Strabon, Augustus çağının Yunanca yazan en geniş görüşlü coğrafyacılarından biridir ve on yedi ciltlik Geographika ile Akdeniz dünyasının neredeyse tamamını tek bir betimlemede toplamıştır. Doğduğu yer ise bugün Amasya adıyla bilinen Amaseia'dır. Bu kentin kayalıkları, kral mezarları ve Yeşilırmak'ın dar boğazı, eserinin Anadolu'ya ayrılan ciltlerinde başka hiçbir antik yazarda bulunmayan bir yakınlıkla anlatılır. "Strabon" adı Latincede "şaşı" anlamına gelir; Romalılar bu sözcüğü gözleri eğri olan herkes için kullanırdı ve Pompeius'un babası da "Pompeius Strabo" diye anılırdı.

Doğum ve Yurt

Strabon, MÖ 64 ya da 63'te, Pontus bölgesinin önemli kentlerinden Amaseia'da doğdu. Doğum yılı kaynaklarda MÖ 64, MÖ 63 ya da "MÖ 64/63" olarak geçer; kesin gün ve ay bilinmez. Burada "MÖ 64 ya da 63" biçimi benimsenmiştir. Pothecary'nin ad üzerine incelemesine göre Strabon, Romalıların üç parçalı adlandırma düzenini benimsemeyip yalnızca tek adla anılan bir Yunanca konuşuru olarak kalmıştır. Yunanca eğitim aldı, Yunanca yazdı.

Doğduğu Amaseia, Yeşilırmak'ın (antik İris) dar bir boğazdan geçtiği, Harşena kayalığının eteğine kurulu bir kentti. Kesin kanıtlar kentin Hellenistik çağda Pontus Kralı I. Mithridates Ktistes tarafından kurulduğunu ve krallığın başkenti yapıldığını gösterir; kent, I. Pharnakes'in Sinope'yi ele geçirdiği MÖ 183 dolaylarına kadar yaklaşık bir asır boyunca metropolis unvanını korudu. Hellenistik çağda basılan sikkelerde kentin adı AMASSIAS biçiminde görülür. Strabon doğduğunda Amaseia artık başkent değildi, ama krallık döneminin izleri her yerdeydi: kayalara oyulmuş mezarlar, akropoldeki saray ve kule kalıntıları, kaya içine açılmış su tünelleri. Kent MÖ 70'te Lucullus tarafından ele geçirilmiş, ardından Pompeius'un düzenlemeleriyle Roma yönetimine girmişti.

Aile: Dorylaos, Moaphernes ve Pontus Kralları

Strabon'un ailesi varlıklı ve siyasetin içindeydi. Bunu en iyi kendi sözlerinden öğreniyoruz, çünkü XII. kitabın Komana bölümünde (12.3.33) aile tarihini ayrıntılarıyla anlatır. Önceden söz ettiği taktisyen Dorylaos'un annesinin dedesi olduğunu yazar. Philetairos'un oğlu ikinci bir Dorylaos da vardı; bu kişi Eupator'dan (VI. Mithridates) en büyük onurları almış, özellikle Komana'daki tapınağın başrahipliğini elde etmişti. Ancak krallığı Romalılara karşı ayaklandırmaya kalkışırken yakalandı ve devrilince aile de kötü şöhret kazandı.

Çok sonra, krallığın dağılmasından hemen önce, "anamın amcası" Moaphernes öne çıktı; fakat Moaphernes ve yakınları krallıkla birlikte yeniden talihsizliğe uğradı. Yalnızca bir kısmı krallığı önceden terk etmişti. Bunlardan biri Strabon'un anne tarafından dedesiydi. Lucullus'la savaşın kralın aleyhine gittiğini görmüş, üstelik kralın kendi kuzeni Tibios'u ve Tibios'un oğlu Theophilos'u yakın zamanda öldürtmüş olmasına da öfkelenmişti. Öç almak için Lucullus'tan teminat alıp on beş kaleyi krala karşı ayaklandırdı. Karşılığında "büyük vaatler" verildi, ama Lucullus'un yerine geçen Pompeius, Lucullus'a hizmet etmiş herkesi düşman saydı; savaşı bitirip dönünce de Senato'nun Lucullus'un bazı Pontuslulara vaat ettiği onurları onaylamasını engelledi. Strabon, Pompeius'un gerekçesini aktarır: bir kişi savaşı başarıyla bitirmişken ödüllerin dağıtımının bir başkasının eline geçmesi haksızlık olurmuş.

Burada modern anlatılar birbirinden ayrılır. Kimi anlatılar kaleleri Romalılara devreden kişiyi baba tarafından dede olarak verir, oysa Strabon'un kendi metninde bu kişi anne tarafından dededir. Çeviriye dayanan bir Türkçe çalışma adını Aeniates, teslim edilen kale sayısını elli olarak yazar. Burada doğrudan Strabon'un metnine bağlı kalınmıştır. Asilliğin annesi tarafından geldiği de yazarın kendi sözleriyle uyumludur.

Bu geçmişin Strabon'un kimliğinde bıraktığı iz belirgindir. Pontus krallarına hizmet eden bir ailenin çocuğu, Geographika boyunca Roma düzenine yakın bir tavır sergiler. Lawrence Kim'in değerlendirmesine göre Strabon eserinde baştan sona Roma yanlısıdır; Roma'nın siyasi ve askeri üstünlüğünü kabul eder, hatta över, ama başka bağlamlarda Yunan üstünlüğünü kurmak için de belirgin bir çaba gösterir. Amaseia'da Pers kültürü Mithridates ve Tigranes yenildikten sonra da sürdü; araştırmacılar ailenin Roma'ya desteğinin yerel toplumdaki konumunu nasıl etkilediğini ve karşılığında Roma vatandaşlığı verilip verilmediğini tartışır. Bu konuda belge yoktur, yalnızca tahmin vardır. Aile, Strabon'un gençlik yıllarında Roma yönetimi altında varlıklıydı ve genç adam seçkin bir eğitim alabildi.

Çocukluk ve Eğitim

İlk derslerini Karya'daki Nysa'da (bugün Sultanhisar, Aydın yakınları) aldı. Hocası Aristodemos, retorik ve gramer okutan bir bilgindi ve ünlü Stoacı filozof Poseidonios'un torunu sayılır; Nysa ve Rodos'ta iki ayrı okulun başında olduğu aktarılır. Nysa'daki okul, Homeros şiirinin yorumuna gösterdiği ilgiyle bilinirdi ve Strabon'un Homeros hayranlığının bu çevrede doğmuş olması muhtemeldir. Aristodemos, Roma'nın Pontus'a el koyan komutanının oğullarına da ders vermişti. Bu, o çağda Yunan aydınlarının Roma seçkinlerine hocalık etmesinin ne kadar yaygın olduğunu da gösterir.

Yaklaşık yirmi bir yaşında, MÖ 44'te Roma'ya gitti ve en az MÖ 31'e kadar orada kalıp okudu ve yazdı. Peripatetik (Aristotelesçi) felsefede, Augustus'un sarayında saygın bir öğretmen olan Ksenarkhos'tan ders aldı. Gramer eğitimini ise Amisoslu (Samsun) Tyrannion'dan gördü. Tyrannion Cicero'nun dostuydu ve yeğeninin hocasıydı; Peripatetik olmakla birlikte coğrafyada da saygın bir otorite sayılırdı ve Strabon'un sonradan bu alana yönelmesinde onun payı olduğu düşünülür.

Son önemli etki, MÖ 44'ten beri Roma'da yaşayan ve Roma seçkinleriyle bağ kuran Stoacı filozof Athenodoros Kananites'ti. Athenodoros, Augustus'un da öğretmeniydi. Strabon, Aristotelesçi hocalarına rağmen giderek Stoa'ya yöneldi ve kaynaklar bunda Athenodoros'un belirleyici olduğunu söyler. Athenodoros ona felsefesini, bilgisini ve bağlantılarını aktardığı gibi, imparatorluğun Strabon'un tanımadığı bölgeleri hakkında kendi tecrübesini de verdi. Böylece Strabon, Yunan aristokratlarına özgü retorik, gramer ve felsefe eğitimini tamamlamış oldu. Hocaların çoğu Anadolu'daydı ya da Anadolu kökenliydi; Strabon Roma'da bile Anadolu'nun entelektüel ağı içinde yetişti.

Okuma listesinde Homeros'un yanı sıra Eratosthenes, Hipparkhos, Poseidonios, Polybios ve Ephoros gibi coğrafya ve tarih yazarları vardı. Hekataios ve Aristoteles'ten de etkilenmiştir. Homeros'a Herodotos'tan çok daha fazla değer verdi ve Homeros'un anlattığı yerleri gerçek yerler olarak değerlendirmeye çalıştı.

Yolculuklar

Strabon kendi gezilerini şöyle özetler (H. L. Jones çevirisi): "Batıya doğru Sardinya'nın karşısındaki Etrüria bölgesine kadar, güneye doğru Karadeniz'den Etiyopya sınırlarına kadar yolculuk ettim; ve coğrafya yazanlardan hiçbiri bu sınırlar arasında benden fazla yer görmemiştir." Cümle bir övünç olduğu kadar bir sınır çizgisidir. Strabon Roma İmparatorluğu'nun tamamını gezdiğini söylemez; İspanya'ya, Galya'ya, Britanya'ya ve Hindistan'a gitmemiştir ve bu bölgeleri başkalarının yazdıklarından anlatır. Gezi ve bilimsel araştırma amaçlı yolculuk o çağda yaygındı ve Augustus döneminin görece barışıyla kolaylaşmıştı.

Mısır'a ve Kush bölgesine gitti, Anadolu'yu gezdi; MÖ 29'da Augustus'un o sırada bulunduğu Korinthos'a giderken Ege'deki Gyaros adasına uğradı; yaklaşık MÖ 25'te Nil'de Philai'ye kadar yelken açtı. Bu yolculuğa Mısır valisi Aelius Gallus eşlik etti ve Gallus o sırada Arabistan'a bir askeri sefer düzenliyordu. Kimi anlatılar aynı yolculukları biraz farklı tarihlerle verir (MÖ 29'da Yunanistan, MÖ 28'de Mısır) ve İskenderiye'de beş yıldan uzun kalmış olabileceğini ekler; tarihler konusunda küçük farklar vardır. Kesin olan, Strabon'un İskenderiye'yi ve Mısır'ı gördüğü ve oranın ünlü kütüphanesinde selefleri okuyup not aldığıdır. Geographika'nın son kitabında İskenderiye'yi gelişmiş bir yerel ekonomiye sahip canlı bir liman kenti olarak anlatır ve atlıların, arabaların geçebileceği genişlikteki caddelerini över. Philai'den sonra MS 17'ye kadar yolculuklarına dair belge yok denecek kadar azdır.

Tarihî Notlar

İlk büyük eseri Tarihî Notlar (Historika Hypomnemata) idi. Roma'da, yaklaşık MÖ 20 civarında yazıldı. Polybios'un tarihinin devamı niteliğindeydi ve Roma'nın Yunanistan'ı fethinden (MÖ 146, Korinthos ve Kartaca'nın yıkılışı) başlayıp Aktium Savaşı'na ya da Sezar'ın ölümüne kadar uzanan kırk üç ciltlik bir çalışmaydı. Günümüze yalnızca bir papirüs parçası ve başka yazarlarda geçen alıntılar kalmıştır; Bazı kaynaklar on dokuz parçadan söz eder. Papirüs Milano Üniversitesi'nde saklanır. Strabon bu eseri kendi Coğrafya'sında anar; Plutarkhos ve Iosephus'un da kitaptan söz ettiği aktarılır.

Geographika

Başyapıtı, on yedi kitaplık Geographika'dır (Coğrafya) ve büyük ölçüde günümüze ulaşmıştır. Yazım tarihi kesin değildir. Bazı çalışmalar ilk taslağı MÖ 7 civarına, bazıları MS 17 ya da 18'e yerleştirir. Metindeki en son tarihlenebilir atıf, Mauretania Kralı II. Iuba'nın MS 23'teki ölümünden "az önce" diye söz etmesidir; bu yüzden son hâlin Tiberius döneminde şekillendiği anlaşılır. Eser büyük olasılıkla uzun yıllar boyunca yazıldı ve düzenli ama her zaman tutarlı olmayan biçimde gözden geçirildi. Strabon kitabı Roma'daki yüksek mevkili dostlarının teşvikiyle yazmış olabilir.

İlk iki cilt coğrafyanın ne olduğunu, yöntemini ve Eratosthenes ile diğer selefleri eleştirisini sunar. Strabon, coğrafyanın bir filozofun işi olduğunu savunur: "Benim araştırmaya niyet ettiğim Coğrafya bilimi, bence, en az diğer bilimler kadar bir filozofun ilgi alanına girer." Homeros'u ilk coğrafyacı sayar. Eratosthenes ve Hipparkhos'un astronomik ve matematiksel çabalarını kabul eder, ama betimleyici yaklaşımın daha yararlı olduğunu düşünür; çünkü eserini sayılardan çok ülkelerin ve bölgelerin karakteriyle ilgilenen devlet adamları ve komutanlar için tasarlamıştır.

Sonraki ciltlerin düzeni şöyledir: III. kitap İberya, IV. kitap Galya, Britanya ve Alpler, V ve VI. kitaplar İtalya ve adaları, VII. kitap kuzey ve orta Avrupa, VIII-X. kitaplar Yunanistan ve adaları, XI-XVI. kitaplar Asya, XVII. kitap Mısır ve Afrika'dır. Batıda Atlas Okyanusu'ndan doğuda Indus Irmağı'na uzanan bu çerçevede her bölgenin tarihi, akarsuları, dağları, geçim kaynakları, halkları ve gelenekleri anlatılır. Anadolu'ya ayrılan XII, XIII ve XIV. kitaplar Türkçeye Adnan Pekman tarafından çevrilmiş ve 1987'de Arkeoloji ve Sanat Yayınları'ndan çıkmıştır; eserin tamamının Türkçe çevirisi yoktur. Geographika, Augustus çağında Yunan ve Roma dünyalarını birlikte anlatan, günümüze ulaşmış tek kaynaktır.

Elbette hataları da vardır. Yermerkezli bir dünya tasavvuru kullanır, Afrika'nın boyutunu eksik tahmin eder, Avrupa'nın bazı kıyılarını çarpık çizer ve hiç gitmediği Hindistan için uçan sürüngenler, kanatlı akrepler gibi efsanevi ayrıntıları da aktarır. Uçan sürüngen tarifi, bugünkü Hint uçan kertenkelesine (Draco dussumieri) uyar. Aynı kitap, Tuna'nın Danouios ve İstros adıyla anılan üst ve alt kısımlarının aynı nehir olduğunu ilk ifade eden metinlerden biridir. Katakekaumene (Kula) bölgesindeki volkanik arazi için de, bütün ülkenin bir defada yıldırımla yanmış olmasından çok, kaynağı artık sönmüş bir yeraltı ateşinin fışkırmasını daha makul bulan gözlemler yapar. Jeolog Charles Lyell, Principles of Geology'de Strabon'un yer kabuğunun yükselip alçalması üzerine görüşünün derinliğini vurgular; Strabon denizin çekilmesini ya da yükselmesini toprağın kimi zaman yükselip kimi zaman alçalmasına bağlar ve depremleri, volkan patlamalarını, deniz altındaki ani kabarmaları kanıt olarak gösterir. Eserin bir başka değeri, Eratosthenes ve Poseidonios gibi kaybolmuş yazarların görüşlerinin onun sayesinde bize ulaşmasıdır.

Amaseia'yı Kendi Sözleriyle

Strabon'un Amasya hakkındaki sözleri, antik Amaseia'nın en değerli yerel tanıklığıdır. XII. kitabın 3. bölümü Pontus'u ve Amaseia çevresini anlatır. Kenti ilk kez ırmaklardan söz ederken anar: İris'in "Amaseia'nın, yani vatanımın, çok güçlü biçimde tahkim edilmiş kentin surlarının dibinden" aktığını yazar ve "vatanım" (patris) der. İris, Amaseia'ya gelmeden önce Dazimonitis ovasından geçer, Gaziura'nın yanından kuzeye döner, Skylaks'ı alır, Amaseia surlarının dibinden aktıktan sonra Phanaroia'da Armenia'dan gelen Lykos'la birleşir ve Themiskyra üzerinden Karadeniz'e ulaşır.

Kentin tarifi 12.3.39'da gelir ve sıkça aktarılan ünlü pasajdır. Thayer'in İngilizce çevirisinden Türkçeleştirilen şekliyle şöyledir: "Benim kentim, içinden İris Irmağı'nın aktığı geniş ve derin bir vadide kurulmuştur. Hem insan öngörüsü hem doğa sayesinde olağanüstü biçimde tasarlanmış bir kenttir; çünkü aynı anda hem bir kentin hem bir kalenin avantajını sunar. Çünkü burası yüksek ve çok sarp bir kaya olup dimdik ırmağa iner; bir yanında ırmak kıyısında, kentin kurulu olduğu yerde bir sur, öbür yanında iki yandan doruklara tırmanan surlar vardır."

Strabon devam eder: Bu doruklar iki tanedir, doğal olarak birbirine bağlıdır ve "görkemle kulelenmiştir". Bu çevrenin içinde hem kralların sarayları hem de kralların anıtları vardır. Doruklar çok dar bir boyunla birleşir; boyun, ırmak kıyısından ve banliyöden her iki yandan çıkıldığında beş altı stadion yüksekliktedir. Boyundan doruklara hâlâ bir stadionluk, çok dik ve her türlü kuvvete karşı üstün bir yokuş vardır. Kayanın içinde su depoları da bulunur: biri ırmağa, diğeri boyuna giden iki tüp biçimli kanal oyulmuştur ve kent bu su kaynağından hiçbir zaman yoksun kalamaz. Bu tünellerin askerî amaçla yapıldığı, kuşatma dönemlerinde kentin su ihtiyacını karşılamada hayati önem taşımış olması gerektiği düşünülür; içi toprakla dolu bir tünelin girişi bugün de görülebilir.

Strabon iki köprüden söz eder: biri kentten banliyöye, diğeri banliyöden dışarıdaki araziye. Vadi ırmaktan başlayarak önce dar, sonra genişleyerek Khiliokomon (Suluova) ovasını oluşturur; ardından Diakopene ve Pimolisene bölgeleri gelir ve hepsi verimlidir, Halys'a (Kızılırmak) kadar uzanır. Bunlar Amaseialıların kuzey toprakları olup yaklaşık beş yüz stadion uzunluktadır. Ülkenin geri kalanı bundan çok daha uzundur ve Babanomos ile Ximene'ye kadar gider. Ximene'de kaya tuzu "halai" bulunur ve Strabon'un aktardığına göre Halys Irmağı'nın adı bu sözcükten gelmiş sayılır. Kuzey-güney yönünde ülke Zelitis'ten Büyük Kappadokia'da Trokmilere kadar uzanır. Khiliokomon ovası yaklaşık 50 km uzunlukta ve 10-15 km genişlikteydi; Diakopone (Gümüşhacıköy) çevresindeki dağlarda zengin gümüş yatakları vardı.

Başka bir yerde, Phazemonitis'in sınırlarını sayarken "kalan tarafı benim ülkem, Amaseialılarınki; ki bu, hepsinin en büyüğü ve en iyisidir" der. Amaseia topraklarında Mithridates Savaşı yüzünden yıkılmış birkaç kale ve terk edilmiş geniş araziler olduğunu da yazar; yine de ülkenin ağaçla dolu olduğunu, bir bölümünün atlara ve diğer hayvanlara otlak sağladığını ve bütününün yerleşmeye çok uygun bulunduğunu ekler.

Amaseia'nın tarihî statüsünü tek cümleyle özetler: "Amaseia da krallara verilmişti, ama şimdi bir eyalettir." Araştırmacılara göre bu cümle, Antonius'un MÖ 38'de Neapolis ve Neokaisareia gibi kentlerle birlikte Amaseia'yı yerel krallara bırakmasına ve sonradan yeniden Roma yönetimine geçilmesine işaret eder. Antonius'un Pontus'u Dareios'a, Kastor'a ve MÖ 37'de Polemon'a paylaştırdığı bu dönemde Amaseia, Pontus Polemoniacus denen bölgenin kentlerinden biriydi. Amaseia MÖ 3/2 dolaylarında Roma'nın Galatya eyaletine bağlandı (Ramsay bu tarihi MÖ 7 olarak verir) ve Pontus Galaticus'un metropolisi olarak eyalet koinonuna başkanlık etti. Sikkelerdeki "Pontus'un birincisi" ve "neokoros" unvanları bununla ilişkilendirilir, ancak Neokaisareia (Niksar) da benzer unvanları kullanmıştır. Vespasianus döneminde Pontus ve Kappadokia tek eyalet yapılınca Pontus Galaticus ile Pontus Polemoniacus bu yeni eyaletin parçası oldu. Amaseia, Tiberius'tan Severus Alexander'a kadar uzanan imparatorlar adına sikke basmayı sürdürdü.

Bir ayrıntı daha dikkat çekicidir. Mısır'da piramitlerin önünde gördüğü mercimek biçimli taş parçalarını anlatırken, bunların işçilerin yemeğinin taşlaşmış kalıntıları olduğu rivayetini olası bulmaz ve şöyle der: "Çünkü bizim memleketimizde (Amaseia) bir ovada uzun bir tepe vardır; üzerinde gözenekli taştan mercimeğe benzeyen çakıllar boldur." Nil kıyısında bile Amasya ovasını düşünmesi, vatanıyla bağının gündelik gözlem düzeyinde sürdüğünü gösterir. Pasaj, Celâl Şengör'ün aktarımıyla fosil oluşumu üzerine bir örnek olarak anılır; Strabon burada nummulit denen fosillerden söz eder.

Amaseia'nın Çevresi ve Pontus

Strabon'un XII. kitabı Amaseia ile birlikte çevresindeki Pontus coğrafyasını da anlatır. Pontus'un kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Kappadokia ve Küçük Ermenistan, batısında Paphlagonia, doğusunda Kolkhis uzanıyordu. Başlıca nehirler Halys, İris ve Thermodon'du. İris'in iki büyük kolu vardı: Lykos (Kelkit) Eupatoria ve Kabeira ovalarından, Skylaks (Çekerek) ise Tersakan kolu aracılığıyla Khiliokomon, Phazemon ve Laodikeia ovalarından geçiyordu. Strabon, İris'in sulak ovalarını anlatırken orada kıtlığın hiç görülmediğini, suyun bolluğunun kuraklığı dengelediğini, dağlarda üzüm, armut, elma ve ceviz gibi meyvelerin kendiliğinden yetiştiğini ve ormana giden herkesin yılın her döneminde bol yiyecek bulduğunu yazar.

Amaseia'nın bulunduğu ova antikçağda Gazakene diye anılırdı; Yaşlı Plinius da kenti "İris'in aktığı Gazakene bölgesinde" olarak anar. Amaseia, Pontus krallarının kurduğu kale kentlerin tipik bir örneğidir. Kentin territoriumu Lykos, Skylaks ve İris ırmaklarıyla çevriliydi; ılıman iklimli, verimli ovaları olan ve tahıl tarımına elverişli bir bölgeyi kapsıyordu. Kent, 272 metre yüksekliğindeki Harşena Dağı'nın eteğinde, doğu-batı yönünde uzanan dar bir boğazda, ticaret yollarının geçiş rotası üzerinde kurulmuştu.

Amaseia çevresindeki yerleşimlerden Phazemonitis'te (Vezirköprü ve Merzifon dolayları) Strabon'un anlattığına göre sağlığa çok yararlı sıcak su kaynakları vardı; Havza'da bulunan bir yazıt da kaplıcaları doğrular. Bölgede Stephane adlı, denizi andıran büyük bir göl (bugünkü Ladik Gölü) balığıyla ve çevresindeki otlaklarla ünlüydü. Gölün kıyısında artık terk edilmiş İkizari Kalesi ve yıkık bir Pontus kral sarayı bulunuyordu. Sagylium adlı yüksek ve sarp kayaya kurulu kalenin içinde de krallara birçok bakımdan yararlı olan bir su deposu vardı. Strabon'un anlattığına göre Kral Pharnakes'in oğullarından Arsakes izinsiz bir ihtilal girişiminde bulunurken burada yakalanıp öldürüldü; kaleyi Polemon ile Lykomedes aldı, ama Arsakes asıl açlıktan teslim oldu, çünkü Pompeius'un emriyle su deposunun kuyuları iri kayalarla tıkanmıştı. Pompeius, eşkıyaların kaçıp sığınmasına imkân bırakmamak için garnizon kalelerinin yıkılmasını emretmişti.

Kabeira'da VI. Mithridates'in sarayı, su değirmenleri, hayvan bahçeleri, avlakları ve madenleri yer alıyordu. Eupatoria ise VI. Mithridates'in kendi adına kurduğu yerleşimdi; Strabon'a göre Pompeius onu yarım kalmış hâlde bulup toprak ve yerleşimci ekleyerek genişletmiş ve Magnopolis adını vermişti. Kent halkı Mithridates Savaşları sırasında Romalılara karşı savaşmayıp teslim oldukları gerekçesiyle kral tarafından cezalandırılmış ve kent harabeye çevrilmişti. Zela (Zile) ise Amaseia'nın güneyinde, Semiramis tepesi üzerinde kurulmuş bir tapınak kentiydi ve Amisos limanını Amaseia'ya bağlayan yol üzerindeydi. Zela, Komana ile birlikte Amaseia çevresindeki üç dinsel merkezden biriydi ve bu merkezler Roma'nın dinsel hoşgörü politikası sayesinde uzun süre ayrıcalıklı konumlarını korudu.

Pompeius'un Lex Pompeia düzenlemesiyle (MÖ 64/63) Pontus'ta kurulan on bir politeia'nın yedisi Amaseia çevresindeydi (Neapolis, Zela, Diospolis, Nikopolis, Amaseia, Megalopolis ve Eupatoria-Magnopolis) ve Fletcher'e göre bu yerleşimler içinde gerçek anlamda "polis" olan yalnızca Amaseia'ydı. Zela, Amisos ve Amaseia Pompeius'tan sonra da eski adlarını korudu. Amaseia'nın kuruluş listesinde yer alıp almadığı konusunda araştırmacılar ayrışır: en çok kabul gören listede Amaseia yoktur, bazı araştırmacılar ise Herakleia ve Tieum yerine Amaseia ile Nikopolis'i ya da Amaseia ile Abonuteikhos'u koyar. Pompeius ayrıca kentleri birbirine bağlayan geniş bir yol ağı kurdurmuş ve Pontus Krallığı'nın kalelerini yıktırmıştı. Bu siyasetin asıl amacı, Pontus'un dağlık coğrafyasının beslediği feodal düzeni ortadan kaldırıp Roma'nın bölgedeki egemenliğini sağlamlaştırmaktı. Strabon'un doğduğu çağdaki Amasya'nın siyasi ortamı böyledir: kral devri bitmiş, Roma düzeni yeni kurulmuş ve eski kral başkenti dönüşüm geçiriyordu.

Kral Mezarları, Zeus Stratios ve Strabon'un Gördükleri

Strabon'un "kralların sarayları ve anıtları" derken kastettiği yapıların izleri bugün de görülür. Amaseia'nın başkent olduğu dönemde ölen Pontus kralları (I. Mithridates, Ariobarzanes, II. Mithridates, III. Mithridates ve I. Pharnakes) akropolisin eteğindeki kayalara oyulmuş anıtsal mezarlara gömüldü; mezarların en büyüğü yaklaşık 15 metre yüksekliğinde, 8 metre genişliğinde ve 6 metre derinliğindedir. Akropolde krallığın ikametgâhı olan saray bulunuyordu; kaya içine açılmış sarnıçlar ve İris'e inen tüneller Strabon'un anlattığı düzenin arkeolojik karşılığıdır.

Amaseia'nın koruyucu tanrısı Zeus Stratios'tu (orduların Zeus'u). Bu kült Pontus kralları tarafından resmî kraliyet kültü olarak benimsenmişti ve kökeni Pers Ahameniş hanedanının koruyucu tanrısı Ahura Mazda'ya kadar uzanır; savaşçı Pontus kralları onu ordunun ve zaferlerin teminatı sayardı. Kutsal alan, kentin yaklaşık on kilometre doğusunda, Phanaroia'ya (Taşova) giden yol üzerindeki Ebemi'nin (Yassıçal) yaklaşık 3 km güneybatısında bulunuyordu; Franz Cumont 20. yüzyılın başında burada çevre duvarından kalıntılar, seramik parçaları ve Zeus Stratios'u anan üç yazıt buldu. VI. Mithridates'in Amaseia'da daimi bir garnizon tuttuğu, kutsal alanı sık sık ziyaret ettiği ve tanrı adına bir sunak yaptırdığı kaydedilir. Krallar adına kurban kesildiği, kent sınırlarındaki köylerin temsilcilerinin yılın belli dönemlerinde burada şenlik yaptığı düşünülür. Kült Roma döneminde de saygı görmeye devam etti; imparatorluk sikkelerinde şenlik ateşi, kanatları açık kartal, ağaç ve quadriga gibi tasvirler görülür.

Bu ayrıntıların hepsini Strabon'un kendisi anlatmaz. Kendisinin yazdığı şey, kentin topografyası, suyu, köprüleri ve verimli toprağıdır. Zeus Stratios'un yeri ve mezarların boyutları modern arkeoloji ve epigrafi çalışmalarına dayanır.

Son Yıllar ve Ölüm

Strabon'un hayatının sonu belirsizdir. Eserindeki en geç tarih MS 23'tür; "yakın zamanda" ifadesi bir yıl içinde yazıldıysa, Strabon o yıl ya da ertesi yıl (MS 24) yazmayı bırakmış ve o sıralarda ölmüş sayılır. Ölümü bu yüzden genellikle MS 24 (bazı çalışmalarda 23 ya da 25) olarak verilir. Kimi anlatılarda yaşam aralığı MÖ 63 ile MS 21 ya da 23 arasında verilir.

Ölüm yeri konusunda kaynaklar ayrılır. Çok sayıdaki Türkçe anlatım "Amasya'da doğdu, Amasya'da öldü" der ve uzun gezilerinin ardından memleketine döndüğünü yazar. Yabancı kaynaklar ise ölüm yerini yalnızca "Roma İmparatorluğu" olarak bırakır, çünkü daha kesin bir yer bilinmemektedir. Bazı çalışmalar ölümün büyük ihtimalle evinde gerçekleştiğini söylerken, diğer ihtimaller olarak Doğu Akdeniz'i ya da Napoli'yi anar. Eserin Roma'da yazılıp yazılmadığı, Strabon'un sonunda Amasya'ya dönüp dönmediği de bu yüzden tartışmalıdır. "Memleketine döndü ve orada öldü" sözü yaygın bir anlatıdır, kesin belge bulunamamıştır.

Mirası

Geographika kendi çağında beklenen ilgiyi görmedi. Yaşlı Plinius ve Ptolemaios onu anmaz; eser Doğu'da Iosephus gibi yazarlar tarafından kullanıldı, Bizans çağında yaygın biçimde okundu ve kopyalandı. Batı Avrupa'da ilk Latince çeviri 1469 dolaylarında Roma'da yayımlandı (kimi çalışmalar 1472 verir); ilk basılı Yunanca baskı 1516'da Venedik'te çıktı; Isaac Casaubon 1587'de ilk eleştirel baskıyı hazırladı. Antik Anadolu'yu, Pontus'u ve Amaseia'yı çalışan her araştırmacı önce Strabon'a bakar.

Amasya'da Strabon'un anısı, Yeşilırmak kıyısındaki Strabon Heykeli ile yaşatılır; fotoğrafları yaygın biçimde dolaşımdadır. Heykelin ne zaman ve kimin eseri olduğuna dair bilgi bu çalışmada doğrulanamamıştır. Kentin okul, sokak ya da kurum adları arasında Strabon'un adını taşıyanlar da olabilir, ama bunlara dair güvenilir bir kaynak bulunamadığı için yazıya alınmamıştır. Strabon bir tür sınır adamıydı: Pers kökenli bir Pontus soyundan geliyordu, Yunanca yazıyordu ve Roma düzenini benimsemişti. Amasya'yı da bu konumdan anlattı; ne tam krallık ne tam eyalet olan, ırmakla kayanın arasındaki bir kent olarak.

Kronoloji

MÖ 183 civarı: I. Pharnakes Sinope'yi ele geçirir; Amaseia'nın başkentlik dönemi sona erer.

MÖ 70: Lucullus Amaseia'yı ele geçirir.

MÖ 64/63: Amaseia'da doğum (kaynaklar ayrılır); Lex Pompeia ile Pontus'un yeniden düzenlenmesi.

MÖ 44 civarı: Roma'ya yerleşme.

MÖ 38: Antonius Amaseia'yı yerel krallara bırakır.

MÖ 31: Hâlâ Roma'da olduğu bilinen son yıl.

MÖ 29: Korinthos yolunda Gyaros adasına uğrama.

MÖ 25 civarı: Aelius Gallus ile Nil yolculuğu, Philai'ye kadar.

MÖ 20 civarı: Tarihî Notlar'ın yazılması.

MÖ 7 civarı: Geographika'nın ilk taslağı için önerilen tarih.

MÖ 3/2 civarı: Amaseia Galatya eyaletine bağlanır ve Pontus Galaticus'un metropolisi olur.

MS 23: Metinde geçen en geç tarih: II. Iuba'nın ölümü.

MS 24: Genellikle verilen ölüm yılı (yeri kesin değil).

1469 dolayı: Geographika'nın ilk Latince çevirisi (Roma).

1516: İlk basılı Yunanca baskı (Venedik).

1587: Casaubon'un ilk eleştirel baskısı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Strabon, Geographika (Coğrafya), XII. kitap, 3. bölüm (15, 30, 33, 37-39. paragraflar), Thayer'in LacusCurtius sayfasındaki İngilizce çeviri, penelope.uchicago.edu. penelope.uchicago.edu
  • "Strabo", Wikipedia (İngilizce), en.wikipedia.org. en.wikipedia.org
  • "Strabon", Vikipedi (Türkçe), tr.wikipedia.org. tr.wikipedia.org
  • "Amasyalı Strabon Kimdir? Coğrafyacıların Atası", Tarih Vakti, tarihvakti.com. tarihvakti.com

Akademik çalışmalar

  • Kamil Doğancı - Recep Altın, "Strabon'a Göre Antikçağda Amaseia ve Çevresi", Karadeniz Araştırmaları, XV/58, Yaz 2018, s. 1-25 (DergiPark).
  • Nazan Karakaş Özür, "Strabo'nun Coğrafyası", İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Dergisi, sayı 30, 2015, s. 79-90 (DergiPark).

Çevrimiçi kaynaklar