VI. Mithridates Eupator, Roma Cumhuriyeti'nin Doğu'daki en uzun soluklu ve en inatçı düşmanıydı. MÖ 120'den 63'e kadar Pontus Krallığı'nı yönetti, Karadeniz çevresinde geniş bir devlet kurdu, Roma ile üç savaş yaptı ve bu savaşların her birinde Sulla, Lucullus, Pompeius gibi dönemin en ünlü komutanlarıyla karşılaştı. Adı bugün daha çok zehirle anılır. Babası bir ziyafette zehirlenerek öldürüldüğü için hayatı boyunca zehirden korkmuş, bu korkuyu tıbbi bir uğraşa çevirmiş, bedenini zehre alıştırdığı ve her tür zehire karşı bir ilaç hazırladığı anlatılmıştır. Antik yazarların aktardığı bu hikâyenin ne kadarının gerçek, ne kadarının sonradan eklenmiş olduğu bugün de tartışılır. Mithridates Sinope'de doğdu; ancak Amaseia, yani bugünkü Amasya, Pontus krallarının ata yurdu ve uzun süre başkentiydi, kralların sarayları ve kaya mezarları da bu şehrin Harşena Kayası'ndadır. Savaşların siyasi seyri ve askerî ayrıntıları başka yazıların konusudur; burada kralın kişiliği, hayat hikâyesi, zehir ve panzehir geleneği ve Amaseia ile bağı üzerinde durulur.

Soyu ve Adı

Mithridates adı, Eski İran dilindeki Mihrdāt'ın Yunanca biçimidir ve "Mithra'nın verdiği" anlamına gelir. Mithra, eski İran'ın güneş ve ahit tanrısıdır; Pontus hanedanının krallarının çoğu bu adı taşıdığı için hanedan "Mithridatesler hanedanı" olarak da anılır. Yunanca Eupator lakabı "soylu bir babanın oğlu" demektir ve Helenistik dünyada birçok hükümdar tarafından kullanılmıştır. Kral adını kendi sikkelerinde ve Yunanca yazıtlarda genellikle Mithradates biçiminde yazdırmıştır; Latince metinlerin yerleştirdiği Mithridates yazımı ise Türkçede yaygındır.

Hanedan, Perslerle Yunanlıların karışımı bir soya dayanıyordu. Mithridates, Büyük Kyros ve Dareios'un ailesinden geldiğini söylerdi; ayrıca Büyük İskender'in komutanlarından Antigonos Monophthalmos ile Seleukos Nikator'a ve Makedonya naibi Antipatros'a uzanan bir atalık da iddia ederdi. Babası V. Mithridates Euergetes (MÖ 150-120), Pontus Kralı I. Pharnakes'in torunuydu. Annesi VI. Laodike ise Seleukos hanedanından, IV. Antiokhos Epiphanes'in kızıydı. Genç prens böylece Doğu ile Batı'nın kesiştiği bir sarayda büyüdü. Bu çift kimliği hayatı boyunca bilinçli biçimde kullandı: Yunan şehirlerine karşı Helen kültürünün koruyucusu gibi, Anadolu'nun iç bölgelerindeki halklara karşı ise İran krallarının mirasçısı gibi davrandı. Hanedanın bu iki yüzlü propagandası, krallığın hem Yunan kıyı şehirlerinden hem Anadolu ve İran geleneğindeki iç bölgelerinden oluşan karışık nüfusuna uygundu.

Çocukluğu ve Tahta Çıkışı

Mithridates MÖ 135 dolaylarında Sinope'de doğdu; babasının ilk oğluydu. Yaklaşık MÖ 120'de V. Mithridates, Sinope'de verdiği büyük bir ziyafet sırasında kimliği bilinmeyen kişilerce zehirlenerek öldürüldü. Kimi anlatımlar suikastın arkasında saray çevresini, kimileri kraliçeyi görür; kesin bir belge yoktur. Kral, krallığı eşi Laodike'ye ve iki oğluna, yani Mithridates'e ve küçük kardeşi Mithridates Khrestos'a bırakmıştı. İki oğul da yaşça küçük olduğundan yönetim Laodike'nin eline geçti. Kraliyet naipliği sırasında Laodike küçük oğlu kayırdı; naiplik MÖ 116'ya, kimi hesaplara göre MÖ 113'e kadar sürdü.

Genç Mithridates bu süre içinde annesinin kendisine karşı kurduğu tuzaklardan kurtulmak için saraydan kaçtı ve saklandı. Yedi yıl boyunca vahşi doğada yaşadığı, avlanarak ve her türlü zorluğa katlanarak bedenini sertleştirdiği anlatılır. Anlatının bu kısmı destanlaşmış bir geleneğe dayanır ve ne kadarının tarihsel olduğu belli değildir. Daha sonraki kaynaklar, bu yıllarda Anadolu'yu dolaştığını ve ileride yöneteceği halkların dillerini öğrendiğini de ekler. MÖ 116 ile 113 arasında Pontus'a döndü ve kral olarak karşılandı. Annesini ve kardeşini tahttan indirip hapsetti. Laodike görünüşe göre doğal nedenlerle hapiste öldü, Khrestos ise ya hapiste öldü ya da vatana ihanetten yargılanıp idam edildi. Mithridates ikisine de kraliyet cenaze töreni yaptırdı. Hemen ardından, MÖ 115 ile 113 arasında, kız kardeşi Laodike ile evlendi. Kan saflığını korumak, tahta iddiasını sağlamlaştırmak ve meşru çocuklarının mirasını güvenceye almak bu evliliğin gerekçeleri arasında sayılır.

Kişiliği

Antik kaynaklar Mithridates'i iri yapılı, olağanüstü güçlü, enerjik ve kararlı bir adam olarak betimler. Siyasette, örgütlenmede ve stratejide yeteneklidir; aynı kaynaklarda merhametli ve cömert, ama gerektiğinde acımasız ve sert biri olarak da görünür. Bu çelişkiler ona yöneltilen eleştirilerin ve övgülerin ortak zeminidir. Kimi oğullarını şüphe üzerine cezalandırdığı, komutanlarına ve çevresine güvenmediği, paranoyaya varan bir tedirginlik taşıdığı aktarılır. Zehirlenme korkusu bu karakterin en belirgin işaretidir. Yeme içme yarışmalarına meraklı olduğu ve ülkesinde kendisinden fazla içebilecek kimse bulunmadığını söylediği de kaynaklarda geçer.

Kültürel yönü de önemlidir. Yaşlı Plinius, yönettiği yirmi iki ulusun hukukunu her biri kendi dilinde yürüttüğünü, hiçbirine tercüman aracılığıyla seslenmediğini yazar. Rakam abartılı olabilir, ancak çok dilli bir imparatorluğun başındaki kralın birkaç dile hâkim olması beklenirdi. Bu şöhret o kadar kalıcı oldu ki, 1555'te Conrad Gessner dillerin karşılaştırmasına dair kitabına, 1806-1817 arasında Adelung ile Vater ise dört ciltlik genel dil bilgisi derlemelerine onun adını verdiler. Sarayında Yunanlılar, Romalılar ve Asyalılar bir arada bulunurdu. Delos'ta MÖ 102/101'de Atinalı bir Poseidon rahibi kral için bir heroon, yani kahraman anıtı yaptırdı; MÖ 94/93 tarihli başka bir adak ise Atinalılar ve Romalılarla birlikte "Kral Mithridates Eupator Dionysos" adına sunuldu. Resmî sikkelerde Yunan üslubu İran öğeleriyle karışır ve Perseus gibi hem Doğu'ya hem Batı'ya bağlanan kahramanlar seçilir.

Roma karşıtı politikasının en kanlı sayfası, MÖ 88'de Anadolu'daki Romalı ve İtalyalı yerleşimcilerin toplu öldürülmesi emridir. Pergamon ve Tralleis gibi şehirlerde uygulanan bu katliamda en az 80.000 kişinin öldüğü söylenir; Plutarkhos'a dayanan çok daha yüksek rakamlar da dolaşır. Olay "Asya Vespersi" olarak bilinir. Bu emir, Roma ile arasındaki köprüleri tamamen yıkmış ve savaşı kaçınılmaz kılmıştır.

Savaşlar ve Sonu

Mithridates'in saltanatının siyasi seyri başka yazıların konusudur, burada yalnızca çerçeve verilebilir. Önce Kolkhis'i ve Kırım'daki Bosporos Krallığı'nı kendi egemenliğine aldı, Paphlagonia'yı Bithynia Kralı III. Nikomedes ile paylaştı, ardından Kappadokya üzerinde Roma'yla karşı karşıya geldi. MÖ 89'da IV. Nikomedes'in saldırısına karşılık verdi ve Roma'nın Asya eyaletini hızla ele geçirdi. Birinci savaşta (MÖ 88-84) Sulla onu Yunanistan'dan çıkardı; Roma'daki iç çekişme yüzünden bağışlayıcı bir barış yapıldı. İkinci savaş (MÖ 83-81) kısa sürdü ve Mithridates, Murena'yı Halys'te yenerek başarıyla çıktı. Üçüncü ve son savaş (MÖ 73-63), Bithynia'nın vasiyetle Roma'ya bırakılmasıyla başladı. Lucullus onu Kabeira'da yendi ve Armenia'ya, damadı Tigranes'in yanına sığınmaya zorladı. Kral MÖ 67'de Zela'da Romalıları yenerek Pontus'u geri aldı, ancak MÖ 66'da Pompeius karşısında Lykos Savaşı'nı kaybetti.

Yenilgiden sonra Kolkhis'e, oradan Kafkaslar üzerinden Kırım'a geçti. Bosporos'ta oğlu Makhares'in kendisine yardım etmek istemediğini görünce onu öldürttü ve yönetimi devraldı. Buradan Tuna yoluyla ya da Trakya ve Makedonya üzerinden İtalya'ya saldırmayı planladığı, Cassius Dio ve Appianos'un anlatımlarından anlaşılır. Hazırlıkların yükü yerel soylulara ve halka ağır geldi, ordu huzursuzlaştı. MÖ 63'te oğlu II. Pharnakes ayaklandı; askerlerin ve Romalı kaçakların desteğiyle kendisini kral ilan ettirdi. Mithridates, Panticapaeum'un (bugünkü Kerç) kalesine çekildi.

Zehir ve Mithridatizm

Mithridates'in zehirle ilişkisi hakkındaki anlatı, babasının ölümünden doğar. Sonraki kaynaklara göre, annesinin kendisine yönelik tuzaklarını fark eden genç prens, yemeklerinde midesini sızlatan şeylerin bulunduğundan kuşkulanmış, saraydan kaçtıktan sonra ise ölümcül olmayan küçük dozlarda zehirleri düzenli olarak almaya başlamıştır. Hedef, bedenin zamanla bu maddelere karşı dayanıklılık kazanmasıydı. Bugün bu uygulamaya mithridatizm denir. Özellikle babasını öldüren arseniğe karşı bir bağışıklık geliştirmeye çalıştığı rivayet edilir.

Kral, tahta geçtikten sonra bu çalışmayı sürdürdü. Zehirleri ve panzehirleri sarayındaki hekimler ve bitki toplayıcılarla birlikte inceledi; bunların etkilerini ölüm cezasına çarptırılmış mahkûmlar üzerinde denediği söylenir. Pergamon Kralı III. Attalos'un (öl. MÖ 133) da benzer çalışmalar yaptığı bilinir. Dönemin tıp anlayışında olduğu gibi, Mithridates'in panzehir uygulamaları dinî bir bileşen de taşırdı: İskit şamanları olan Agariler ondan hiç ayrılmaz ve uygulamaları denetlerdi. Yunan hekim Krateuas'ın doğrudan onun hizmetinde mi çalıştığı, yoksa yalnızca mektuplaştığı kesin değildir. Kralın İskenderiyeli Zopyros'tan ilaç örnekleri ve Asklepiades'ten tıp risaleleri aldığı da aktarılır. Yaşlı Plinius, Pontus ördeklerinin kanından söz eder; bu ördekler baldıran ve çöpleme gibi zehirli bitkilerle beslendiği için kanlarının bir tür serum işlevi gördüğü düşünülürdü.

Zamanla ortaya "evrensel panzehir" fikri çıktı: Mithridates'in her gün soğuk kaynak suyuyla aldığı, bilinen bütün zehirlere karşı koruduğu söylenen bir karışım. Bu karışım, kralın adından türeyen mithridatum ya da mithridate olarak anıldı. Özgün formül tamamen kaybolmuştur. Plinius, Pompeius'un kralın notları arasında iki kuru ceviz, iki incir, yirmi sedefotu (rue) yaprağı ve bir tutam tuzdan oluşan, en az bir gün aç kalmış bir kişinin alacağı sade bir tarif bulduğunu da yazar. Başka bir yerde ise aynı yazar, elli dört maddeden oluşan ve hiçbirinin ağırlığı bir diğerine eşit olmayan Mithridates ilacını alaycı bir dille eleştirir: Bu oranları hangi tanrının belirlediğini sorar, hiçbir insan aklının bunu çıkaramayacağını, bunun bilimin gösterişli bir sergilenmesi olduğunu söyler.

Mithridates'in ölümünden sonra kralın kütüphanesi ve bitki koleksiyonu Roma'ya taşındı, Pompeius'un azatlısı Lenaeus bunları Latinceye çevirdi. Böylece Mithridates'in panzehiri Romalı hekimlerin ilacı oldu. Celsus, MS 30 dolaylarında yazdığı De Medicina'da krala atfedilen, otuzu aşkın maddelik bir karışımı verir. Maddeler dövülüp bal ile yoğrulur, zehirlenmelerde badem büyüklüğünde bir parça şarapla alınırdı. Nero'nun hekimi Andromakhos formülü yılan eti ve afyon ekleyerek geliştirdi ve ortaya çıkan karışım "teriak" (theriaca) adını aldı; Galenos ise afyon miktarını daha da artırdı. Roma'dan sonra ilaç Doğu ve Batı tıbbında asırlarca varlığını korudu. Ortaçağ karışımlarında 184 maddeye varan listeler görülür. Venedik'te ve başka kentlerde ilacın hazırlanışı belli kurallara ve hatta halkın gözü önünde yapılmasına bağlandı; bu uygulama ilaç düzenlemelerinin gelişmesiyle yakından ilgilidir. Londra'da hekimler 1786'ya dek mithridate reçetesi yazmayı sürdürdü. İbn Rüşd bu ilacın bazı durumlarda yararlı olabileceğini, ancak sağlıklı kişilerin düzenli kullanmasının insan doğasını bir tür zehre dönüştürebileceğini söyleyerek uyarmıştır. William Heberden'in 1745'te yazdığı Antitheriaca ise ilacın İngiltere'de itibarını yitirmesinde belirleyici oldu.

Modern araştırmacılar hikâyenin tamamına şüpheyle bakar. Mithridatizm ancak bağışıklık sisteminin tepki verebildiği karmaşık, biyolojik kaynaklı zehirlere karşı kısmen işe yarar; bazı maddelere karşı ise vücut metabolik bir tolerans kazanır, ancak bu da başka hasarlara yol açabilir. Ağır metaller gibi birçok madde için alışma mümkün değildir ve küçük dozlar birikerek ölümcül sonuç verebilir. Bu nedenle bir yaklaşım, kralın zehir yeme alışkanlığının önemli ölçüde propaganda olduğunu savunur: Suikastçılara karşı dokunulmaz görünmek, saldırı girişimlerini caydırmak. Mithridates hiçbir zaman zehirle öldürülmemiştir, bu da stratejinin işe yaradığını düşündürür. Karşı yorumda ise kralın bazı zehirler ve panzehirler hakkında gerçek bilgi biriktirdiği, ancak "her şeye karşı" ilaç iddiasının abartıldığı vurgulanır. Kralın kılıcının yanında her zaman ölümcül bir zehir taşıdığı anlatılır; her zehire bağışık olan birinin böyle bir şey taşıması, eleştirilerin dayanaklarından biridir.

Ölümü

Pharnakes'in isyanı karşısında çaresiz kalan kral, intihar etmeye karar verdi. Appianos'a göre kılıcının yanında taşıdığı zehri hazırlarken, krallara nişanlanmış iki küçük kızı, Mithridatis ve Nysa, zehirden önce kendilerinin içmesi için ısrar etti ve ilacı içtiler; zehir hemen etkisini gösterdi. Mithridates ise hızlandırması için hızla yürüdüğü hâlde zehirden etkilenmedi, çünkü uzun süredir kendini çeşitli zehirlere alıştırmıştı. Bunun üzerine Galyalı komutanlarından Bituitus'a seslenerek, Roma'da zafer alayında gezdirilmekten kurtulması için kılıcıyla kendisini öldürmesini istedi. Appianos, kralın bu sırada başkalarının zehirlerine karşı kendini korumuş, ama krallar için en tehlikeli olan evdeki zehre, yani ordunun, çocukların ve dostların ihanetine karşı önlem almamış olduğunu söylediğini aktarır. Bituitus isteği yerine getirdi.

Cassius Dio'nun anlatımı bundan farklıdır. Ona göre Mithridates eşlerini ve kalan çocuklarını zehirle öldürdükten sonra kalan zehri kendisi yutmuş, ancak ne zehir ne de kılıç işe yaramıştır: Zehir ona etki etmemiş, elinin yaşlılık ve felaketler yüzünden zayıflaması kılıç darbesini hafifletmiştir. Oğluna karşı gönderdiği adamlar sonunda ona saldırıp kılıç ve mızraklarla ölümünü hızlandırmıştır. Dio, kralın hem kendi eliyle hem düşmanlarının eliyle can verdiğini, ölmek istediği hâlde kendini öldüremediğini söyler. İki anlatı da zehrin kralı öldürmediğinde birleşir, ancak ayrıntılarda ayrılır. Zehrin tek bir dozunun iki küçük kızı öldürüp iri yapılı bir erkeği öldürmemesi, bağışıklık yerine beden ağırlığı farkıyla da açıklanabilir; bu yorum, kralın bağışıklığına kuşkuyla bakan araştırmacılara aittir.

Cesedin akıbeti de kesin değildir. Kimi anlatımlara göre ceset mumyalanmıştı; Pompeius onu görmeye geldiğinde yüz çürümüş, tanınmaz bir hâldeydi. Pompeius'un buyruğuyla cesedin atalarının yanına gömüldüğü bildirilir. Bazı araştırmacılar bunun Sinope'deki kaya mezarlar olduğunu, bazıları ise Amaseia'daki kral mezarlarına gömülmüş olabileceğini düşünür. Kerç'teki Mithridat Dağı ve Kırım'daki Yevpatoria kentinin adı, kralın anısını bugün de yaşatır. Ailesinden Pontus'ta kalanların bir bölümü, kız kardeşleri, eşleri, cariyeleri ve çocukları, Pompeius tarafından öldürüldü. Plutarkhos, bir kız kardeşi ile beş çocuğunun MÖ 61'deki Roma zafer alayında yürütüldüğünü yazar. Pharnakes ise Roma'nın dostu ve müttefiki sayılarak Bosporos'ta kral olarak kaldı; ileride Pontus'u geri almayı deneyecek ve MÖ 47'de Zela'da Julius Caesar'a yenilecekti.

Eşleri ve Çocukları

Mithridates'in birden çok eşi ve cariyesi vardı. İlk eşi, kız kardeşi Laodike ile evliliği yaklaşık MÖ 90'a kadar sürdü; bu evlilikten Mithridates, Arkathios, Makhares ve Pharnakes adlı oğulları ile Kleopatra ve Drypetina adlı kızları oldu. Drypetina, kralın en bağlı kızı olarak anılır; süt dişleri hiç düşmediği için çift sıra dişi olduğu aktarılır. İkinci eşi Makedon soylu Monime, MÖ 89/88 ile 72/71 arasında kralın yanındaydı; Athenais adlı kızları Kappadokya Kralı II. Ariobarzanes ile evlendi. Sonraki eşleri Khioslu Berenike, Pontuslu Stratonike ve altıncı eş Hypsikrateia idi; Stratonike'den Xiphares adlı bir oğlu doğdu. Galat prensesi Adobogiona ile ilişkisinden Bosporos kralı olacak I. Mithridates ve genç Adobogiona doğdu. Cariyelerinden doğan oğullarına Kyros, Kserkses, Dareios, Artaphernes gibi İran kral adları verdi. Kızı Kleopatra, Ermenistan Kralı Büyük Tigranes ile evlenerek Pontus ile Ermenistan arasındaki ittifakı pekiştirdi. Nysa ve Mithridatis ise Mısır Kralı XII. Ptolemaios Auletes ve kardeşi Kıbrıs'taki Ptolemaios ile nişanlıydı.

Amaseia ile Bağı

Mithridates Sinope'de doğmuş olsa da hanedanın en eski merkezi, iç Pontus'taki Amaseia'ydı. Bağımsız Pontus Krallığı, İskender'in fetihlerinin ardından MÖ 4. yüzyılın sonunda Amaseia merkezli kuruldu; kimi anlatımlara göre şehir MÖ 333'ten MÖ 26'ya kadar krallığın başkentliğini yaptı. Hanedan sonradan başkentini kıyıdaki Yunan şehri Sinope'ye taşıdı. Amaseia bununla birlikte kralların sarayları ve mezarlarıyla anılan bir yer olarak kaldı.

Amasyalı coğrafyacı Strabon, memleketini Mithridates'ten sonraki kuşakta yazdığı Geographika'da ayrıntılı biçimde anlatır. Ona göre şehir, İris (Yeşilırmak) Irmağı'nın aktığı büyük ve derin bir vadide kurulmuştur; insan öngörüsü kadar doğa da burayı aynı anda hem şehir hem kale olarak kullanılabilecek biçimde donatmıştır. Şehir, nehre dik inen yüksek ve sarp bir kayanın üzerindedir; kayanın birbirine doğal olarak bağlanan iki tepesi vardır ve kuleler yükselir. Strabon bu surların içinde kralların hem saraylarının hem anıtlarının bulunduğunu yazar. Kayanın içine oyulmuş iki kanal şehre kuşatma sırasında bile su sağlıyordu; nehir üzerinde iki köprü vardı. Bugün Harşena Kayası'nın yamacında yan yana dizilmiş, kayaya oyulmuş kral mezarları bu betimlemenin arkeolojik karşılığıdır. Strabon, Amaseia topraklarında Mithridates Savaşı yüzünden yıkılmış birçok kale ve boş kalmış geniş araziler bulunduğunu da söyler. Pompeius Pontus'u düzenlediğinde Amaseia bir süre krallara bırakıldı, sonra eyalete katıldı.

Mithridates'in iç Pontus'taki diğer önemli merkezleri de Strabon'dan öğrenilir. Kabeira'da kralın sarayı, su değirmenleri, hayvanat bahçesi, av alanları ve madenler vardı; kralın en değerli hazinelerinin saklandığı Kainon Khorion kalesi de buraya yakındı ve bu hazineler sonradan Pompeius tarafından Roma'daki Capitolium'a adandı. Krallar "Kralın Talihi ve Pharnakes'in Mên'i adına" diye yemin ederdi; bu yemin, Pontus hanedanının dinî dünyasının izini taşır. Amaseia'yı MÖ 70'te Lucullus komutasındaki Roma kuvvetleri Ermenistan'dan geri aldı; şehir kısa sürede Pompeius tarafından özgür şehir ilan edildi ve Bithynia ile Pontus eyaletinin idari merkezlerinden biri oldu. Strabon'un kendi çocukluğu da bu Roma düzeni içinde geçti.

Sonraki Yüzyıllarda Hatırası

Mithridates ölümünden sonra da Avrupa kültüründe yaşamaya devam etti. Jean Racine'in 1673 tarihli Mithridate adlı oyunu kralın son günlerini işler; Mozart'ın on dört yaşında yazdığı Mitridate, re di Ponto (1770) operası bu oyun geleneğinden doğan 18. yüzyıl operalarından biridir. Alessandro Scarlatti 1707'de Mitridate Eupatore'yi besteledi. A. E. Housman'ın 1896 tarihli A Shropshire Lad kitabındaki bir şiir, kralın zehirle yaşamasını anlatır ve "Mithridates, he died old" dizesiyle biter. Alexandre Dumas, Monte Kristo Kontu'nda mithridate'i hem savunma hem saldırı aracı olarak anar. Pontus'un ve Amaseia'nın bu kralı, böylece zehre karşı dayanıklılığın simgesi olarak çok farklı alanlara girdi.

Kronoloji

MÖ 135 (yaklaşık): VI. Mithridates, Sinope'de doğar.

MÖ 120: Babası V. Mithridates bir ziyafette zehirlenerek öldürülür; Laodike naip olur.

MÖ 116-113: Mithridates saklandığı yerden döner, annesini ve kardeşini tahttan indirir.

MÖ 108-107: Paphlagonia, III. Nikomedes ile paylaşılır.

MÖ 88: Anadolu'daki Romalı ve İtalyalı yerleşimcilerin katledilmesi (Asya Vespersi).

MÖ 88-84: Birinci Mithridates Savaşı; Sulla ile barış.

MÖ 83-81: İkinci Mithridates Savaşı; Murena Halys'te yenilir.

MÖ 73-63: Üçüncü Mithridates Savaşı.

MÖ 67: Zela Savaşı; Pontus geri alınır.

MÖ 66: Pompeius, Lykos Savaşı'nda Mithridates'i yener.

MÖ 63: Oğlu II. Pharnakes ayaklanır; Mithridates Panticapaeum'da ölür.

MÖ 61: Mithridates'in bir kız kardeşi ve beş çocuğu Pompeius'un zafer alayında Roma'da yürütülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Strabon, Geographika, XII. kitap (Pontus ve Amaseia bölümleri).

Kitaplar

  • Appianos, Mithridates Savaşları; Cassius Dio, Roma Tarihi, XXXVII. kitap; Yaşlı Plinius, Natural History (VII, XXIII, XXV, XXIX); Aulus Cornelius Celsus, De Medicina.
  • Adrienne Mayor, The Poison King: The Life and Legend of Mithradates, Rome's Deadliest Enemy, Princeton University Press, 2009.

Diğer kaynaklar

  • Brian McGing, The Foreign Policy of Mithridates VI Eupator, King of Pontus, Brill, 1986.
  • Marc Hyden, "Mithridates' Poison Elixir: Fact or Fiction?", World History Encyclopedia, 2016. worldhistory.org
  • Wikipedia: Mithridates VI Eupator, Mithridate, Mithridatism, Kingdom of Pontus, Pharnaces II of Pontus, Amasya. en.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar