Özgün Metin

Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün

Hezārān sāl uçup sürʿatle itdim cūde cevlānı
Geçirdim ḥalḳa şems eṭrāfına beyżī-i ṭūlānī
Güneşlerden idüp teşkīl bir çārūb-i nūrānī
Feżā-yı muẓlimi gördüm ki yoḳ tenvīriñ imkānı
Sebāḥatle çalışdım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥriñ ḥaddi var ne sābiḥātiñ anda pāyānı
Baña beñzer nice ḥayrānları gördüm ki seyrānda
Alup eṭrāfına seyyāresin mestāne devrānda
Żiyādan nūrdan biñ seyl aḳarda şöyle her yanda
Düşer baḥr-ı muḥīṭe ṣanki bir ḳaṭre ṣu nīsānda
Sebāḥatle çalışdım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥriñ ḥaddi var ne sābiḥātiñ anda pāyānı
Ḳaṭār-ı nūr-ı teşkīl eyledim ʿazm ü sefer ḳıldım
Nice şemse naẓar ḳıldım nice ṭamsa güzer ḳıldım
Teṣādüf itdigim cezb eyledim baʿżan ḥazer ḳıldım
Ḳuvā-yı ʿālemi cemʿ eyleyüp pervāze per ḳıldım
Sebāḥatle çalışdım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥriñ ḥaddi var ne sābiḥātiñ anda pāyānı
Güzergāhımdaki iḳlīmler titrerdi nāmımdan
Düşerdi velvele sükkānına ḳurb-ı ḫırāmımdan
Ḳaçardı ceyş-i ẓulmet mevkib-i nūr-iḥtişāmımdan
Gelirdi muttaṣıl imdād, rūm u mıṣır u şāmımdan
Sebāḥatle çalışdım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥriñ ḥaddi var ne sābiḥātiñ anda pāyānı
Süreyyā fırlamış birḳaç güher-tāc-ı geyimdendir
Şihāb u necm-i ŝāḳıb baḥşiş u pey-der-peyimdendir
Felekde kehkeşanlar mess-i mikvātı kemīdendir
ʿAlevler lavlar u volkanlar āh-ı lā şemīdendir
Sebāḥatle çalışdım geçmeğe deryā-yı sübḥānı
Ne baḥruñ ḥaddi var, ne sābihātiñ anda pāyānı
Benim daʿvā-yı şiʿrimdir ki yüksekdir delīlimden
Ŝüreyyā ṣanma terṣīʿāt-ı iklīl-i kelīlimden
Güneşlerdir muʿaẓẓam kendi metbūʿ-ı celīlimden
Uzaḳdır kehkeşanlar mess-i temŝīl-i ẕelīlimden
Sebāḥatle çalışdım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥruñ haddi var, ne sābihātiñ anda pāyānı
Der-i mevlā ne hoş bir mevlevī dergāhıdır ʿālī
Semāʿ eyler şemūs olmuş mukaddem, peykler nālī
Yem-i subbūḥu ṣanma cünbiş-i tesbīḥden ḫālī
Bu deryā "sebbiḥ isme Rabbükü'l-aʿlā" ile mālī
Sebāḥatle çalışdım geçmege deryā-yı sübhānı
Ne baḥruñ ḥaddi var, ne sābiḥātiñ anda pāyānı
Oḳu "ves-sābiḥāt-i sebḥān"ı "sabḥan ṭavīle" yi
Sebāḥat eyleyen icrāmı seyr et baḥr-ı mevlāyı
Ṭavan ṣanma şu māvī saḳf-ı merfūʿ-ı muʿallāyı
Ḫayāl-i ʿacz öper peyveste pāy-ı ʿarş-ı aʿlāyı
Sebaḥatle çalıştım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥruñ ḥaddi var, ne sābiḥatiñ anda pāyānı
Sedīr-i sidre ʿaḳl-ı külle sedd-i müntehā olmuş
Ne sidre cümle ʿālem zīr-i pāyinde hebā olmuş
Nice milyon güneşler dāmeninde bir sehā olmuş
Anıñ mā-fevḳi her türlü taṣavvurdan rehā olmuş
Sebāḥatle çalıştım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥruñ haddi var, ne sābiḥātiñ anda pāyānı
Temāşā eylediñ mi mescid-i aḳṣā-yı ey Cūdī
Düşürmüş secde-i kübrā-yı vecde cümle mevcūdı
Düşün artıḳ nedir bu secde-gāhıñ mescūdı ẕāt
Fe-lā fiʾl-yemmi yemşī ve'stevāʾl-fulku ʿalaʾl-Cūdī
Sebāḥatle çalışdım geçmege deryā-yı sübḥānı
Ne baḥruñ ḥaddi var, ne sābiḥātiñ anda pāyānı

Günümüz Türkçesiyle

1. Binlerce yıl hızla uçup boşlukta dolaştım; güneşin çevresine uzun bir elips (yörünge) halkası çizdim. Güneşlerden nurlu bir süpürge (kuyruk) oluşturup, aydınlatılmasına imkân olmayan karanlık boşluğu gördüm. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

2. Seyrinde benim gibi nice hayranlar gördüm; gezegenlerini çevrelerine alıp sarhoşça dönüyorlar. Işıktan, nurdan bin sel her yanda öyle akıyor ki her biri, nisan yağmurunda bir damla su gibi, çevreleyen okyanusa düşüyor. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

3. Bir nur katarı oluşturdum, yola koyuldum, sefere çıktım; nice güneşe baktım, nice sönmüş (yıldızın?) yanından geçtim. Rastladıklarımın kimini kendime çektim, kiminden sakındım; âlemin kuvvetlerini toplayıp uçuşa kanat yaptım. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

4. Yolumun üstündeki iklimler adımdan titrerdi; yaklaşan yürüyüşümden halkına telaş düşerdi. Karanlığın ordusu nurlu ve heybetli alayımdan kaçardı; Rum'umdan, Mısır'ımdan ve Şam'ımdan durmadan yardım gelirdi. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

5. Fırlamış Süreyya, giydiğim tacın birkaç incisindendir; akan yıldızlar ve delip geçen kıvılcımlar, peş peşe bağışlarımdandır. Gökteki samanyolları (ikinci yarısı tam açık değil) ...; alevler, lavlar ve volkanlar (bu mısra da tam açık değil) .... Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

6. (Ama bunlar) benim şiir iddiamdır ve delilimden yüksektir; Süreyya'yı yorgun tacımın kakmaları sanma. Güneşler kendi yüce efendileriyle büyüktür; samanyolları benim aciz benzetmelerimin dokunuşundan uzaktır. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

7. Mevlâ'nın kapısı ne güzel, yüce bir Mevlevî dergâhıdır; güneşler öne geçmiş semâ eder, gezegenler ney üfler. Pek münezzeh olanın denizini tesbih hareketinden boş sanma; bu deniz "Yüce Rabbinin adını tesbih et" (sözüyle) doludur. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

8. "Yüzüp gidenlere andolsun" ayetini ve "uzun bir yüzüş" sözünü oku; yüzen gök cisimlerini, Mevlâ'nın denizini seyret. Şu yükseltilmiş, yüce mavi tavanı tavan sanma; acizlik hayali durmadan Arş-ı a'lânın ayağını öper. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

9. Sidre'nin tahtı, Akl-ı küll'e son sınır olmuştur; yalnız Sidre değil, bütün âlem onun ayağının altında toz olmuştur. Nice milyon güneş onun eteğinde (sönük bir yıldız olan) Süha gibi kalmıştır; onun ötesi her türlü düşünceden kurtulmuştur. Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

10. Ey Cûdî, Mescid-i Aksâ'yı seyrettin mi? Bütün varlığı vecdin büyük secdesine düşürmüş. Artık düşün: bu secde yerinde secde edilen nedir? Zât. (Arapça:) "Artık denizde yürümüyor; gemi Cûdî'nin üstüne oturdu." Yüzerek Allah'ın denizini geçmeye çalıştım; ne denizin sınırı var, ne de orada yüzenlerin sonu.

Edebî ve Tarihî Yorum

"Necm-i gîsû-dâr", saçlı yıldız, halk arasında kuyrukluyıldız ya da süpürge yıldızı denen gök cismidir. Cûdî bu müseddeste sözü kuyrukluyıldızın kendisine verir: ilk beş bentte yıldız, binlerce yıllık yolculuğunu, güneşin çevresine çizdiği uzun elipsi, kuyruğunu oluşturan nurlu "süpürge"yi ve geçtiği karanlık boşlukları anlatır. Gezegenlerini çevrelerine alıp dönen öteki güneşler, ışık selleri ve çevreleyen okyanus, on dokuzuncu yüzyıl sonu astronomisinin gök tasvirini divan şiirinin diline taşır. Halley kuyrukluyıldızının 1910'daki geçişi Osmanlı basınında geniş yer tutmuştu; şiirin bu olayla ilgili olması mümkündür, ama metinde bir tarih ya da açık işaret yoktur.

Dördüncü ve beşinci bentlerde yıldızın sesi bir hükümdarın övünmesine dönüşür: iklimler adından titrer, karanlık ordusu alayından kaçar, Süreyya tacının incisi, akan yıldızlar bağışıdır. Kuyrukluyıldızların eskiden felaket habercisi sayılması bu övünmeye bir arka plan verir. Beşinci bendin son iki mısraı tezdeki okumayla tam çözülemediği için çeviride boş bırakılmıştır.

Altıncı bentte ton değişir: bütün bu sözler "benim şiir iddiamdır" ve delilden yüksektir; güneşler büyüklüğünü kendi yüce efendisinden alır. Yedinci bentten itibaren gök bir Mevlevî dergâhı olarak görülür: güneşler semâ eder, gezegenler ney üfler. Nakarattaki "sâbihât", yüzenler kelimesi Nâziât suresinin "Yüzüp gidenlere andolsun" (79/3) ayetinden gelir; sekizinci bent bu ayeti ve Müzzemmil suresindeki "uzun bir yüzüş" ifadesini (73/7) açıkça anar. Gök cisimleri bir denizde yüzer gibi düşünülür ve bu deniz Allah'ın sınırsızlığıdır.

Son bent şairin adıyla bir oyun yapar. Hûd suresinde Nuh'un gemisinin tufandan sonra Cûdî dağına oturduğu anlatılır (11/44); Cûdî, mahlasını bu dağdan almıştır. Kuyrukluyıldızın sonsuz denizdeki yolculuğu, Arapça bir mısrayla "gemi Cûdî'nin üstüne oturdu" diye biter. Bu Arapça mısra tezde Arap harfleriyle verilmiştir; okuması bize aittir ve tezdeki bir harf hatası düzeltilerek yapılmıştır.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 25-27 (şiir no. 184; yazma vr. 44a-44b-45a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar