekniği Kral Kaya Mezarları'nın dönemine benzer; kanalın Geç Hellenistik ile Erken Roma dönemi arasında yapıldığı düşünülür.
590-628: Sasani hükümdarı II. Hüsrev Perviz hüküm sürer; Şîrin ile aşkı hakkında efsaneler daha bu dönemde doğar.
MS 3. yüzyıl: Yörgüç Paşa Camii duvarındaki Yunanca yazıta göre su yollarında onarım yapılır.
10.-11. yüzyıl: Firdevsî, Şehnâme'de Hüsrev ile Şîrin'in hikâyesine yer verir; Ferhad henüz yoktur.
1074-75: Târîh-i Âl-i Dânişmend'e göre Ferhâd Gazi, Melik Ahmed Dânişmend Gazi'nin Harşena kuşatmasında Fon dağında şehit düşer.
12. yüzyıl: Kanal geç Bizans döneminde işlevini yitirir.
1180-81: Nizâmî-i Gencevî Hüsrev ü Şîrîn'i tamamlar; Ferhad hikâyeye girer.
1299: Emîr Hüsrev-i Dihlevî Şîrîn ü Hüsrev'i yazar.
1341: Kutb, Nizâmî'nin eserini Türkçeye çevirir.
1367: Fahrî, Anadolu'daki ilk Hüsrev ü Şîrîn'i Aydınoğlu Îsâ Bey adına yazar.
1484: Ali Şîr Nevâyî Ferhâd ü Şîrîn'i yazar ve Ferhad'ı hikâyenin merkezine yerleştirir.
1512: Lâmiî Çelebi Ferhâdnâme'yi tamamlar.
1854: Ferhat ile Şirin halk hikâyesinin ilk taş baskısı İstanbul'da yapılır.
1870'ler: "M. R." rumuzlu on dört fasıllık Hüsrev ü Şîrîn tiyatro eseri yazılır.
1906: Wetzstein'ın Şam'dan derlediği Karagöz oyunu "Die Liebenden von Amasia" adıyla Almancaya çevrilir.
1909: Halid Ziya Uşaklıgil Ferhad ile Şirin hikâyesini yazar.
1912: Üzeyir Hacıbeyli hikâyeyi operaya aktarır.
1930: Hikâyenin Latin harfli ilk yayını Süleyman Tevfik Özzorluoğlu tarafından yapılır.
1941: Samed Vurgun'un Ferhad ve Şirin oyunu Bakü'de sahnelenir.
1948: Nâzım Hikmet oyununu Bursa Cezaevi'nde yazar.
1953: Nâzım Hikmet'in oyunu Moskova'da "Bir Aşk Masalı" adıyla sahnelenir.
1954: A. Demiray'ın Resimli Amasya kitabı hikâyenin uzun Amasya anlatımını yayımlar.
1961: Arif Melikov'un "Aşk Efsanesi" balesi Leningrad'da Kirov Balesi'nde sahnelenir.
1965: Nâzım Hikmet'in oyunu Türkiye'de basılır ve Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu'nda oynanır.
1970: Cüneyt Arkın ile Nilüfer'in oynadığı Türkiye-İran ortak yapımı Ferhat ile Şirin filmi çekilir.
1978: Nâzım Hikmet'in oyunundan uyarlanan Bir Aşk Masalı filmi çekilir.
1997-98: Ferhatarası'ndaki bölümde temizlik kazısı yapılır, koruma ve çevre düzenleme projesi hazırlanır.
2011: Amasya Belediyesi Âşıklar Müzesi'ni de içeren projeyi hazırlar.
2012: Ferhat ile Şirin Heykeli aralık ayına kadar Ferhat Dağı'na dikilir; Esir Şehrin Gözyaşları - Bir Ferhat ile Şirin Hikâyesi dizisi yayımlanır.
2013: Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi hizmete açılır.
2017: Müzenin yıllık ziyaretçi sayısı 76.505 ile en yüksek düzeyine ulaşır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 85-87 (Ferhad Kayası, Ferhad Dağı ve su yolları) ve s. 289 (Efrûhte ile oğlu Ferhâd): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page85.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 125 (Hatibzâde Hulûsî Mehmed Efendi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page125.html
- Amasya Belediyesi, "Ferhat ile Şirin'in heykeli dikildi" (web arşivi kopyası, oluşturulma 17.02.2015): https://web.archive.org/web/20181105062149/http://www.amasya.bel.tr/icerik/266/555/ferhat-ile-sirinin-heykeli-dikildi.aspx
Akademik çalışmalar
- Nurettin Albayrak, "Ferhad ve Şirin", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 12, 1995, s. 388-389: https://islamansiklopedisi.org.tr/ferhad-ve-sirin
- Cemal Kurnaz, "Ferhad", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 12, 1995, s. 383: https://islamansiklopedisi.org.tr/ferhad
- Mustafa Erkan, "Hüsrev ve Şîrin", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 19, 1999, s. 53-55: https://islamansiklopedisi.org.tr/husrev-ve-sirin
- Mehmet Kanar, "Nizâmî-i Gencevî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, 2007, s. 183-185: https://islamansiklopedisi.org.tr/nizami-i-gencevi
- Halit Biltekin, "Şeyhî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, 2010, s. 80-82: https://islamansiklopedisi.org.tr/seyhi
- Günay Kut, "Ali Şîr Nevâî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 2, 1989, s. 449-453: https://islamansiklopedisi.org.tr/ali-sir-nevai
- Mehmet Emin Bars, "A. Olrik'in Epik Yasaları Işığında Ferhat ile Şirin Hikâyesi", Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi 3/1 (2014), s. 306-324: https://tekedergisi.com/DergiPdfDetay.aspx?ID=289
- Ayşe Ulusoy Tunçel, "Samed Vurgun'un 'Ferhad ve Şirin' Oyunu ile Nazım Hikmet'in 'Ferhad ile Şirin' Oyunu Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme", folklor/edebiyat 26/4 (2020), s. 883-906: https://folkloredebiyat.org/DergiPdfDetay.aspx?ID=1359
- Keziban Orbay - Metin Orbay, "The Bridge of Hearts from Amasya to Navoiy: Ferhat and Şirin Lovers Museum", Ilim hám jámiyet / Science and Society 2021/3-1, s. 101-106: https://journal.ndpi.uz/ss/article/view/1444
- Könül Hacıyeva, "Nizami Gencevi'nin 'Hüsrev ve Şirin'i ile Dihlevi'nin 'Şirin ile Hüsrev'i Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma", Uluslararası Gencelî Nizâmî Sempozyumu, Atatürk Üniversitesi Yayınevi, Erzurum 2022: https://makale.isam.org.tr/bitstreams/53928a28-664e-4510-a1d4-6b1d188f3aea/download
- Uğur Biryol, "Amasya: Dağı Delen Aşk", Gezgin Dergi, 30 Aralık 2014 amasya.bel.tr
Resmî kaynaklar
- Kültür Portalı, "Ferhat ile Şirin" (Kültür Atlası): https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturatlasi/ferhat-ile-sirin
- Kültür Portalı, "Ferhat Su Kanalı": https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/gezilecekyer/ferhat-su-kanali
- Kültür Portalı, "Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi": https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/gezilecekyer/ferhat-ile-sirin-asiklar-muzesi
Diğer kaynaklar
- Gediz Urak - Işık Aksulu, "Documentation for Preservation of the Ferhat Water Canal in Amasya", METU JFA 23/2 (2006), s. 93-112: https://open.metu.edu.tr/bitstream/handle/11511/50999/93_112.pdf
- Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri, TUR232 Eski Anadolu Türkçesi Grameri, 4. hafta notu (Şeyhî'nin Hüsrev ü Şîrîn'i): https://acikders.ankara.edu.tr/mod/resource/view.php?id=69996
- Mynet Yurt Haber, "Efsane Aşklar Bu Müzede Yaşayacak" (Anadolu Ajansı kaynaklı), 20 Kasım 2012: https://www.mynet.com/efsane-asklar-bu-muzede-yasayacak-180100540764
- Anadolu Ajansı, "Dillere destan aşkların müzesi", 29 Eylül 2018: https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/dillere-destan-asklarin-muzesi-/1268214
- Serap İnceöz, "Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019: https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/ferhat-ile-sirin-asiklar-muzesi
- Kültür Envanteri, "Ferhat ile Şirin Heykeli": https://kulturenvanteri.com/en/yer/ferhat-ile-sirin-heykeli/
- Vikipedi, "Farhad and Shirin Monument": https://en.wikipedia.org/wiki/Farhad_and_Shirin_Monument
- Vikipedi, "Ferhat ile Şirin", "Ferhad ile Şirin (oyun)", "Ferhat ile Şirin (film, 1970)" ve "Bir Aşk Masalı": https://tr.wikipedia.org/wiki/Ferhat_ile_Şirin
Çevrimiçi kaynaklar








